Şu kadınlarin kıskançlıkları yokmu...
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
435. Bölüm Dong Cheng, Ru Ji’ye Karşı
Yaratıkları temizlemek, beklediğimden de fazla zamanımızı almıştı. Dördüncü katı silip süpürmek adına 5 saat harcamış olsak da, nihayetinde bütün Süvarileri öldürmeyi başarmıştık. TP ve düşen eşya bakımından şansımız yerindeydi ve 83.seviyenin %57’sine ulaşmıştım. Ayrıca Yalnız Gökyüzü Zırh Seti’ne ait 59 parça topladığımız için 10 seti tamamlamıştık. [Zhan Long]’un 10 adet elit seviye yakın mesafe oyuncusu olacaktı.
………
“Sha sha….”
Savaş botlarım çöl toprağını adımlıyordu. Devasa mezarın önüne yürüdüğümde, mezarda yazan kelimeleri okuyabilmiştim, ‘’Rakipsiz Xin Lin Jun’un Mezarı’. Burası Xin Lin Jun’un cesedinin gömüldüğü yerdi. Hemen altındaysa giriş kısmı vardı. Koridora çürümüş et kokusu hakimdi. SSS-seviye görevin en önemli kısmına geliyorduk!
İmparator Qin’in Kılıcı elimde, söylendim, ‘’Gidelim. Son engel önümüzde. Bossu öldürdükten sonra yemek yiyebilriiz…’’
Dong Cheng Yue söylendi, ‘’İğrenç kokuyor, bir an önce bitirsek şu işi iyi olur…’’
‘’Evet, hadi gidelim!’’
Kılıçlarım ellerimde, deliğe atladım. 20 metrenin ardından önümüze büyük ve geniş bir taş duvar çıkmıştı. Taş duvarın üstünde antik yazılar ve bir de harita yer alıyordu. Öne yürüdüğümde, duvar titremeye başlamış ve yeri sarsarak açılmıştı. Giriş tamamen açıldığında, güneş ışıkları geçidi kaplamaya koyulmuştu. Mesafeye uzanan 10 metre genişliğinde bir koridor önümüzdeydi. Tünelin iki tarafında da mızrak tutan Süvariler yer alıyordu.
Wan Er yanımda, ileriye atıldım. Genç kadının güzeller güzeli etrafı süzüyordu, ‘’Vah…bu 93.seviye Yıldırım Yaratıkları, neredeyse…10,000 tane var. Eğer bize saldırırlarsa, bittik demektir…’’
Li Mu fısıldadı, ‘’Daha güçlüleri de var. Yakından bakarsan, o süvarilerin arkasındaki okçuları görebilirsin….’’
Matcha yere indikten sonra söylendi, ‘’Okçuların arkasında, yelpaze tutan, orak kullanan, ve hatta strateji üstünde çalışanlar bile var. Hepsi de büyü tipi yaratıklar, dikkatli olmalıyız…’’
Dong Cheng asasını kavradı, ‘’Eh, kardeşim, neden buraya bir intihar görevine gelmişiz gibi hissediyorum…ne yapacağız…’’
Sesimi kıstım, ‘’Paniklemeye gerek yok. Sonuçta, burada 10 kişilik SSS-seviye ana hikaye görevindeyiz. Muhtemelen hepsi bize aynı ayna saldırmayacaktır…’’
O esnada, gökyüzünden inen ışık hüzmesi koridorun sonunu aydınlattı. Aynı kıyafeti giyen altı kişi oracıkta duruyordu. Elinde uzun bir kılıç, ve altın renkli zırhıyla bize bakan yakışıklı adam, acımasız bir gülümsemeyle kükredi, ‘’Bölgeme adım atmaya cüret edebildiniz demek?’’
“Hua la la….”
İki taraftaki binlerce asker diz çökerek seslendi, ‘’Kralımız çok yaşa! Kralımız çok yaşa!’’
Adama baktım. Beklediği gibi, bu herif 93.seviye Aziz Boss, Xin Lin Jun’du! Nihayet gelmiştik.
Xin Lin Jun’un yanında 5 farklı generali duruyordu; Hou Yin, Zhu Hai, Ru Ji, Xue Yin, ve Pu Bi. Hepsi de 93.seviye Aziz Boss’tu ve puanları da güçlüydü.
Wan Er göğüslüğüme dokundu, ‘’Bu kadar bossa karşı ne yapacağız? Ayrıca…hepsi de Aziz Boss.. Bu görevden hayatta çıkabileceğimizi düşünmüyorum…’’
Dong Cheng söylendi, ‘’93.seviye Aziz Bosslar, 4000 saldırı ve 700,000 – 900,000 canları var. Saldırıları çok yüksek. Beşi de aynı anda gelirse…bittik demektir.’’
………..
Herkes korkuyordu. Sonuçta, önümüzde sürüyle Aziz Boss duruyordu. Eğer aynı anda saldırmaya başlarlarsa, onlara karşı koyamayacağımız çok açıktı. Üstelik, bu devasa mezarda binlerce asker olduğunu söylemiyordum bile…
Xin Lin Jun kılıcını kaldırarak beni gösterdi, ‘’Emirlerime kulak ver, sana nasıl öleceğini söyleyeceğim---kalbine saplanan bin okla!’’
Mesafede, bir grup okçu yaylarını çekti. En azından yüz yay bana nişan almıştı. Muhtemelen bu saldırıya maruz kaldığımız taktirde, öteki dünyayı boylayacaktık!
Dong Cheng hemen [Mana Kalkanı]’nı aktif etti, suratı solmuştu, ‘’Vu…ölmek istemiyorum. Daha ilk seferimi bile yapamadım….Bu NPCler çok acımasız…’’
Yavru Kurt ona baktı, ‘’Ciddi misin?’’
‘’Tabii ki…’’ Dong Cheng utangaç figürüyle cevapladı.
Wan Er iç çekti, ‘’Ölmek üzeresin, tatlı davranmaya çalışma…’’
[Qi Duvarı]’nı aktif ettim. Kılıcımı Xin Lin Jun’a doğru kaldırıp, kükredim, ‘’Kalabalığı kullanarak zayıflara zorbalık yapıyorsun demek? Eğer yeteneğin varsa, gel benimle savaş! Wei Wu Ji, tarih boyunca, ünlü biri olarak görüldün. Aslen bu kadar cesaretinin olduğunu görünce, ne desem bilemiyorum. Ciddi ciddi benimle savaşacak kadar cesaretin bile yok mu?!’’
(ÇN: Xin Lin Jun’un asıl adı Wei Wu Ji’ymiş arkadaşlar.)
Xin Lin Jun’un gözlerine soğuk birer bakış vardı, ‘’Alçak herif, ne dedin sen? Seninle savaşacak kadar cesaretim yok mu? Sadece senin gibi bir çöp parçasıyla ellerimi kirletmek istemiyordum! Madem böyle diyorsun, ne tür yeteneklerinizin olduğunu görmek istiyorum. Eğer ilk engeli aşabilirsen, bizzat Yeşil Bakır Kılıç’ımla kelleni alacağım!
Di!
Sistem Notu: Göreviniz özel bir aşamaya girdi: [Düello]!
Görev açıklaması: Bire bir düelloyu kabul ettiniz. Beş düelloyu kazanarak, Xin Lin Jun’la düello yapma şansını elde etmeniz lazım, aksi taktirde görev otomatikman başarısız olacaktır!
……
Wei Wu Ji kılıcını bize doğrultarak kükredi, ‘’Beş generalim meydan okumalarınızı bekliyor. Seninle savaşmamı istiyorsan, önce onları yenmen lazım! Hadi, Hou Yin, Zhu Hai, Ru Ji, Xue Yin ve Jin Bi, şu ufak şerefsizlere göklerin ne kadar yüksek olduğunu öğretin bakalım!’’
O esnada, elinde uzun bir kılıç taşıyan general öne atıldı, ‘’Hanginiz benimle mücadele edecek?’’
Hou Yin, Xin Lin Jun’un adamlarından biri. Kendisi akıllı ve cesaretli bir adamdı.
Arkamdakilere bakarak söylendim, ‘’Aziz Bossları tek başımıza halletmemiz gerekecek. Bütün hepsiyle karşılaşmaktan daha iyi olsa da, yine de burada bire bir düellodan bahsediyoruz. Hou Yin’in 700,000 canı, ve 4500 saldırısı var. Kim gidecek? Kimse gitmek istemiyorsa, ben gideyim!’’
‘’Bekle!’’
Wan Er kolumu tutarak söylendi, ‘’Şuraya bak. Beş generalin arasında, Jin Bi isimli bir adam var. Açıklamaya göre, kendisi Wei Krallığı’nın bir numaralı generaliymiş. 1,000,000 canı var ve saldırısı Hou Yin’den bile daha fazla. Burada kalıp, onunla savaşman lazım. Hou Yin’i başkası halletmeli…Vu, kim yapacak? Yenilmememiz lazım, yoksa bittik demektir…’’
Yavru Kurt ve Binlerce Güneş birbirlerine bakıyordu. Doğruyu söylemek gerekirse, kimse kendine güvenmiyordu. Sonuçta karşımızda İmparator ya da Valkyrie değil, Aziz Bosslar vardı.
Birkaç saniyenin sonunda Matcha öne atılarak söylendi, ‘’Patron, ben deneyeyim mi?’’
‘’Tamamdır!’’
Hemen onayladım. Çok geçmeden Matcha direkt antik salona ışınlanmış ve düello başlamıştı! Üstelik, alan farklı bir boyuttaydı, yani onu desteklememiz söz konusu değildi. Şifacıların bile ellerinden hiçbir şey gelmiyordu.
Hou Ying kükreyerek Matcha’nın kalkanına saldırdı!
“Keng!”
“1428!”
Bu savaş enteresan geçecekti. Matcha’nın defansı düşük değildi. Üstelik, [Kutsal Gölge Kalkanı] ve [Gökyüzü Kalkanı]’na sahipti. Bu mücadeleyi kazanabilirdi!
Hou Yin saldırmaya devam ediyordu. Defansı sayesinde Matcha 4000+ can kaybetmiş ve hemen karşı saldırıya geçmişti. [Gölge Kesiği] + [Gök Sallayan Kesik] ikilisiyle öne atılan Zhan Long’un bir numaralı Şövalyesi, gerçekten de insanı dehşete düşürüyordu. Sadece tek bir saldırısıyla rakibine 4000 hasar verebilmişti. Hemen arkasındaki İlizyon Vari Kelebek Kraliçesi, [Muazzam Dansın Sarmaşıkları]’nı aktif etti. Şans bu ki, yetenek rakibi bağlamayı başarmıştı.
Matcha hemen geriye adımlayarak kılıcını kaldırdı, ve saldırıya geçti!
Hou Yin tuzaktan çıktıktan sonra sonra kılıcında kan hüzmeleri belirmeye başlamıştı; lakin daha yeteneğini aktif edemeden, Matcha’nın [Keskin Hücumu] araya girmiş ve herifin yeteneği iptal olmuştu. Genç kadının canı 2,000 civarına düştüğünde hemen [Yenileyen Rüzgar]’ı kullanarak canını doldurdu. Hou Yin’in yetenekleri dolma sürelerindeyken, Matcha hemen [Kutsal Gölge Kalkanı] + [Gökyüzü Kalkanı]’nı kullanarak mücadeleyi sürdürüyordu.
…………
‘’Hu Hu…’’ Düelloyu izleyen Li Mu söylendi, ‘’On beş gün önce bu kadın bambaşka biriydi. Saldırı ritimleri muazzam…’’
Yavru Kurt gülümsedi, ‘’Matcha’nın hareketleri hiçbir zaman iyi olmadı; ancak saldırı ritmi ve savaş taktikleri konusunda her zaman üst seviye olmuştur!’’
10 dakikanın ardından acı dolu bir çığlıkla Hou Yin diz çökerek, can verdi. Düşürdüğü ekipmanları Matcha almıştı.
Taş basamaklara basan Matcha gülümsedi, ‘’Patron, hayal kırıklığına uğratmadım sizi, değil mi?’’
‘’Hahaha, aferin sana!!’’ gülümsedim.
……….
Mesafede, Xin Lin Jun’un suratı solmuştu. Söylendi, ‘’Zhou Hai, sıra sende!’’
O esnada, zırhlara bürünmüş ve elinde bir kasap bıçağı tutan adam mekana zıpladı. Suratı kıpkırmızıydı, ‘’Bendeniz Kralın kölesi, Zhu Hai’yim! Normalde bir kasaptım. Benimle savaşmaya kim cüret edebilecek!?’’
Li Mu öksürdükten sonra evcil hayvanını çağırdı. Kılıcını kavrayan adam yürüyordu, ‘’Vay arkadaş, kasapsın ve bir de bununla hava mı atıyorsun?! Sana sağlam bir ders vermek lazım!’’
Beklendiği gibi, Zhu Hai’nin saldırı puanı yüksekti, ancak kritik saldırı konusunda epeyi zayıftı. Li Mu bu saldırıları yararına kullanabilecek bir uzmandı, ve rakibin yaptığı her iki saldırıdan birini atlatabiliyordu. Bunun üstünde [Kombo]’larını, evcil hayvanını ve [Kaplan Kılıç Kesiği]’ni de ekleyince, Zhu Hai’yi öldürmeyi başarmıştı.
Üçüncü tura geçtiğimizde, Xin Lin Jun’un suratı yemyeşil kesilmişti. Herif yanındaki güzelliğe bakarak söylendi, ‘’Ru Ji, öne çıkıp, benim için savaşmaya ne dersin?’’
Ru Ji, Wei kralının cariyesiydi, ve Xin Lin Jun’la arasında garip bir ilişki vardı; zira daha önceleri, adam Kaplan Tılsımı’nı çaldığı esnada bu kadını kraldan kurtarmıştı. Kendisi muazzam bir güzelliğe sahipti. Kıyafetlerinden sebep vücudunun büyük kısmı açıktaydı, özellikle de ikiz tepeciklerinin görüntüsüne diyecek yoktu. Uzun bacakları ipeklerle kaplıydı. Çıplak ayaklarıyla elindeki yeşim flütü kavradı ve gülümseyerek öne çıktı, ‘’Kralım istiyorsa, o zaman istediğinizi yapacağım!’’
……
Bu kadın 93.seviye bir Büyücü’ydü. Yani ağır zırh oyuncularının ona karşı çıkmaları mümkün değildi. Onunla ya Wan Er ya da Dong Cheng Yue savaşacaktı; lakin, Wan Er dördüncü mücadeleyi yapacağı için, bu sefer Dong Cheng’e bel bağlamak zorundaydık. Tabii Dong Cheng her zamanki muzip gülümsemesiyle bana bakıyordu, ‘’Beni bırakma Xiao Yao, şey, seni seviyorum…’’
Ru Ji’ye bakarak söylendim, ‘’Kadınınkiler en azından 36E, Dong Cheng’in göğüslerinden çok ama çok daha büyük…’’
Dong Cheng Yue asasını sallayarak havaya fırladı, ‘’Hmph, ona katlanamıyorum!’’
[] [] []
Magnec