Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

65. Bölüm Para Bağımlısı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

 

 “Hadi bakalım…”

  Derin bir nefes aldım ve kılıcımı sımsıkı kavradım. 40. Seviyedeki Kaplan Adamlar…Korktuğum tek şey Ayı Adamlardan daha fazla saldırı puanına sahip olmalarıydı. Ayrıca bu Kaplan Adamlar diğerlerine kıyasla daha fiyakalı görünüyordu. Ayı Adamlar tam bir ayıyı andırırken, Kaplan Adamlar insan savaşçılara benziyordu.

  ‘’Eğer onu öldürürsem görevin %0.1’ini tamamlamış olacağım!’’

  [Hız]’ı ve [Defans]’ı aktif ettiğim gibi ileri atıldım. Yaratıkları öldürmek için ciddi bir kontrole ihtiyacınız olmadığından, bu Kaplan Adamı öldürmek de büyük bir sorun teşkil etmeyecek gibiydi. Daha yaratığa yaklaşmadan kılıcımdan altın ışık hüzmeleri saçılmaya başlamış ve 4. Seviye kombomu aktif etmiştim!

  Bang bang bang…

 Kombonun ardı ardına yaptığı 3 saldırıdan sonra beklediğim hasarı verememiştim---

 “247!”

“229!”

“221!”

  Hassiktir! 3 saldırıyla bile 700 civarı bir hasar verebilmiştim. Acaba sorun kılıcımda mıydı? Bir bakış fırlattım ve kılıcın hala %100 dayanıklılığı olduğunu gördüm!

  Kaplan Adam doğruldu ve gülümsedi. Pençelerini kaldırdıktan sonra bir kahkaha patlattı: ‘’Aptal insan! Bölgeme girmek istiyorsan ölmeye hazır ol!’’

  Voosh!

  Pençe bir anda 2-3 metre uzamıştı. Bu nasıl saldırı lan!

  Savuşturma şansım olmadığı için omzumdan derin bir acı hissi yayılmıştı.

  Tik!

  Savaş Notu: Kaplan Adam’ın [Uzun Pençe] saldırısına maruz kaldınız ve 311 canınızı kaybettiniz!

……

  Acıdan bayılacak gibiydim. Tek yememiş olsam bile, bir saldırıda 311 canımı kaybetmiştim. Bu nasıl bir saldırı puanı öyle?

   Dengemi sağladıktan sonra Bobo’ya talimat verdim ve yaratığa doğru atıldım. Ayaklarımın altından bir aura yayılmaya başlamış ve [Tek Kişilik Ordu]’yu aktif etmiştim!

 “78!”

“98!”

“82!”

“117!”

“614!”

……

  Ardı ardına darbeler havada uçuşmuş ve kendime olan güvenim de biraz yerine gelmişti. Kaplan Adamın yüksek bir defansı olsa da [Rüzgar Kılıcı]’na karşı koyamamıştı!

  Aynı sırada omzumdan derin bir acı daha yayılmaya başlamıştı. Kaplan Adam’ın saldırıları o kadar hızlıydı ki, ne olduğunu bile anlayamıyordum!

 “+600”

  [Tedavi]’yi kullanarak canımı doldurdum. En azından artık ölme riskini atlatmıştım. Kaplan Adam manyak bir taktik ya da saldırı uygulamadığı sürece bu mücadeleyi kazanacaktım!

  Wan Er’in bana verdiği 12 savaş taktiğini kullanarak, mücadeleyle ve oyunla ilgili daha derin bir anlayışa sahip olmaya başladım. Durumu kavradıkça gitgide güçleniyordum.

  [Tek Kişilik Ordu]’yu kullanmaya başladığım sırada aklım başka bir yere gitmişti. Jian Feng Han kombomun 4. Saldırısını nasıl durdurmuştu? Şimdi düşündüğümde, kombomun en büyük zayıflığının saldırılar arasındaki duraksama olduğunu anlamıştım. Her ne kadar komboyu yaratmış olsam da, bu kombonun mükemmel olduğu anlamına gelmiyordu. Feng Han’ın oyun bilgisi derin ve geniş olduğu için de kombomdaki zayıf noktaları yakalamayı başarmıştı.

  Voosh!

  Kılıcım havada geniş bir yay çizdi ve [Tek Kişilik Ordu]’nun 3. Saldırısını bitirdim. 4. Saldırıyı uygulamaya başlamadan hemen ileri atılmış ve yaratığa omuz atmıştım. Düşündüğüm gibi ileriye atılmam, saldırılarım arasındaki süreyi kısaltmış ve yaratığı da 1 saniyeliğine sersemletmiştim. Bu sırada tanıdık bir ses duydum—

 Dingg!

  Sistem Notu: Oyuncu başarıyla gizli sanatların farkına varmaya başladı, kombonuzla aranızdaki uyum %0.9 arttı!

……

Oh? Uyum mu?!

  Sonunda anlamıştım! Komboyu yarattıktan sonra uyum sağlamam gerekiyordu. Artık Kader’i tasarlayan insanların gerçek hayatı bire bir örnek aldığını çözmüştüm; aksi taktirde bu kadar ayrıntı koymalarının başka bir açıklaması olamazdı. Mm, oyun gitgide ilginçleşiyordu!

……

ROOOR!

  Başka bir Kaplan Adam’ı daha öldürmüş ve gümüş paraları envanterime atmıştım. Görev ilerlemesine baktığımda henüz 14 yaratık öldürdüğümü gördüm. Görünüşe göre sabah saatlerinin hepsini bu göreve ayırmam gerekecekti. Ancak o kadar yaratıkla mücadele ettiğim için birkaç şeyi de fark etmeye başlamıştım. Kaplan Adamların hareketleri gerçekten vahşiydi ve yalnızca [Uzayan Pençe] gibi saldırılara değil, [Dağ Duruşu] gibi yeteneklere de sahiplerdi. Bu [Dağ Duruşu] yeteneği defansı 400t arttıran bir yetenek olduğundan beni bir hayli zorlamıştı.

  Her neyse, öldürmeye devam!

  Saat 10’a kadar devam ettim ve nihayetinde, 419. Yaratığı öldürdükten sonra yere, etrafa parıltılar saçan bir eşya düşmüştü. Bir tasvir kartı, Kaplan Adam Tasviri! Kartı elime aldığımda gözlerimden yaşlar akıyordu. Şükürler olsun tanrım!

  Voosh!

  Kart hemen tasvir kitabıma fırladı ve ben de kart özelliklerini incelemeye koyuldum.

【Kaplan Adam】

Saldırı: ★★★★☆

Defans: ★★★★☆

Can: ★★★☆

Çeviklik: ★★★☆

Büyü: ★★☆

Yetenek: 【Uzayan Pençe】【Dağ Duruşu】

……

  Gerçekten yaratığın puanları bir hayli yüksekti. Bunun yanında bu yaratığın gelecekte yürüyeceği yol da açıkça belirtilmişti. Güç+defansa 5’er puan vererek hem yüksek saldırıya, hem de yüksek bir defansa sahip olunabilirdi. Ayrıca saldırı ve defansdaki 4.5 yıldızlık puanlar göz önünde bulundurulduğunda, ileride çok iş yapacağı da kesindi!

  Oyunun bu zamanlarına Yan Zhao ve Feng Han gibi tiplerin saldırı odaklı yaratıkları vardı. Her ne kadar bu tarz adamlar yüksek saldırıya sahip olsalar da, defans konusunda zayıflardı. Yani bu Kaplan Adam gibi yüksek defans ve yüksek saldırıya sahip yaratıklarla karşılaştıkları taktirde, evcil hayvanlarının fazla hayatta kalamayacağına şüphe yoktu. Özellikle [Dağ Duruşu] yeteneği yüzünden Bobo’nun bile yaratığa dokunamadığı düşünülürse, Cehennem Tazısı tarzı yaratıkların hiçbir şey yapamayacağı ortadaydı!

Hehe, Kaplan Adam, OP!

  Tabii bu tarz yaratıkların en büyük düşmanı büyü odaklı yaratıklardı. [Dağ Duruşu] fiziksel saldırılara karşı işe yarıyor olsa da, büyü odaklı saldıralara karşı bir şey yapamıyordu.

  Keyifli keyifli yaratık avlamaya devam ettim. Ancak Kaplan Adamları öldürmeden seviyelerine bakıyordum zira; 1. Seviyede olan bir yaratık görürsem anında mühürleyecektim!

……

  11’e kadar kesmeye devam etmiş ve 600 Kaplan Adamı katletmiştim. Ormandaki Kaplan Adamn nüfusu gitgide azalıyordu. Altın bir ışık hüzmesiyle 33. Seviyeye ulaşmıştım. 400 tane daha öldürüp, görevi verdiğimde muhtemelen 34 olacaktım.

  Bu esnada bir mesaj geldi.

  Cang Tang: ‘’Li Xiao Yao, oyundan çık, yemeğe gidiyoruz. Para getirmeyi unutma. Feng Han’a kaybettiğin için sen ısmarlıyorsun…’’

  Diyecek bir şeyim yoktu. Girdiğimiz iddiadan dolayı buna katlanmak zorundaydım.

 ‘’Tamam hemen çıkıyorum. Hazır mısınız?’’

 ‘’Evet.’’

  Kaplan Adamların yeniden dogma süresi 3 saat civarında olduğundan oyundan çıkmak benim için iyi olacaktı. Yemeği yediğim gibi geri dönecek ve avlanmaya devam edecektim!

  Oyundan çıktım ve ceketi üstüme geçirdiğim gibi kızlar yurduna doğru yürümeye koyuldum.

  Lakin bu sırada omzuma bir şaplak atılmış ve arkamı döndüğümde Dört Göz’ün bana baktığını görmüştüm.

  ‘’Xiao Yao, Wan Er ve Cheng Yue’yle mi yiyorsun her gün?’’

  ‘’Evet, ne olmuş?’’

  Suratı kıskançlık dolu bir ifadeyle kaplanmıştı: ‘’Hassiktir, doğru dürüst söylesene bana. Onlarla aranda nasıl bir ilişki var? Lin Wan Er neden o kadar adamı geri çevirip senin gibi biriyle takılıyor? Seni bizden daha iyi yapan şey neymiş yani?’’

  Ona bir bakış fırlatıp aynayı gösterdim: ‘’Hey, şu aynada kendine bak bakayım. Eğer benden daha iyi olduğun bir şey bulursan, seni de götüreeceğim…’’

  Başını çevirip aynaya baktı: ‘’Şey, ben…’’

 ‘’Tamam ben kaçtım!’’

  ‘’Bekle!’’

  ‘’Ne oldu yine?’’

  Tang Gu masasından birkaç CD çıkarıp, bana uzattı: ‘’Şu kardeşine bir yardım et. Bunlar Lin Wan Er’in albümleri. Bana bir imza alsana…Sadece adını yazsa bile yeter. Eğer benim için bunu yaparsan, sana sonsuza dek minnettar kalacağım! Kardeşim benim! NOLUR!’’

  ‘’Utanmaz herif…’’

  Tang Gu’nun suratı kıpkırmızı olmuştu: ‘’Elden bir şey gelmez. Hayatımda hayran kaldığım birkaç kadın var ve Wan Er de bunlardan biri. Bu CD’leri bekleyen arkadaşlar var…’’

  ‘’İyi, tamamdır. Her imzaya karşılık 100 RMB alırım, yoksa anlaşma falan yok…’’

  ‘’Sen…Alçak herif!’’

  ‘’İmzaları istiyor musun, istemiyor musun?’’

  ‘’İstiyorum! İstiyorum!’’

  Tang Gu cebinden bir tutam para çıkarıp bana uzattı.

  Paraları aldım: ‘’Beleş para…’’ diye gülümsedim.

  ‘’O 10 imzayı almadan döneyim deme!’’

  ‘’Merak etme!’’

……

  CD’Ler elimde, okulun avlusunda koşmaya başladım. Kızlar yurdunun önünde güzeller güzeli iki kız bekliyordu. Wan Er uzaktan bana bakıp, elimdeki CD’leri görmüştü: ‘’Sen…bunlar…’’

  Cheng Yue de şaşırmıştı: ‘’Oh? Zamanın Kalbi demek? Bu albüm birkaç yıl önce çıkmamış mıydı, Wan Er?’’

 “……”

……

  Kantinde yemekleri beklerken CD’leri çıkarıp, bir de kalem uzattım: ‘’Oh güzeller güzeli hanımefendi, lütfen bunları imzalar mısınız!’’

  ‘’Benim hayranım olmadığını biliyorum!’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Mm!’’

  ‘’İmzalar için kaç para alacaksın?’’

  Şok olmuştum: ‘’Sen…yanlış anladınız, ben öyle biri değilim!’’

  Wan Er gülümsedi: ‘’Sen paranın köpeği olmuşsun, senin gibileri bilmiyorum mu sandın? %50’sini isterim ona göre. Hayır, dur biraz. Paranın %70’ini alacağım. İster kabul et, ister etme!’’

  Ağzım sonuna kadar açılmıştı. Bu dünyadaki insanlar cidden gitgide şeytanlaşıyordu!