Frost karar ver artik bzim xiao yao mu luo lin mi dkdnsmsksjjsdndjviffnjddn
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
310. Bölüm Onu Seviyor Musun?
Frost’un kanıyla yıkanmış güçlü kılıca bakıyordum.
“Wuu…wuu…”
Frost duvar parçalarının üstünde dinleniyordu. Zar zor da olsa ayağa kalkmayı başarmış ve bana boş boş bakmaya koyulmuştu, ‘’Onu…öldürdük mü?’’
Başımı öne salladım. Kılıcı kaldırdıktan sonra cevapladım, ‘’Öldürdük. Artık Ruh Emen Şehri bizimdir!’’
Frost gülümsedi, ‘’Oh, muazzam…’’
‘’Şimdi ne yapacağız?’’
‘’Lekesizler’e şehri korumalarını söyle. Yabancıları içeriye almasınlar. Girmeye çalışan herkesi öldürecekler! Şimdilik geri dönüp, kılıcı Kral Luo Lin’e verelim. Ruh Emen Şehri’nin kaderini o belirleyecek.’’
‘’Tamam!’’
…………..
Uzun kılıcı envanterime attıktan sonra öne atılıp, Frost’u omzudan tutmuştum. Kadının kolu hala daha taze kanlarla kaplıydı ve o esnada vücudundaki bütün gücü yitirmişe benziyordu. Belki de Frost’un bu kadar zayıf düşmesinin sebebi kullandığı kadim tekniğin geri tepmesiydi. Vücudu kollarıma düşmüştü. Belini yakalamaya uzandığımda ıslak ve sıcak bir hissiyatla dolmuştum. Sırtındaki yara çok derindi! Durmaksızın kan akıyordu.
Çabucak 10.seviye can iksirini çıkarıp, iksiri yaraya döktüm, ‘’Frost, kanamayı durdurmamız lazım. Eğer fazla kan kaybedersen…’’
Frost hafifçe gülümsedikten sonra başını iki yana salladı, ‘’Hayır, işe yaramaz. Ba Lin’in kılıcındaki lanet ruhuma sıçradı. Normal ilaçlarla yaranın iyileşmesine imkan yok.’’
Paniklemeye başlamıştım, ‘’O zaman…ne yapacağız?’’
‘’Beni…’’ Frost’un suratı omzuma düşmüş ve kadın zayıf ses tonuyla söylenmişti, ‘’Yeşilyaprak Pınarı’na götür. Pınar suyu ve orada bulunan şifalı bitkilerle kanamayı durdurabiliriz…’
‘’Tamam!’’
Frost’u kucaklayarak yürümeye başladım. Güzeller güzeli ustam kollarımda, başımı kaldırarak Lekesizler’e kükredim, ‘’Burada bekleyin. Kılıcın gücünü kullanan biri talimat vermediği sürece kafanıza göre hareket etmeyeceksiniz. Şehre izinsiz girmeye çalışan herkesi öldürün!’’
‘’Emredersiniz lordum!’’ Lekesizler cevapladı.
……
Kollarımda Frost, Alevli Kaplan Tanrısı’yla birlikte hızla şehri terk ettim. Şimdilik evcil hayvanım önümüze çıkan yaratıkları temizleme görevini üstlenmişti. Frost bilincini yitirdiğinden, öyle kafama estiği gibi hareket edemeyecektim.
Yeşilyaprak Pınarı Ba Huang Ormanı’nın sınırlarındaydı ve mekana ulaşmak 20 dakikamızı bile almamıştı. Pınara ulaştığımda, kristal netliğindeki suyu ve mesafedeki kanyona meyil eden pınarın muazzam manzarasını görmüştüm.
“Wu…”
Frost’u yere koyduğum esnada kadın uyanmıştı. Soluk suratıyla Yeşilyaprak Pınarı’nın etrafındaki ormana bakıyordu, ‘’Yarayı yıkamaya çalışma. İlk önce…şifalı ilaç bulman lazım…’’
‘’Tamam, hangi ilacı?’’
‘’Yedi-Yaprak Otu. Her otun üstünde 7 yaprak ve her yaprağın üstünde de 7 damar var. Eğer ezersen burnuna keskin bir koku gelecektir. Çevredeki ormanda bulunduğuna eminim. Daha önce buraya gelmiştim.’’
‘’Peki…’’
Kollarımda frost, bitkiyi bulmak için etraftaki çalılıklara baktım. Çok geçmeden Yedi-Yaprak Otu’nu bulmuştum. Çalılıkların içinde sakince süzülen otu göstererek söylendim, ‘’Frost, bu mu?’’
‘’Evet! Kökünü de çıkar…’’
‘’Tamam!’’
İmparator Qin’in Kılıcı’nı çektikten sonra nazikçe bitkiyi çıkarmaya koyuldum. Bir taneyle kalmamış birkaç düzine bitki toplamıştım. Muhtemelen bu kadarı yeterli olacaktı. Ardından, Frost’u tekrar pınarın yanına taşıyarak onu hemen suyun sınırında bulunan büyük, yeşil kayaya yatırdım. Doğrulduktan sonra hafifçe nefes vermişti. Yaradan sebep çektiği acıdan mı, yoksa yorgunluktan mı suratı solmuştu, bilmiyordum.
Yine de, topladığım bütün Yedi-Yaprak Otları’nı ezmeye başladım. Havaya keskin, asidik bir koku yayılmıştı.
Frost söylendi, ‘’Zırhımı çıkarmama yardım et…’’
‘’Tamam…’’
İmparator Qin’in Kılıcı’nı yere koyduktan sonra dikkatle göğüslüğünü çıkardım. Göğüslüğün arkasında geniş bir kesik bulunuyordu. Tabii zırhı çıkarınca Frost acı dolu bir çığlık atmadan edememişti. Acının dayanılması zor bir raddeye ulaştığı belliydi. Buna rağmen, göğüslüğü çıkınca iki tepeciği adeta özgürlüğe kavuşan tutsaklar gibi dalgalanmıştı. Hem geniş, hem de dik duruyorlardı…Vay arkadaş, bizim ustanınkiler Lin Wan Er’inkilere meydan okuyabilecek seviyedeydi!
“Dang…”
Savaş zırhını yere koydum. Frost yayılmış ve beline uzanan bacaklıkları çıkarmasına yardım etmem için bana işaret vermişti. Dikkatle meseleye atıldım. Zırhı çıkardığımda muazzam, kıvrımlı baldırlarını ve poposunun bir kısmını görmüştüm. Manzara gerçekten insanı deliye çeviriyordu!
Dikkatimi toplayarak zihnimi boşaltmaya çalıştım.
Yeşil taşın üstünde yatan Frost gözlerini kapatmıştı. Üstünde ince ipekten yapılma bluzünden başka neredeyse hiçbir şey kalmadığı için figürü rahatça seçilebiliyordu. Kıpkırmızıya dönen suratıyla söylendi, ‘’Yaralarımı temizlememe yardım et, ardından da ilacı sürelim…’’
‘’Tamam!’’
Doğrulmasına yardım ettim. Frost istemizce kollarıma uzanmıştı. Onu öylece tutarak elimi pınar suyuna daldırıp, yarasını yıkamaya başladım. Kanla kaplı yaranın üst yüzeyini temizledikten sonra kırk santim uzunluğundaki yarayı net bir şekilde görmüştüm. Yara o kadar derindi ki, kadının kemikleri bile seçilebiliyordu. Manzara insana acı dolu bir hissiyat yaşatıyordu. Ejderha Şehri için Frost gerçekten elinden geleni yapmıştı.
Yarayı yıkamaya devam ederken, sırtından akan parlak suyun kar beyazı poposuna kadar indiğini görebiliyordum. Gözlerimin önünde yaşanan bu gelişmeler aklımı başımdan almaya çok yaklaşmıştı! Çabucak içimden budist öğretileri geçirerek, daha sonra Frost’un beni öldürmemesi için hareketlerimi kontrol altına aldım.
“Amitābha…”
(Çn: Buda olarak geçer; ancak genelde budist rahiplerin kullandığı bir tabirdir. Amitabha diyerek öne eğilirler efendim.)
Yarayı temizledikten sonra ezdiğim ot parçalarını sürmeye başladım. Yedi-Yaprak Otu yaraya temas eder etmez Frost ellerini uzatıp, bana sarılmıştı. İlaçtan sebep çektiği acının ne denli katlanılmaz olduğunu anlayabiliyordum; öyle ki kadının gözlerinden akan yaşlar boynuma damlıyordu. Frost yaralandığına bile ağlamamıştı; ancak şimdiyse göz yaşlarına engel olamıyordu.
‘’Canın acıyor mu? Ağlıyorsun…’’ emin olamıyordum.
Frost gözlerini açtı, ‘’Ben…bilmiyorum…’’
Söylendim, ‘’Aslında…bu kadar akılsızca davranmana gerek yoktu. Değdi mi buna? Ya kazara Ba Lin’in ellerinde can verseydin? O zaman ne olacaktı?’’
Frost’un suratında kararlı bir ifade vardı, ‘’Ruhumu çok önceleri Ejderha Şehri’ne adadım. Ölsem bile pişman olmayacağım!’’
‘’Eğer sen ölürsen ben ne yapacağım peki?’’
‘’Başka bir usta bulabilirsin. Örneğin…Lider Yardımcısı Su Ke…’’
‘’Hayır. Benim tek ve yegane ustam sensin…’’
‘’Ah?’’
Kollarımda duran Frost gözlerime bakmaya başladı. Suratındaki kararlı ifade yavaşça kayboluyordu. Ardından, başını eğerek iç çekmişti, ‘’Ejderha Şehri, açık denizde sürüklenen kanolara benziyor. Nereye gideceğimizi bile bilmiyorum, nasıl olur da sana…kolay kolay ölmeyeceğim diye söz verebilirim…’’
Yavaşça omzzuna dokundum, ‘’Evet, biliyorum…yarayı sardım…’’
‘’Tamam!’’
……
Frost bir anlığına yeşil kayada oturarak dinlenmişti. Kan kaybını engellediğimiz için kadının suratı eski rengine bürünüyordu. Yanında duran uzun kılıcı kavarayarak ayağa kalktı. Gülümsüyordu, ‘’Tamamdır, şehre gidip görevimizi tamamlayalım!’’
Kenardan kılıcına baktığımda, kılıca kazınan iki kelimeyi görmüştüm – Parçalayan Güzellik!
‘’Kılıcın adı Parçalayan Güzellik mi?’’ diye sordum.
Frost onayladı, ‘’Evet. Gerçekten keskin bir kılıçtır. Geçmişini tam bilmiyorum; ancak Jiu Li Şehri’ndeki usta demircilerden birine tekrar dövdürüp, adını ‘Parçalayan Güzellik’ koydum.’’
‘’Senin isminde de ‘Hua’ var neden ‘Parçalayan Güzellik’ koydun ki?’’
(Çn: ‘Hua’ Frost’un çincesindeki diğer bir karakter güzellik, kılıç anlamına geliyor.)
Frost gülümseyerek cevapladı, ‘’Çünkü bu kılıç kızıla boyanmaya mahkum. Günahlarım ağır olduğundan bu kılıca en son can veren insan ben olacağım- Frost Hua.’’
Ne diyeceğimi bilemiyordum. ‘’Boşver o zaman, sormadım say…’’
Frost gülümsedi, ‘’Tamam o zaman, sen de hiçbir şey söylemedim sayarsın..’’
İkimiz de konuşmaya devam etmenin ne kadar garip olacağını biliyorduk. Frost sonsuza dek onun yanında olamayacağımı biliyordu ve ben de yalnızca bir oyuncu olduğumun farkındaydım. Böylesine önemli bir NPC’nin kaderini değiştirmeye gücüm yetmezdi. Belki de Frost’un kaderi oyunun başında belirlenmişti ve ne yaparsam yapayım değişmeyecekti.
……
Ejderha Şehri.
Her zamanki gibi şehir buz kesiyordu; yine de, Frost ağır yaralanmış olmasına rağmen basamakları tek başına çıkabiliyordu. İmparator Qin’in Kılıcı elimde, Ba Lin’in kılıcı da Frost’un elindeydi.
Ana kapı açılmış ve suratında ekşi bir ifade bulunan Luo Lin’i görmüştüm. Herif bizi görür görmez yanımıza gelmişti, ‘’Frost, dönmüşsünüz! Görev…tamamlandı mı?’’
Frost kılıcını kaldırdı, ‘’Gördüğünüz kılıç Ba Lin’e aitti…size takdim ediyorum…’’
‘’Güzel!’’
Luo Lin tek eliyle tuttuğu kılıca bakarak gülümsedi, ‘’Fevkalade! Ruh Emen Şehri’ndeki Lekesizler’in yardımıyla, Ejderha Şehri’nin gücü akılalmaz derecede artacaktır! Hemen Ruh Emen Şehri’ne giderek, kılıcın gücüyle askerleri Ejderha Şehri’ne getireceğim!’’
‘’Lordum…’’
Frost söylendi, ‘’Aslında, daha iyi bir fikrim var….’’
‘’Oh, neymiş bakalım?’’
Frost cevapladı, ‘’Lekesiz olarak anılan insanların küçük yaşlarda özgürlükleri ellerinden alınıyor. Bir daha gün yüzü görerek, özgürlüklerini kazanmayı çok istiyorlar. Ruhlarını kontrol ettiğimde, hiçbirinin aslen kötü, şeytani düşüncelere sahip olmadığını gördüm. Elinizdeki kılıç lanetlendiği için diğerlerini lanetlemekte de kullanılabiliyor. Bu yüzden…kılıcı Lekesizler’in önünde parçalayarak, onlara saygı göstererek, özgürlüklerini geri vermenizi öneriyorum. Böylece Ejderha Şehri’nin gerçek askerleri olabilirler. Bütün heybetleriyle, insanlarımız gibi şehri savunabilirler!’’
Luo Lin başını öne salladı, ‘’Evet, doğru diyorsun. Teşekkürler. Hemen yola çıkıyorum! Frost komuta sende. Su Ke ve Da Lin’e söyle yemek hazırlasınlar. Lekesizler yakında şehre gelecekleri için yemek sıkıntısı çekmeyelim. Üstelik, Lekesizler Buz Kurtları’nı sürdükleri için sağlam bir et kaynağına da ihtiyacımız var.’’
Frost gülümsedi, ‘’Anlaşıldı, efendim!’’
Luo Lin kılıcını kaldırarak, mesafede kayboldu. Bu hareketi Frost’un hareketlerinden en azından birkaç seviye daha yüksekti…
……….
Luo Lin’in kaybolan figürünü bakarken söylendim, ‘’Onun için bunca şeyden vazgeçmeye, değer mi?’’
Frost titredi, ‘’Bilmiyorum. Kendisi saygı duyduğum ve ustam olarak gördüğüm biridir. Tabii kralım olduğunu söylemiyorum bile! Onun için her şeyi yaparım!’’
Başımı çevirip, Frost’a baktım, ‘’Onu seviyor musun?’’
Frost şaşkına döndü, ‘’Ben…bilmiyorum, sorma…’’
[] [] []
Magnec