olm videoyu yüklese onu nasıl açıklayacaksin salak Feng han? montaj mı diyeceksin dingil.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
85. Bölüm Zihin Okuma
Ebediyet Rüzgarı Vadisi’nde, keskin bir rüzgar havaya hakimdi.
Büyük sayılabilecek bir ağıcın altında, Ebediyet Rüzgarının Generali’nin ölü bedeni yatıyordu. Her ne kadar ceset kaybolmamış olsa da [Öncü] oyuncuları mekanı çoktan terk etmişti. Ekipman listesinde de ilk sırayı yeni bir ekipman olan Mor Ekipman-Cennet Düzeninin Kılıcı almıştı. Genel puanları ikinci ekipmandan en azından 4 kat daha fazlaydı. İşin en kötü yanı da kılıcın sahibi adını topluluğa açıklamayı seçmişti- Jian Feng Han.
Shua!
Elimde Yeşim Şehri’nin Kılıcı, Generalin ölü bedeninin yanında dirildim. Li mu, Wang Jian ve diğer ikili de dirilmişti. Dikkat edilmesi gereken bir tehlike olduğunu düşünmüyordum; sonuçta Jian Feng Han topluluğa iyi bir profil çizmek istediği için cesetlerimizin başında bekleyecek biri değildi. Kendisi tam bir jokerdi; herifi öldürürken bile suratında masumane bir ifade vardı. Zaten bu masum ifade yüzünden [Öncü] oyuncuları bize saldırma konusunda tereddüt yaşamamıştı.
………
Kayalardan birinin üstünde otururken söylendim: ‘’Ne yapacağımızı konuşalım bakalım…’’
Li Mu karşımda oturuyordu: ‘’Xiao Yao, meseleyi zaten biliyorsundur. Ben, Wang Jian ve Bai Qi lisede tanışmış, üniversiteyi de beraber okumuş insanlarız. Mezun olalı iki olduğundan hala aramızdaki irtibatı yitirmiş değiliz. Lian Po ise tanıdığımız ve uzun zamandır sanal gerçeklik oyunlarında takıldığımız bir arkadaş…’’
Gülümsedim: ‘’Kıskandım valla!’’
Li Mu devam eti: ‘’Bu oyunu oynamaya karar verdiğimize göre, oyunda büyük bir etki yaratmak istiyoruz. Tek bir rüyayı, insanların bizlere saygı duyduğu o rüyayı gerçekleştirmek istiyoruz. Sana biraz aptalca görünebilir ancak bir klan kurmak istiyoruz; her ne kadar bu klan oyundaki en iyi klan olmayacak olsa da, en azından ilk on listesine girmeli. Oyunu oynamak için gereken başlıklar adına üç ay boyunca para biriktirdik, ayrıca stüdyomuzun kirası da birikmiş durumda…’’
Wang Jian: ‘’Patron, yavaş…’’
Li Mu gülümsedi: ‘’Sorun yok, Xiao Yao da bizden biri.’’
“…”
Li Mu: “Yani söylemeye çalıştığım şey… durum böyle olduğundan Xiao Yao, General Ailesine katılıp, bizimle dövüşmeyi düşünür müsün? Bu ikimiz için de olumlu bir anlaşma olru.’’
Cevap vermeden önce biraz duraksadım: ‘’Şimdilik herhangi bir klana katılmak istemiyorum.
‘’Mm, o zaman zorlamaya gerek yok.’’ Li Mu gülümsedi: ‘’Gelecekte ne yapacağımızı konuşalım o vakit. Ebediyet Rüzgarının Generali’yle yaptığımız karşılaşmayı göz önünde bulundurursak, seninle birlikteyken boss öldürme konusu fazla bir sıkıntı olacak gibi görünmüyor. Tek ihtiyacımı yüksek seviyede olan şifacılar ve büyücüler. Önümüzdeki üç gün içerisinde bir boss savaşı yapmayı planlıyorum. Tank olarak seni davet edeceğiz ve işçi-işveren sistemini kullanacağız. Tek istediğimiz şey Klan Kurma Tableti, diğer ekipmanlar senin olabilir.’’
Gülümsemeden edemedim: ‘’Peki…’’
Lian Po doğruldu ve ileri atıldı: ‘’Xiao Yao, bize yardım etmeyi düşünmüyor musun?’’
Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Hayır hayır hayır, dediğiniz gibi kesinlikle geleceğim. Ancak bosslara yardım etmek için ekstra bir ücrete ihtiyacım yok. Sadece ihityacım olan ekipmanları alırım ve gerisi de size kalır.’’
‘’Tamam o zaman, anlaştık mı?’’ Li Mu heyecanla söylendi.
Herifin seviyesine baktım ve gülümsedim: ‘’Evet, acele edip seviye kasmamız gerekiyor. Wang Jian ve Lian Po 40. Seviyeye ulaştığında, boss savaşlarına da başlayabiliriz.’’
‘’Tamamdır, bu gece kasacağız!’’
‘’Güzel! Birbirimizi arkadaş olarak ekleyelim de ileride iletişim konusunda sıkıntı çıkmasın!’’
‘’Tabii!’’
……….
Li Mu ve grubunun ayrılmasını izledim. Ardından kendi seviyeme bakınca 40. Seviyenin %47’sinde olduğumu gördüm. Aslında iki seviye kaybettiğim düşünülürse bu durum hiç de fana sayılmazdı. 41. Seviyeye az-çok yaklaşmış sayılabilirdim; tek kaybettiğim ekipman parlayan yüzüktü ancak böyle bir ekipmana karşılık 4 arkadaş kazanmak durumu fazlasıyla dengeliyordu. Sonuçta ekipman dediğiniz şey elbet elinize geçecek bir eşya parçasıydı.’’
Ne yapsam ki? Seviyemi kasssam yoksa…
Biraz duraksadım ve ardından Ejderha Şehri’ne gitmeye karar verdim.
Alev Taşı Kanyon’nundan çıktığım gibi Ejderha Şehri’ne doğru yola koyuldum. Şehrin uç kısımlarına ulaştıktan sonra Dalin’e selam vereyim dedim ve selamımı verir vermez mekanı terk ettim. Zaten arkamı döndüğüm gibi herif uykuya dalmıştı. Keşke onun gibi rahat takılabilseydim.
Buz Saçaklarının ucunda dikilirken, başımı kaldırıp yukarıya doğru baktım. Binlerce kilometrelik yüksekliğe sahip dağların dört bir yanı karlarla kaplıydı. Benim gideceğim ye rise belliydi; o karla kaplı dağların orta yerinde duran Ejder Mezar! Tabii dağın diğer tarafına geçmek söylendiği kadar kolay olacak gibi durmuyordu, hay böyle işin ben!
Adım adım dağa tırmanmaya koyuldum. 40.seviyedeki gücüm hiç fena değildi, 15 dakikada dağın zirvesine çıkmayı başarmıştım.
Dağın zirvesinden aşağı doğru bakarken Ejder Mezarı’nın etrafa parıltılar saçan bölgesini gördüm. Bunun yanında, Ejder Mezarı’nın üstünde görünmez bir kubbe yerleştirilmişti ki bu sayede bölgeye kar taneleri düşmüyordu. Bu kubbe benzeri şey nereden gelmişti? Belki de efsanevi ejder ruhlarından birisiydi…
Dağdan aşağıya atladım ve Ejder Mezarı’na doğru kaymaya başladım. Uzakta, mezara girişi sağlayan taş kapı sıkıcı kapatılmış ve ustam olan Ejder Mezarı’nın Koruyucusu Karl da içeride uyuklar bir vaziyette uzanmıştıç Kapıyı çalsam bile açan olmadı…
…..
Tam bu esnada bir Tik sesi geldi ve Cang Tong’dan gelen mesajı açtım: ‘’Li Xiao Yao, Boss savaşısınız nasıl geçti?’’
‘’Bossu öldürdük… ancak klan tableti düşmedi, sizinki nasıl geçti?’’
Görünüşe göre Lin Wan Er henüz yaşananları öğrenmemişti.
‘’Biz de bossu öldürdük, 55. Seviyedeki altın boss çok da abartılacak bir yaratık değildi. 40’ın üzerinde adamımızı kaybederek meseleyi hallettik…’’
‘’O zaman [Kahramanın Heybeti]’ni tebrik ediyorum…’’
‘’Tebrik mi? Tableti düşüremedik ki…’’ Wan Er’in ikonu belirdi ve hanımefendi gülümsedi: ‘’Saat 3 oldu bile ve biz de boss savaşından sonra bir hayli yorulduk. Hadi okulun kafesine gidelim de biraz rahatlayalım. Artık sürekli boss mücadelesi yaşandığından oyun oynamak insanı gerçekten yoruyor…’’
‘’Tamamdır, siz inin ben de geliyorum.’’
‘’Tamam iniyoruz, bizi çok bekletme.
‘’Anlaşıldı!’’
……
Başımı kaldırıp taş kapıya bir bakış fırlattım, hay böyle işe… Eğer o yaşlı bunak beni görmek istemiyorsa, ben de gidip Wan Er’le takılırım. En azından Wan Er’in yanındayken onun güzelliğine bakıp mutlu olabiliyorum. Ayrıca Wan Er’le bir süredir birlikte olduğumuzdan yavaş da olsa bana karşı iyi davranmaya başlıyordu. İlk tanıştığımızda benden intikam almaya çalışan kızdan eser kalmamıştı. Belki de o meseleyi çoktan geride bırakmıştık….
Öğleden sonra saat 3.30 civarlarında sıcak bahar güneşi okulu kaplamış ve ağaç gölgeleri de popüler mekanlar haline gelmişti. Ağaç gölgelerinden ilerleyecek kızlar yurduna ulaştım ve güzelliklerin çoktan aşağıya indiğini gördüm. Kızların giydiği kıyafetler cidden insanın içini serinletiyordu. Lin Wan Er kısa bir etek ve topuklu sandaletler giymişti. Kar-beyazı bacakları onlara bakan erkek öğrencilerin akıllarını başlarından alıyordu. Kadın öğrenciler bile bir bakış atmaktan kendilerini tutamıyordu.
“Xiao Yao!”
Dong Cheng Yue ileri atıldı ve gülümsedi: ‘’Artık Ba Huang’daki en ünlü adam sensing…’’
Kalbim dört nala koşmaya başladı. Hassiktir, Vadide yaşananların bu kadar çabuk duyulacağı aklıma gelmemişti. Kızlar çoktan öğrenmişti.
Lin Wan Er’in gözleri vücudumu süzdükten sonra hanımefendi gülümsedi: ‘’Tahmin yürütmene gerek yok. Dong Cheng ile oyundan çıkmadan önce forumları gezdik. Gerçekten yazık olmuş. Mor Ekipman olan Cennet Düzeninin Kılıcı’nı kıl payıyla kaçırmışsın, eğer o kılıcı almış olsaydın Çin sunucusunda ağır zırh giyen en iyi oyunculardan biri haline gelebilirdin.’’
Cevapladım: ‘’Eğer almış olsaydım mutlu olurdum, ancak ele geçirememiş olsam da bu dünyanın sonu değil. Geçmişi geçmişde bıraktım…’’
‘’Haha, gidelim hadi. Kafeye gitmek istiyorum!’’
‘’Tamam.’’
Birkaç dakika geçtikten sonra yeni açılmış kafelerden birine kurulduk. Etraf sürpriz bir şekilde sakindi ve arka planda da hafif bir müzik çalıyordu.
Lin Wan Er kahvesinden bir yudum aldıktan sonra telefonunu bana doğru uzattı: ‘’Görüyor musun? Bu Jian Feng Han’ın açtığı konu. Sanırım bir süreliğine Ba Huang’dan uzaklaşsan iyi olur…’’
Telefona baktım. Kader’in forumlarından birinde geniş bir konu açılmıştı:
[Ba Huang Şehri] Kaygısız Xiao Yao ve General Ailesi’nin dört üyesinden özür diliyorum! (Konu Sahibi: Jian Feng Han)
İçerik:Bugün, Ebediyet Rüzgarı Vadisindeki mücadelemizde, Kaygısız Xiao Yao’nun ve 4 Generalin yardımıyla [Öncü] olarak bizler, 55. Seviyede olan mor bossu yenmeyi başardık. Her ne kadar Klan Kurma Tableti düşürmeyi başarmış olamasak da, sunucunun ilk mor ekipmanını ele geçirdik. Bahsi geçen ekipman 55. Seviye Cennet Düzeninin Kılıcı'dır ve üst saldırı limiti 775 olmakla beraber saldırı puanını da %4.5 arttırmaktadır. Yaşanan yanlış anlaşılmalardan dolayı muhtemelen Kaygısız Xiao Yao bu kılıcın ona ait olduğunu düşündü ve alamayınca da [Öncü] oyuncularına saldırdı. Kaygısız Xiao Yao ve dört General birkaç düzine adamımızı öldürdükten sonra hayatlarını kaybetti. Bendeniz Jian Feng Han, meseleleri gizleyen biri değilimdir; üstelik tek başına takılan insanlarla da uğraşmayı hiçbir zaman düşünmemişimdir. Bu yüzden Kaygısız Xiao Yao’dan ve dört Generalden özür diliyorum. Umarım saldırıya uğradıktan sonra sizlere karşı saldırıya geçen ve sizleri öldüren [Öncü] oyuncularını affedebilirsiniz. Hala arkadaş olduğumuza inanıyorum ve umut ediyorum ki sakinleştiğinizde bir araya gelebiliriz. Büyüklerimizin dediği gibi: Bir bardak şarap binlerce sorunu çözebilir, böylece arkadaşlar da arkadaş kalmaya devam edebilir. En yakın zamanda [Öncü]’yle iletişime geçmenizi ve arkadaş kalabilmemizi umut ediyorum!
……
Peng!
Masaya bir yumruk geçirdim ve masadaki içecekler titremeye başladı. Öfkemi kontrol etmekte zorlanıyordum. Zor da olsa dudaklarımı büküp, gülümsemeyi başarmıştım: ‘’Haha, çok enteresan…’’
Aslında bakarsanız çoktan içimden Jian Feng Han’a ve hatta sülalesine sövmüştüm… Önümüzdeki günlerde intikamımı elbet alacaktım! Göreceğiz bakalım!
Lin Wan Er bana bir bakış fırlattı, sanki insanları etkileyebilen garip bir yeteneği vardı. Gülümsedi: ‘’İnsanların kötü yanlarını tecrübe ettin mi? Eğer küfür etmek istiyorsan küfür et gitsin, ama adamın sülalesini meseleye karıştırmasaydın…’’
Şok olmuştum. Başımı kaldırıp Lin Wan Er’e bir bakış fırlattım. Karşımda duran 34D nasıl olur da düşündüğüm şeyleri bilebilirdi?
Lin Wan Er ona baktığımı anladı ve yanakları biraz da olsa pembeleşti: ‘’Ne düşünüyorsun?’’
‘’Ben...’’
Ne diyeceğimi bilmediğimden önümdeki kahveden bir ağız dolusu içtim ve Wan Er’e tekrar bakmaya koyuldum. Ne korkutucu bir kadın ama. Cidden aklımı okuyabiliyor mu yani?
Dong Cheng Yue güzel gözleriyle bana bir bakış fırlattı: ‘’Xiao Yao, daha önce doğuştan gelen Zihin Okuma diye bir yetenek duymuş muydun?’’
Vücudum titremeye başladı: ‘’Yoksa Wan Er…?’’
Lin Wan Er kıkırdamaya başladı. Attığı kahkahalar kulağa en kaliteli müziklerden bile daha hoş geliyordu. Gülümseyerek söylendi: ‘’Sadece tahmin ediyordum. Ciddi ciddi Zihin Okuma diye bir şeyin gerçek olduğuna inanmıyorsun ya?’’
Yine da dediklerine pek inanmamıştım.
Lin Wan Er telefonuna baktı: ‘’Olayın sizin tarafından nasıl yaşandığını anlatmalısın. Yoksa karşı atağa geçmeyi düşünmüyor musun?’’
Magnec