Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

70. Bölüm Karanlık Cüceler

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

 

  Sabahın köründe, Çince Karakterler dersindeyiz…

  Profesörün elinde kalın mı kalın bir kitap duruyordu.

  ‘’Sha sha sha…’’

  Yanımdan, kurşun kalemlerin çıkardığı sesler geliyor ve dışarıdan da kuşların tatlı sesleri kulağıma ulaşıyordu. Camın yanında otururken ister istemez insan uykuya dalıyor tabii. Uykuya daldıktan kısa bir süre geçtikten sonra bir beni dürttü ve neredeyse masaya kafa atacaktım. Başımı çevirip baktığımda Lin Wan Er’i gördüm: ‘’Dün ne yaptın bakayım?’’

  ‘’Ne yapmışım ya? Sizle filme gitmedik mi işte?’’

  ‘’Oh…’’

  Lin Wan Er’in önünde büyük bir defter ve defter sayfalarından birinde de evcil hayvanını tasvir ettiği bir resim vardı. Bu oyundaki Kaplan Adam’dan başka bir şey değildi. Hayret bir şey, hanımefendi yaratığı bu kadar mı sevmiş yani…

……

  ‘’Gerçek gibi duruyor!’’ Gülümsedim.

  Lin Wan Er de gülümsedi: ‘’Neyse, dalga geçiyordum…’’

  Dong Cheng Yue Wan Er’in yanında oturup, telefonuyla uğraşıyordur. Sonra başını çevirip bize baktı: ‘’Gençler, bomba haberler var! On dakika önce biri 40. Seviyeye ulaşmış.’’

  Lin Wan Er’le aynı anda dönüp: ‘’Kim?’’ diye sorduk.

  ‘’Söylemeyeceğim…’’

  ‘’…’’

  ‘’Tamam tamam, ilk 40 olan kişi gelecekteki klan liderimiz, Q kılıcı.’’ Dong Cheng Yue gülümsedi.

  ‘’Cidden bir kılıç ustası olan Q Kılıcı’nın, benden daha hızlı seviye kasabileceğini düşünmemiştim.’’

  Sordum: ‘’Yue, kaçıncı seviyedesin?’’

  ‘’38.’’

 ‘’Peki ya Wan Er?’’

   Wan Er güzelim gözlerini açıp, bana bir bakış fırlattı. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra ona seslendiğimi fark etmişti. Tabii ona adıyla seslendiğim için biraz rahatsız olmuş gibi görünüyordu: ‘’39. Seviyenin %17’lik kısmını geride bıraktım. Öğlenden sonra ders olmadığında, akşama 40 olurum. Biz okuyan öğrencileriz, Q Kılıcı’na yetişmemiz mümkün değil…’’

  ‘’Hm, Q Kılıcı’nın 40 olmak içi acelesi varmış gibi görünüyor, acaba aklında ne var…’’

  Dong Cheng Yue: ‘’Oyunda birinci sıraya oturmak beraberinde birçok avantaj getiriyor. İlk olarak ün kazanıyorsun; ikinci olarak da diğer oyuncuların favorisi haline gelip, klanına daha rahat insan toplayabiliyorsun. İlk 40. Seviye‘ye ulaşan kişi olduğu için klana adam aramak zorunda kalmayacak.’’

  Lin Wan Er de bu sırada telefonuyla uğraşıyordu: ‘’Aslında en önemli nokta 40. Seviyede alacağın 2. Resmileştirme görevi. Yeni teknikler şu an bizim kullandığımız tekniklerden çok daha güçlü. Bir bakalım… Kılıç ustalarının 40. Seviye yetenekleri: [Kılıç Üzerine Uzmanlaşmak], kılıç tipi eşya kullanırsan saldırını %25 arttırıyor. Bunun yanında [Ateş Kılıcı] ya da [Buz Kılıcı]’nı öğrenebiliyorsun. [Ateş Kılıcı] 1. Seviyede saldırı puanını %3 arttırırken, [Buz Kılıcı] saldırı puanını %2 arttırıyor ve rakibi yavaşlatıyor.’’

  Konuşurken bana bir bakış fırlattı: ‘’Li Xiao Yao, senin sınıfın da kılıç ustası sayılır, hangi yeteneği öğrenmek istiyorsun?’’

  Anında cevap verdim: ‘’[Buz Kılıcı] rakibin hızını yavaşlattığı için kontrol tipi bir yetenek sayılabilir; yani PK için ideal. Her ne kadar [Ateş Kılıcı] saldırı odaklı bir yetenek olsa da, saldırı puanı konusunda bir sıkıntım yok. Rüzgar Kılıcım saldırı puanını %3 arttırdığı için, zaten [Ateş Kılıcı]’nı öğrenemeyeceğim. Çünkü bu yetenekler aynı tip.’’

  Dong Cheng Yue’nin suratına muzip bir gülümseme oturmuştu: ‘’Heheheh, bugün ben de 40 olayım da saldırıya odaklanmaya başlayayım!’’

  Lin Wan Er gülümsemeden edemedi: ‘’40. Seviye bir büyücü saldırı odaklı olacak kadar güçlü değil. Daha ileride öğreneceğin [Buzun ve Ateşin Mızrağı] adlı yeteneğin var. Ancak o yeteneği öğrenirsen gerçek bir büyücü olma ünvanına sahip olursun!’’

  ‘’Tamam, tamam!’’ Dong Cheng Yue heyecandan tir tir titriyordu.

……

  Öğle yemeğinden sonra güzeller kendi yurtlarına dönerken, ben de odama doğru yavaş yavaş yürümeye koyuldum. Acele etmeme gerek yoktu zira zaten 35. Seviyede olduğum için, 40. Seviyeye ulaşmama çok vardı. Bugün muhtemelen 37-38’e kasabilirdim ancak 40 olmam imkansızdı.

  Shua!

  Ejderha Şehri’nin yanında gözlerimi açmış ve başımı çevirdiğimde Dalin’in devasa bir piton kızarttığını görmüştüm. Pitonun gövdesi kolumdan bile kalındı ve pulları da gri renkliydi. Muhemelen bu yaratık Çöl Yılanı sınıfına giriyordu.

  Pi Pi Pa Pa

 Ateşten çatırtılar duyuluyordu. İşin enteresan yanı yaratık hala ölmüş değildi. Garip bir şekilde direnmeye çalışıyor ama zavallı Dalin’in nasıl biri olduğunu bilmediği için, neyle karşı karşıya olduğunu da bilmiyordu.  Dalin bir eliyle pitona baharat dökerken, diğer eliyle pitonun kafasına bir yumruk geçirdi: ‘’Büyüklerine biraz saygı göster de kıpırdamayı kes, eğer hareket ettiğini görürsem seni içten yakarım ona göre!’’

  Açıkçası ustamın normal biri olmadığını biliyordum. Kılıç elimde ona doğru yürüdüm: ‘’Usta, tekrar geldim. Görev var mı?’’

  Dalin bana bir bakış fırlatıp, cevapladı: ‘’Oh, evlat, nihayet geldin! Bu sabah Kaptan Frost kampımıza uğrayıp, Ejderha Şehri’nin doğusunda yer alan Alev Taşı Vadisi’nde bir grup Karanlık Cüce olduğunu söyledi. Bu Karanlık Cüceler genelde yeraltında yaşayan canlılardık ancak, açgözlü doğalarından sebep altın aramaktan bir türlü vazgeçmezler. Görünüşe göre kulaklarına Ejderha Şehri’nin altında sayısız altın olduğuna dair bir dedikodu ulaşmış. Hmph, salak yaratıklar binlerce adam toplayıp, çoktan hazırlanmaya başlamış bile! Bize saldıracaklar!’’

  Dalin lafını bitirdikten sonra doğruldu ve elini omzuma koydu: ‘’Evlat, mazeret dinlemiyorum, derhal oraya gidecek ve cücelere ağızlarının payını vereceksin!’’

  Önümde altın bir kağıt parçası belirdi. Kağıdın üstünde ‘’Ödül’’ yazıyordu. Dalin bana bir bakış fırlattığı gibi konuşmaya başladı: ‘’Evlat, vadiye gidip en azından 2000 cüce öldürmeni istiyorum. Öldürdüğün her cücenin adı bu sihirli kağıda yazılacaktır. Bunun yanında cüce liderlerinden birini de öldürmeyi başarırsan, görevi tamamlamış sayılacaksın!’’

 “Ding!”

 Sistem Notu: [Karanlık Cüce Avı] görevini aldınız! (Görev Zorluğu: A)

 Görev Açıklaması: Alev Taşı Vadisi’ne gidin ve en az 2000 Karanlık Cüce öldürün. Bunun yanında bir ya da daha fazla cüce lideri de öldürmeniz gerekmektedir. Karanlık Cücelere karşı bir hayli dikkatli olmanız gerekmektedir zira; bu canlılar sihirli vücutlara ve vahşi bir doğaya sahiptir. Bir kez onlara yakalanırsanız, binlerce canınız olsa bile sonunda bu hayata gözlerinizi yummak zorunda kalırsınız. Böyle bir durumda onlar tarafından yakalanmak yerine, kendinizi öldürmeniz tavsiye edilir.

……

“Hass…”

  İster istemez gülümsedim. Öyle durduğum yerde hikaye görevlerinden birini almıştım! Bu aldığım bir hikaye görevi olduğu için, tamamladığım taktirde elde edeceğim ödüllerin de haddi hesabı yoktu! Tabii bu yüzden de görev göründüğü kadar kolay olmayacaktı. Yine de fark etmez, hadi gidip biraz cüce biçelim!

  Ekipmanlarımı tamir ettirdim ve Deniz Yosunu Haplarını aldıktan sonra yola koyuldum!

  Tanıdık yolda yürürken, Sisli Bataklık’tan geçip, direkt olarak Alev Taşı Vadisi’ne doğru ilerlemeye başladım. Eskiye göre oyuncuların seviyeleri arttığından, bataklakta kasan birkaç party olduğunu görmüştüm. Ayrıca ormanın ucunda sadece oyuncular için yapılmış yeni bir alan vardı. Burası Ba Huang’ın gözcü NPC’Leri tarafından kurulmuş ufak bir kamptı. Yine de içinde demirciler, iksir ustaları ve temel ustalar yer alıyordu. Oyundaki NPC’ler bir hayli zeki olduğundan, hemen oyuncu ihtiyaçlarını gidermek adına harekete geçmişlerdi.

  ‘’Selam, ağır zırh giyen 35. Seviye kardeşim. Bizimle gelip, Su Yılanı kesmek ister misin? Ağır zırh giyen birine ihtiyacımız var!’’

  Biraz ileride, partylerden biri bana seslenmiş ve onlara katılmamı istemişti. Ancak ne yazık ki Su Yılanları artık ilgimi çekmiyordu. Tek hedefim Karanlık Cücelerdi!

  Başımı iki yana doğru salladıktan sonra gülümsedim ve sığ suya adım attım: ‘’Teşekkür ederim, ancak şu anda bir görev yaptığım için başka bir yere gitmem gerekiyor. Size iyi oyunlar!’’

  Karşımdaki çocuk da gülümseyerek cevapladı: ‘’Tamamdır, sana da iyi oyunlar. İlerideki yaratıkların seviyeleri yüksek haberin olsun, öleyim deme!’’

  ‘’Sağolasın!’’

  Muhabbet sona erdikten sonra seviye kasma yoluna adımımı attım. İlerlerken yaratıkların bir önceki sefere kıyasla daha yüksek olduğunu görmüştüm. Daha önce buraya geldiğimde yaratıklar 37. Seviyedeydi ancak şimdi 39. Seviyeye ulaşmışlardı. Tabii ki bu oyunun yapay zekasının yaptığı bir düzenlemeydi. Yaratıkların seviyeleri, oyuncuların genel seviye ortalamasına göre düzenleniyordu. Yani oyuncuların büyük bir kısmı seviye atladıkça, yaratıkların seviyeleri de artacaktı.

  Alev Taşı Vadisi’nin girişne ulaştığımda, etraftan garip sesler gelmeye başlamıştı. Başımı çevirip, etrafı inceledim ancak herhangi bir oyuncuyla karşılaşmamıştım. Lakin gözüme bir şey takılmıştı; benden biraz uzakta duran taşın yanında, birkaç tane 40. Seviye ufak şeytan vardı. Oyuncuların geneli 32-34 arasında bir seviyeye sahip olduğundan, bu tarz yaratıkları öldürmek onlar için hiç de kolay sayılmazdı.

  Tepede dururken başımı çevirdim ve aşağıya atladığım gibi kaymaya başladım. Ufak Bobo da yanımdaydı; haritaya bir bakış fırlattıktan sonra Buz Tutmuş Ormanı çoktan geçtiğimi fark etmiştim. Yani Kar Tavşanlarıyla karşılaşacağım diye endişelenmeme gerek yoktu. Hemen doğu yanımdaki bölge, haritada kızıl renklerle boyanmıştı. Muhtemelen bu bölge Karanlık Cücelerin kaldığı kamptı, yanlış mıyım?

……

  Kılıç elimde yavaş yavaş haritanın doğu kısmına doğru ilerlemeye koyuldum. 10 dakikalık yürüyüşün ardından, önümdeki arazi aşağıya inmeye başladı ve alt taraftaki vadide de geniş bir havza, Katil’in Havzası yer alıyordu.

  Harita içinde harita! Havzanın kenarında dikilirken, gökyüzüne doğru bir bakış fırlattım. Havzadan yukarı doğru akılalmaz derecede siyah dumanlar yükseliyordu ve havzanın içinden de belli belirsiz tonla çadır seçilebiliyordu! Karanlık Cücelerin her biri sakala sahipti ve bir şeylerle uğraşıyordu. Bazıları silah yapmakla meşgulken, bazıları da avladıkları hayvanların derilerini soyuyordu. Tabii asıl olay hepsinin isminin kızıla boyanmış olmasıydı. Yani bu yaratıklar görev için avlamam gereken canlılardı!

 “Sha…”

  Savaş botlarım hareket etmeye başladı ve havzanın kenarından aşağıya doğru kaymaya başladım. Aynı zamanda Şafak Göğüslüğü’m de etrafa parıltılar saçıyordu. Lin Wan Er’den bu göğüslüğü aldıktan sonra, üst seviye bir kılıç ustası gibi görünmeye başlamıştım.

  Yere ulaştığımda dengemi sağladım ve etrafı inceledim. Hemen ilerimde ufak bir çadır, çadırın içinde de dört tane Karanlık Cüce duruyordu. Cücelerden ikisi bir çorba kazanının yanındaydı, üçüncü cüce yakaladığı keçinin derisini soyuyordu ve sonuncu da savaş baltasının ucunu keskinleştiriyordu.

  Hu chi hu chi

  Keçi derisi yüzen cüce konuşmaya başladı: ‘’Başlarım böyle işe, bu keçi etinin garip bir tadı var yahu, yedikten sonra kusasım geliyor. Ah ahh, insan kadınlarının tadı ne güzel halbuki. Geçen gece, insan köyüne saldırdığımız sırada önce kadınları yakalayıp onlarla biraz eğlendik, sonra da kadınları geberttik. Düşünüyorum da… Prensin hareketleri fazla vahşi değil mi sizce de, neden o kadınları buraya getirmedik ki?’’

  Ga ga

  Ateş baltasını bileyen Karanlık Cüce kahkaha patlatıp, cevapladı: ‘’Suo An, kappa çeneni. Ne cürretle prensin hareketlerini eleştirebiliyorsun, hmph! Eğer çeneni kapatmazsan tek bir hamlede o ufak başını gövdenden ayırırım, ona göre!’’

……

  Kılıç elimde, Karanlık Cücelerle aramdaki mesafeyi hesapladım. Genelde yaratıkların dikkatini yirmi metrelik bir uzaklığa girince çekiyordunuz. Keçi derisini yüzen cüceyle aramda yaklaşık 20 metre olduğundan, ilk onunla başlayacaktım. Sonuçta 4’e 1 yapmak pek akıllıca değildi!