Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

76. Bölüm Bir Sorun

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend arabadan inen kişiye baktığında bir şok dalgasına maruz kaldı.

Tofu, arabadan inince birkaç saniyeliğine etrafına baktı, burası üç yıl önce Zend adlı çocuğun geleceğini ve üç yıl önce onu aşağılayan Yua adlı kızı yeneceğini söylediği yerdi. Acaba gerçekten gelecek miydi? Zend ile son konuşmasında, ona geri geleceğini ve Tofu'nun okuduğu okula gireceğini, diğer okulları beraber yeneceklerini söylemişti. Ama şimdi, savaşçı olmaktan vazgeçip, belki de bir çiftçi olmak için birinin yanında çalışmaya başlamıştı. Ama şu an Zend'in çok iyi bir yerde olma ihtimali de vardı. O hırslı bir çocuktu, Tou'nun eğitimini reddetmişti. Tofu, Kralın Sağ Eli rütbesine erişmiş olan Tou'nun Zend'i öğrencisi olarak almak istemesinden dolayı, Zend'in kim olduğunu anlamamıştı. Onun söylediğine göre bir ailesi yoktu, soylu bir görüşe ya da kültüre de sahip değildi. Ama Tou kadar yüksek biri, neden onun gibi bir sokak çocuğunu eğitmek istemişti? Tofu bu soruların cevabını almak için gelmişti bugün, geliş sebeplerinden biri de buydu. Eğer Zend ile bu turnuvada görüşme imkanı olmasa, Kara Yaprak'ın genç dahisinin buraya neden gelmesi gerekirdi? Bu turnuva sadece küçük bir turnuvaydı, kazananın ödülü bile sadece Dört Büyük Krallık Turnuvası'nda savaşabilmekti. Bu küçük turnuva, üç yılda bir yapılıyordu ve Dört Büyük Krallık Turnuvası'ndan bir önceki yıl, önceki üç turnuvada kazanmış olan üç kişiden üçü de tekrar savaşıyor ve içlerinden sadece biri Dört Büyük Krallık Turnuvası'na gidebiliyordu. Bu küçük turnuvaya kayıt olmak için, bir sonraki Dört Büyük Krallık Turnuvası'na göre hesaplandığında yaşının tutması gerekiyordu. Çünkü Dört Büyük Krallık Turnuvası'nda yaş sınırı vardı, ancak on sekiz ile yirmi üç yaş arasındaki büyücü ve savaşçılar ona katılabiliyordu. Tofu'nun Dört Büyük Krallık Turnuvası'ndaki yeri çoktan hazırdı, nesillerdir Kara Yaprak'ın o turnuvada dokunulmaz bir yeri vardı. Turnuvaya beş kişi sokabiliyorlardı, Tofu da bütün yaşıtlarının önünde olduğundan turnuvaya girmesi girmesi işten bile değildi. Bu turnuva sadece küçük bir oyuncak gibiydi. Ama Dört Büyük Krallık Turnuvası, dünyanın her yerinden gelen inanılmaz güçlü insanları ağırlıyordu. Krallıklar, kendi içlerinden giden birinin en azından ilk bine yükselmesini ve onunla övünmeyi isterlerdi. Soylu aileler, ailelerini dünyanın tanıması için, turnuvaya girebilmesini sağladıkları kişinin, ilk on bin kişinin içine girmeleri için dua ederlerdi. Çoğu da başarısız olurdu, çünkü ilk elli bin kişi bile genellikle Dünya Seviyes'inin üstünde olurdu ve turnuvaya bir milyona yakın kişi katılırdı. Kara Yaprak bir önceki Dört Büyük Krallık Turnuvası'nda ancak üç bine girebilmişti, ama en büyük rakipleri Beyaz Taç iki bin beş yüz kişinin içine birini yollayabilmişti. Bu onlar için büyük bir başarı, kendileri için aşağılamaydı. Turnuva bir önceki yıl olmuştu, bir sonraki de dokuz yıl sonra olacaktı. Tofu'nun hayallerini süsleyen, 'ilk bin' sayısı vardı. Ama Tofu bunun ne kadar zor, hatta imkansız olduğunu biliyordu. Bir önceki turnuvaya giden kişi Tofu'nun İmparator Seviyesi'ne geçmiş bir büyüğüydü, ama üç binde tıkanmış kalmıştı. Daha büyük birini yollayamıyorlardı, çünkü yaş sınırı büyük bir engeldi. Kara Yaprak'ın içinde İmparator Seviyesi'ne ulaşmayı başarmış birçok kişi olsa da, hiçbiri yirmi üç yaşının altında değildi ve turnuvaya katılmalarına izin verilmiyordu. Bir önceki turnuvaya katılan kişi, tam yirmi üç yaşındaydı ve yirmi yaşındaki birine yenilmişti. Turnuvanın favori isimleri, genellikle her sene ilk yüze girmeyi başaran seçkinlerin içindeki seçkinlerin bile içindeki seçkin ailelerden geliyordu. Kara Yaprak'ı da onlardan biri yenmişti. Ama turnuvanın birincisine verilen ödül... O ödül her turnuvada değişirdi ve her seferinde tanrıları kıskandırabilecek kadar nitelikli bir ödül verilirdi. Tabii ki Pounz'un içindeki birinin onu hayal etmesi bile saçmaydı.

Tofu başvuruların yapıldığı yere doğru ilerledi. Arkasından da, Kara Yaprak'ın içinden tanıştığı ilk kişi olan Zyathmir gelmekteydi. Yüzü her zamanki gibi soğuk ve korkunçtu. "Tafu Sweng." elinde bir kağıtla oturmuş, diğer eliyle de burnunu karıştıran bir adam umursamazca Tofu'ya baktı. O da küçük çocukların bu turnuvaya kayıt olmasından memnun değildi, bu onu artık sıkmıştı. Ama sıkıntısı ve rahatlığı, karşısındaki kişinin üzerinde bulunan üniformanın armasını görmesiyle toz oldu. Kara Yaprak, zahmet edip de buraya gelmişti, üstelik turnuvaya kayıt yaptıracaktı! 'Bunlar da kim?! Neden geldiler ki, onlar için bir ödül yok! Neyse, sanırım bu yılın da galibi belli oldu.' kayıt yapan kişi içinden konuştu ve hemen Tafu Sweng ismini elindeki kalitesiz kağıda yazdı. "Özür dileyerek soruyorum, kaç yaşındasınız?" adam konuştu, ama bunu sormadan önce ismi çoktan yazmıştı. Zaten Kara Yaprak'tan gelen birinin yaşı tutmadığı halde buraya katılmak gibi bir hata yapmayacağını biliyordu. Tofu kısaca cevap verdi. "On."

Adam yaşını da yazdı vd eğilerek konuştu. "Bizim küçük turnuvamıza katılıp bizi onurlandırdığınız için çok teşekkür ediyoruz efendi Tafu."

"Rica ederim." Tofu üzerindeki siyah cübbenin arkasından uzanmış olan siyah tülü sertçe savurdu ve arkasına döndü, döner dönmez de hemen önünde üç yıldır görmediği birini gördü.

***

"Genç Efendi doğdu!" hizmetçilerden biri heyecanla bağırdı.

"Sonunda, düzgün bir erkek evlat!" Fungyuo Ailesi'nin başına çıkmayı başarmış, güçlü, iri yarı bir adam gözünün önündeki kızıl saçlarını başının arkasına attı ve elindeki kanlı çocuğu havaya kaldırdı. Çocuk ağlıyordu, adam onun ağlamasını duyunca daha da mutlu oldu ve coşkuyla haykırdı. "Hem de bir Hongmar Kaplanı gibi!"

Herkesi büyük bir sevinç duygusu kapladı. Adam yanındaki küçük kıza baktı ve eğildi. "Bak Aena bak, kardeşine bak!"

Babasının elinde hala hafifçe ağlama devam küçük çocuğa merakla baktı kız. En fazla yedi yaşlarında gibi görünüyordu. "O benim kardeşim mi?" babasına sordu.

"Evet çocuğum, o senin kardeşin! Haha, bak gör, ileride birbirinizi çok seveceksiniz!" adam elindeki çocuğu temizlemesi için hizmetçilerden birine verdi ve kızını kucağına alıp zıplattı. "Baba, ben, ben onu çok seveceğim!" Aena da mutlu olmuştu, çünkü şu anda Genç Efendi'nin doğmasıyla birlikte oldukça geniş olan Fungyuo Ailesi'nin, bu haberi öğrenip de mutlu olmayan bir üyesi olamazdı. Aena da onlarla beraber mutlu oldu. O çocuk, yani kardeşi, yani babasının söylediği kadarıyla Zend, doğumuyla birlikte herkesi sevindirmişti. Aena, bir çocuğun daha doğumuyla bile herkesi güldürecek kabiliyete sahip olduğunu bilemezdi. O, Aena'nın küçük kardeşiydi! Aena onu, herkesi sadece doğumuyla bile sevindirdiği için daha çok sevecekti. Kendini güvende hissetti. Bazen babası ona kız olduğu için kızardı, bu da hayli küçük olan Aena'yı çok üzerdi. Bu tüm ailelerde böyleydi, erkek çocuk başa geçeceği için erkek çocuk kız çocuktan daha değerliydi. Aena uzun süre boyunca bu ayrıma maruz kalmıştı. Bundan nefret ediyordu, çünkü kendi seçiminden dolayı yargılanmıyordu. Aena bilseydi, erkek olmak istemez miydi? Bilseydi neden babasını üzüp de kız olarak doğardı ki? Ama kimse ona söylememişti, kendini tanımaya başladığında, doğumuyla babasını üzdüğünü düşündü. Bazen, hiç doğmasam diye düşündüğü bile oluyordu. Ama bir kardeşi olunca, üzerindeki bütün baskıyı kalkmıştı Aena'nın. İçi güven doluydu, ona güveniyordu, o, Zend, sadece doğumuyla bile ona güven vermişti. Aena da bu güvene karşılık ona sevgi verecekti.

"Evet! O senin kardeşin! Hahahaha..." babası mutluluktan bağırıyordu bile, Aena onu bu kadar mutlu görmemişti. Küçük ve saf kalbi, bir çocuğun doğarak babasını bu kadar mutlu edeceğini bilememişti, doğal olarak da bunu, kardeşinin yeteneği olarak görmüştü. "Sen... Sen... Bir ışık, bir yıldız gibisin kardeşim! Sadece gelmen bile, babamın içini aydınlattı!"

"E-Efendim... Genç Efendi ile ilgili bir aksilik var." hizmetçi, Aena'yı kucağına almış olan iri yarı adamın önüne geldi ve ayaklarına kadar eğilerek konuştu.

"Ne? Ne sıkıntısı?!" bir anda şaşıran adam, garip duygular hissetti.

"E-Efendim, bunu kendiniz görmeniz daha iyi." hizmetçi ürkekçe konuştu.

Aena, hizmetçinin söylediklerinden en çok korkan kişi olmuştu. Kardeşinde ne sorun vardı? Ne olmuştu? O hasta mıydı? Yoksa başka şey miydi?

"Ne sorunu?!" hala halsiz ve bitkin olan, Zend'in annesi hafifçe doğrulmaya çalıştı ama başarısız oldu. "Çocuğumda bir sorun mu var?" kadın kana bulanmış elleriyle dağılmış saçlarını düzeltti, ama bu hiç belli olmadı çünkü saçı, zaten kanı ile aynı renkteydi.

"Sakin ol hayatım." adam Aena'yı yere bıraktı ve eşine döndü, ona seslendi, sonra tekrar Aena'ya döndü. "Sen annenin yanında dur kızım, ben gidip kardeşine bir bakayım."

***

1233