Hahaha intikam manyağı adam ya ? kafasına takılmaya gör ölüler diyarına bir bilet kazanıyorsun hemen
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
204. Bölüm Revir
Zend bir müddet sessiz kalarak, yan tarafındaki kişinin söylediklerini biraz değerlendirdi.
''Güvenliğini sağladığım takdirde bana ödülü kimin koyduğunu bulabileceğin konusunda bir garanti verebilir misin?'' diye sordu, bir yandan da bunu düşünüyordu. Ödülleri yayıp bildiren topluluk, tüm dünya çapında geçerli olan bir topluluktu ve onlardan bir bilgi çalmak, pek de kolay olmamalıydı. Üstelik bunu yaptığı öğrenilirse, başına daha da büyük bir ödülün konulması sonucu ile karşı karşıya kalma ihtimali de çok yüksekti. Bunu göze almalı mıydı? Eğer göze almazsa, başına ödülü kimin koyduğunu ve bu ödülü kaldırmak için ne yapması gerektiğini bilemeyecekti. Ama eğer yaparsa da, bir şekilde bu bilginin başka bir yerlere sızması ve Zend'in, tüm dünyada pek çok düşman kazanması olasıydı.
''Hayır.'' Kız boğazını tutarken çöktüğü yerden yavaş bir şekilde kalktı. ''Garanti edemem, ki Ödül Binaları da zaten oldukça korumalıdır. Küçük bir şubede eğer ödülü koyan kişilere dair bir not gibi bir şey tutuyorlarsa, bunu öğrenmemiz mümkün. Ama tutmuyorlarsa, büyük Ödül Binaları'nın birine girip başına ödül koyanın kim olduğunu öğrenebilme ihtimalimiz de sıfıra yakın. Eğer ki fark edilirsek, ikimiz de öldürülürüz muhtemelen. Bence böyle bir şeyi yapmaya çalışman bile başlı başına bir delilik, neden vazgeçip bir süre gizlenerek yaşamıyorsun? Kimin canını sıktıysan, bir süre boyunca gizli kalıp onun keyfinin yerine gelmesini bekleyebilirsin. Ödül uzun süre kalmayacaktır. Zaten kimse de uzun süredir kendi işine karışmamış biri için üç yüz bin altın ödeyecek kadar ahmak değildir herhalde. Belki de sen bunun farkında değilsin ama tüm krallıkta, başına iki yüz bin altından bile fazla ödül konulmuş kişi sayısı on beş ile yirmi arasında değişiyordu. Seninki ise bu miktardan daha yüksek ve başına senden fazla ödül konulmuş kişi sayısı fazlasıyla düşük yani.''
''Anlıyorum...'' Zend sessizce mırıldandı. Kendisinin başına ödül koyma ihtimali yüksek olan kişileri kontrol ettikten sonra, böyle bir yola başvurmayı kafasına koymuştu. Şimdilik kendini riske atmayı düşünmüyordu, çaresiz kalırsa bunu yapmayı düşünebilirdi. Bunu yapmadan önce de oldukça hazırlık yapmalıydı tabii. Şimdi bu kızı yakalamışken, bir başka kişiye para ödemeyi falan istemediği için, gelecekte böyle bir şey yapma ihtimalini göz önünde bulundurarak onu şimdilik bırakmaya karar vermişti. Eğer başına ödül koyan kişiyi öğrenmek isterse ileride, ondan ücretsiz bir yardım alabilirdi. ''Şimdilik dursun o halde. Kendimizi boşa riske atmayalım. Bir süre geçtikten sonra başımdaki ödül hala kalmış olursa, o zaman böyle bir şey yapmaya karar verebilirim. Bu gibi bir durum için, nerede yaşadığını söyleyebilir misin acaba? Bir Ödül Binası'na girip bilgi almak istediğim zaman seni bilgilendiririm ve beraber gideriz. Hayatını bağışlamamın karşılığında yani.'' Zend gülerek konuştu.
Oflayıp puflayarak, adresini verdi Zend'e, ayağa kalkıp buradan uzaklaşmaya başlayan kişi. Daha sonra yürümeye devam ederken yüzünü biraz çevirdi ve Zend'e, ''Eğer evimin kapısını çaldığında açmazsam da binanın hemen karşısındaki yerde olurum muhtemelen. Biraz beklemen gerekebilir.'' dedi, sonra da tekrar önüne döndü.
''Tamam,'' Zend kısaca cevap vererek Beyaz Taç'ın binasına doğru yürümek üzere, kızın gittiği yönün tam ters tarafına yöneldi. ''Gelirsem seni bulurum. Umarım gidip aradığımda seni bulabilirim, eğer bana burada senin gibi birinin yaşamadığı söylenirse de Pounz'da kaçacak bir yer bulamayacağından şüphen olmasın.'' diyerek hızlı adımlarla, ara sokakları tercih ederek Beyaz Taç'a ulaşmak için yürümeye başlarken aldığı cevabı da duymuştu. ''Tamam, tamam. O büyülü yaratıktan kaçıp saklanamayacağımın farkındayım.''
Daha sonra Zend, alaylı bir şekilde mırıldandı. ''Yazık, kendine asıl tehlikeyi oluşturacak kişinin Era olduğunu sanıyor, hahaha...''
***
Kısa bir süre geçtikten sonra Beyaz Taç'a varmayı başarmıştı genç adam. Kapıdan içeri girerken, binanın üst tarafındaki bir pencereden dışarıyı gözleyen, bugünün nöbetçisi olan Beyaz Taç kardeşine eliyle bir selam verdi ve yüzüğüyle birlikte kapının kilidini açarak içeri girdi.
Elinde gerçekten bir acı vardı. Zend'in dışarıdan bakıldığında acı çekiyormuş gibi bir hali yoktu, ama içten içe çektiği büyük bir acı vardı. Fiziksel acılara alışık olduğu için bu onun hareketlerini fazla etkilemiyordu, ama Zend bir şeyden emindi ki; buna ne kadar alışırsa alışsın, ne kadar gizlerse gizlesin, ne kadar bastırırsa bastırsın, her seferinde aynı, büyüklüğü bir öncekinden bir zerre bile aşağıda olmayan o acı, derinden hissediliyordu.
O köpeğin ısırığından sonra bacağından akmaya başlayan kan, Zend'in onu bastırmaya çalışmasına rağmen hala durmamıştı. Sonuçta yara kapanmadıkça ne kadar engellemeyi deneseniz de durmuyordu o kan. Bu yüzden de geçtiği yerlerde, onu takip eden bir kan izi oluşmuştu. Topallayarak yürüyordu, çünkü üstüne tam olarak bastığı zaman canının yandığı bir ayağı vardı. Bunu yapmamayı başarabilirdi tabii ki, ama boş yere acı çekmeye gerek duymamıştı. Bu yüzden yaralı olan bacağına ağırlığını fazla vermeden yürümeye çalışıyordu.
''Kyuk nerede acaba?'' Zend, eskiden bir yarası olduğu zaman Beyaz Taç'ta bir Işık Stili büyücü olan Kyuk'un yanına gidiyordu ve onun büyüsünün sayesinde, yaralarının kapanması ve iyileşmesi oldukça kısa sürüyordu. Bugün onu görememişti ve heyecandan, sormayı da unutmuştu. Büyük ihtimalle Beyaz Taç'ta değildi o, çünkü normalde Zend ile araları fena değildi, bu yüzden Kyuk Beyaz Taç'ta olsaydı kesin o kadar yıldır görmediği Zend'i karşılamak için gelirdi.
''Neyse.'' diye mırıldandı genç adam. Beyaz Taç'ta bu saatte kimse yoktu yine. Okuldan ve çeşitli yerlerden gece için gelmiş olan kişilerin pek çoğu çoktan uykuya dalmıştı. Sadece nöbetçiler oluyordu gece geç saatlerde, bu yüzden de salonda fazla kişiyle karşılaşmadı genç adam. Beyaz Taç'ta bir revir bölgesi vardı, Zend'in şu ana kadar pek gitmeye ihtiyacı olmamıştı, ama bir kere her yeri keşfetmeye çalışırken girmişti odaya. Bir üst kattaydı hatırladığına göre, orada yeterli tıbbi malzeme bulunuyordu. Bir sargı bezine ve yarayı temizlemesi için suya ihtiyacı vardı sadece, diğer şeylere ihtiyacı yoktu. Zaten çocukluğundan beri, bir yaranın onun vücudunun üzerinde fazla kaldığını hatırlamıyordu. Hızlı iyileşiyordu hep onun yaraları, bu sebeple bacağındaki ve elindeki gibi kapanması kolay olan küçük yaralar onu huzursuz etmek için yeterli değildi.
Hızlı bir şekilde revire gitti ve içeride birinin olduğunu tahmin ederek kapıyı tıklattı. Revirde her zaman biri bulunurdu, çünkü Beyaz Taç'a insanların yaralı olarak geldiği çok oluyordu ve görevden gece dönen, iyileştirilmeye ihtiyacı olan kişiler için Beyaz Taç, her zaman revirinin başına birini koyuyordu. Burasının boş kalmaması önemliydi.
''Girin.'' İçeriden bir kadın sesi yükseldi, Zend son altı yıldır burada olmadığı için en son Kyuk'un baktığı revire kimin baktığını bilmiyordu elbette. Ses tanıdık da gelmemişti. Genç adam kapıyı açıp içeri girdiğinde, sade görünümlü bir kadınla karşılaştı. Kahverengi saçlarını topuz yapmış, biraz yaşlı olduğu belli olan, ama yine de dinç ve güzel bir görünüme sahip bir kadın onu karşılamıştı oturduğu yerden. Hafifçe esmer bir teni vardı ve bir büyücü imajı veriyordu dışarıdan bakanlara, düşük seviyeli olmadığı da açıktı.
''Merhaba, yaralarımı sarmam için sargı bezine ihtiyacım var da, onu almak istiyordum.'' Zend hızlı bir şekilde selam verdi ve topallayarak ilerledi. Yüzüne gülümsemesini yerleştirmişken, kapüşonunu ve yüzündeki kumaş parçasını çoktan çıkarmıştı.
''Bir saniye bekle.'' Kadın gülümseyerek konuştu ve hemen ayağa kalktı, sağındaki kapıya doğru gitti. Zend'e, yan tarafındaki kapıdan girip aldığı sargı bezini uzattı.
Zend ayağındaki yarayı temizleyebilmesi için kıyafetini belirli bir bölgeye kadar çekmişti. Yarası kötü görünüyordu aslında, ama umursamadan kadından sargı bezini alarak, ''Teşekkürler, gerisini ben halledebilirim.''
''İstersen bir bakabilirim, elinin de içinden bir kılıç geçmiş anlaşılan. Dinlendirici ve mental büyüler yapabiliyorum, iyileşmene yardımcı olur.'' Kadın gülümsedi ve yaşından kaynaklı, yüzündeki birkaç kırışıklığın ortaya çıkmasına izin verdi. Oldukça deneyimli biri olmalıydı, bir büyücü için yaşlanmak da, aynı savaşçılar gibi ölümsüzlük yoluna gittiği için zordu. Beyaz Taç'ın bünyesinde zayıf bir büyücünün de hemen hemen olmadığı göz önüne alındığı zaman, orta yaşlı görünen bu kadının gerçekte epeyce yaşamış biri olduğu ortadaydı.
Zend kadının nazik teklifini reddetmek istemedi ve hafifçe başını sallayarak konuştu: ''Teşekkür ederim. Yaraları önce suyla temizleyeyim mi?'' Ardından da kadının eliyle gösterdiği şekilde, odadaki hasta yataklarından birine geçerek, sırtını duvara verdikten sonra bacağını, yan tarafı kadına bakacak şekilde uzattı.
''Gerek yok, su sadece daha fazla acı çekmene sebep olur. O yaraları küçük bir büyüyle temizleyebilirim.'' Kadın Zend'in bacağındaki yaraya bakıp iki elini birleştirdi ve Zend'in kafasına doğru dönerek bir büyü yapmaya başladı. Mental bir büyü yaptığı belliydi, Zend'in çektiği acıdan kurtulmasını sağlayacaktı anlaşılan. Birkaç saniye içerisinde büyü bitmiş, Zend bacağında bir acı hissedemez hale gelmişti.
''Vay be...'' diye mırıldandı genç adam. ''Büyülerin bu şekilde iyileştirici ve yararlı olduğu alanlar da vardı, değil mi?''
''Elbette.'' Kadın Zend'e bakıp yüzündeki gülümsemeyi genişletti. ''Zend'di, değil mi?''
''Kendimi tanıtmayı unuttum, affedersiniz.'' Zend mahcup bir şekilde konuştu ve hafifçe güldü. ''Ben Zend, evet. Sizin adınızı öğrenebilir miyim?'' diyerek, nazikçe bir soru yöneltti.
''Ben de Lanenis. Tanıştığımıza memnun oldum genç adam,'' Kadın da Zend gibi nazik bir şekilde cevap verdi. ''Gerçi ben seni uzun zamandır tanıyorum zaten, hahaha...''
''Tanıyor muydunuz, ödülden dolayı mı?'' Zend gülerek ekledi. Kadın bu sırada Zend'in yarasına doğru başka bir büyü yapmaya başlamıştı bile.
''İlk olarak ismini, seneye düzenlenecek olan Dört Büyük İmparatorluk Turnuvası'na Beyaz Taç'tan bağımsız olarak gideceğin haberi ile duymuştum. Daha sonra ise Hırsız Çağı ile yaşadığın şeylerle, namın aldı başını yürüdü. Sen Chibui'den gelmeden namın geldi yani, Beyaz Taç dahil, pek çok toplulukta senin adını duymamış çok az kişi vardır.'' Kadın samimi bir şekilde konuştu.
''Hehehe,'' Zend mahcup bir şekilde gülerek elini başının arkasına attı, genelde utandığı zamanlarda bu hareketi yapıyordu. ''gururlandım şimdi.''
''Evet, Beyaz Taç'ta pek çok kişinin seninle gurur duyduğunu göz önüne alırsak, senin de kendinle gurur duyman oldukça doğal. Sonuçta senin gibi kardeşlerimiz çok çıkmıyor, seneye turnuvada epey büyük bir yol katedeceğinden eminim. Sen, geleceği epey parlak olan bir Beyaz Taç üyesisin, bu yüzden Beyaz Taç'ta olan herkesin seninle gururlanması haliyle normal.'' Lanenis'in söyledikleri, Zend'in iyiden iyiye utanmasına yol açıyordu. Sonuçta her gün böyle cümleleri duymuyordu. ''Bu yaraları da peşine düşen ödül avcıları mı yaptı?''
''Evet, tamamen kötü bir şans yüzünden fark edildim ve üst üste üzerime doğru saldırmak için gelen kişilerle karşılaşmam bir an meselesi oldu. Neyse ki, Beyaz Taç'a yakın bir yerdeydim ve birkaç kişiyle savaştıktan sonra hızlıca kaçmam mümkün oldu.'' Zend şanssızlığına değinerek cevap verdi.
''Bu ne cesaret böyle... Onlar Beyaz Taç'ın adına rağmen sana saldırmaya cüret edebilmiş, kim olduklarını başkana söylemeyi unutma. Herkesin ibret alması için, başlarına talihsiz bir olayın getirilmesi gerekebilir.'' Kadının yüzündeki gülümseme yavaşça silinirken, o öfkelendiğini belli edecek bir ses tonuna geçmişti.
''Zaten saldıranlar yeterli cezayı aldı, merak etmeyin.'' Zend gülümsedi ve elini yumruk yapıp baş parmağını yukarı kaldırarak bir zafer işareti yaptı.
''Ona şüphem yok zaten de...'' Lanenis tekrar gülümsemeye başlamıştı.
Birkaç dakika içerisinde, Zend yaralarının sarılmasıyla birlikte tekrar teşekkür ettikten sonra odadan ayrıldı ve diğer binaya doğru hızlıca ilerleyip uyumak üzere odasına gitti. Ertesi ne yapacağını tam olarak planlamamıştı, belki sadece bir şey yapmayıp, gideceği doğum gününün gelmesini beklerdi. Belki de dünya hakkında daha fazla şey öğrenmek için Beyaz Taç'ın kütüphanesine giderdi. Belki de, Tigrund Ailesi'nin ödül ile bir alakası olup olmadığını öğrenmek amaçlı Emma'yı bir ziyaret etmek için oraya doğru yönelirdi. Tigrund Ailesi ile alakalı bir şeyi düşününce, aklına, uzun zaman önce zihnine yerleştirdiği, Chibui'den döndüğü zaman canını sıkmaya yemin ettiği bir aile geldi.
Fozre Ailesi!
***
1720
Magnec