Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

422. Bölüm Mutlak Güç

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 ‘’Bu…’’

 Arabanın tavanında duran Ou Yang Chuan’a bakar bakmaz harekete geçtim. Gaz pedalına asıldım, ‘’Geber!’’

 Lakin, Ou Yang Chuan’ın şeytani suratının bana odaklandığını fark etmemiştim. Herif alevlerle kaplı yumruğunu kaldırarak, direkt kaputa bir yumruk savurdu!

 Peng!

 Ortaya çeken sesle birlikte Audi TT aniden durmuştu. Çok geçmeden Ou Yang Chuan öfke dolu bir kükreme savurdu. Herif alevlerle kaplı koluyla arabanın motorunu çıkarıyordu. Tekerlekler hala dönüyor olsa da motor olmadan arabanın bir anlamı da kalmayacaktı. Ardından, ‘’Peng!’’ motor patladı.

 Araba durur durmaz avucumu açarak, Qi’yi toplamaya başladım. Arabanın kapısını açtığım gibi Wan Er’e doğru kükredim, ‘’Çabuk, çık arabadan! Uzaklaş!’’

 Lakin, ben arabadan çıkmamıştım. Arabadaki koltuğa avucumu salladığım gibi vücudumda odakladığım Qi farklı bir seviyeye yükseldi, ardından ön camdan fırladım ve Ou Yang Chuan’ın karnına doğru bir yumruk salladım.

Ou Yang Chuan’ın bu hamleyi atlatmak istermiş gibi bir hali yoktu. Herif gülümsedi ve aniden karın bölgesinde 30 santimlik Yang Yan Zırhı belirdi. Bu efsanevi Yang Yan Zırhı hayat enerjisini kullanarak oluşturulan bir teknikti.

 

“Peng!”

 Ou Yang Chuan’ın karnına savurduğum kolumun ısındığını hissedebiliyordum. Çarpışmadan sebep kolum uyuşmuştu, ve Ou Yang Chuan’nı geriye uçurmuştum. Herif dengesini sağladıktan sonra gülümsedi, ‘’Bak sen şu ufak şerefsize, neler saklıyormuş. Lin Tian Nan’ın seni koruma olarak almasına şaşmamalı. Ne yazık ki hayatını isteyen birileri var ve bugün, burada öleceksin!’’

 Kollarını kaldıran Ou Yang Chuan garip bir duruş sergilemiş ve vücudundaki Qi aniden patlamıştı. Adam bana doğru yıldırım misali uçuyordu ve ellerini adeta iki keskin bıçak gibi bana savurmuştu!

 Böylesine güçlü bir saldırıya karşı işleri ağırdan almam mümkün değildi. Kollarımı göğsümde çaprazladım ve Qi’yi toplayarak, Yang Yan saldırısını, Kraliyet Alemi’ndeki gücümle karşılamaya hazırlandım!

 “Peng peng!”

 İlk saldırıyı bile karşılamayı başaramadım, ve ikinci saldırı omzuma saplandı. Böylesine akılalmaz bir güce karşı dayanamayan omzumdaki kürek kemiğim kırılmıştı. Ve Ou Yang Chuan’ın saldırısı tam bana çarptığında, dengemi kaybetmiştim. Sağ bacağımda odaklanan Qi dalgasıyla herife bir tekme savurdum. Bu tekme, Uçan Kılıç Oyunu’na ait bir teknikti.

 Pa!

 Hazırlıksız yakalanan Ou Yang Chuan, göğsünün soluna bir darbe almış ve birkaç adım geri çekilmişti. Öte yandan ben yaşanan akılalmaz karşılaşmanın etkisiyle geriye kayıyordum. Omzumun kırıldığını hissedebiliyordum. Çaresizce çalılarda oturdum. Kolumu sallayarak omzumdaki ateş enerjisi kalıntılarını çalılara savurdum.

 “Li Xiao Yao…..!!”

  Wan Er’in gözleri kan çanağına dönmüştü. Yanıma koşan kadın hemen kollarını kaldırarak önüme geçti. Yaşlı gözleriyle Ou Yang Chuan’a bakıyordu, ‘’Şerefsiz herif! Onu öldürmek istiyorsan önce cesedimi çiğnemek zorundasın!’’

 Ou Yang Chuan hafifçe söylendi, ‘’Ufak hanımefendi Lin, önümden çekilin. Size zarar veremem…’’

 Wan Er önümde diz çöküyordu. Gece meltemi hafiften esiyor ve genç kadının elbisesi dalgalanıyordu. Ateşin yarattığı o parlak ortamdaki görüntü muazzamdı. Genç kadın tereddüt etmeden ve korkmadan söylendi, ‘’Çekil önümüzden. Git…git buradan…’’

 Zar zor uzanıp, Wan Er’in omzunu tutarak söylendim, ‘’Wan Er, git buradan. Bana engel oluyorsun…Çabuk, sokağa git. Ne kadar insan olursa o kadar güvende olursun. Babanı ara ve seni korumaları için birkaç kişiyi yollamasını söyle. Ou Yang Chuan’ın hedefi benim. Çabuk, git artık!’’

 Wan Er istekli değildi. Arkasına bile bakmadan söylendi, ‘’İstemiyorum. Ölecek olsam da seninle olmak istiyorum. Ben…tek başıma kaçamam…istemiyorum!’’

 Kalbimdeki acıyı betimlemek mümkün değildi, ‘’Beni üzüyorsun. Eğer burada durursan, hepimiz öleceğiz. Git yardım çağır. Belki o zaman hayatta kalabilirim. İnan bana, sen dönene kadar dayanacağım. Hadi git, aptal kız…’’

 Wan Er yaşlarını silmiş, ardından yaralarıma bakmıştı. Nihayetinde başını çeviren genç kadın koşmaya başladı.

………

 “Hong!”

 Alevler yükseliyordu. Ou Yang Chuan dövüş sanatları enerjiyi bölüp, tekrar birleştirme prensiplerine dayanıyordu. Herhangi bir okula ait olmayan bu teknik vari kavram, beni böylesine çaresiz bir duruma sokmayı başarmıştı. Lakin, Ou Yang Chuan kendine fazla güveniyordu ve aurasını gizlemiyordu, bu yüzden enerjimi kontrol edebiliyordum.

 Yere elimi koyduğum gibi ayağa kalktım.

 Hong!

 Arkamdaki devasa kaya patlamıştı. Ou Yang Chuan’ın saldırısı bana ulaşmayınca herif hemen ileriye atıldı, gökyüzüne atılan vücudundaki değişikliği görebiliyordum. Bana tekme atmak üzereydi!

  Kollarımla yukarıdan gelen baskıyı karşılamayı başardım; lakin adeta vücudum erimeye başlamıştı. İkinci saldırıda savunmam parçalanmıştı, Ou Yang Chuan direkt göğsüme bir tekme savurdu. ‘’Ka Cha’’ adeta kaburgamın ikiye ayrıldığını hissediyordum. Canım acıyordu!

  Rüzgar dalgasıyla kaplı avucumu zar zor da olsa Ou Yang Chuan’ın bileğine ve sağ avucumu da adamın Ji Men noktasına bastırdım. Bu saldırım herifin direkt derin kas katmanlarına ulaşmıştı. Aynı esnada yere eğilerek sol ayağımı kaldırdım. ‘’Peng!’’ Ou Yang Chuan’ın sırtına savurduğum tekmeyle herifi geri çekilmeye zorlamıştım.

 (Çn: Ji Men noktası= akupunktur noktası, baldıra doğru…)

 “Peng!”

  Birkaç metre geriye savrulan Ou Yang Chuan sağ bacağı titremeye başlamış ve herif dengesini kaybeder kaybetmez şaşkın suratıyla bana bakmıştı, ‘’Ne teknik ama. Siktir! Velet, Lin Cheng’le ne alakan var?! Arter Parçalayan Avuç Tekniği’ni sadece onda görmüştüm!’’

  Ağır ağır nefes alıyordum, ve omzum kanlar içinde kalmıştı. Gömleğimin neredeyse yarısı kızıla dönmüştü. Üstelik, ardı ardına aldığım saldırılardan sebep ciddi bir güç düşüşü de yaşamıştım. Sakince cevapladım, ‘’Lin Cheng benim öğretmenim. Onu tanıyor musun?’’

 Ou Yang Chuan’ın suratında dehşet verici bir gülümseme belirmişti, ‘’Demek o yaşlı herifin öğrencisisin. Onun gibi özgür bir adamın öğrenci almayacağını düşünmüştüm. Görünüşe göre yanılmışım; sana Arter Parçalayan Avuç Tekniği’ni bile öğrettiğine göre, seni seviyor olmalı. Bugün seni geberteceğim, ve yıllar önce bana yaptığı o şeyin intikamını senden çıkaracağım!’’

 Herif hala daha üsteliyordu…

  Kalbimden garip, soğuk bir hissiyat yükseliyor ve ben de vücudumdaki enerjiye odaklanıyordum. Lin Tian Nan yardım getirene kadar dayanmam lazımdı.

…….

  Ou Yang Chuan sakince ayağa kalkmış ve alevlerle kaplı eliyle bana bakmıştı, ‘’Nasılsın? Ölmeye hazır mısın?’’

 Sessizce dikiliyor, yumruğuma enerjiyi odaklıyordum.

Hong!

 Alevlerden çıkan dumanlar dehşet vericiydi. Herife enerji yumruklarımdan birini yolladım. Tang Qi’yi havaya uçurabilecek bu saldırım herifin Yang Yan enerjisine ulaşamadan ortadan kaybolmuştu. Ou Yang Chuan kaşla göz arasında yanıma gelmişti. Elini kaldıran adam boğazıma yapıştı.

 Tereddüt bile etmeden sağ elimle ordu bıçağımı çıkarıp, herifin boğazına doğru yıldırım vari bir hamle yaptım!

 Pa!

 Beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan Ou Yang Chuan’ın sağ eli, bıçağı eritmeyi bilmişti!

 Boğazıma yapışıyordu; dişlerimi sıktım ve elimdeki bıçağı bırakarak adamın boğazına uzandım. Başımı geriye attıktan sonra bir de alnına sağlam bir kafa attım!

 Peng!

  Başı dönen Ou Yang Chuan beni bırakmış ve birkaç adım geri çekilmişti. Herif Yang Yan seviyesindeki güçlü bir üstat olsa da, yaşlıydı. Kesinkes benim kadar fiziksel gücü yoktu!

 Sol elimi belime attığım gibi M9 tabancamı çıkardım. Kaşla göz arasında emniyeti kaldırıp, şarjörü takmıştım. Yakın mesafeden herife doğru tetiğe asıldım, ‘’Bang Bang Bang’’ sesleri çıkıyordu ve adama 15 mermi sıkmıştım.

 Ou Yang Chuan’ın vücudu durmadan titriyordu; ancak buna rağmen vücudundaki her yara Yang Yan Enerjisi’nin kontrolü altındaydı. Bu yaralar herife sadece acı veriyordu. Nano mermileri adamın kurduğu hava akışını delemiyordu. Yang Yan üstatları ne kadar güçlüydü böyle arkadaş?!!

 ‘’Geber!’’

 Ou Yang Chuan öne atılarak ellerini kaldırdı. Herif göğsüme doğru bir hamle yaptı ‘Peng’ o esnada ağzıma gelen o tatlı aromayı hissetmiştim. Ağzımdan sızan kanlarla vücudum arkadaki BMW’ye bir top mermisi edasıyla çakılmıştı. BMW neredeyse ortadan ikiye ayrılacaktı ve o esnada kulağıma polis sirenleri gelmeye başlamıştım. Gücüm yoktu, vücudum acıyor, ağrıyordu. Ou Yang Chuan’dan gelen her saldırı sadece beni yaralamıyor, adamın enerjisini de vücuduma yayıyordu. Yani içeriden de yarala alıyordum!

……

 Yavaşça ayağa kalktığımda elimi kaldırıp, bir ordu bıçağı daha çıkardım. Nefes almakta güçlük çekiyordum ve Ou Yang Chuan’a pes etmeye yanaşmayacağımı gösteren gözlerimle bakıyordum. Söylendim, ‘’Bugün beni öldürsen iyi edersin; aksi taktirde beni aşağıladığın her seferde, daha da güçleneceğim!’’

 ‘’Velet!’’

 Ou Yang Chuan’ın kolları alevler içerisindeydi ve adam şeytani gülümsemesiyle bana doğru yürüyordu, ‘’Özel biri olduğunu kabul ediyorum, senin gibiler nadiren ortaya çıkar. Ne yazık ki, bulaşmaman gereken birine bulaştığın için cezanı çekeceksin!’’

 Vücudum titriyordu. Sol elimi kaldırarak vücudumdaki bütün gücü ordu bıçağına odakladım. Bu saldırı en ölümcül saldırım olacaktı!

 ‘’Geber!’’

 Ou Yang Chuan bana doğru gelmiş ve demir yumruğuyla göğsüme doğru hamle yapmıştı!

 “Peng!”

 Aldığım o ağır darbenin etkisiyle gömleğim neredeyse kül olmuştu. Birkaç kaburgamın daha kırıldığını anlayabiliyordum. Akıalmaz acı dalgasının orta yerinde sol elimi zar zor da olsa kaldırdım, ve bıçakla Ou Yang Chuan’ın göğsüne saldırdım!

 ‘’KACHA!’’

Taze kan saçılıyordu. Yang Yan Zırhı’nın yoğunlaşmamasından sebep herifin göğsüne en azından 30 santimlik bir yara açmıştım. Ne yazık ki gücüm azaldığı için elimden ancak bu kadarı gelmişti. Aksi taktirde, tam gücüme sahip olsaydım, herifin kalbini ikiye ayırmıştım!

……

“Ah……”

 Acıyı hisseden Ou Yang Chuan geriye çekildi ve derin bir nefes alarak yarayı iyileştirmeye koyuldu.

 Bu esnada aniden gözlerime ışık hüzmeleri saldırmaya başladı, ve birkaç araba hızla bölgeye girdi. Çok geçmeden arabadan fırlayan özel harekat güçleri Ou Yang Chuan’a doğru silahlarını kaldırmışlardı.

 Lin Tian Nan kalabalığın içinden çıkarak söylendi, ‘’Ou Yang Chuan, bir üstat olarak sana saygı duyuyorum; ancak işleri fazla zorluyorsun!’’

 Wan Er yara bere içindeki vücudumu görünce yaşlı gözleriyle söylendi, ‘’Li Xiao Yao…’’

 Yaklaşık yüz tane özel harekat askeriyle karşı karşıya olan Ou Yang Chuan’ın suratında küçümseyici bir gülümseme vardı, ‘’Lin Tian Nan, seni ya da başka birini öldürmeye çalışırsam, beni durduramayacağınızı biliyorsunuz. Li Xiao Yao bile bana karşı koyamıyor. Gözümde hiçsiniz! Lakin…daha fazla meseleyi üstelemek istemiyorum. Burada bırakacağız. Kan Tırpanı’yla fazla uğraşmayın, yoksa olacaklara karışmam.’’

  Elleri arkasında, Ou Yang Chuan gökyüzüne doğru zıplayıp, ortadan kaybolmuştu.

 Lin Tian Nan yumruklarını sıkarak söylendi, ‘’Şerefsiz…’’

……

 Wan Er hemen yanıma gelip bana yardım etmeye başlamıştı. Gözleri yaşlıydı, hıçkırıklar içerisinde söylüyordu, ‘’Nasılsın? İyi misin? Korkutma beni…’’

 Göğsümdeki acıdan sebep görüşüm bulanıklaşıyordu. Wan Er’in yumuşak elini tutarak zoraki bir gülümseme takındım, ‘’Wan Er, iyiyim. Ölmeyeceğim…’’

………

 Bu kelimeler ağzımdan çıkar çıkmaz gözüme karanlık oturmuş ve oracıkta bilincimi kaybetmiştim. Bayıldıktan sonra neler olduğunu bilmiyordum.

 [] [] []