Haahahahhsjshshsj 39 level olcakti gitti butun emekleri hala 10.cu olarak kalcak
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
72. Bölüm Majestelerini Öldürmek!
“Shua!”
Yeşim Şehri Kılıcı’yla kadınları bağlayan halatları kestim. Kadınlar hemen harekete geçmeye başladı ve asalarını alarak yanımda dikilmeye koyuldu. Dikkatimi çeken bir ayrıntıysa kadınlardan birinin asasında yeşil, ufak bir şifa küresi vardı; tahmin ettiğim gibi bu kadın şifacıydı!
……
“Hua!”
Çadırı yıkıp geçerek gelen bir figürün elinde savaş baltası vardı. Bana bakış bile fırlatmadan konuşmaya başladı: ‘’Hahah, ben de çadırıma girmeye kim cesaret etti diyordum. Ufak fare seni; hey güzellikler, patronunuz geldi. Nihayet işe koyulabileceğiz…’’
Güzeller güzeli NPC’lere baktığımda ikisinin de kıyafetlerinin yırtıldığını ve vücutlarının morluklarla kaplı olduğunu gördüm. Zamanı hesapladığımda burada 10 saattir kastığımı fark ettim ve bu on saat boyunca bu iki kadınla işi pişirememiş miydi yani?
Kılıç elimde, Bobo da yanımdaydı. Karanlık Cüce Prensine yakından bir bakış fırlattım. Herif baştan aşağıya altın zırhlarla kuşanmıştı ve uzun sakalını da altın bir tokayla bağlamıştı. Kısacası önümde duran bu cüce kraliyet ailesinden birine benziyordu. İsmine baktığımda düşüncemin doğru olduğunu anladım.
—
【Karanlık Cüce Prensi – Ming Jie】(Altın Boss)
Seviye:43
Saldırı:750-880
Defans:700
Can:400000
Yetenekleri:【Ağır Darbe】【Ateş Baltası】【Baltaların Ay Dansı】
Açıklama: Ming Jie, uzak doğudaki Karanlık Cücelerin prensi ve Karanlık Cücelerin yegane liderı. Ming Jie’nin açgözlü bir doğası olduğundan özellikle insan kadınlarına büyük bir ilgi duyar. Efsanelere göre Ming Jie’nin mağarasında 100’den fazla ay elfi hapsedilmiştir.
……
Açıklamayı görür görmez kükredim: ‘’Hayvan!’’
Ming Jie de kükremeye başlamıştı. İki elinde de savaş baltası tutuyordu: ‘’Gah! Evlat, nereden fırladın sen bakayım? Benim kadınlarıma göz koyduğuna göre, ölmeye de hazırsındır herhalde!’’
Yeşim Şehri’nin Kılıcı’yla havaya bir çiçek çizdim ve omzumdaki amblemden altın bir ışık hüzmesi yayılmaya başladı. Aynı zamanda omuzlarımın üstünde de altın renkte kelimeler belirmişti--- Ba Huang Şehri’nin 10. Oyuncusu!
Arkamda duran güzeller güzeli şifacı bana seslendi: ‘’Genç adam, endişe etmeyi bırakıp, önündeki mücadeleye odaklanabilirsin. Yaralandığın taktirde büyümü kullanarak sana yardım edeceğim…’’
Görünüşe göre arkamdaki NPC canımı dolduracaktı. Güzel, o zaman işler daha kolay olacak!
“Shua…”
İleri doğru atıldım ve bossun boynuna doğru geniş bir kesik attım. Saldırım herigin 247 canını götürmüştü; yani bossun defansı hiç de hafife alınacak gibi değildi. Saldırı puanım biraz daha düşük olsaydı muhtemelen bu defansı aşmama imkan yoktu. Zaman kaybetmeden pozisyon aldım ve kılıcımda üç altın altıgen belirmeye başladı. Kombomun hazırlığını bitirdiğim gibi saldırıya başladım!
“221!”
“198!”
“207!”
Saldırı altında kalan Prens çılgına dönmüştü. Kükredikten sonra baltalarını kaldırıp, bana doğru savurdu. Baltalardan etrafa kızıl renkli alevler saçıldığı için herifin [Ateş Baltası]’nı kullandığını anlamıştım!
Vakit kaybetmeden geri çekildim ve baltaların yörüngesini takip etmeye çalışıp, saldırı savurmaya uğraştım. Ancak bossun çevikliği benden fazla olduğu için omuzlarıma bir darbe yemiştim.
“679!”
Aldığım hasarı görünce kalbim dört nala koşmaya başlamıştı. Eğer herif bir kez daha saldırırsa, oracıkta can verecektim! Ellerimi havaya kaldırarak [Tedavi]’yi kullandım ve canımı doldurduğum gibi yere bir yumruk savurdum.
“Peng!”
Uzun zincirler yerden fırlayarak Ming Jie’nin ayaklarına dolandı. 4. Seviyedeki Bağlayan Zinciler yalnızca 2.1 saniye sürüyordu zira; Boss’lara karşı yetenekler tam potansiyelleriyle kullanılamıyordu. Aksi taktirde yeteneğin 3 saniye sürmesi gerekirdi.
Ufak Bobo da çılgınlar gibi saldırmaya başlamış ve bossun sersemlemesinden yararlanmaya koylmuştu. Bu sırada hemen bossun sağ tarafına atıldım ve ayaklarımın altından beyaz bir aura yayılmaya başladı: [Tek Kişilik Ordu]!
5 saldırılık kombo 1.2 saniye sürecekti. Lakin 4. Saldırım bossun defansını aşamamıştı, Rüzgar Kılıcı’ysa yalnızca 409 vurmayı başarmıştı. Yine de verdiğim hasar fena değildi zira, önümdeki altın seviye bir bosstu!
2.1 saniye geçtikten sonra Ming Jie kendine gelmiş ve kükreyerek savaş baltalarını kaldırmıştı. Ufak Bobo’ya [Ağır Darbe] kullanarak saldıracaktı!
“709!”
Ufak Bobo titremeye başladı. Şans bu ki Ufak Bobo 38. Seviyeye ulaştığından canı da bir hayli artmıştı. Aksi taktirde tek vuruşta ölmüş olacaktı!
Paniklemeye başladım ve hemen Bobo’yu geriye çağırdım. İleri atılarak Bobo’nun yerini aldım ve üst üste yaptığım iki saldırıyla bossun 400 canını götürdüm. Herif yine çılgına dönmüş ve baltalarını savurarak canımın büyük bir kısmını götürmüştü. Şans bu ki arkamda duran güzeller güzeli şifacı sürekli [Tedavi] kullanarak canımı yeniliyordu.
Lakin Boss da boş boş geziyor değildi, çok geçmeden herife ayak uyduramamaya başlamıştım.
“Peng!”
Baltalardan etrafa yayılan ışık hüzmeleri çadırı yerle bir etmişti. Vücudumuz ay ışığında yıkanmaya başlamıştı.
‘’Cehenneme kadar yolun var!’’
Prens ileri doğru atıldı ve saldırılarına devam etti!
“Keng!”
“398!”
Her ne kadar kılıcımla baltaları karşılasam da gücüm yetmediğinden geri çekilmek zorunda kalıyor ve hasar alıyordum. Aynı zamanda bossun çapraz saldırı yaptığı zamanlarda baltalarında kızıl alevler belirmeye başladığını fark etmiştim. Muhtemelen bu yüzden sürekli çapraz saldırı yapıyor ve canımı toplamama izin vermiyordu.
Daha kötüsü, şifacının manasına dikkat ettiğimde kadının 5 dakika civarında dayanabileceğini fark etmemdi. Eğer durum böyle devam ederse, şifacının manası sıfıra indiği an öleceğim kesindi.
Mesele büyücüye geldiğinde o da sürekli [Buz Saçağı] yeteneğini kullanarak Ming Jie’nin hareket ve saldırı hızını kontrol ediyordu; zaten böyle bir yeteneğe sahip olmasa, yine çoktan öteki dünyayı boylamış olacaktım.
“Shua!”
“+600!”
Canımı doldurduktan sonra etrafı inceledim ve geri çekildim. Arkamda, iki dağın arasında bir metrelik genişliğe sahip ufak bir geçit yer alıyordu. Bossu oraya çekip, herifi orada öldürmeye karar vermiştim!
‘’Velet, bütün tendonlarını deşip, derini yüzeceğim. O zaman yeryüzündeki cehennem ne demekmiş anlayacaksın!’’
Elinde baltalar, Ming Jie arkamdan dar geçite doğru atıldı ve her zamanki gibi çapraz saldırılarına devam etmeye koyuldu. Lakin bir metre uzunluğundaki baltaları anında geçidin iki yanında yer alan dağ duvarlarına çarpmış ve etrafa kıvılcımlar saçılmaya başlamıştı. Fazla alan olmadığından savaş baltaları gerçek potansiyellerine ulaşamıyordu; bu da herifin saldırı gücüne büyük bir darbe vurmuş ve her aldığım darbede yalnızca 200 civarı bir can kaybetmeye başlamıştım.
Herifin saldırı yöntemleri ya çapraz kesik ya da geniş kesikti. Bunun yanında Yeşim Şehri’nin Kılıcı direkt darbe konusunda akılalmaz derecede iyiydi. Böylece saldırı avantajı bana geçmiş ve aynı zamanda canımı da düzgün bir şekilde idare etmeye başlamıştım. Bir de bunların yanına Ufak Bobo’yu ekleyince, Ming Jie’nin işini yakında bitireceğime şüphe yoktu!
Çok zaman geçmeden ufukta umudu görmüş ve 43 seviye bossunu öldürebileceğimi anlamıştım. Koridorda, hemen arkamda çalışmaya devam eden NPC’lerin yetenekleri bir hayli iyiydi. Manalarını çok iyi idare ediyorlardı.
‘’Başlarım böyle işe! Geberin, hepiniz!’’
Ming Jie’nin %10 canı kaldığında, bir anda herif eğildi ve vücudundan etrafa siyah dumanlar yayılmaya başladı. Son yeteneğini-[ Baltaların Ay Dansı]’nı kullanacaktı!
“Peng peng peng…”
Baltasının ucu dağ duvarlarını delip geçerek bana doğru ilerlemeye koyuldu! Dikkatsiz olmak gibi bir şansım yoktu. Hemen kılıcımı göğsümün önüne getirdim ve defansif bir pozisyon aldım!
“Keng keng keng…”
Baltaların ucu kılıcıma ulaştığında, etrafa kıvılcımlar yayılmaya başlamıştı. Bu gerçekten acayip bir saldırıydı ve canımı dolduracak fırsat bulamamıştım---
“298!”
“301!”
“297!”
“344!”
……
Ne olduğunu anlamadan canım 0’a inmiş ve öteki dünyayı boylamıştım. Hassiktir, öylece öldüm mü yani?!
Ama ölmemin üzerinden bir saniye bile geçmeden önümde bir sistem notu belirdi---
“Di!”
Savaş Notu: Şifacı Katarina [Diriltme]’yi kullandı, dirilmek istiyor musunuz?
……
Diriltme mi?! 40. Seviye şifacı yeteneği!
Hemen onayladım ve vücudumu kaplayan altın ışık hüzmesiyle doğduğum yerde gözlerimi açtım. Manamın ve canımın %50’lik bir kısmına sahip olduğumdan hemen [Tedavi}’yi kullanıp canımı doldurmuştum. Bu sırada ayaklarımın altından beyaz bir aura yayılmaya başlamış ve zaman kaybetmeden [Tek Kişilik Ordu]’yu aktif etmiştim! Bossun arkası dönük olduğundan herif tamamen savunmasızdı!
%10’luk bir cana sahip olduğu için boss ölmeye doğru ilerliyordu. Kükremesi yavaş yavaş sönüyor ve koridora tıkıldığı için gücünü tam anlamıyla kullanamıyordu. Bunların yanında [Baltaların Ay Dansı]’nın 5 dakikalık bir dolma süresi vardı ve bu 5 dakika herifi öldürmek için bana fazlasıyla yeter de artardı!
Bossun canı gitgide azalırken kalbim dört nala koşmaya başlamıştı. Omzuma bir bakış fırlattım ve ‘Ba Huang Şehri’nin 10. Oyuncusu!’’ yazısının çoktan gittiğini gördüm. Hay böyle işin ben, bir seviye düştüm diye hemen sıralamadaki yerimi kaybettim!
Ardı ardına yaptığım saldırılara devam ederken içten içe Boss’tan ne düşeceğini düşünmeye başlamıştım.
Bu gizem kendini iki dakikanın ardından çözmüş ve [Rüzgar Kılıcı]’nı kullanarak Ming Jie’ye bir darbe geçirdim ve herif acı dolu bir çığlık fırlattı.
Keng!
Savaş baltaları ortadan ikiye ayrıldı ve herif dizlerinin üstüne çöktü: ‘’Velet, beni öldürürsen, babam intikamımı almak için buraya gelecektir. Bunu sakın unutma…’’
“Hua la la…”
Boss öldüğü gibi birkaç parça eşya düşürmüştü. Aynı zamanda 38. Seviyeye tekrar ulaşmış ve omzumdaki ‘’Ba Huang Şehri’nin 10. Oyuncusu’’ yazısı da geri gelmişti. Güzel!!
İleri doğru atıldım ve Ming Jie’nin düşürdüğü eşyalara bakmaya başladım. İçlerinde kızıl bir kolye vardı ve bir de metalden yapılmış bir kalkan dikkatimi çekmişti. Bunların yanında 10’dan fazla altın düşürmüş ve bir de arkasında garip bir taş bırakmıştı. Taşın normal bir taş olmadığı kesindi zira; çevresi düzgün oyulmuş ve etrafa ışık hüzmeleri saçmaya başlamıştı. Her ne kadar bu eşyanın ne tür bir eşya olduğunu bilmesem de, altın seviye bir bosstan düşen eşyanın kötü olmayacağını biliyordum!
Magnec