Zend sonunda kızları da kafaya almaya başladı ,böyle devam :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
370. Bölüm İleride Benim Olmayacaksın
''Evet, katılacağım tabii.'' Yua kafasını salladı. ''Ustam Tou bunu özellikle istiyor, bu turnuvanın beni her halükarda geliştireceğini söylüyordu. Tabii ben de böyle olacağını biliyorum, o turnuva için yaşın tutuyorsa ve gitme imkanın varsa, gitmiyorsan ahmaksındır. Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na katılmak bir kenara, oraya izleyici olarak gitmek bile pek kolay değil. Çünkü çok fazla başvuru oluyor izleyicilik için, kolay kolay almıyorlar insanları... Sadece asil olman yeterli olmuyor yani, normal insanların girme ihtimali bile yok... Zend, sen de katılacaksın bu turnuvaya düşündüğüme göre, senin gibi bir dahiyi bu turnuvada göremezsek gerçekten de çok yazık olur, insanlar seni ve gücünü görmek için can atıp duruyor. Ün elde etmen için çok büyük bir adım olur bu.'' diyerek devam etti genç kız, daha önceden Zend'e karşı ortaya çıkardığı düşmanlık içeren tavrı neredeyse tamamen yok olmuş gibiydi, Zend'in Pounz'a girmiş olması onun için yeterliydi belki de... Bu gerçekten ilginçti tabii Zend'e göre, genç adam, Yua'nın ona öfkeli olacağını düşünmüştü daha önceden, Vosu'nun ölümünden dolayı.
''Evet, ben de katılacağım.'' Zend kafasını salladı. ''Katılacağımı düşünüyorum yani, bir aksilik olmazsa orada beni de görmeyi başarabilirsin.''
''Oh, güzel.'' Yua gülümsedi bir kere daha, sonra da yavaşça gözlerini kısmış, ciddileşmişti. ''Vosu'yu öldürmek zorunda mıydın?'' dedi, bunu yapanın Zend olduğundan sonuna kadar emindi zaten, herhangi bir şekilde bu fikrinden döndürülmesi mümkün değildi. Aynı zamanda Vosu'nun da Pounz için yararlı birisi, kralın ise iyi bir dostu olduğunu biliyordu. Tou'nun arası da iyiydi onunla, yani Vosu'yu sevmemesi için hiçbir neden yoktu genç kızın... Onun öldürülmesi de, doğal olarak kötü karşılayacağı bir şeydi.
''Evet, zorundaydım.'' dedi Zend, o da ciddiydi şu an. Yuna ile konuştuğu gibi konuşamazdı Yua'yla, o farklı birisiydi; Yuna henüz toz pembe bir dünyada yaşayıp, hiçbir şeyin kötü olmayacağına inanarak büyüse de Yua farklıydı. O gerçek dünyayı deneyimlemişti, Zend bunu onun gözlerinden anlıyordu baktığı zaman. Yani ona verdiği sebepler daha gerçekçi olmalıydı, aynı zamanda da alaylı bir şekilde konuşmamalıydı. Karşısında bir asker vardı çünkü! Sadece bundan bile, saygı duyulması gereken birisiydi o. ''Dustin'in, yaptıklarının karşılığını görmesi gerekiyordu, beni zorlamak yapıp yapabileceği en kötü şeydi zaten, bir de üstüne bunu yaparken Vosu'yu maşa olarak kullanması, arkadaşının hayatının bir anda benim ellerimde son bulmasını sağladı. Yani burada kızman gereken ben değilim, bir suçlu arıyorsan, bu Dustin'in ta kendisidir.''
Yua cevap vermeden önce bir nefes verdi. Bunun böyle olacağını tahmin etmişti aslında, Zend'in tehdit edilecek birisi olmadığını Tou'dan epey bir önce duymuştu zaten, işin sonunda böyle bir şeyin olacağını biliyordu. Ancak neyse ki sadece Vosu öldürülmüştü, Zend'in öfkesi, Vosu'yu öldürmesiyle birlikte geçmişti, eğer Dustin'e de düşman olsaydı, Yua'nın da onunla savaşması gerekebilirdi mecburi olarak. Bu da bir hayli istemediği bir şeydi genç kızın, sonuçta Yua Zend'e hem bir arkadaş olarak değer veriyordu, hem de güçlü biri olarak. Pounz için ek olarak değer vermekteydi genç adama, onunla savaşması gerçekten de hiç hoş olmazdı. ''Ama neyse,'' dedi kafasını iki yana sallamasının ardından. ''sen bana söylediğin gibi yaparak sözünden dönmedin, daha sonra da gidip bir Kraliyet Askeri oldun ve gerçekten de Pounz Krallığı'nın yanında olduğunu, olacağını kanıtladın. Bu seni hem daha çok sevmemi sağladı, hem de saygı duymamı, Zend, güç ve rütbenden dolayı... Ancak sana, bir insan olarak da saygı duyuyorum artık, sözünden dönecek birisi olmadığını kanıtladın ve Kral Dustin'in çok yakın arkadaşlarından birisini öldürecek kadar, krallığa düşman olmaya çok yakın olsan da bunu yapmadın. Bunun hiç kolay bir şey olmadığını biliyorum, sonuçta Vosu'yu sevmeyen birisi, kralı da sevmez; doğal olarak. Sen ise, sevmediğin birisinin emri altına girmeyi ülken için kabul ettin.'' dedi, kafasını bir kere daha sallamıştı. ''Ama hiç önemli değil, kralı sevmeyebilirsin, umrumda değil, iradeni sonuna kadar gösterip krallığa bağlılığını kanıtladın, artık diğerleri önemli değil.'' dedi, Zend'in biraz önceki samimiyet çağrısını bir kere daha bozdu ve bir dizinin üstüne çöktü, bir şövalyenin efendisine yaptığı gibi Zend'i selamlamıştı. ''Bu asker, emrinde Zend. Sana bir Kraliyet Askeri olduğundan dolayı saygı duyuyorum ve emrindeyim, ne olursa olsun; istediğini kelimesi kelimesine yapmaya hazırım, sadece söyle ve ben gerekeni yapayım.'' diyerek devam etti, gülümsemişti yavaşça.
''Bunu aklımda bulunduracağım.'' dedi Zend, Yua'yı utandırıp utandıramayacağını merak etmişti aslında, üstelik bu konunun üzerinde fazla durmak hoşuna gitmiyordu. Bir Kraliyet Askeri olduğunun devamlı olarak yüzüne vurulması hoş değildi, Zend Dustin'in emrine girmeyi kabul etmişti bunu yaparak. Bunu hatırlamak da istemiyordu hiç. Bu yüzden, konuyu başka bir yere doğru ilerletti, ''Yua, merak ettim de bir gece, kendi odama gelmeni gerektirecek görevleri de kelimesi kelimesine uygulamaya hazır mısın?'' dedi, ciddiyetini birazcık bile bozmamıştı, bunun önemli olduğunu biliyordu.
''Ne?'' Yua bir anlığına şaşırmış, kafasını kaldırmış ve ardına kadar açılmış gözleriyle birlikte Zend'in yüzüne bakmıştı, ne olduğunu anlamamış gibi görünüyordu genç kız, Zend'in böyle bir şey söyleyebileceğini düşünmemişti görünüşe göre.
''...''
Bir süre boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti, ancak Zend'in ciddi olduğunu görmüştü, bu, onun şaka yapmadığını düşünmesine neden olmuştu ve Yua, istemsizce kızarmaya başlamıştı hızlıca. Tam anlamıyla utanmıştı, Zend ondan gerçekten böyle bir şey mi isteyecekti gelecekte?
''Oh, yoksa hazır değil misin? Benim gibi, sözlerinin arkasında duran birisi olduğunu düşünüyordum ancak görünüşe göre yanılmışım...''
Zend'in söylediklerinin ardından büyük bir utanç dalgasının daha içinde boğuluyordu az daha, çünkü bu sefer, Zend'in ilk olarak söylediği, onun utanmasını sağlayan kelimeleri değil de kendi söylediklerini düşünmeye başlamıştı, aynı zamanda ağzından çıkan bu kelimelerin boşa gitmesine izin veremezdi, onların arkasında durmak ve saygı duyulacak birisi olmak zorundaydı genç kız. Biraz önce onun kendisinden birileriyle savaşmasını falan isteyeceğini düşünmüştü biraz önceki sözlerinin ağzından çıkmasına izin verirken, aklına böyle bir şeyi getirmemişti... Ancak düşündüğü zaman, söylediklerine gerçekten de böyle bir şeyin de dahil olduğunu anlamıştı, bu onun daha da utanmasına neden olmuştu, çünkü Zend eğer ondan bir gece odasına güzel bir gecelikle birlikte gelmesini isterse kabul etmek zorunda kalırdı, biraz önce söyledikleri yüzünden...
''Ben...'' dedi yavaşça, sessizleşmişti, neyse ki sürücü Yua'yı buraya bıraktıktan sonra yakınlardaki bir büyü dükkanına uğramak için buradan ayrılmıştı, eğer arabanın içinde birisi olsaydı, üstelik bir de bu söylenenleri duyabilseydi Yua aylar boyunca utanç içinde kalır, yüzünü kaldıramazdı kimsenin yanında...
''Evet?'' Zend, Yua'nın konunun değiştirilmesine güzel bir şekilde izin verdiğini görmesiyle birlikte keyiflenmişti şimdi. ''Yoksa benim de mi daha sonra söyleyeceğim şeylerin arkasında durmamamı isteyeceksin?'' dedi. Elbette ondan böyle bir şey isteyecek değildi genç adam, o, asla birisinden böyle bir şey istemezdi, bu açıkça karşısındakini zorlaması olurdu. Zend böyle zorlamalardan nefret ederdi, zaten bundan dolayı gidip de Vosu'yu öldürmüştü... Ek olarak bu tip konuların da, yalnızca hayatın yanında geçirileceğine inanılan bir kişi ile birlikte düşünülebileceği yönündeydi fikri. Şimdi bunu uzatmasının tek bir sebebi vardı, bu da Yua'nın üzerine biraz daha gitmek istiyor olmasıydı. Kraliyet Askeri olma konusunu uzun uzun devam ettiren oydu sonuçta, Zend değildi, bunun için biraz cezasını çekmesi gerekiyordu.
''Ben...'' diyerek kendisini yeniledi genç kız. ''E-Eğer,'' devam ederken sesi iyiden iyiye kısılmıştı, söylediklerinin onu nasıl utandırdığını anlamak pek zor değildi, aslında böyle kızararak konuşması Zend'in onu sevimli bulmasına yol açmıştı aynı zamanda. Yua'nın kendisini bu kadar zorlaması saygı duyulası bir şeydi ona göre, kişinin kendi iradesi ile savaşmasının ne kadar zor bir şey olduğunu biliyordu zaten, Yua'yı sevimli buluyordu bu sebeple de... Yua derin bir nefes daha aldıktan sonra, konuşmaya devam etti. ''eğer resmi bir şekilde bağlanmamız mümkün olursa kabul edebilirim bunu sadece...''
''Oh...'' Zend kaşlarını kaldırdı hafifçe, ''Öyleyse bunu şimdiden yapalım, evlen benimle.'' diyerek devam etti, gülümsemişti iyice. Yua'nın üstüne daha da fazla gitmeye karar vermişti, genç kızın biraz önce söylediklerine şaşırması gerekirdi normalde. Ancak Zend, kendisine oldukça iyi bir şekilde hakim olabilecek birisiydi. Yani yıllardır aşık olduğu bir kızın kendisine evlilik teklif ettiğini görmüş olsa bile heyecanlanmamayı başarabilirdi, Yua'nın onu kabul ettiğini belli ettiği bir cümlesi de ifadesinin değişmesine yol açmamıştı bu yüzden. Zaten Yua'nın ona büyük bir hayranlık duyduğunun farkındaydı, yani eğer yeterince düzgün bir şekilde hareket etmeyi başarırsa, Yua'nın kalbini tam anlamıyla rahat bir şekilde kazanması mümkündü. Hayranlık sevgiye dönüşebilirdi çünkü. Mademki biraz başlamıştı buna, sınıra kadar ilerleyerek Yua'yı iyice utandırmalıydı. Şu anda bunu amaçlamıştı.
''Ne?!'' Yua bu sefer sesini yükseltmiş, ayağa kalkmış ve geriye doğru gitmişti birkaç adım. ''Bu çok ani oldu...'' diyerek devam etti, elini ağzına kapatmış, okyanuslardan renk alıyormuş gibi görünen gözlerinin iyice ortaya çıkmasına yol açmıştı, normal birisini rahat bir şekilde büyüleyebilecek kadar güzeldi o, bunu itiraf etmesi gerekirdi Zend'in. Üzerinde, iğne ucu kadar bile farklılık bir renk olmayan bir beyaz ten vardı, üstelik bu şekilde utandığı zaman bu tenin üzerinde ortaya çıkan kırmızı renk, kızıl saçlarıyla birleşiyordu ve ortaya oldukça güzel bir görünüm çıkıyordu. Zaten vücudu oldukça çekiciydi, aşırıya kaçmayan bir kas yapısı vardı vücudunda, bu onun güzelliğini oluşturan etkenlerden birisiydi, Zend, Yua'nın normale göre çok daha güzel bir kız olduğunu şu an daha da iyi bir şekilde anlamıştı. Daha önceki zamanlarda genellikle onun güzellik ve çekiciliğine değil de, güç ve zekasına bakmıştı, zaten onu bir kız olarak değil, bir savaşçı olarak görmekteydi şimdiye kadar. Kafasında dolanan çok fazla soru vardı çünkü, ödülü nasıl kaldıracağını merak ediyordu, bir şeyler yapmaya çalışıyordu sürekli. Bu yüzden, Yua'nın güzelliğine ayırabileceği zamanı yoktu. Şimdi ise, yükün üzerinden kalkmış olmasının sağladığı hafiflikle birlikte, başka şeylere de yaymaya başlamıştı ilgisini. ''Ben... Ne diyeceğimi bilemiyorum, kendi kafama göre hareket edemem, önce aileme danışmam gerek... Aramızda resmi bir bağın olması gerektiğini, bu şekilde o isteğini de yerine getirebileceğimi söyledim,'' dedi genç kız, bir kere yutkunmuş ve utancını gizlemeye çalışarak, ki başarısız oluyordu, konuşmaya devam ediyordu, Zend'in gözlerindeydi gözleri de. ''ama şimdi düşününce ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, kendi kafama göre karar veremem...''
''Artık büyüdün, Yua.'' Zend Yua'ya doğru yaklaştı, ''Böyle sorulara kendi başına cevap verebilmen gerekiyor, seni istiyorum. Bunu kabul etmeyecek misin?''
''Ben...'' Yua Zend'in kendisine fazlasıyla yaklaştığını gördüğü zaman çekinmişti biraz, kafasını çaresizce yana doğru çevirmiş ve alçak, hızlı nefesler almaya başlamıştı. ''Eğer teklifin sadece şimdi geçerliyse, o zaman kab--'' demişti ki, Zend hızlıca araya girdi.
''Heh, sadece şaka yapıyordum. Son derece güzel olduğunu kabul etmek gerek, yüzüne bakmak bile insanı rahatlatıyor, bedeninin diğer kısımlarından bahsetmiyorum bile... Ancak şimdilik bu tür şeyleri düşünmeye gerek duymuyorum, yapmam gereken daha önemli şeyler var. Bunları bırakıp da, evlilik gibi şeylere vakit ayıramam ben... Yalnızca biraz eğlendim, hehehehe...'' dedi, Yua'nın, bir kere daha şaşkın bir şekilde kaşlarını kaldırmasına neden olmuştu söyledikleriyle birlikte, ancak bu, büyük bir öfkeye dönüşecek olan bir şaşkınlıktı aslında...
''Sen...'' demiş ve Zend'e doğru yaklaşmıştı, ellerini de sıkmıştı bir yandan, kaşlarını indirmiş ve gözlerini kısmıştı oldukça. ''Bunu nasıl---'' diyerek devam ediyordu tam, Zend araya girmiş ve bir anda onun önüne ilerleyip, kızı belinden yakalamış ve kendisine doğru çekmişti hızlı bir şekilde.
''Şimdilik, dedim.'' dedi ve nefeslerinin çarpışabileceği bir yakınlıkta, genç kızın gözlerine doğru bakmaya devam etti. ''Bu, demek olmuyor ki,'' diyen Zend, Yua'nınki ile kendi burnunun arasında yaklaşık bir tırnaklık mesafe kalana kadar kafasını ilerletmeye devam etti, sesini kısmış ve gülümsemişti, Yua'nın zarif vücudunun ellerinin arasında olması epey hoşuna gitmişti aslında. Ayrıca, genç kızın Zend'in ani hamlesi ile bir kere daha şaşırmış olması oldukça tatmin ediciydi... ''ileride benim olmayacaksın...'' dedi, gerçekten de olabilirdi bu, aslında... Düşünülmesi gereken bir şeydi.
***
1788
Magnec