Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

308. Bölüm Kaplan Yuvasındaki Kuzular Gibi

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Gece karanlığının perdesi altında, dikenli çalılıkların içinde, siyah cübbelere büyünmüş bir vaziyette dikiliyordum. Ruh Emen Şehri’ye aramda yüz metre vardı. Biraz daha yaklaşırsam nöbette bekleyen okçuların beni fark edeceklerine şüphem yoktu. Her ne kadar üstümdeki kıyafetler Lekesizler’e ait olsa da, NPC yaratıklarının beni tanıyıp tanımayacağını tam kestiremiyordum.

 ‘’Şuraya bak…’’

 Frost batıyı gösteriyordu, ‘’Birileri geliyor…’’

  Başımı çevirdiğimde, dört büyük arabalık bir kervanı görmüştüm. Kervan beraberinde ekipmanları, yiyecekleri ve hatta kadınları bile taşıyordu. Dikkatle bakıldığında kervandaki elf kadınlarını görebiliyordunuz. Kanatları kırılmış ve vücutları kan içinde kalmıştı. Dehşete düşen kadınlar yalnızca oracıkta dikilip, etrafı izlemekle yetinebiliyorlardı. Onları neyin beklediğini bilmedikleri için aralarından birkaç tanesi durmaksızın ağlıyordu.

 ‘’Aşağılık herifler…’’

 Frost yumruklarını sıkarak söylendi, ‘’Şerefsiz soylu bozuntuları…Ba Huang Şehri’ndeki elfleri yakalamışlar…’’

 Kaşlarım çatıldı, ‘’Frost, daha önce Luo Lin’in dediklerini hatırlıyor musun? Hani Lekesizler doğdukları gün hadim ediliyorlardı? Normalde bu tür istekleri olmaması lazım, yanlış mıyım?’’

 ‘’Doğru diyorsun.’’ Frost’un gözlerindeki öldürme isteğini görebiliyordum, ‘’Lakin o şerefsiz Ba Lin Lekesizler’e benzemiyor. Ayrıca, herifin dört çocuğu var ve Jiu Li Şehri’yle de gizli bağlantıları olduğu biliniyor. Güzel elf, insan ve ay elfi kadınlarını satarak altın kazanıyor. Para için yaptığı şeylere bak. Ba Huang Şehri’nin yakınlarında yaşayan alçak bir adamdan bahsediyoruz. Sahip olduğu orduyla kafasına eseni yapabiliyor. Luo Lei bile onunla başa çıkamıyor.’’

 Başımı kaldırıp, mesafeye baktım, ‘’Neyi bekliyoruz? Bana kalırsa ileri atılıp, kalabalığa karışalım…’’

 ‘’Huh? Nasıl karışacağız?’’

  ‘’Beni takip et yeter!’’

  Frost’a eliöi uzatıp, onu çalılıklardan sürükledim. Frost ilk başlarda bana dirense de ardından usulca peşimden gelmeye başlamıştı. Başını indirip, kızaran suratını saklamaya çalışıyordu; lakin bu meseleye dikkat edecek vaktim yoktu. Mesafedeki Lekesizler’e gözümü dikmiş, sakince onlara doğru yürüyordum.

 “Hey!”

 Aniden, elinde mızrak tutan Lekesiz yanıma gelip, kükredi, ‘’Siz ikiniz, binekleriniz nerede?’’

 Lekesiz’e baktıktan sonra herifin omzundaki C’yi görmüştüm. Muhtemelen bir çeşit ordu subayıydı. Böyle olunca suratımı ekşitip, söylendim, ‘’Lafını bile etme, hatırladıkça sinirleniyorum. Doğu bölgesinde gözcülük yaparken, barbarların gizli saldırısına uğradık. Kurtlarımızı öldürdüler. Koşma konusunda iyi olmasaydık hayatımızı kaybetmiştik…’’

 Herifin gözlerinde soğuk bakışlar belirmişti, ‘’Ne? Hay böyle işin ben, doğudaki barbarlar geri mi dönmüş yani? Hmph, bunu Majesteleri, Ba Lin’e söylememiz lazım. Barbarların ortaya çıkması Ruh Emen Şehri’ne kesinkes bela getirecektir…’’

 Başımı öne sallayıp, kervana baktım, ‘’Hey, bu sefer turnayı gözünden vurmuş gibisiniz…’’

 Herif gülümseyerek söylendi, ‘’Ne sandın? Yeşil Qilin Vadisi’ndeki üç köyü boşaltıp, demircilerinden tut yiyeceklerine kadar ne varsa aldık. Şuraya bak, gördüğün 24 kadından 17’si daha bakireliğini bile kaybetmemiş. Haha, Kral Bai Lin bakire rüzgar elflerine bayılıyor! Bu sefer sağlam bir ödül alacağım!’’

 Gülümsedim, ‘’O zaman tebrik ediyorum seni! Şehre beraber girelim mi?’’

 ‘’Tamamdır!’’

……

  Elimi uzatıp, Frost’u yanımda sürüklemeye başladım. Frost’un eli buz gibiydi ve muhtemelen bu durum sahip olduğu özel buz yeteneğiyle alakalıydı. Lekesiz subayının sözleri Frost’u acayip sinirlendirmişti. Sonuçta güzeller güzeli Ejderha Şehri Şövalyesi Frost’un bu konularda nasıl bir düşünceye sahip olduğunu iyi biliyordum.

  Hafifçe söylendim, ‘’Frost, sakin ol…hedefimiz Ba Lin’in kılıcı, bu ufak liderle uğraşmayacağız…’’

 Frost dişlerini sıkarak, öldürme isteği dolu gözleriyle bana baktı. Nihayetinde başını öne sallamıştı, ‘’Ba Lin’i öldürdükten sonra şehirde tutsak tutulan bütün kadınları bırakacağız.’’

 Gülümsedim, ‘’Sen söylemesen de yapacaktım zaten!’’

 ‘’Tamam…’’

……

 Kervan şehir surlarına ilerliyordu. Kervanın başındaki Lekesiz tepedeki korumalara işaret vermişti. Böylece planımız tıkır tıkır işliyor ve içeriye girmeyi başarıyorduk. İçeriye girdiğimizde, mekanın sadece büyük değil, aynı zamanda epeyi geniş olduğunu da görmüştük. Üstelik binalar aşırı derecede sadeydi. Tüccar dükkanları yoktu, yalnızca demirci, pratik alanı ve savaş makinelerinin yapıldığı birer bölge mevcuttu. Adeta bu şehir sadece savaş için kurulmuştu. Zaten şehrin varlığını devam ettirebilmesinin sebebi, Ba Lin’in komutasındaki askerlerin çevre şehirlerden yağmaladıkları eşyalar, yiyecekler sayesindeydi.

  ‘’Hey siz, burada bekleyin. Ben Kral Ba Lin’e şu barbar meselesinden bahsedeceğim!’’ Lekesiz subayı bize bakıp kükremişti.

 Telaşlıydım, ‘’Efendim, bizi de yanınıza almayacak mısınız?’’

 ‘’Pf! Siz kimsiniz de koskoca kralla görüşebileceğinizi sanıyorsunuz? İşinize dönün!’’

 ‘’Efendim…’’

 ‘’Ne oldu?!’’ Hala daha ısrar ettiğimi görünce herif mızrağını boğazıma uzatmıştı, ‘’Şerefsiz, emirlere uymayı öğrenemedin mi hala? Eğer bir kez daha karşı çıkarsan, ayağımın altına alacağım seni!’’

 Aniden elimi açıp, herifin mızrağını kavramıştım. Soğuk bakışlarım adamın gözlerine odaklıydı. Hay sikeyim, madem böyle taktikler işe yaramayacaktı, gerekirse buradan kaleye kadar öldüre öldüre yürürdük!

  ‘’Bu şerefsiz isyan etmek istiyor!’’

  Subay mızrağını çekemeyince kükremişti. Aniden bir grup Lekesiz etrafımızı sarmış, kılıçlarını bizlere doğrultmuşlardı.

 ‘’Bekleyin…’’

 Frost aniden kükredikten sonra başındaki Lekesiz miğferini çıkararak, akılalmaz güzelliğini gözler önüne sermişti. Omuzlarını kapatan pelerin bile yere düştüğünden, iki dağ tepeciği ortaya çıkmıştı. Gümüş zırhı ve beyaz peleriniyle cennet vari bir güzelliği andırıyordu. Muhtemelen Lekesizler daha önce böyle bir manzarayla karşılaşmamışlardı.

 “Gu Dong….”

 Subay salyalarına hakim olamıyordu. Gözlerindeki arzu dolu bakışları görebiliyordum, ‘’Dünyada böyle güzel ve çekici bir kadının olduğunu bilmek…neden…neden bu kadın şehirde ortaya çıktı?’’

  Konuştuğu esnada soğuk bakışlarıyla bizi süzüyordu, ‘’Hey, şu kadını odama getirin! Burada bulunan hiçbir adam yaşananlardan bahsetmeyecek!’’

 Soğuk bir kahkaha atmadan edememiştim, ‘’Efendim, takımlarınız işlevini yitirmiş durumda. Bu kadın ne kadar güzel olursa olsun, ona bir şey yapamayacaksınız zaten…’’

 ‘’Sen!’’

 Kenarda duran heriflerden biri söylendi, ‘’Efendim, böyle bir kadını kendinize sakladığınızı Kral duyarsa…olacakları biliyorsunuz…’’

  Subay kükredi, ‘’Şu ikisini krala götürün!’’

 ‘’Anlaşıldı efendim!’’

  Lekesiz askerlerin eşliğinde, Frost’la birlikte kaleye yürümeye başladık.

 Yanımda yürüyen Frost başını kaldırıp, bana baktı, ‘’Eğer daha önce meseleyi bu kadar kolay halledebileceğimizi bilseydim, o kadar uğraşmamıza gerek kalmazdı…’’

 Ne diyeceğimi bilemiyordum, ‘’Doğru diyorsun. Adeta iş çıkışında taksi çevirmeye benziyor. Eğer kadınsan, eteğini hafifçe kaldırarak çabucak bir taksi çevirebilirsin.’’

 Frost’un aklı karışmıştı, ‘’İş çıkışı dediğin?’’

 ‘’Sana söylesem bile anlamazsın…’’

 ‘’Eğer söylemezsen tabii anlayamam!’’

 ‘’Şey…belli bir zaman işte, şey gibi düşün…Ejderha Şehri’ndeki bütün nöbetçilerin vardiya değiştirmesine benziyor. O zamanlarda şehir kalabalık olduğundan öyle kolay kolay yürüyemiyorsun hani…’’

 ‘’Oh, şimdi anladım…’’

 ‘’Ne güzel…’’

……

 Mesafede, kadın kahkahaları duyulabiliyordu. Frost’la birlikte kaledeki salona ulaştığımızda, görüşümüzü hafiften engelleyen ince bir perde bizi karşılamıştı---

 Devasa tahtın üstünde, şişman Ba Lin uzanıyor ve güzeller güzeli rüzgar elfleriyle oynuyordu. Elflerden biri herife üzüm uzatıyorken, diğeriyse adamın omuzlarına masaj yapıyordu. Ba Lin’in gözleri keyiften sebep yarı kapalıydı…

‘’Majesteleri!’’

 Subay tahtın önünde diz çökerek söylendi, ‘’Şehrin dışında güzeller güzeli bir kadın bulup, buraya getirdik; onu görmek istiyor musunuz?’’

 Ba Lin’in gözleri aniden Frost’u fark etmişti. Ardından herifin vücudu titremişti, ‘’Tanrım, ne güzellik ama…Çabuk…acele edin…’’

 Subay şaşırmıştı, ‘’Majesteleri, neye acele edeceğiz?’’

 ‘’Acele edin de çıkarın şunun zırhını, vücudunu görmek istiyorum…’’

 ‘’Anlaşıldı!’’

……

 Frost’un vücudunda buz parçacıkları belirmiş ve kadın başını kaldırdığı gibi onu bağlayan halatlar paramparça olmuştu. Ardından gülümsedi, ‘’Ba Lin, bugün öleceğin gündür, biliyor muydun?’’

 Keng!

 Mesadefe, askerlerden birinin tuttuğu kılıç kınındaki silah fırlamış ve Frost’un ellerine ulaşmıştı.

 Ben de çabucak ekipmanlarımı değiştirerek, İmparator Qin’in Kılıcı’nı kavradım. Elimi havaya savurduğum gibi Alevli Kaplan Tanrısı’nı çağırmıştım. Kükreyen kaplan etrafımızı saran Lekesiz askerlerine bakıyordu; görünüşe göre bu herifler daha önce böylesine vahşi bir yaratık görmemişlerdi!

……

 ‘’Hassiktir!’’

 Ba Lin tahta yumruğunu geçirdikten sonra kükredi, ‘’Bu kadının tanrı vari bir gücü var. Kılıcımı ve savaş cübbemi verin bana. Bugün şu çiçeği ezelim! Yanındaki şerefsiz de güçlüymüş. Lekesizler, onu size bırakacağım!’’

 

[] [] []