Ya abi yagmurlu nun kardesi olmusse cok uzulurim hele bide sentetikse dnxndndn
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
350. Bölüm Kayıp
“Keng!”
Hemen arkamdan gelen soğuk hava dalgasına, defansımı yarıp geçen bir kılıç eşlik etmişti. Acının etkisiyle duraksadım ve başımı çevirerek diğer saldırıyı Soğuk Demir Kılıcı’yla karşıladım. Ardından İmparator Qin’in Kılıcı’yla aktif ettiğim [Rüzgar Kesiği] bana saldırma gafletinde bulunan kılıç ustasını öteki dünyaya postalamıştı.
“Sha sha sha……”
Hızla geri çekilirken okçunun saldırısını atlattım. Aynı esnada [Tedavi]’yi kullanarak Alevli Kaplan Tanrısı’nın canını da doldurmuştum.
Sağlam bir katliamın ardından bembeyaz karın üstü cesetlerle kaplanmıştı. [Toplu Cenaze]’sinin 200 oyuncusundan geriye pek de bir şey kaldığı söylenemezdi. Muhtemelen en azından 100+ insan öldürmüştüm. İmparator Qin’in Kılıcı’ndaki [Kan Emen] çoktan %50’ye vurmuştu ve sınır 50 olduğundan daha ileriye gidemeyecekti. [Toplu Cenaze]’nin geriye kalan oyuncuları korkuyordu. Aynı esnada, iki kılıçla yaptığım bu mücadele sayesinde ikiz kılıç stilinin gerçek hayattakinden daha farklı olduğunu anlamıştım. Saldırı ve karşılama hamleleri gerçek hayattaki kadar kolay yapılamıyordu. Bu meselelere zamanla alışacaktım.
“Keng!”
Soğuk Demir Kılıcı’mı kınına soktum ve iki elimle İmparator Qin’in Kılıcı’nı kavradım. Eh. [İkiz Kılıç Stili]’ni sadece özel durumlarda kullanmak en mantıklısıydı; zira diğerlerinin taktilerimi öğrenmelerini istemiyordum. Üstelik, Jian Feng Han, Yükselen Ejderha, Wang Ze Cheng ve bu tarz insanların yeteneğimi inceleyeceklerine olan inancım tamdı. Taktiklerim ortaya çıkarsa, onlara karşı sahip olacağım avantaj da azalacaktı.
[Toplu Cenaze]’nin 100 civarı oyuncusu kalmıştı. Sıradan Değil oracıkta, öfkeden titriyordu, ‘’Hay sikeyim! Kaygısız Xiao Yao insan mısın lan?! Tek başına o kadar adamı…’’
Üstatlar’dan biri fısıldadı, ‘’Klan Başkanı, kalabalık kontrolünde uzman olan oyuncuların hiçbiri yanımızda değil. Kaygısız Xiao Yao’ya karşı hiçbir şey yapamıyoruz. Ayrıca, Wang Jian [Zhan Long: İlk Grup]’tan topladığı 100 elit oyuncuyla buraya geliyormuş. Geri mi çekileceğiz? Yoksa [Zhan Long]’la ölümüne kapışacak mıyız?’’
Sıradan Değil soğuk gözleriyle herife keskin bir bakış attı, ‘’Ugh. Burada kalıp, boşa zaman harcamaya gerek yok. Geri çekiliyoruz. Yapacak bir sürü işimiz var. Hemen Wang Ze Cheng’e haber ver. Alevtaşı Kanyonu’ndaki iki İmparator Boss’u öldürmeye gideceğiz. Ön saflardaki oyuncular bizden!’’
Bahsi geçen üstat titremişti, ‘’Patron…? Ön saftaki oyuncular yine bizim klandan mı olacak? Ne zaman İmparator Boss’la karşılaşsak, en azından yüz kardeşimiz seviye kaybediyor. Peki ya buna karşılık [Kahramanın Heybeti: İlk Grup]’tan ne oluyoruz? Kişi başı 100 altın. Bu ne sikim bir ödüldür böyle?’’
Sıradan Değil dudaklarını büktü, ‘’Emirlerime itaat edeceksiniz. Ayrıca, bu meseleden başkasına bahsetmeyin. Daha Wang Ze Cheng’e çok ihtiyacımız olacak. Hehe. Şu Cang Tong’u sevmiyor muydu sen? Eğer iyi işler yaparsan…’’
Üstat heyecanlanmıştı, ‘’Belki…belki de ona yaklaşabilirim?’’
Sıradan Değil gülümsedi, ‘’Hassiktir oradan. Eğer Lin Wan Er’in peşinden gitmeye kalkarsan, Wang Ze Cheng seni gebertir. Bu durumda seni ben bile koruyamam. Aklından çıkar..’’
‘’Tamam, ben…anladım patron. Geri çekiliyoruz yani, öyle mi?’’
‘’Evet!’’
Ve böylece, geride 100 ceset bırakan[Toplu Cenaze] üyeleri mekanı terk etmeye başlamıştı. Arkamda beliren ışık hüzmeleriyle daha önce hayatını kaybetmiş 17 [Zhan Long: İlk Grup] üyesi dirilmişti. Wong Jiang canını fullemiş, ve baltasını kaldırdıktan sonra gülümseyerek bana doğru gelmişti, ‘’Klan Başkanı, tanrıya şükür imdadımıza yetiştin. Eğer gelmeseydin herifler 7/24 cesetlerimizin başında bekleyeceklerdi!’’
İmparator Qin’in Kılıcı’nı kınına soktuktan sonra gülümsedim, ‘’Olur mu öyle şey hiç? Zhan Long’da, kardeşlerimizin böyle acı çekmelerine izin verir miyiz?! Peki, anlatın bakalım, [Toplu Cenaze]’yle bu mücadeleye neden giriştiniz?’’
‘’Durum şu şekilde…’’
Wong Jiang başını çevirerek, Yağmurlu’yu gösterdi, ‘’Yağmurlu’nun erkek kardeş, Hangzhou’da yaşıyordu ve Mavi Su Caddesi’nde korumalık yapıyordu. Bir ay önce, Yağmurlu’nun kardeşi aniden ortadan kayboldu ve o zamandan beri adamdan haber alamıyoruz. Lakin, Yağmurlu, kardeşini o barda koruma olarak görev yapması için tanıştıran herifin, [Toplu Cenaze]’ye ait birisi olduğunu biliyordu. Bu yüzden, o herifi takip etmeye başladık. Nihayetinde bu takip bizi Buzlu Orman Mezarlığı’na kadar getirdi ve aniden saldırıya uğrayınca…İşte durum gördüğün gibi.’’
Biraz şaşırmıştım. Yağmurlu’nun yanına giderek söylendim, ‘’Yağmurlu, kardeşin…Mavi Su Cadddesi’nde mi çalışıyordu?’’
‘’Evet!’’
Yağmurlu’nun suratı endişe doluydu, ‘’Kardeşimden bir aydır haber alamıyorum. Oyunu…almama yardım ettikten sonra aniden ortadan kayboldu. Gerçekten çok endişeliyim. Hangzhou’ya gidip, çalıştığı bara uğradım; ancak ne zaman sorsam, kimse Qin Meng adlı birinin orada çalışmadığını söylemit. Gerçekten…ne yapacağımı bilemiyorum…’’
Bunu söyledikten sonra gözlerinden taşlar akmaya başladı. Titreyen sesiyle söylendi, ‘’O Youyi’yi tanıyorum. Kardeşimle konuşan herif o’ydu; ancak kendisi bunu kabul etmiyor. Daha önce Qin Meng diye biriyle tanışmadığını iddia ediyor. Ne yapacağım ben? Ya kardeşim…çoktan…’’
Dişlerimi sıktım. Bu meseleden burnuma kötü kokular geliyordu, ‘’Yağmurlu, adın Qin Yu mu?’’
‘’Mhm!’’
Derin bir nefes alarak onu teselli etmeye çalıştım, ‘’Yağmurlu, merak etme. Kardeşinle ilgili bir araştırma yapması için arkadaşlarıma haber vereceğim. Sakin ol. Hangzhou’daki polislerle yakından ilişkim var, yani kardeşine hiçbir şey olmayacak. Fazla endişe edeyim deme. Sen…şu an nerede yaşıyorsun?’’
‘’Suzhou’da okula gidiyorum…’’
‘’Tamam. Hangzhou’ya gelip kardeşini aramana gerek yok, tamam mı? Onu bulma konusunda sana yardım edeceği.m’’
Yağmurlu, yaşlı gözleriyle bana bakıyordu, ‘’Klan Başkanı, gerçekten mi? Gerçekten…kardeşimi bulmama yardım mı edeceksiniz?’’
Başımı öne salladım, ‘’Evet. Zamanı gelince meseleyi konuşuruz. Merak etme, kardeşini kesinkes bulacağım. Seni arkadaş olarak ekleyeceğim ve telefon numaramı vereceğim. Eğer kardeşinle ilgili herhangi bir ipucu bulursan derhal beni arayacaksın. Tek başına onu bulmaya çalışayım deme sakın.’’
‘’Tamam.’’ Yağmurlu, telefon numaramı aldıktan sonra bana baktı, ‘’Klan Başkanı, hala…endişelerimden kurtulamıyorum. Kardeşim… ya çoktan…çoktan..’’
Zoraki bir gülümseme takınarak genç kadının omzuna dokundum, ‘’Bu meseleyi fazla düşünme. Zaten sandığın kadar derin bir olay değil. Rahatla biraz, tamam mı?’’
‘’Tamam…’’
Yanda duran Wong Jiang da beni arkadaş olarak eklemiş ve bir de mesaj yollamıştı, ‘’Klan Başkanı, Yağmurlu’nun kardeşi…acaba ona bir şey olmuş olabilir mi? Sanki bizlerden bir şey saklıyor gibisin. Gerçekten Yağmurlu için çok endişeleniyorum. Korkarım ki, böyle ciddi bir olayın şokunu atlatabilecek durumda değil. Suzhou’da okula gittiğinde, zaten babasını kaybetmişti ve annesiyle yaşamaya başlamıştı. Ailenin geçimini kardeşi üstlenmişti. Eğer kardeşine bir şey olursa, Yağmurlu ne yapar ne eder hiç bilmiyorum…’’
Başımı çevirip, Wong Jiang’a bakarak cevapladım, ‘’Merak etme. Öğrenmemeniz gerkeen bazı şeyler var; lütfen bana güvenin. Yağmurlu’nun kardeşini bulmak için elimden geleni yapacağım…’’
Wong Jiang yumruklarını sıktı, ‘’Klan Başkanı…teşekkürler…Ne yaptığınızı bilmiyor olsam da, size güvenebileceğimi düşünüyorum. Yağmurlu’ya yardım etmek zorundasınız. O…yeterince acı çekti…’’
Başımı öne sallayıp cevapladım, ‘’Mhm. [Zhan Long]’a katıldığına göre artık benim kardeşlerimsiniz. Öylece oturup, yardıma ihtiyacınız olduğunu bile bile yerimden kalkmayacak değilim ya? Merak etme. On beş güne kalmadan Qin Meng’in yerini bulabileceğimi düşünüyorum.’’
‘’Mhm. O zaman sorun yok! Lütfen bize de haber vermeyi unutmayın!’’
‘’Tamam…’’
……
Meselenin hemen ardından mekana gelen Wang Jian ve yüz adamı savaşın çoktan sonlandığını görünce şaşırmıştı. Wang Jian kılıcını kaldırarak, hayal kırıklığıyla başını salladı, ‘’Vay arkadaş…ne çabuk bitmiş…’’
Wong Jiang gülümsedi, ‘’Klan Başkanı, geç kaldınız; Klan Başkanı Xiao Yao çoktan meseleyi çözdü.’’
Wang Jian gülümsedi, ‘’Böyle olacağını biliyordum. Aslında, yüz kişiyle buraya gelmem bile pek mantıklı sayılmazdı. Tamam. Neden bize katılmıyorsunuz? Bugün Buzlu Orman Mezarlığı’nı keşfe çıkacağız.’’
‘’Tamam. Süper!’’
……
Kaybolan figürlerini izlerken tek bir kelime bile etmemiştim. Şehre döndüm ve topladığım bütün Ruh Yenileyen Otları’nı Ruh Yenileyen Hapları’na çevirdim. O kadar şeyin ardından hala daha 10.seviye simyaya ulaşmak için %47 TP’ye ihtiyacım vardı. Vay arkadaş…
Saat 19:00 civarlarında Wan Er ve Dong Cheng’le birlikte yemeğe çıktım.
‘’Zhan Long’da işler nasıl gidiyor?’’ Wan Er keyifle sordu.
Ağzımı sildim, ‘’Eh, fena değil. Seviye kastık, biraz da PK yaptık işte…’’
Dong Cheng gülümsedi, ‘’Xiao Yao, duyduğuma göre tek başına [Toplu Cenaze]’nin 200 oyuncusuna meydan okumuşsun ve üstelik herifleri geri çekilmeye zorlamışsın. Asıl garip şeyse, üç şehirde de herkesin senden bahsediyor olması..’’
Ne diyeceğimi bilemiyordum.
Wan Er gülümsedi, ‘’Hey hey, [İkiz Kılıç Stili]’ni kullanmak nasıl hissettiriyor?’’
İç çektim, ‘’Karşılama için yaptığım hareketler daha akıcı ve verdiğim hasar miktarı da %50 civarı arttı. Lakin tek sıkıntı, saldırılar çok hızlı olduğu için yetenekleri tutturmak zorlaşıyor. Hala daha gelişime yer var yani…’’
‘’Oh. Bol şans o zaman!’’ Wan Er bana bakarak söylendi, ‘’Ama gizli gizli çalışman lazım. İnsanların hareketlerini kayıt altına almalarına izin verme, özellikle de [İkiz Kılıç Stili]’ni kullandığında dikkatli olman şart. Kaç kişinin seni izlediğini tahmin bile edemezsin.’’
‘’Tamam tamam. Anladım…’’
‘’Yemek yedikten sonra ne yapacaksın?’’
‘’Uh…’’ biraz düşündükten sonra söylendim, ‘’Wan Er, sen Dong Cheng’le birlikte yurda dönebilirsin. Benim polis departmanına gitmem lazım. Yapacak bir şeyim var da…’’
‘’Yine bizi arkada bırakıyorsun…’’ Wan Er dudaklarını büktü, bana doğru adeta trip atan ufacık bir kız gibi bakıyordu.
Neredeyse söylenmeden edememiştim, ‘’Tamam, seninle ne yapmamı istiyorsun?’’ Lakin zar zor kendimi tutarak başka bir cümle kurdum, ‘’Tamam, tamam, uslu ol bakalım Wan Er. Gerçekten önemli bir mesele var.’’
‘’Bize söyleyemez misin?’’
‘’Evet. Zhan Long oyuncularıyla alakalı. Kardeşi Mavi Su Caddesi’nde kaybolmuş. Onu araştıracağım.’’
‘’Tamam…’’ Wan Er söylendi, ‘’O zaman biz odaya dönüp seviye kasacağız…’’
‘’Tamam…’’
……
Kızları yurtlarına kadar geçirdikten sonra telefonumu çıkarıp, Shen Bing’i aradım.
‘’Hey, Li Xiao Yao? Ne oldu? Hemen özledin mi beni yoksa?’’ Shen Bing’in cezbedici ses tonu insanın kalbine işliyordu.
Gülümsedim, ‘’Shen Bing. Yardım lazım!’’
‘’Heh. Biliyorum. Neymiş bakayım?’’
‘’Qin Meng adında bir herifi araştırmanı istiyorum. Kendisi kaybolmuş. Sanırım Kan Tırpanı’nın bu meseleyle bir alakası var. Araştırma konusunda bana yardımcı olur musun? Aslında, şu anda yoldayım, gelince beraber de bakabiliriz.’’
‘’Mhmm, tamam, direkt benim ofise gel. Teknoloji Bölümü’ndeyim.’’
‘’Tamam!’’
[] [] []
Magnec