psikopat manyak ya her yerde gözü mü var yoksa sadecce zende mi odaklanmış anlamadım
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
218. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer (7)
''Seni ezik... LANET!'' Zend'in kulaklarını kapatmasına neden olacak kadar sesli olan bu bağırışın nereden geldiği belli değildi ama, etraftaki herkesin bunu duyduğu kesindi. Çünkü Zend'in ilk gözlemlerine göre bu sesin çevrede yankılanmasının ardından, herkes kulağını kapatmaya yönelik bir girişimde bulunmuştu. ''Bu rezilliği yaşatıyorsun bana, kendinden utan!'' Ses bir süreliğine kaybolduktan sonra bir anda tekrar buradakilerin kulağına yönelmişti.
Zend bu sesi duyar duymaz donup kalmıştı adeta. Çünkü bu ses, ona Chibui'deyken götürüldüğü yerde çektiği şeyleri hatırlatmıştı, o manyak adamın yanında geçirdiği üç yılda, işte bu bağırışlardan binlercesini, hatta belki de yüz binlercesini duymuştu. Adamın zaten normal bir şekilde konuşabildiği de söylenemezdi, Zend'e ne zaman seslense sesinin en üst düzeylerine çıkıyordu. Bu da doğal olarak onun baskıcılığını artırıyordu ve Zend'in, hiç itiraz etmeden onun söylediklerini kabul etmesine yol açıyordu.
''İçimden... İçimden senin tüm varlığını yok etmek geliyor ama bunu yapmamalıyım!..'' diye bağırmaya devam etti, nerede olduğu belli olmayan adam. Sonra aniden de, Zend'in arkasında belirmişti ve ona, Zend'in geçmiş yıllarda yaşadığı üç yılda bol bol yiyerek alıştığı yumruklardan birini daha yollamıştı. ''Neyse, döveyim de rahatlayayım bari!'' dedi ve yumruğunun, Zend'i metrelerce sürüklemesine izin verdi. ''Epeydir tokatlamıyordum seni, özlemişim bak. Hahahaha!..'' diyerek Zend'e bakmıştı adam.
Zend o an bir travmanın içine girmek üzereydi tabii, o adamın yanından ayrılmasından sonra sonunda bittiğini düşündüğü o acılı günlerin tekrar geleceğini düşünmüştü bir anda, nedenini bilmemesine rağmen. Fırlatıldığı yerden yavaşça kendini toparlamaya çalışarak kalktı ve karşısındaki, ona öfkeyle bakan simsiyah iki göze sahip olan adama baktı. ''Yine mi?..'' diye çaresizce sormayı başarabildi ancak, kendi kendine. Eğer o adam yine Zend'e istediğini yapmaya çalışırsa, buradaki hiç kimse onu engelleyemezdi. Hatta dünyanın tamamında bile, onu engellemeyi başarabilecek muhtemelen tek kişi bile yoktu. Bu yüzden Zend'in tek yapabildiği karşılık vermeden beklemek olabilirdi. Çünkü zaten karşılık verse bile hiçbir işe yaramayacaktı bu... Neyse ki o adamla ilgili şeyler artık Zend'i daha fazla şaşırtamazdı. Şaşırtabileceği kadar şaşırtmıştı sonuçta, Zend onun yaptığı şeylere epey alışmış bir duruma gelmişti o, acıyla geçen, Zend'e her saniye hiç bitmeyecekmiş gibi gelen, hiç de üç yılmış gibi gelmeyen üç yıldan sonra... Genç adam, ona doğru ilerlemeye devam eden kişiye dikkatlice bakarak, onun görünüşünü inceledi.
Adamın saç şekli, yüz hatları, aşağılayıcı bakışları tamamıyla aynıydı. Hiçbir değişiklik olmamış gibiydi, Zend'in onu son görmesinden bu yana geçen zaman diliminde. Gözlerindeki siyahlık hala ölümcül bir şekilde parlıyordu. Siyah saçları hiçbir değişime uğramamış, hatta Zend'in son gördüğü zamandakiyle aynı şekilde kalmışlardı. Boyu değişmemiş gibi görünüyordu ve yumruğu, hala eskisi gibi acı vericiydi. Ama ona zarar vermek için vurmamış olacaktı ki, Zend o yumruğu yedikten sonra nefesi kesilmemiş, tahmin ettiği gibi olmamış ve bayılmamış, gözlerini tekrar aralayabilmişti.
''Ranon, işte bu o adam!'' diye aceleyle Ranon'a seslendi Zend. Ranon'un o adamı görmek istediğinin farkındaydı, daha önce de zaten Zend'e, bir daha o adamla karşılaşırsa direkt olarak kendisine seslenmesini söylemişti. Eğer olur da o adamla konuşabilirse, bir şeyleri çözebileceğini düşünüyordu Ranon, Zend'e anlattığına göre.
''Fark ettim bile!'' Ranon da telaşlı bir şekilde Zend'e cevap verirken, Zend'in görüşünü kullanarak adamı inceliyordu. Daha sonra tekrar fısıldayarak konuştu: ''Harsis, bu o!'' dedi ve Zend'in de duyabileceği bir şekilde, Berinne'nin içindeki Harsis'e seslendi.
''Evet, ben de fark ettim ağabey!'' diye karşılık verdi Harsis de, Zend nasıl olduğunu bilmese de Harsis'in söylediklerini duymayı başarmıştı. Onun da sesinde, en azından Ranon'unkinde olduğu kadar heyecan ve telaş vardı. ''Ne yapacağız?!'' diye sordu hızlıca. ''Onunla savaşmamıza imkan yok!'' diye devam etti.
''Onunla... Onunla, konuşmaya çalışacağım...'' diye cevap verdi kardeşi Harsis'e, bu yaşlı, kalın sesin sahibi olan Ranon.
''Hey!'' Bu sırada Hollis, öğrencisine vurulduğunu görmesiyle birlikte çoktan Avcı Modu'nun ona sağladığı yarı dönüşüme adım atmış, saldırmaya hazırlanmış ama ne olduğunu anlamadan yanlış bir hareket yapmak istemediği için öncelikle sadece bağırmıştı. Ellerinin ve tüm vücudunun gri bir renkle, Hollis'in daha önce öldürüp gücünü aldığı Zehir Ejderi'nin rengiyle kaplanmasını kısa bir süre bekledikten sonra, tehditkâr bir şekilde, vücudundan herhangi bir enerjinin yayılmıyor olduğu adama doğru dikkatlice baktı. ''Ne yaptığını sanıyorsun sen?!'' diye hiddetli bir şekilde bağırıp kılıcını yüzüğünden çıkarttı ve saldırmaya hazır bir şekilde beklemeye koyuldu.
Aynı zamanda Sanzirna da çoktan kara zırhını giymiş, silahlarını çıkarmış ve Zend'e saldıran adama doğru bakmaya başlamıştı. Ancak Berinne'de bir farklılık yoktu, o bir savaşa hazırlanmadan önce rakibini tam olarak anlaması gerektiğini düşünüyor olmalıydı ki, tüm ciddiyetiyle Zend'e vurmuş ve birkaç kahkaha atmış olan adama doğru bakıyordu. ''Siz kimsiniz?'' diyerek, yüksek bir sesle sordu. Harsis'in ona bunu söylediğini anlamıştı Zend, Harsis ile Ranon, konuşmalarında ilk olarak Berinne'nin sormasına karar vermişlerdi. Nedenini tam olarak anlamasa da Zend, sesini çıkarmamıştı. Sonuçta bu adam buradaki herkesin varlığını biliyordu muhtemelen ve hatta Zend, onun şu anda Ranon'un Harsis'e ve Harsis'in de Ranon'a söylediklerini duyduğundan emindi.
Berinne'nin sorusu ile birlikte, adam Zend'e doğru rahat bir şekilde yürümeyi kesmiş, Berinne'ye doğru dönmüştü. Üstünde gündelik kıyafetler vardı ve dışarıdan bakıldığında güçlü biri gibi görünmüyordu bu adam, ama eğer savaşma isteği olursa, ki bu Zendlerin en çok kaçındığı şey olmalıydı Zend'e göre, buradaki herkesi bir saniye bile dolmadan biçip geçerdi. Adam ona birkaç saniye baktıktan sonra tekrar Zend'e döndü ve biraz önceki delirmiş halinden eser kalmamış bir şekilde, ''Zend, belirli seviyenin altındakilerle konuşunca midem bulanıyor da, benim için onlarla konuşabilir misin?'' diye sordu ve normal bir şekilde ellerini göğsünde bağladı. ''Bünyeme zararlı geliyor yani, bu kadar rezil muhatap olduğum zaman kendimi onlar gibi ezik görmeye başlıyorum arada.''
Zend bir süre ne diyeceğini bilememiş olsa da, biraz bekledikten sonra kısaca, net bir şekilde cevap vermişti. ''Tamam.'' Artık ona çok da farklı gelmemeye başlamıştı birkaç yıl önce, o adamla konuşmak. Çünkü üç yıl gibi bir süreyi onun yanında geçirdikten sonra artık ona alışmaya başlamıştı yavaş yavaş, vereceği tepkileri tahmin edebilmeye başlamıştı. ''Ranon,'' diye içinden geçirirken içindeki varlığa seslendi. Bunu aynı zamanda Berinne ve Harsis de duyuyor olmalıydı, kanaması devam ediyordu ve biraz önce yediği yumrukla birlikte birkaç takla atarak toprakta ilerlediği için yaralarının içine bir miktar toprak da karışmıştı. Bu da haliyle ona acı veriyordu ama umursamıyordu genç adam, sadece, hızlandırılmış durumda olduğunu bildiği iyileşmesi, yaralarını içeride toprak varken kapatabilir diye düşünerek endişelenmişti biraz. Ama hala kan kaybettiği de ortadaydı. ''o adam zaten konuştuğumuz şeyleri duyuyor, bundan eminim. Yan, buradan onun anlamadığını düşünerek boş yere konuşuyorsunuz, o böyle şeyleri anlayamayacak biri değil.'' dedi hızlıca. Bu söylediklerinin de, biraz önce fazlasıyla öfkeli olmasına ve Zend'e tamamen hiddetli bir şekilde vurmasına rağmen, şu anda inanılmaz derecede sakin ve uysal olan o adam tarafından duyulduğundan çok emindi.
''Anladım.'' diye ekledi Ranon. ''Bizi duyduğunu tahmin edebiliyordum ama bundan emin değildim.''
''Zend!'' diye Zend'e zihin yoluyla seslendikten sonra ona, Hollis'in yanından dikkatli bir şekilde bakan Era, gözlerini genç adamdan ayırmıyordu. ''O, beni bir çağırma büyüsünün içine koyduğunu ve ortağım olmaya layık birinin çağıracağını söyleyip, ardından senin tarafından çağrılmamı sağlayan adam. Hiç şüphe yok!''
''Biliyorum Era,'' dedi Zend yavaşça. ''zaten bunu çoktan fark ettim.'' diyerek de devam etti.
''Ah, kedicik! Sensin değil mi?'' diye Era'ya baktı, Zend'e doğru ilerlemeyi biraz önce bırakmış olan, vücudundan hiçbir enerji yayılmıyor ve henüz hiçbir şey yapmamış olmasına rağmen etraftaki herkese, buradaki en güçlü kişinin kendisi olduğunu kanıtlamış olan adam. Sanzirna bile, Zend'in tehlikede olduğunu fark etmesine rağmen dikkatsizce hareket etmek istememiş ve saldırıyı başlatıp adama doğru ilerlememişti. Durumu çözmeye çalışıyordu muhtemelen, adamın enerjisini gizlediğini düşünüyordu ve bu enerjinin kaçıncı seviyede olduğunu anlayıp, ona göre hareketlerini sıralayacaktı.
Eralkavender adamın kendisine seslendiğini görünce bir anlığına nefessiz kalmıştı çünkü adamın sadece ona bakması bile, onun üzerinde muazzam bir baskı kurmak için yeterliydi. Daha önce de o adamla karşılaştığı zamanda, hareket etmeye bile fırsat bulamamıştı. Adam sorduktan sonra biraz beklemişti ve sonunda Era, kafasını sallayıp onun sorusuna cevap vermeyi başarmıştı.
''Tahmin ettiğim gibi iyi ortaklar olmuşsunuz, henüz pek de gelişmemiş olduğunu söyleyebilirim ama eminim gelecekte epey güçlü olacaksın, Zend'e layık bir ortak olacağını biliyordum!'' Adam ellerini neşeli bir şekilde kaldırmış, daha sonra da Era'ya bakarak konuşmuştu.
''Ne...'' diyerek konuşmaya başladı Zend, o sırada ayağa kalkmış ve adamın ona doğru dönmesini sağlamıştı. ''Ne için geldiniz?'' diye saygılı bir şekilde sorarak, adamın cevabını beklemeye koyulmuştu.
''Ne için mi geldim?'' Adam gülümserken neşeli olduğunu belli eden bir yüz ifadesiyle birlikte Zend'in sorusunu tekrarladıktan sonra, bir anda gülümsemeyi kesmişti. ''Evet, senin rezilliğinden dolayı kendimi tutamayıp gelmiştim!'' dedi ve tekrar öfkeli bir şekilde, aniden Zend'in önünde bir kere daha belirmiş ve sertçe vurmuştu. Ama bu sefer yumruğu yukarıdan gelmiş, Zend'in üstünde olduğu toprağa iyice gömülmesine yol açmıştı. Bu sefer, yumruğundaki güç miktarı kesinlikle daha fazlaydı. Bir nefes verdi ve arkaya doğru yürüdü tekrar. Harbert'i işaret etti ve, ''Sadece şu böceği öldürmen gerekiyordu, ama sen bunu yapamadın!'' diye bağırdı. Biraz önceki neşeli halinden eser yoktu ortada.
''Alt tarafı,'' diye yüksek bir sesle devam etti ve kaburgalarını tutarken, şaşkın gözlerle ona bakan Harbert'in önünde belirdi aniden. ''alt tarafı sadece bunu yapacaktın!'' dedi ve yumruk yaptığı sol elini, Harbert'in göğsüne doğru gönderdi.
Bam!
Ancak yumruğu, son anda kendini Harbert'in önüne atan büyülü yaratığa, Harbert'in büyülü yaratık ortağına çarpmıştı ve kuş, direkt olarak son nefesini vermiş, hatta birkaç parçaya ayrılmış ve Harbert'in her yerinde kan izlerinin oluşmasını sağlamıştı. Adam biraz bekledi, daha sonra da tekrar konuşmaya başladı: ''Ortağı için kendini feda eden bir büyülü yaratık, onurlu bir hareketti...'' dedi ve elini çekti. ''Bir ezik olsan da hayatını tereddütsüz feda ettiğin için ortağını sağ bırakacağım...'' diye konuştu.
Büyülü yaratığın kanı eline bulaşmışken, sesini son seviyeye kadar yükseltere, ''Pardon, siz eziklerin canının bir değeri yoktu, unutmuşum!'' diye bir bağırışın daha ortamda yankılanmasına neden oldu ve hemen ardından, yumruğunu Zend'in göremeyeceği bir hızda Harbert'in göğsüne indirdi. ''Hahahahaha!..'' diye karnını tutarak bir kahkaha attı ve parçaları etrafa saçılmış olan büyülü yaratığın gövdesine doğru bakarak konuşmaya başladı. ''Kurtardın, bak, kurtardın ortağını!'' diye bağırırken gülmeye devam etti.
Göğsüne bir yumruk yemiş olan Harbert ise, çoktan büyülü yaratık ortağıyla aynı kaderi paylaşmak zorunda bırakılmıştı...
''Bir saniye...'' diyerek kanlı elini çenesine götürdü adam. ''Bu herif ölmeye çalışıyordu değil mi?'' dedi ve Zend'e baktı. ''Zend, doğru!'' dedi ve Zend'in bir anda önünde belirip, genç adamın bir darbe daha beklemesine neden oldu. Ama bu sefer ona vurmak yerine elini onun başına atmıştı. ''Kusura bakma, onu neden öldürmediğini anlayamamıştım! Onun isteklerinden biri de ölmekti, yani onu öldürseydin onun istediği bir şeyi yapmış olacaktın. Ama bunu yapmadın ve daha fazla acı çekmesine neden oldun, hahahaha, dahice! Pardon pardon, hemen düzelteyim.'' dedi ve biraz önce göğsünde bir delik açmış olduğu Harbert'e doğru baktı.
Zend dışındaki herkes şaşkın gözlerle adama bakarken, manyak adam sadece birkaç parmağını oynatmış ve Harbert'in tüm yaralarının birkaç saniye içinde iyileşmesine neden olmuştu. ''Zend'in de sağladığı gibi, bu şekilde yaşa, hahahahaha! Ama ortağın böyle kalsın, şimdi daha çok üzülebilirsin, hadi, acı çek! HAHAHAHAHA!..''
***
1707
Magnec