Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

53. Bölüm Pine ve Crane Restoranı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

  A seviyesindeki [Bağlayan Zincirler] için ödediğim 10 altın cidden devede kulak kalıyordu. Her ne kadar yetenek [Rüzgar Kılıcı] kadar mükemmel olmasa da, yine de bir hayli yararlıydı. Üstelik yeni elde ettiğim bu iki yetenek de normal yeteneklerden güçlüydü, ayrıca öyle yol üstünden öğrenebileceğiniz şeyler de değildi. Bütün bunların yanında sahip olduğum eşsiz ve SS seviyesindeki kılıç yeteneğim tabii meseleyi üsteletmiyordu.

  2 yeni yetenek öğrendiğim için bir hayli heyecanlıydım. İlk iş bu yetenekleri test etmekti.

  İki elimi de kullanarak kılıcı havaya kaldırdım ve [Rüzgar Kılıcı]’nı aktif ettim. Bir anda kollarım titremeye başlamış ve kılıçtan garip bir aura yayılmaya başlamıştı. 0.2 saniye geçtikten sonra kılıcım tamamen bu garip aurayla kaplanmıştı.

  Zaman geçmeden kılıcın etrafında ufak bir rüzgar dalgası oluştu. İleri atıldım ve havaya bir kesik attım.

  Peng!

  Önümdeki devasa kayaya 20 santimlik bir çizik atmış ve etrafa ufak taş parçaları saçmıştım. Mm, 1. Seviyedeki [Rüzgar Kılıcı] saldırıyı %3 arttırıyordu ki bu bile normal saldırıya bir hayli güç katıyordu. Tabii bunun yanında 4. Seviyeye çıkarırsam %12’lik bir saldır artışına sahip olacaktım!

  [Rüzgar Kılıcı]’nı denedikten sonra hemen diğer yeteneği denemeye koyuldum. [Bağlayan Zinciler]’i kullandığımda ufak bir patlama sesiyle birlikte yerden zincirler fırlamıştı. Hedefi 1.9 saniye boyunca bağlayan bu zincirler adeta yılanlar gibi dans ediyordu

……

  Testlerimi bitirdiğimde açıkçası yeteneklerimden bir hayli memnun kalmıştım. İkisinin de oyuncunun yeteneğiyle doğru orantılı bir performans sergilediğini düşünürsek, bu yetenekleri kullanmak için rakibin hareketlerini ve saldırılarını iyi gözlemlemek gerekiyordu.

  Devriye çavuşuyla tekrar konuşup, görev alabilir miyim diye baktım ama heriften pek bir ses çıkmadı. Bu yüzden ben de gidip yeteneklerimi geliştirmeye karar verdim. Sonuçta SSS seviye bir yeteneğiniz olsa da bunu geliştirmezseniz pek işe yarayacağı muallaktadı.

   Ufak Bobo’yla birlikte 10 dakika boyunca yürümüş ve yüksek seviyeli yaratıkların olduğu Sisli Batalık’a ulaşmıştık. Yaratıkların 37. Seviyede olduğunu görünce bu mekanın bana uygun olduğunu anlamıştım. Yaratıkların çoğu derilerindeki pullardan güneş ışığı yansıtan timsahlardı.

  Özelliklerini inceledim. Yaratıkların 1886 canı ve 332 defansı olduğundan bana pek sorun çıkaracakmış gibi görünmüyorlardı.

 “Hua hua…”

  İleri doğru atıldım 4. Seviye kombomla en yakınımdaki timsaha saldırdım.

 “367!”

“335!”

“352!”

  Timsah gök gürültüsüne benzer bir şekilde kükrese de tek kombomla yarı canını indirmiştim. Ağzını açtı ve bana doğru saldırıya kalkmaya çalıştı ancak [Rüzgar Kılıcı]’mı çoktan hazırlamıştım. Yaratığın kafasına doğru kılıcımı savurdum ve havaya kızıl bir sayılar silsilesi fırladı. Timsah ne olduğunu anlamadan hayatını kaybetmişti…

 “998!”

  Kritik darbe! Tek bir vuruşta 998. Bu neredeyse Kombo yeteneğimle verdiğim hasara eşitti. Rüzgar Kılıcı gerçekten bir kritik darbeye dönüşürse akılalmaz derecede güçleniyordu. Eğer 10. Seviye olsaydı, [Kılıç Fırtınası]’ndan aldığım %10’luk saldırı puanına bir de %30 eklenecekti!

……

  Bir anda aklıma bir düşünce geldi; muhtemelen bu timsahların derileri iyi para ediyordu!

  Hemen yaratığın derisini yüzmeye başladım. Yeşim Şehri’nin Kılıcı o kadar keskindi ki zorlanmadan yaratığın pullarını delip geçmiş ve kalın deriden bir parça koparmıştı. Lakin tam başardım derken elimdeki deri soluklaşmaya başladı ve kayboldu!

  Sistem Notu: [Deri Yüzme] yeteneğiniz yok! Timsah derisini yüzmeyi başaramadınız.

  Hassiktir, o neymiş öyle!

  Yeteneklerimi geliştirmek için timsah avlamaya devam ettim; çok zaman geçmeden [Rüzgar Kılıcı] 2. Seviyeye ulaşmıştı. Saldırı puanım %6 artmıştı. Aslına bakarsanız Rüzgar Kılıcı seviye atladığından ortaya düşünmek istemediğim bir sorunu çıkarmıştı. Şifacıyken büyüye hiç vermediğimden manam çok azdı. 2. Seviye [Bağlayan Zincirler] ve [Rüzgar Kılıcı] 40’ar mana harcıyordu ve seviyeleri arttıkça bu rakam da artacaktı. 330 manamla ne yapacağım acaba…

  Her neyse, önceliğim [Rüzgar Kılıcı]’nı 4. Seviyeye bir an önce çıkarmaktı; sonuçta envanterimde yeterince Keskin Rüzgar Hapı bulunuyordu.

……

  Bir saati aşkın bir süre boyunca avlandıktan sonra tanıdık sistem notu kulaklarımda belirmiş ve [Rüzgar Kılıcı] 3. Seviyeye ulaşmıştı.

  Oracıkta kendimden emin bir şekilde dikiliyordum ki Wan Er’den mesaj geldi: ‘’Xiao Yao, daha ölmedin mi bakayım?’’

  Gülümseyerek cevapladım: ‘’Hayır, kaybettiniz! Heheh, ödülümü ne zaman alıyorum?’’

  Wan Er: ‘’Saat çoktan 1 olmuş ve ben de çok acıktım. Bizim yurda gel de ne yiyeceğimizi konuşalım.’’

 “Tamam!”

  Oyundan çıktım ve oyun başlığını yatağın yanına bıraktım. Dört göze bir bakış fırlattığımda herifin tir tir titrediğini görmüş ve onu rahatsız etmemek için kapıdan sessizce çıkmıştım.

……

  İki güzellik çoktan merdivenleden inmiş ve beni beklemeye koyulmuştu.

  Metersbonwe ceketimin yakalarını düzelttim. Güneş suratıma çarpıp geride sıcak bir hissiyat bırakıyordu. Hayat gerçekten keyifliydi.

  ‘’Xiao Yao, hiç fena değilsin!’’ diye söylendi Cheng Yue bana yaklaşırken: ‘’5 saat boyunca bir kez bile ölmemiş olman beni şaşırttı. Sonuçta 1000 altından bahsediyoruz. Milletin seni kovalamaya başladığına şüphem yok. Kim 15.000 RMB kazanmak istemez ki?’’

  Cevapladım: ‘’Gizli bir bölgede seviye kasıyorum yani yakın zamanda beni bulabileceklerini sanmıyorum. Merhabalar Bayan Wan Er.’’

  Wan Er yüzündeki ekşi ifadeyle konuşmaya başladı: ‘’Peki tamam, sen kazandın. Ne istiyorsan söyle bakalım, ben ısmarlıyorum…’’

  Hemen ileri atıldım ve: ‘’Geçenlerde yeni bir restoran açılmıştı. Doğu Xi yolundaki Pine ve Crane restoranı. Duyduğuma göre o restoranın hindistan balığı meşhurmuş…’’

  ‘’Orayı biliyorum, hadi gidelim, ben süreceğim…’’

……

 Wan Er’in 2 kapılı spor arabası, 2016 Audi TT, okulun otoparkındaydı. Aracın üstü ağaçlardan firar eden yapraklarla kaplı olduğundan, bir süredir terk edilmiş gibi görünüyordu. Belki de bu araç onun bile değildi.

  Wan Er anahtarı çıkardı ve kapıları açtı. Cheng Yue etkilenmişe benziyordu: ‘’Ah, 2016 TT, hatta 2 kapılı ve 3.0 motor! Uzun zamandır bundan istiyordum ancak babam hızlı sürerim diye bana araba almıyor…’’

  Cheng Yue bana bir bakış fırlattı: ‘’Xiao Yao, sence TT’nin 2016 kasası mı güzel yoksa 2010 kasası mı daha güzel?’’

  Sırıtarak cevapladım: ‘’Dürüst olmak gerekirse arabalardan pek anlamam ancak Chery QQ ve Jiang Nan Auto kasalarını çok seviyorum. Klasik bir görünüşleri var…’’

  (ÇN: Tahmin ettiğiniz gibi arkadaşlar Chery QQ dünyanın en ucuz arabaları sıralamasında 2. Sırada yer alıyor. Fakirlik kanına işlemiş adamın…)

  Cheng Yue: ‘’…’’

  Wan Er sürücü koltuğuna kuruldu ve hafifçe cama tıklattı: ''Hey, hadi atlasanıza arabaya...''

  Hemen ön koltuğa kuruldum. Heyecanım suratımdan belli oluyordu.

  Cheng Yue arkaya oturmuş ve söylenmeye başlamıştı: ''Yerini kapacak değildim ya...''

  ''Mesele bedava yemek olunca, heyecanıma hakim olamıyorum...''

“…”

… …

  Motor gürlemeye başlar başlamaz TT ileri atılmış ve otoparktan çıkmıştık. Wan Er trafik kurallarına dikkat ettiğinden endişelenmeme gerek kalmamıştı. Doğu Xi yolu Liu Hua Üniversitesi’nden fazla uzak değildi. Geçtiğimiz 2 yıl boyunca bu sokaklar akılalmaz bir değişim yaşamış ve restoran zincirlerinden tutun da pahalı markalara kadar sürüyle dükkan açılmıştı.

  Pine ve Crane restoranının geçmişi Suzhou’ya, Qianlong İmparatoruna kadar uzanıyordu. Zamanla birlikte büyüyüp, genişleyen bu restoran zinciri artık Beijing’e de bir şube açmıştı.

  Saat 13:30’da restorana girmiş ve içeride fazla bir insan kalabalığının olmadığını görmüştük. Cam kenarı bir masaya kurulduktan sonra menüye hızlı bir bakış fırlattım. Hindistan balığının yarım kilosu 300 RMB’ydi, hm…

  Güzel ve genç görünen garson kız yanımıza gelir gelmez konuşmaya başladım: ‘’Hindistan balığı, 1 kiloluklardan olursa iyi olur.’’

  ‘’Tabii, yakışıklı!’’

  ‘’Aynı zamanda karpuz, Pakistan usülü akciğer çorbası, kızarmış tavuk ve… bir şise Deniz Mavisi…’’

  ‘’Tamamdır, başka bir şey ister misiniz?’’

  ‘’Şimdilik bu kadarı yeter. Ah, bu arada lütfen biraz karpuz suyu da getirin…’’

  Siparişi verdikten sonra Wan Er’e dönüp gülümsedim: ‘’Bu kadarı sizin için sorun olmaz değil mi hanımefendi?’’

  Wan Er başını öne doğru salladıktan sonra gülümsedi: ‘’Ah, bu ne ki…’’

  ‘’Çat!’ Wan Er elindeki yemek çubuklarını kırdı…

  Cheng Yue gülümsedikten sonra: ‘’Li Xiao Yao sende az değilsin, Wan Er’in aylık 5000RMB aldığını bilmiyor musun? Bu yemek neredeyse 1000 RMB’den fazla tutacak. Önümüzdeki 15 günü nasıl geçirecek Wan Er acaba, yoksa ona yardım mı edeceksin?’’ diye sordu.

  ‘’Oh, şey…’’

  Wan Er gözlerini devirdikten sonra: ‘’Ondan bana hayır gelmez…’’dedi.

  Ona bir bakış fırlattım: ‘’Hanımefendi, sizin zengin olmanız gerekmiyor mu? Duyduğuma göre zamanında yayımladığınız Zamanın Kalbi adlı şarkı Çin’in en popüler 10 şarkısı arasına girmişti. Hem de 6 ay o sıralamadan düşmediğini duymuştum. Nasıl olur da bu kadar az paranız olabilir ki?’’

  Lin Wan Er’in suratı kızarmıştı: ‘’O konuyu hiç açma…’’

  Cheng Yue gülümsedi: ‘’Wan Er üniversiteye girdiğinde parasını uzun vadeli olarak bankaya yatırmış. Her ay yalnızca 5000 RMB çekebiliyor. Ancak…geçtiğimiz iki gün boyunca bir sürü altın aldı. Gümüş ekipman olan deri göğüslük için 200 altın ödedi. Üstelik bunun yanında Q Kılıcı’nın düşürdüğü altın ekipman olan hançeri de kendine ayırttı. Yani parasının kalmamış olmasına şaşırmamak lazım.’’

  ‘’Altın hançer mi?’’ diye sordum, şaşırmıştım.

  ‘’Evet.’’ Wan Er başını öne doğru salladı ve gülümsedi: ‘’35 .seviye altın hançer, 275 saldırı puanına ve %7’lik defans kırıcı özelliğe sahip. Bu yüzden 900 altını gözden çıkardım ya…Yurda döndüğümüzde parayı vereceğim…’’

  Yüzüm ekşimişti: ‘’Q Kılıcı 35. Seviye altın ekipman çıkarmış demek, hiç fena değil…’’

  Dong Cheng Yue: ‘’Tabii çıkaracak…’’