Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

413. Bölüm Dördüncü Resmileştirme Görevi

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

“Di!”

 Güzeller güzeli Wan Er’den mesaj geldi, ‘’Li Xiao Yao, çıktım, 90 dakikaya Ba Huang’a gelmiş olurum. Nerede buluşacağız?’’

 Cevapladım, ‘’Ejderha Şehri’ne gidip dördüncü resmileştirmemi almam lazım; ancak Wan Er, beni Ba Huang’da bekleyebilirsin. Dördüncü resmileştirme görevim biraz uğraştıracak gibi görünüyor, bu yüzden bana yardım etsen olur mu…’’

 Wan Er gülümseyen surat yolladı, ‘’☺ Tamam-‘’

 Başımın üstünde altın yazılar, iki kılıç sırtımda, Ba Huang’ın sokaklarında dolaşıyordum. 80.seviyedeydim, ve şehrin bir numaralı oyuncusuydum. Jian Feng Han’la aramda ufak bir TP farkı vardı. Dördüncü resmileştirmeyi bir an önce alamazsam ilk olamayacaktım. Bildiğim ve öğrendiğim kadarıyla, dördüncü resmileştirmeyi almaya çalışan insanlar şu şekildeydi: Jian Feng Han, Q-Kılıcı ve Fang Ge Que…

 Ba Huang’In yemek bölümüne gidip, 1 altından 1000 kilo vahşi ayı eti ve 1000 kilo sülün eti aldım. Envanterim dolmuştu. Muhtemelen bu kadarı yetecekti. Alışverişi bitirdikten sonra bütçeme baktım, 200,000 altın civarı param vardı, ve Alevli Kaplan Tanrısı’yla birlikte Ejderha Şehri’ne doğru ilerlemeye koyuldum.

 Hükümdarın Pelerini [Rüzgarı Sür] adlı yeteneğe sahip olduğu için işim epeyi kolaydı. Hareket hızımı %15 artırabildiğim için 30 dakikaya Ba Huang Ormanı’nı geçip, Ejderha Şehri’ne ulaşmıştım. Bölgeye ulaştığımda Ejderha Şehri’nin canlı sokaklarını gördüm. Çok sayıda asker şehre yerleştirilmişti. Mesafede sayısız asker yeri kazıyor, kimisi toprağı sürüyordu. Ejderha Şehri’ndeki askerler tarla kurmaya başlamıştı.

  Bölgeyi taradıktan sonra Ba Huang’dan da epeyi asker olduğunu görmüştüm. İmparatorluk Savunma Ordusu’na aitlerdi. Görünüşe göre savaş Ejderha Şehri savaşçı eğitmeye devam ediyordu; zira savaş başladığında, ön safları binsanalr tutacaktı.

 Nal seslerini duyunca başımı çevirdim. Ejderha Şehri’nin gözcüleri bölgeyi geziyordu. Grubun ortasındaki komutan, Hayvan Terbiyecisi Dalin devasa bir savaş ayısıyla bütün heybetini sergiliyordu. Dalin’in seviyesinde olsam bile öyle bir yaratığı sürebileceğimi düşünmüyordum…

 Dalin zincirlerini kaldırarak gülümsedi, ‘’Hey, ufak şerefsiz! Ejderha Şehri’nin yolunu hatırlar mıydın sen yahu?! Aklın fikrin şu Ba Huang güzelliklerinde sanıyordum. Yeterince keyfini sürdün mü yoksa?’’

 Dudaklarımı büktüm, ‘’Usta, lütfen biraz daha sakin konuş. Frost’u görmek için geldim…’’

 Dalin onayladı, ‘’Frost şuradaki gözcü kulesinde…’’

 ‘’Tamam!’’

 Kükredikten sonra surlardan atılan zincire tırmandım. Kar taneleri eşliğinde sura tırmanman iki üç dakikamı almıştım. Bu bölgede dört mevsim kar yağıyordu ve Ejderha Şehri’ndeki askerlerin bir kısmı sürekli karları sürmek zorunda kalıyordu.

 Gözcü kulesindeki Frost’un, uzaklara bakan figürünü görmüştüm.

 Sessizce ona doğru yürüyüp söylendim, ‘’Ne oldu? Yine aklında bir sürü şey varmış gibi görünüyor…’’

 Frost mesafeye bakarak gülümsedi, ‘’Yok bir şey, sadece düşünüyordum. Ejderha Şehri, Ba Huang’dan aldığı yardımların ardından 200,000 kişilik orduya sahip oldu. Şu anda Ejdehra Şehri sağlam bir orduya sahip diyebiliriz. Bir sonraki adımımızı kararlaştırmamız lazım…’’

 ‘’Ejderha Şehri’ni koruyup, Kuzey’den gelecek saldırıları engelleyeceğiz işte, yanlış mıyım?’’

 ‘’Belki de…’’

 Frost’a baktım, ‘’Geçmişte, Ejderha Şehri’nde yiyecek bile bulmak mümkün değildi. Durum değişmiş olmasına rağmen niye endişeleniyorsun ki? Tam olarak…aklında ne var?’’

 Frost dudaklarını ısırdı, ‘’Sadece…Lord Luo Lin, Dük Luo Lei’nin yanına döndüğü için endişeliyim. Onu seven bir babaya, ve güzeller güzeli bir kardeşe sahip…belki de artık bizim gibilere ihtiyacı yoktur…’’

 Derin bir nefes çektim, ‘’Luo Lin’i mi kıskanıyorsun?’’

 Frost şaşırdı, ‘’Yo…yok canım…?’’

 ‘’Emin misin?’’

 Gülümsedim, ‘’Fark etmez. Luo Lin’in yanında kim olursa olsun, ben seni takip edeceğim. Sonuçta ustam sensin. Hadi bakalım, istediğin şeyleri getirdim. Resmileştirmeyi almak için ne yapmam lazım…’’

 Etleri verdikten sonra 10,000 altını uzattım. Frost sırıttı, ‘’Oh. Tamam…Ejderha Şehri birkaç gün daha et yiyebilecek desene…’’

 Frost düşündükten sonra söylendi, ‘’Meseleyi Lord Luo Lin’le konuştum. Eğer Ejderha Şehri’nin Muhafızları’na katılmak istiyorsan, zor bir testten geçmen gerekecek. Ba Huang’ın güneybatısında, ‘Wan Qing Toprağı’ adı altında verimli bir arazi var. Aynı zaman Ba Huang o bölgeyi depo olarak kullanıyor ve Yedi Büyük Ordu’nun yiyecekleri de oraya saklanıyor; lakin son günlerde orayı yaratıklar ele geçirdi. Bütün mısırları, bitkileri yağmalamakla kalmayıp, korumaları bile öldürmüşler. Bu yaratıklara karşı Yedi Büyük Ordu bile ne yapacağını bilemiyor. Bu meseleyi sana bırakıyordum. En azından iki İmparator Seviye büyülü Boss öldürmen lazım. Ardından, bossların lideri, ‘’Lei Qian’’ı öldüreceksin. Meseleyi hallettiğin taktirde rütbeni yükselteceğim!’’

 “Ding!”

 Sistem Notu: S-seviye görevi aldınız: [Lei Qian’ı Öldür]!

 Görev Açıklaması: Ba Huang’ın güneybatısındaki verimli topraklara gidip, en azından 2 İmparator Seviye Boss’u öldürün. Ardından, bu meselenin arkasındaki asıl kişiyi bulmanız lazım –Karanlık Boşluğun Efendisi, Lei Qian. Lei Qian’ı öldürüp, kellesini Frost’a teslim edin. Bu görevi bitirdiğinizde, dördüncü resmileştirmenizi alacaksınız.’’

 Görev alındı! Yola çıkma zamanı!

 Frost’a veda ettikten sonra ışınlanma kağıdını çıkardım ve ‘’Shua!’’ Ba Huang’a geri döndüm. Direkt güneybatıya koşmaya başladım. Ordunun deposu şehre fazla uzak değildi ve en fazla 20 dakikalık bir yolculuk yapmam gerekecekti. Cang Tong’la partye girip hemen lokasyonu ona yolladım. Ufak hanımefendi çoktan Fan Shu sınırlarından geçmişti.

 ‘’Vu…’’ Güzeller güzeli hanımefendi gülümsedi, ‘’Seni bulmamı mı istiyorsun?’’

 ‘’Evet.’’ Sırıttım, ‘’Dördüncü resmileştirme görevini aldım. Wan Er, 79.seviyedesin, 80’e ne kadar kaldı?’’

 ‘’%13’’

‘’Güzel! Eğer bana eşlik edip, bossları öldürürsen seviye atlayabilirsin. Bu görevden sonra resmileştirmeni almanda yardım ederim.’’

 ‘’Tamam tamam! Birazdan geliyorum!’’

‘’Tamamdır!’’

 Ormanı geçtikten sonra hemen önümde geniş bir düzlük belirmişti. Düzlüğün orta yerinde yetiştirilmiş ve düzenlenmiş topraklar görülebiliyordu. Bahar melteminin taşıdığı rayihali kokudan temiz bir nefes çektim. Mısırlar, patatesler, ve bunlara benzer şeyler yetiştiriliyordu. Düzlükte turlayan bir grup askeri görebilmek mümkündü. Bölge Ba Huang’a fazla yakındı ve muhtemelen bahsi geçen alan burası değildi. Wang Qing Arazisi’nin derinliklerine ilerlediğimde, tarlalara saldıran bir Vahşi ayı gördüm; ancak yaratık 85.seviye hayalet yaratıktı. Kılıcımı kaldırıp hafifçe salladım.

 Çok geçmeden asıl rakibimi görmüştüm. Uzun dişli vahşi bir ayı – 85.seviye İmparator seviye yaratık. Muhtemelen görevden sebep çıkmıştı; zira başının üstünde ‘Görev Bossu’ yazıyordu. Başkaları öldürdüğü taktirde fazla bir kazanç elde edemeyecekti; yalnızca öldüren kişi ben olursam, yaratıktan sağlam bir TP alabilecektim.

 Ayının özelliklerini görebiliyordum. Saldırı: 2750-3420; Defans: 2100; Can: 2,000,000. Gayet güzel, halledebileceğim seviyede. Belki de bu bossu tek başıma öldürebilirdim!

 ‘’Klang Klang!’’

 Kılıçlarımı çekerek Alevli Kaplan Tanrısı’yla ileriye atıldım.  Ayının boğazına doğru 4 saldırı yaptığım gibi hasar sayıları havaya fırlamıştı--

 

“4727!”

“5012!”

“4981!”

“4427!”

 Görünüşe göre saldırı gücüm bambaşka bir seviyeye ulaşmıştı. Yaptığım her saldırı 4000’den fazla vuruyordu! Vahşi Ayı’nın hamlesini atlattıktan sonra [Rüzgar Kılıcı]’nı yolladım!

 “6129!”

 Hasar sayılarını gördükçe ayıyı bırakın, ben bile duruma inanamıyordum. Başını kaldıran yaratık göğsüme sağlam bir darbe geçirdi---

 “1726!”

 Aldığım hasara bakınca bu bossu tek başıma öldürebileceğimi anlamıştım. İki kılıcımla saldırıya devam ettim. Çok geçmeden yaratığın %10 canı kalmıştı. Alevli Kaplan Tanrısı da yanımda olunca, 7 dakikada yaratığı öldürmüştük.

 Sistem Notu: 1 Boss öldürüldü!

 Bosstan düşen eşyaların özel bir tarafı yoktu. En iyi ekipman Altın Ekipman olan göğüslüktü, ve bunu 100 RMB’ye okutmak için bile salağın tekini bulmam lazımdı.

 Aynı esnada, haritada bana doğru yürüyen turuncu bir nokta belirmişti; görünüşe göre güzeller güzeli hanımefendi mekana ulaşmıştı.

 “Whoosh!”

 Valkyrie seviye hançerleriyle koşuşturan güzeller güzeli hanımefendinin deriden yapılma beyaz pelerini muazzamdı. Nefes kesici görüntüsüne dayanabilmek mümkün değildi. Saçlarına birkaç yaprak sıkışmış, ve düz bacaklarında da ufak yara izleri belirmişti. İkiz tepecikleri etkileyiciydi.

 ‘’Pa…’’

 Ayağa kalktığımda dengemi sağlayamadığım için ayının başına düştüm. Zoraki gülümsememle söylendim, ‘’Wan Er, geldin demek....’’

 [] [] []