Sen gizlenmeye çalışma Allah aşkına en son kafes dövüşüne gittiğinde de tofu tanıdı hemen şimdi de böyle oldu işte ??
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
341. Bölüm Balo
Zend, Gri Engerek'in onun için seçip getirdiği kıyafeti hiç yadırgamadan giymesinin ardından, hızlıca balonun gelişini beklemeye başlamıştı ve saatler hızla geçtikten sonra, bahsedilen saatte davetiyede yazan yere doğru ilerlemişlerdi. Elbette bundan önce bir suyun altına da girmişti genç adam, eğitimden çıktığı gibi gelmemişti buraya, temizdi ve son derece güzel kokuyordu, bizzat bunlardan emin olmuştu.
Saray gibi bir yere gelmişlerdi, daha doğrusu zaten geldikleri yer saraydı. Kral Dustin, bahsettiği balonun Kraliyet Sarayı'nda olmasa da iyi bir sarayda yapılmasını uygun görmüştü anlaşılan, burası, ses çıkarmak için ideal bir yerdi. Çünkü etraf ıssızdı, burası Kaimei Şehri'nin içerisinde olsa da medeniyetten uzak bir yerdi, şehrin merkezleri buraya epey bir uzak kalıyordu. Zend gelirken burayı Gri Engerek'e sormuştu, aldığı cevap da, burasının aslında geçmişte bir ailenin evi olduğu doğrultusundaydı. Burası bir ailenin ana malikanesiydi ancak yaşlı adamın anlattığına göre çeşitli şanssızlıklar doğmuştu bu aile için, fazla ayakta kalamayacaklarını fark etmiş ve mal varlıklarını krallığa satmışlardı, biraz daha uzun süre yaşayabilmek için. Tabii bu da onlara çok yardım etmemişti, ancak asıl konu bu değildi... Bu saray üç asır kadar önce yapılmıştı ve güzel bir bina olduğu söylenebilirdi, aynı katın içerisindeki duvarlar yıkılmıştı, en azından ilk katınkiler yıkılmıştı, diğerlerinden emin değildi Zend. İlk katın oldukça geniş olduğunu biliyordu ama, çok fazla sayıdaki insanı kaldırabilecek şekilde düzenlenmişti yani, krallık tarafından. O dönemin kralı, ileride bu tip durumların yaşanabileceğini düşünmüş olmalıydı.
Henüz içeri girmemişken, derin bir nefes aldı Zend. Grup halinde bekliyorlardı şu anda sarayın dışında, içeriden, gecenin karanlığının içerisinden pencerelerin aracılığıyla dışarıya doğru süzülen ışık hüzmelerinin eşliğinde hafif bir müziğin yükseldiği duyulabiliyordu. Ranfan, Maızk, Tarini ve Zend, aynı yerde bulunuyorlardı. Yanlarına başka birisi yanaşmamıştı ve Zend, şu anda hafif bir baskının altındaydı aslında. Çünkü böyle bir yere daha önce geldiğini söyleyemezdi, soyluların katıldığı bu tip bir düzenlemeye, daha önce hiç gelmemişti. Zaten bir baloya daha önce katıldığı da düşünülemezdi, Zend bir baloya kabul edilebileceği yaşa Chibui'de girmişti zaten, Chibui'den gelmesinin üzerinden de henüz birkaç günün geçmiş olmasına, ek olarak bu günlerin de tamamen aksiyon dolu olup, Zend'in bir türlü rahatlamasına izin verilmeyen günlerden olduğuna bakıldığı zaman, bir baloya hiç katılmamış olması doğal karşılanabiliyordu. ''Bu benim ilk balom olacak, umarım kendimi rezil edecek bir şey falan söylemem.'' dedi, yavaşça öksürmüştü. Şu anda kimliğini gizlemiyordu doğal olarak, yanında Pounz Krallığı'nın en güçlü iki kişisi vardı sonuçta, kim gelip de ona saldırmaya cüret edebilirdi ki?
''Elbette söylemezsin, rahatla.'' dedi Gri Engerek, bir elini güven vermek istermişçesine Zend'in omzuna koymuştu, ''Senin bunun üstesinden rahatça gelebilecek kapasitede olduğunu biliyorum, bir balo seni ne kadar zorlayabilir ki? İlgi demek baskı da demektir, haklısın. İlgi altında olmak, baskı altında olmak ile eşdeğerdir. Ancak diğer insanları umursamana gerek yok, bunun sıradan bir şey olduğunu düşünürsen zaten sorun kalmayacaktır. Kendini kasarsan bir süre boyunca konuşman imkansızlaşır, rahatlamana bak sadece... O kadar şeyi yaptın, bunu mu yapamayacaksın?'' diyerek devam etti, sesinin kalınlığının altında bir sevecenlik vardı, Zend'i sevdiği söylenebilirdi o adamın, herkes bunun farkındaydı. Zend için de bir nevi dede gibiydi o, Ranfan için olduğuna benzer olarak...
''Heh...'' Zend bir nefes verdi ve gözlerini birkaç saniyeliğine kapatarak, etrafındaki enerji akışını hissetti, bu sakinleşmesine yardımcı oluyordu. ''Kesinlikle, şerefsiz Dustin'in beni gıcık etmek için davetiyeye ismimi eklemiş olması hiç sinirimi bozmuyor, tamamen iyiyim.'' dedi, Dustin'in davetiyelere düştüğü not, Zend'i gerçekten de öfkelendirmişti. Çünkü muhtemelen Zend'i merak eden birçok insan vardı ve onu bulamıyorlardı, Dustin de Zend'i altın tepside onlara sunmuştu. Meraklarını gidermeleri için onlara bir yol açmıştı yani... Elbette bunu yaparken Zend'e sormamıştı ve bu da, Zend'in oldukça dolmasına yol açmıştı, Dustin'e karşı. Bir gün bu dolan şeyler kötü sonuç doğurabilirdi belki de, eğer öyle bir şey olursa o gün, Dustin'in yerinde olmayı kimse istemezdi.
''Hahaha,'' dedi Tarini, bir kahkaha patlatmıştı, çok yüksek sesli olmayacak bir şekilde. ''çok takılma Zend, hadi yürü içeri, halledebilirsin sen.'' diyerek devam etti ve elini Zend'in omzuna atarak, onu yavaşça ittirmeye başladı. Zaten hemen kapının yanında bekliyorlardı, içeri girmeleri on saniyelerini bile almamıştı.
İttirilerek içeri sokulan genç adam, içeri girmesiyle birlikte bu baskıyı yok edeceğine dair kendisine bir söz vermişti, bu sözleri hatırlayarak yapacağı şeyi daha iyi bir şekilde yapmayı başarabilecekti böylece, ilerideki zamanlarda. İyi bir yöntemdi bu, ancak Zend'in şu anda bunu düşünmemesi gerekiyordu. Gözlerini son bir defa kapattı ve rahat bir şekilde tekrardan açtı.
İçeride canlı müzik vardı, çok sesli değildi ve insanın kulağını tırmalamıyordu, yumuşak bir tondaydı müzik aletleri. Rahatsız etmiyorlardı. yukarıdaki lambalara ışık vermeleri için büyü yapılmıştı ve bu yüzden her yer parıldıyordu, dışarıdaki karanlıktan farklıydı bu, kişiyi göz önünde tutuyordu sanki... İşte bu rahatsız ediyordu Zend'i, böylesine ışıklı ortamlardan hoşlandığını söyleyemezdi. Üstüne bir yorgan gibi çektiği karanlık yoktu çünkü burada, gecenin siyah örtüsünü bulamıyordu. Ancak bunu da umursamaması gerekiyordu, bu yüzden ortamın güzelliklerine odaklanmaya zorlamıştı kendisini. ''Epey güzel bir yer,'' diye mırıldandı, içeride pek çok garson vardı, masalarda oturan kişilere yiyecek ve içecek götürüyorlardı. Aynı zamanda birlikte ve yalnız yürüyen bir sürü insan vardı ortalıkta, dolaşıyormuş gibi görünüyorlardı. Sürekli hareket halinde olan garsonların elinden bir şeyler almak için onları durduruyor, sonra gitmelerine tekrar izin veriyorlardı. İçeri girer girmez, burada asil bir hava olduğunu fark etmişti Zend, sonuçta buradakilerin tamamı soyluydu.
''Oh, bir baloya girmeyeli uzun zaman oluyor.'' dedi Maızk, içeride gözlerini gezdirmişti. ''Üstelik burası fazlasıyla kalabalık da, insanlar toplanmış buraya, normal bir balonun bu kadar kalabalık olduğunu göremezsiniz. Hatta bir balonun bu kadar kalabalık olduğunu da görmeniz çok zordur, bu kadar fazla olan insan sayısı oldukça nadirdir.'' demişti, onunla birlikte Era da içeride gözlerini gezdiriyordu, Zend'in omzundaki yerindeydi hala. Nerede oldukları bir şeyi değiştirmek için yeterli değildi... ''Neyse, bakayım arkadaşlar neler yapıyor...'' diyerek devam etti yaşlı adam, gruptan bir anda ayrılmış ve bir yerlere doğru ilerlemişti, Zend gözden kaybetmişti Gri Engerek'i, o diğer insanların arasına girdiği zaman... İnsanlar Gri Engerek'e şaşkın bir şekilde bakmıştı, ancak çok da bir şey yapmamışlardı. Görünüşe göre herkes asil olduğu için, aradaki seviye farkı çok fazla değildi. Yani bir birey karşısında Pounz Krallığı'nın en güçlü ikinci, en tehlikeli birinci kişisini gördüğü zaman bunu çok da kafasına takmayabiliyordu, umursamamazlık vardı.
''Ben de bakacağım birilerine,'' dedi Tarini, Zend onları anlayabiliyordu. Sonuçta Gri Engerek son günlerini Zend ile birlikte geçirmişti ne olur ne olmaz diye, o eğitim yaparken Zend'i koruyacak birisine ihtiyaç vardı, Beyaz Taç bile bunun için yeterli olmayabilirdi. Daha doğrusu yeterli olurdu da, Zend bunu istemezdi. Tanımadığı kişilerin onu gözlemlemesinden rahatsız olurdu, bu yüzden Gri Engerek'in evinde kalmak istemişti zaten, yoksa Beyaz Taç'ta da kalabilirdi aslında. Ana sebebi buydu... Elbette bu da onun etrafındaki dünyaya göre geride kalmasına yol açmıştı, pek çok tanıdığa sahip olan Gri Engerek'in sık sık birileri ile muhatap olması gerekiyordu. Tarini de aynı onun gibiydi ve bir sürü arkadaşa sahip olmalıydı, yani bu gibi bir baloda gitmesi gereken yerler olabilirdi...
Zend Tarini'nin de veda etmesiyle birlikte Ranfan ile kalmıştı, genç kız kafasını çevirmişti hızlıca içeride. ''Güzel, tanıdıklarımı gördüm.'' dedi, Ranfan gibi Güneş Ailesi'nin liderinin kızlarından birisi olan bir kişinin, elbette soylu ailelerden birçok tanıdığının olması normaldi. Bu yüzden bunu da yadırgamamıştı Zend, ancak asıl sorun kendi tanıdıklarıydı... Kafasını etrafta gezdirmişti ve tanıdık birilerini aramıştı, ama ne yazık ki görüş açısına, daha önce görüp konuştuğu kimse girmemişti... Buradaki kimseyi tanımıyordu yani kısaca, onun Beyaz Taç'tan da çok fazla kişiyi tanımadığı gerçeği göz önünde bulundurulduğu zaman, buradan da pek fazla kişiyi tanımıyor olması normal görülebilirdi. Hatta pek fazla kişiyi değil, hiç kimseyi...
''Güzel, sen de gideceksin o halde.'' dedi Zend, yavaşça kafasını Ranfan'a çevirmişti. Buraya gelmeyi gerçekten de istemediğini biliyordu! Niye gelmek zorunda bırakılmıştı ki? 'Dustin...' diye geçirdi içinden, birkaç küfrü de bu isimden sonra getirmişti.
''Evet, istersen benimle gelebilirsin, seni birileriyle tanıştırırım. Zaten muhtemelen seninle tanışmak için can atıyor olacaklardır, şu anda kimse seni tanımadığı için buraya ilerleyen birilerini görmedik, ancak birkaç dakika içerisinde etrafın sarılabilir bile.'' dedi Ranfan, popüler olmanın ne demek olduğunu biliyordu o, bu yüzden deneyimlerinin birazını Zend ile paylaşabilmişti.
''Yok yok, almayayım...'' dedi Zend, gülümsemişti. Biraz sonra insanların onu soru yağmuruna tutabileceğinin farkındaydı, Ranfan ile giderse de karşısında, daha samimi ve konuşkan insanların olacağından emindi. Ranfan köprü görevi göreceğinden dolayı onun tanıdıkları, Zend'e, sanki o kendilerinin bir yakınıymış gibi seslenebileceklerdi. Ancak bunu istemiyordu Zend, herkesle mesafeli olmayı tercih ederdi şimdilik. Bir balo, onun dost kazanacağı bir yer değildi. En azından ona böyle gelmişti... ''Sonra hiç bırakmazlar beni filan, uğraşmak istemiyorum. En iyisi, gizli bir köşede yalnız başıma oturmaya çalışayım.'' dedi, Ranfan'a hızlıca veda etmiş ve başını aşağıya doğru eğerek, kalabalığın arasından tanınmamayı umarak ilerlemeye başlamıştı. ''Era, sen de içeriye doğru ilerle.'' diyerek büyülü yaratık ortağına seslendi, onun görülmesi, kendisinin de görülmesi demek olurdu. Normal kapıdan girmemişlerdi, çünkü o kapıya çok fazla kişinin odaklanmış olacağını tahmin etmişti Zend. Bu yüzden arka taraftaki kapıların birinden girmişlerdi, böylece insanların Zend'in yüzünü görmesi en azından biraz vakit alacaktı...
Neyse ki, boş masalar da vardı. Kalabalığa rağmen, insanların oturmamış olduğu yerler de bulunuyordu burada... Zend, ortadaki sahneye en uzak kalan masayı seçtikten sonra, kıyafetinin yakasını iyice yukarıya doğru çekerek ilerlemeye devam etmişti, kimseye bakmadan, aceleyle yürüyordu.
Sonunda da, gözüne kestirdiği masaya ulaşmayı başarmıştı genç adam. ''Şurada duralım bari...'' dedi, masanın, görülmeyen tarafına doğru geçmeye çalıştı ve sırtının duvara baktığından emin oldu, böylece onu kimse arkadan vuramayacaktı, Zend krallığın düzenlediği bir baloda da olsa, hala tetikteydi... Sonuçta tedbirin bırakılmaması gerekirdi hiçbir zaman... Aynı zamanda onu kimse arkadan da izleyemiyor olacaktı bu şekilde.
Masanın yanındaki sandalyeye oturmasının ardından, dizlerinin üzerine dirseklerini yerleştirmişti hızlıca, başını aşağıya doğru eğmiş ve ellerini de birleştirmişti, görülmemeyi umuyordu. Fazla ilgiden hoşnut kalmıyordu çünkü...
''Oh, Zend gerçekten de gelmiş!'' diyen birisinin, parmağıyla onu işaret ettiğini görene kadardı tabii, planının işlediğine dair olan düşünceleri...
***
1598
Magnec