Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

403. Bölüm Çok Yoruldum

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

(Not: Bu bölüm Mehmet Demirbaş’ın sponsorluğunda sizlere doğru geliyor! Sponsorumuza teşekkür etmeyi unutmayalım!!)

........

“Hua!”

  Hükümdarın Pelerini rüzgarın eşliğinde dalgalanıyor, Frost’u korumak adına onun önünde duruyordum. Mesafeyi hesapladıktan sonra sol elimi açarak [Virane Diyar]’ı aktif ettim!

 “Peng!”

  “2217!”

 Huo Li’nin vücudu titremişti. Saldırım ciddi ciddi herifin defansını yarmayı başarmıştı. Bana keskin bir bakış atan herifin yumruğunda altın ateşler birikiyordu, ‘’Karına parçası, Tanrı’nın gücünü tatmaya ne dersin!?’’

 Hemen kılıçlarımı kaldırarak savunma pozisyonuna girdim. [Kızıl Ejder’in Kalkanı]’nı aktif etmiştim!

 Huo Li bana doğru uçarak, sağlam bir yumruk çevirdi. Kılıçlarımı göğsümde çaprazlamış olsam dahi kaburgalarımdaki acıyı hissedebiliyordum. Mesafe kaymaya başlayınca sorunun mesafede değil, gözlerimde olduğunu anlamıştım; zira o esnada havaya uçarak surlara çakılmaya gidiyordum! Surlara çakıldığımda akılalmaz bir hasar sayısı fırlamıştı---

  “7417!”

  ……

 Yaşlı K kükreyerek, [Savaş Baltası Fırlatma]’yı aktif etti. Ardından baltayı eline alıp [Rüzgar Kesiği]’ni kullanmış ve kükremişti, ‘’Hassiktir oradan pezevenk! Tanrı’nın gücüymüş, kimsin lan sen, geber!?!??!’’’

 Huo Li öfkeden deliye dönmüştü, ‘’Siktir git önümden!’’

 Huo Li’nin kolları alevler içerisindeydi. Herifin etrafa saçtığı aura o kadar güçlüydü ki, Yaşlı K’nın [Göklere Karşı]’yı aktif etmekten başka çaresi kalmamıştı; lakin Yaşlı K geri çekilmek yerine herife saldırıyordu. Huo Li bütün gücüyle Yaşlı K’ya yumruklar sallasa da yumrukları işe yaramıyordu!

 ‘’Zaman neredeyse dolu, Yaşlı K, geri çekilmeye hazırlan…’’ Söylendim.

 Frost çoktan Qi’yi toplamayı bitirmişti. Kılıcını kaldırdığında, etrafındaki buz parçaları da gözle görülür bir hale gelmişti. Buz parçaları çabucak Buz Ejderi formuna bürünmeye koyulmuştu.

 ‘’Hong!’’

 Yükselen ejderhanın heybetli vücudu Hou Li’ye doğru ilerliyordu. Beklendiği gibi böylesine muazzam bir yetenek Huo Li gibi birini bile etkileyebilecek boyuttaydı! Buz Ejderi saldırılara devam ettikçe Huo Li’nin acı dolu çığlıkları yükseliyordu. Vücudundaki yarı-tanrı zırhı paramparça oluyor, derisi açığa çıkıyordu. Ardından derisinde kızıl pullar belirmeye başlamıştı. Bu manzarayı gören insanlar şaşkına dönmüştü. Öyle ya, bu herif kimin nesiydi?!

  Buz Ejderhası sonlandığında, Frost’un vücudundaki bütün enerji de bitmişt. ‘’Pu Tong’’, zayıfça diz çöktü.

……

 “Ahhhhhhh…..”

 Huo Li öfke içerisinde gökyüzüne atıldı, vücudu kasılıp duruyordu. Vücudunu kaplayan buz enerjisinden kurtulmak için bir dakika boyunca mücadele etmesi gerekmişti. Kan içinde kalan adam Frost’a doğru gülümsüyordu, ‘’Ejderha Şehri’nin güzeller güzeli Ejderha Şövalye Komutanı Frost gerçekten de dedikleri kadar varmış. Bu yetenek eski zamanlardan geliyor. Daha önce tecrübe etmiştim. Adı tarihe gömülen, Dong Hai Shen Xuan okuluna aittir. Lakin, bu teknikle beni öldürebileceğini düşündüysen, hayal görüyorsun demektir! Şimdi, geber bakayım!’’

 Huo Li bir kez daha yumruklarını sıkarak, vahşi bir yeteneği aktif etmeye başladı!

 Kalbim duraksamıştı. Yaşama umudumu bir kenara atıp, vücudumu Frost’un önüne fırlattım. Ellerimi beline doladıktan sonra [Hız]’ı aktif ederek kükredim, ‘’Kardeşlerim, bana yardım edin, Frost ölmemeli. Boss seviye NPCler öldükleri taktirde bir daha dirilemiyorlar! Ustamı kaybedemem!’’

 ‘’Geliyorum!’’

 General Wang Jian ileriye atılarak, Huo Li’nin boğazına saldırdı. Kılıcında beliren altın altıgenden [Gök Sallayan Kesik]’i aktif ettiğini anlamıştım. Hou Li’nin boğazında hala daha Luo Lei’nin kırık kılıcı duruyordu. O esnada, taze kan sızmaya başlamış ve bossun odağı Wang Jian’a kaymıştı. Öfkeyle, alev dolu yumruğunu kaldıran herif kükredi, ‘’Karınca, geber!’’

 

 “Hong!”

  “13482!”

 Wang Jian’ın vücudundan geriye bir kül parçası bile kalmamıştı.

 Li Mu kılıcını kaldırıp kükredi, ‘’Hay anasını avradını, bu herif bu kadar güçlüyse savaşı nasıl kazanacağız yahu?! Kardeşlerim, yürüyün! Ölüme!!’’

 Kurt ve Yaşlı K da ileriye koşuyordu!

 “Shua!”

 Aniden onların önüne geçen Karanlık Bulutlar’ın gözlerinde kararlı birer ifade vardı. Söylendi, ‘’Durun, bu Boss hepinizi tek hamlede öldürebilecek kadar güçlü. Öylece ölmenize izin veremem. Bırakın ben gideyim!’’

 Emriyle öne çıkan 100 [Kapıdaki Düşman] oyuncusu Huo Li’yi kuşatmıştı. Dört bir yandan yaptıkları saldırılardan sebep Huo Li öfkeden deliye dönmek üzereydi. On saniyelik bir sürede, 100 adamdan geriye kimse kalmamıştı ve bu on saniyede Frost’u ana formasyona taşımayı başarmıştım. Uzaktan Karanlık Bulutlar’a doğru başımı salladım. İkimiz de savaşın gitgide zorlaşacağını biliyorduk.

  ……

Ba Huang tarafında, Dük Luo Lei ön saflardaki atıyla duruyordu. Luo Lin yarasını sarıyordu, Frost’u nazikçe onun yanına bıraktım.

 Frost biraz kendine geldikten sonra zar zor ayağa kalkarak Luo Lin’in önünde diz çökmüştü, ‘’Lordum, Ben…ben…elimden gelen her şeyi yaptım; ancak…Huo Li’nin Yarı-Tanrı gücüne karşı başka bir şey yapabileceğimi sanmıyorum. Kadim eğitimlerden geçtiği için onu öldürmem mümkün değil…’

  Luo Lin başını öne salladı, ‘’Anladım. Frost, elinden geleni yaptın. Huo Li, Jiu Li Şehri’nin gizli kozuydu. Onu öldürmek için daha fazla şey yapmamız lazım. Ayrıca, henüz elimizdeki çözümler bitmiş değil…’’

 ‘’Tamam!’’

 Nihayet Ejderha Şehri’ne ait askerler mekana ulaşmıştı. Elinde balta, savaş atıyla heybetli heybetli ilerleyen adam kükrüyordu, ‘’Huo Li, aşağılık katil, büyükbaban Su Ke seninle oynamaya geldi!’’

 Ejderha Şehri’nin Ejderha Şövalyeleri’nin Kaptan Yardımcısı teşrif etmişti!

 Su Ke atından atladığı gibi baltasını havaya salladı. Aniden bir dağ görüntüsü ortaya çıkmış ve balta Huo Li’nin omzuna atılmıştı!

 

 “Keng!”

Dört bir yanı toz kaplamıştı.

 ‘’Pu!’’ Huo Li bir ağız dolusu daha kan tükürse de, suratında sakin bir ifade vardı. Koluna saplanan savaş baltasına bakıp, önce gülümsemiş, ardından sağlam bir yumruk savurmuştu. ‘Keng!’ Yumruğun sadece sesi bile toprağı sarsmaya yetiyordu. Su Ke’nin kaburgaları paramparça olmuştu ve herif acı içerisinde birkaç yüz metre havaya savruldu.

 ‘’Kaptan Yardımcısı Su Ke!’’

 Arka taraftaki süvarilerden birkaçı şaşkına dönüp, kükremişti, ‘’Dikkat! Kaptan Yardımcısı Su Ke öldü! Herkes mızrağını fırlatsın, gebertelim şu adamı!’’
  ……

“ShuaShuaShua…….”

 Süvariler ayrılarak, Huo Li’yi iki yandan kuşatmıştı. Mızraklarını kaldıran adamlar aynı anda silahları fırlatınca, gökyüzü adeta mızrağa bürünmüştü. ‘’Pa Pa Pa’’ mızrakların Huo Li’nin vücuduna saplandığını görebiliyordum; lakin buna rağmen Huo Li sapasağlam bir vaziyette kahkaha atıp duruyordu. Altın renkli zırhıyla bu saldırılardan korkmadığı açıktı.

 Aniden elini havaya savurunca ortaya çıkan ateşler, birkaç düzine Ejderha Şehri süvarisini toza çevirmişti.

 ‘’Muhahaha. Kaç kişi gelirse gelsin sonuç değişmeyecek. Ejderha Şehri adı altında bir avuç karıncadan farklı değilsiniz; işin enteresan yanı şu, kendinize Ejderha Şövalyesi deme cüretini nereden buluyorsunuz!?’’

 Huo Li gülümsüyordu, ‘’Daha gerçek, devasa bir Ejderha bile görmemiş olmanıza rağmen, kendinize Ejderha Şehri Savaşçıları mı diyorsunuz?! Hahaha. Bugün, sizlere gerçek bir Ejderha neymiş göstereceğim!’’

 Lafını bitiren Huo Li iki kolunu havaya kaldırdığında, gökyüzünde kızıl bir ejderhanın figürü belirmeye başladı. Kollarını aşağıya indirdiğinde kükremişti, ‘’[Ejderha Kükremesi]!’’

“Hong!”

 Huo Li’nin merkezinde bulunduğu şok dalgası etrafı kaplıyordu. Bu ses dalgası Alevli Kaplan Tanrısı’nın kükremesine benziyor olsa da, daha güçlü olduğuna şüphe yoktu. Tek bir ses dalgasıyla Ejderha Şehri süvarilerinden yarısı komaya girmişti. Alt seviye askerlerden çoğu ölmüş, savaş atları yere yığılmış ve Ejderha Şehri neredeyse savaş gücünün hepsini yitirmişti.

 ‘’Hahahaha….’’

 Huo Li geniş bir kahkaha attı, ‘’Karıncılar, cidden karıncalardan farkınız yok! Siz insanlar…’’

…….

 O esnada uzaklardan derin bir kükreme sesi geldi. Gökyüzünden düşen devasa cisim Hou Li’ye doğru hızla ilerliyordu!

 ‘’Ne o?!’’

 Huo Li titrediği gibi yumruğunu sıktı ve çok geçmeden ona doğru gelen bu cismin aslen bir insan değil, on tonluk bir ayı olduğunu görmüştü. Ağzından salyalar akan yaratık Huo Lin’e dehşet dolu ifadesiyle bakıyordu. ‘Hu Hu’ diye kükreyen ayı ölümün yaklaştığını anlamış gibiydi.

 “Pu!”

 Herif ayıyı yumruklayınca dört bir yana saçılan kanlar Huo Li’nin suratını yıkamıştı. Herif öfkeliydi, ‘’Hangi aptaldı o ayıyı fırlatan?!’’

  Ölü ayılar arasından çıkan adamın kalın zırhları ve elinde ağır bir zinciri vardı. Hayvan Terbiyecisi Dalin öfkeyle kükrüyordu, ‘’Benim, büyükbaban! Ne yapacaksın bakayım?!’’

 “Shua!”

 Demir zinciriyle Huo Li’nin kolunu bağlayan Dalin çok geçmeden herifin diğer elini de bağlamış ve aniden adeta hayata kavuşmuş gibi hareket etmeye başlayan zincir uçları toprağa saplanmıştı. İşte öylece, kadim bir Yarı Tanrı zincirlerle bağlanmıştı.

 Dalin elini kaldırarak sırtındaki kılıcı çekti ve kükredi, ‘’Haiiiyaaaaa, [Ejderha’yı Gebert Kesiği]’nin tadına bak!’’

 Peng!

 Dalin bütün gücüyle Huo Li’nin alnına saldırınca etraf toza ve dumana bürünmüştü.

 Lakin, Huo Li başını kaldırıp, önündeki adama bakıyordu. Gülümseyerek söylendi, ‘’Beni sinirlendirdin. Eğer bu kadarcık yeteneğin varsa, öleceksin!’’

 Konuştuğu esnada ağzını açan Hou Li aniden ateş tükürmeye başladı!

 “Peng!”

 Dalin ağır bir top misali geriye savrulmuştu. Yere yığılan adam daha önce yaralanan Su Ke’nin hemen yanındaydı…
  ……

“Öhöm Öhöm Öhöm……”

Dalin ayağa kalkmaya çalıştığı esnada, yanındaki Su Ke’nin ona baktığını görünce şaşırmıştı. Herif söyleniyordu, ‘’Niye kalkmaya çalışıyorsun ki, ölmek mi istiyorsun oğlum? Ba Huang’ın Lordu için canımızı verecek değiliz ya!’’

 ‘’Sen…ölü numarası mı yapıyordun?’’ Dalin şaşkındı.

 Su Ke sırıtarak cevapladı, ‘’Aptal. Ölmek istiyorsan, sana engel olmayacağım…’’

 Titreyen Dalin bir ağız dolusu kan tükürdü ve aniden yere yığıldı. Dışarıdan bakıldığında herifin ölüme çok yakın olduğu görülüyordu ve dudaklarından çıkan sözler de bunu kanıtlar nitelikteydi, ‘’Oh, çok yoruldum. Daha fazla mücadele edemeyeceğim…’’

 Su Ke bir şey söylememiş, ve ayaklarını daha rahat bir pozisyona çektikten sonra hareket etmeyi kesmişti…

 [] [] []