Sgsjjshsjhsb olum balik lezzetlimiydi diye sorunc hemen konuyi unuttun fnfndndn
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
423. Bölüm Anı Kırıntıları
“Li Xiao Yao……”
Sabah güneşinin parlak ışıkları altında gözlerimi açtım, ve oracıkta rüyalardan bile daha güzel bir kadına bakmaya başladım. Yavaşça beşiği sallayan kadın bene gülümseyerek bakıyordu, ‘’Çabucak büyü de anneni korumaya başla…’’
Başımı çevirip baktığımda, beşikte yattığımı anladım. Ufak, genç, minicik ellerimi bütün gücümle kaldırarak, o kadının suratına dokunmaya çalıştım. Yine de ellerim ona uzanmıyordu. Bunun yerine, bir şeyler söyleme çalıştım.
‘’Anne, anne….’’
Gözlerim sonlarına kadar açılmış, ve onu daha net bir şekilde görmeye çalışmıştım. Bu bir ilizyon mu yoksa gerçek miydi?
Aniden görüntü değişmiş ve kadının suratı da kararmıştı. Gözlerimi tekrar açtığımda geniş, ıssız bir çayırlığın orta yerindeydim. Sırtımda kırıl kılıçlarla dolu bir çanta vardı, ve gece karanlığında sarsıla sarsıla yürüyordum.
Bang!
Mermi sesi duyuldu, ve dağın yan tarafından ışık hüzmeleri fırlamaya başladı. Hemen önümdeki takım arkadaşlarımdan biri, alnına aldığı mermiden sebep yere yığıldı. Kan akışı durmak bilmiyordu. Herifin vücudu titriyordu; ancak o genç ruhu çoktan vücudunu terk etmişti.
‘’Pusu! Saklanın!!’’ Birisi kükredi.
Yıldırım vari bir hızla herkes çalılıklara atılmıştı. Buna rağmen, dağdan durmaksızın mermi sesleri yükseliyordu. Her mermi sesine ölen bir adamın çığlığı eşlik ediyordu. Çamurların arasından aniden zıpladım. En hızlı formumla uzaktaki ormana koşuyordum. Kulaklarımı teğet geçen mermilerin arasında elimi kaldırdım ve tuttuğum uzun kılıcı savurdum!
“Ah……”
Acı dolu bir çığlıkla düşmanlardan birini öldürmüştüm. O esnada kolumda beliren sıcaklık hissiyle vurulduğumu anlamıştım. Yumruğumu diğer bir noktaya salladım. Bir bir düşmanları, adeta kafese kısılmış bir yaratık öfkesiyle katlediyordum. Buna rağmen, mermi sesleri durmuyordu. Nihayetinde sesler sona erince, ıssız çayırlık sakinliğini kazanmıştı.
Vücudumdaki kan izleriyle geri döndüğümde, dostlarımın yerde ölü vaziyette yatıyor
“Ahhhhhh…….”
Elimdeki uzun kılıç yere düşmüş ve başımı kaldırıp, öfkeyle kükremiştim. Yıldırım toprağı dövüyor, sağanak yağıyordu. Soğuk yağmur suratıma yağıyordu; kimsenin acımı ve hüznümü önemsemediği barizdi ve kimse bir kardeşin kaybını bilmiyordu. Tian Tong’un cesedine sarılarak öfke ve hüzünle baş başa kaldım.
……
“Ah……”
Aniden uyandım. Vücudum, Tian Tong’un görüntüsünden sebep titriyordu. Yumruklarımı sıktım ve hasta yatağından kalkarak söylenmeye çalıştım, ‘’Ben…ben…’’
Yanımda güzeller güzeli bir kadın oturuyordu. Uyandığımı gören kadın hemen kollarıma atlayarak ağlamaya başladı. Buna rağmen tek bir kelime bile etmemişti.
Vücudum titriyordu. Aklımda geçmişin anıları yankılanıyordu. Neredeyse unuttuğum, ya da hiç hatırlamadığım o anılar…Kollarımı kaldırıp, önümdeki kadına sarıldıktan sonra gerçekliğe döndüğümü anlamıştım. Wan Er durmaksızın ağlıyor, göz yaşları omzumu
“Wan Er……”
Onu tutup, hemen söylendim, ‘’Uyandım. Sorun yok. Artık sorun yok…’’
Wan Er’in omuzları titriyor, ve genç kadın yaşlı gözleriyle bana bakıyordu, ‘’Ne kadar zamandır yattığını biliyor musun? Üç gün, tam üç gün! Bir daha uyanmayacağını sanıyorduk. Eğer gitseydin, biz…biz…’’
‘’Üç gün mü?’’
Şaşırmıştım. Wan Er kollarımı bırakıp, kan çanağına dönmüş gözleriyle söylendi ‘’Evet…’’
Kenarda duran Shen Bing cevapladı, ‘’Evet. Üç gün! Bu kadar ciddi yaralanayacağını düşünmemişti. O…Ou Yang Chuan da kimi nesi?’’
Kolumdaki ve omzumdaki bandajlara bakarak cevapladım, ‘’O herif Tanrı adı altında geçen bir varlığa eşdeğerdir; ancak merak etmeyin. Bu dünyada onun gibi fazla insan yok. Ancak, böylesine bir adamın dünyevi savaşlara katılacağını ve hatta Wei Fan’ın bekçiliğini yapacağını kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Bu olay gitgide zorlaşıyor…’’
Shen Bing onayladı, ‘’Evet, aynen öyle. Kaptan Wang kırılmanın eşiğinde. Eğer uyanmamış olsaydın, sanırım ona ciddi bir şeyler olacaktı!’’
‘’Pa!’’
Hasta odasının kapısı açıldı. Wang Xin yanındaki Muhafız üyeleriyle odaya daldı. Endişeli suratıyla bana sarılmış ve heyecanlı sırıtmıştı, ‘’Li Xiao Yao! Li Xiao Yao! Nihayet uyanabildin. Ölümün pençelerinden sıyrılmak nasıl hissettiriyor?’’
Ne diyeceğimi bilemiyordum, ‘’Tamam tamam, Kaptan, çok sıkıyorsunuz. Canım acıyor…’’
‘’Ahhh, üzgünüm…’’
Wang Xin hemen beni bırakmış, ve yan taraftaki Shen Bing gülümseyerek söylenmişti, ‘’Kaptan Wang, cidden romantik bir adam değilsin. Odaya dalıp, direkt Li Xiao Yao’nun kız arkadaşını kenara ittin. Yapılır mı böyle şey?’’
Lin Wan Er’in suratı kızarmıştı, ‘’Ben, ben…’’
Bir şey söylememiş olsamda Wan Er’in elini sımsıkı tutuyordum. Etrafa bakarak söylendim, ‘’Neredeyiz? Güneş ışığı bile girmiyor…’’
Shen Bing cevapladı, ‘’Merkezdeki özel odalardan birindeyiz. Daha önce buraya gelmemiştin. Err…Lin ailesinin hanımefendisi senin için acayip endişeliydi. Sanırım aranızdaki ilişki öyle işveren-işçi ilişkisi kadar basit değil…’’
‘’Ne demek istiyorsun?’’ şaşırmıştım.
Shen Bing sırıttı, ‘’Baygın yattığın bu üç günlük süreçte, Lin Hanımefendi yanından bir adım bile ayrılmadı. Lin Tian Nan onu ikna etmeye çalışsa da bir türlü başaramadı. En son onu zorla götüreceğini düşünmüştüm. Şans bu ki, kendine gelebildin.’’
Wan Er’e baktım; genç kızın suratı kıpkırmızı kesilmişti, ‘’Ben…ben sadece öleceksin diye korkmuştum…’’
‘’Niye öleyim ki….’’
‘’Ne bileyim, ya ölseydin? O Ou Yang Chuan denen herif manyağın tekiydi…’’
‘’Tamam tamam, geçti artık…’’
Elimi açarak gülümsedim. Wan Er’in suratı kızarmıştı; ancak genç kadın göğsüme yaklaşarak, kulağıma fısıldadı, ‘’Babam etrafı gözetlemesi için bir koruma yolladı, harekete geçeceğinden bile korkmuyorsun…’’
Gülümsemeden edememiştim, başını çevirip yanağına bir öpücük kondurdum, ‘’Sorun yok. Eğer bana saldırmaya cüret ederse, onunla mücadele ederim, seni de kaçırırım…’’
‘’Öhöm öhöm…’’ Shen Bing’in suratında çaresiz bir ifade vardı, ‘’Bu kadar dramatik olmak zorunda mısınız? Baş başa değilsiniz, biliyorsunuz ya? Hayret bir şey, kalbim acı içerisinde. Beş yıldır aşık olduğum adamı başkasına kaptırdım…’’
Wan Er hemen kollarımdan ayrılmış ve dilini çıkararak gülümsemişti, ‘’Yok canım, sadece çok endişelenmiştim…’’
‘’Açıklama gereği duyuyorsan bir şeyler saklıyorsun demektir.’’ Wang Xin elindeki çay bardağından bir yudum aldıktan sonra söylendi.
Wan Er cevapladı, ‘’O zaman açıklamayacağım…’’
‘’Hehe, açıklamayacaksan da kabul etmiş sayılırsın. Babana söyleyeceğim…’’ Wang Xin sırıtarak söylendi.
Wan Er ayağa kalkmış ve Wang Xin’i göstererek söylenmişti, ‘’Sen…sen…sen…yaşlı zorbanın tekisin. Li Xiao Yao niye seninle çalışıyor ki! Humph! Büyükbabama söyleyeceğim!’’
‘’Büyükbaban mı?’’ Wang Xin şaşırmıştı, ‘’Büyükbabası kim ki?’’
Shen Bing kollarını çaprazlayıp, gülümsedi, ‘’Yanlış hatırlamıyorsam, Lan Zhuo Ordusu’nda Lin Yuan Shan adlı bir general vardı. Onu daha önce incelemiştim; Lin Tian Nan isimli tek bir oğlu ve Lin Wan Er isimli de bir torunu var…Zaten bu adam olmasaydı, Tian Xin Grubu nasıl bu kadar rahat bir şekilde orduyla çalışabilirdi ki?’’
Titreyen Wang Xin hemen muazzam gülümsemesiyle Wan Er’e bakmıştı, ‘’Hanımefendi, bugün ne yemek istiyorsunuz? Sichuan mı yoksa Hunan kültürü mü? Muhafız merkezimizdeki yemekleri başka hiçbir yerde bulamazsınız. Ne istiyorsanız söyleyin, ve hemen hazırlasınlar…’’
Lin Wan Er dudaklarını büküp cevapladı, ‘’Artık kiminle konuştuğunu biliyorsun demek? Bana sorma, Li Xiao Yao’ya sor…’’
Başımı kaldırıp söylendim, ‘’Şimdi bahsi açılınca, cidden açlıktan ölüyorum…Ne varsa yollayın…’’
Shen Bing araya girdi, ‘’Olmaz. Doktor sana özel bir diyet yazmıştı!’’
‘’Gerek yok!’’
Elimi havaya sallayarak söylendim, ‘’Vücudumu benden daha iyi tanıyan bir başkası yoktur. Derin yaralanmış olsam da, yiyeceğim şeyler yaralarımı etkilemeyecek. Hunan kültürü istiyorum…Balık…’’
Shen Bing çaresizce başını iki yana salladı, ‘’Cidden bu üstatlar ölümden korkmuyor…tamam hemen söyleyeceğim.’’
‘’Güzel!’’
………
Shen Bing mekanı terk edince Wan Er hemen yanıma geldi. Wang Xin öksürerek söylenmişti, ‘’Li Xiao Yao, Wei Fan’la ilgili meseleleri biliyorsun, değil mi? Ou Yang Chuan…’’
‘’Evet. Son üç günde tam olarak ne yaşandı?’’
‘’Şey, pek bir şey yaşandığı söylenemez. Lakin…’’ Wang Xin bir anlığına duraksayarak ekledi, ‘’Lakin, Wei Fan’ın Ou Yang Chuan’ı, Mavi Su Caddesi’ndeki ofis binasını koruması için yolladığını biliyoruz. Yani oraya adam yollamaya çalışırsak, işimiz bitti demektir!’’
Dudaklarımı büktüm, ‘’Gayet basit! Nanjing ordusuna söyle, 8 SU-27 jet uçağını yollayıp, bölgeyi bombalasınlar. Ou Yang Chuan’ın o kadar bombaya dayanabileceğini sanmıyorum…’’
Wang Xin bana bakarak söylendi, ‘’O seviyedeki üstatlar canavarlardan farksız. Ya ölmezse?’’
Sırıttım, ‘’O zaman SU-27’lere nükleer bomba yükleriz. Tek bir bombayla işi çözeriz.’’
Wang Xin ayağa kalkarak isyan etti, ‘’Velet, burada ciddi bir şeyler söylüyorum, gelmiş benimle dalga geçiyorsun! Çabuk söyle bakayım, ne yapacağız? Ou Yang Chuan’ın ortaya çıkışı bizi çıkmaza soktu…’’
Biraz düşünüp söylendim, ‘’Nano mermiler Yang Yan seviye üstatlara işlemiyor. Tian Xin Grubu’yla iletişime geçip, merminin füzyon ısısını yükseltmek için çalışmalara başlamalarını söylemen lazım. Belki bu etkili olur…Neyse, bu konuda ilerleme katetmediğimiz sürece, Kan Tırpanı’ndan uzak duralım. Durum çok tehlikeli…
‘’Tamam…’’
……
Öğleden sonra Wan Er’in sürdüğü tekerlekli sandalyemde keyifli keyifli takılıyordum. Merkezin bahçesine çıktık. Sonbahar sularında düşen yaprakların muazzamlığına diyecek yoktu.
Genç kadına bakarak gülümsedim, ‘’Wan Er, sevgilim olduğunu söylemişlerdi. Bu konuda ne yapacağız?’’
Wan Er’in suratı kızarmış ve genç kadın gökyüzüne bakarak söylenmişti, ‘’Erm…ne diyorsun? Tam anlamadım? Doydun mu?’’
‘’Evet!’’
‘’Balık lezzetli miydi?’’
‘’Evet, süperdi!’’
‘’Aptal. Dikkatin hemen dağılıyor…’’
‘’Ben…’’
Ayaklarımı adeta bu hayata devam etmek istemiyormuş gibi yere vurdum. Arkamdaki Wan Er gülümseyerek söylendi, ‘’Domuz…’’
Ne diyeceğimi bilemiyordum.
[] [] []
Magnec