Jdkddkdkdkkd :'D öncüye bak sen hahahaha
Amma korkak çıktılar be. O üçlüden bunu beklerdim de jian feng han dan beklemiyordum açıkçası öclfdlld
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
406. Bölüm Rüzgar Nasıl Esiyor Öyle?!?!
‘’Devam edemeyeceğim…’’
Ba Huang’dan General Angela, yeni zırhına kuşandıktan sonra yaralı elini tutarak yürümeye başladı, ‘’Büyü Ejderhası’nın gücü çok fazla. Eğer böyle savaşmaya devam edersek, Ba Huang bütün askerlerini kaybedecek. Dük, bir şey söyleyin, askerlerinizi ölüme yollamanıza izin veremem!’’
Luo Lei kılıcını kaldırıp kükredi, ‘’Yardıma ihtiyacım var! Luo Lin ve Ejderha Şehri’ne ait askerlerin geri çekilmelerine yardım edin. Zi Feng Kalesi’ne gideceğiz. Surların içine girdiğimizde, surlardan savunma yapabiliriz. Hmph, Huo Li ne kadar güçlü olursa olsun gereğinden fazla yara almış durumda. Ejderha olsa dahi elbet hayatını yitirecektir!’’
Kalabalık onayladı. Frost yaralı vücuduyla başıma dokunmuştu, ‘’Sen de bizimle gelip, Zi Feng Kalesi’ne doğru geri çekilmelisin…’’
Savaşa baktığımda, neredeyse bütün Ba Huang Klanları’nın yok olduğunu görmüştüm. Başımı öne salladım, ‘’Tamam…’’
…….
Uzaktan, bir grup süvari Jiu Li Şehri’nin ön saflarına saldırıyor, bu esnada Ba Huang’ın ana askerleri de batıdan çeviriyordu. Kale surlarına geldiğimizde, bir grup ağır zırhlı asker surlara çıkmaya başladı. Ardından yaylarını ve kale surlarındaki mancınıkları ayarladıktan sonra Büyü Ejderhası’na saldırmaya koyuldular.
Büyü Ejderhası Huo Li kibirle vücudunu çevirdi. Tek bir ejder nefesiyle bir grup Lekesiz’i toza çevirmişti. Lekesizleri öldürdükten sonra kanatlarını açan ejderha, kızıl göz bebekleriyle surlara bakıyordu. Devasa ağzını araladığında, toprağı bile titreten bir ses yankılanmaya başlamıştı, ‘’Luo Lei, Ba Huang’ın sahip olduğu güç bu kadar mı? O kirli barbar şehrine girecek kadar aşağılık mısınız? Eğer sizin yerinizde olsaydım, boynumu uzatıp, ölümümü beklerdim. Böylece çekeceğim acı da azalırdı!’’
Dük Luo Lei bizzat kılıcını çekip, surlardan kükredi, ‘’Huo Li, cesaretin varsa gel bakalım! Niye öyle boş laf yapıyorsun?!’’
‘’Oh?!’’
Huo Li kahkaha attı. Ardından, ileriye atılan ejderhanın pençeleri direkt Dük Luo Lei’ye atılmıştı. Dük’ü tek bir hamlede öldürmek istediğine şüphe yoktu.
‘’Kanatları hedef alın!’’
Luo Lei’nin gözlerinde soğuk ifadeler vardı. Kılıcını kaldıran adam aniden öne zıplayarak, mesafedeki şehir kayalarına doğru yuvarlandı. ‘’Peng!’’ Huo Li’nin pençeleri surda derin bir delik açmış ve etrafa devasa kaya parçaları sayılmıştı. Büyük boyutlara sahip oklar gökyüzüne atılarak, Huo Li’nin vücuduna saldırıyordu. Ölümcül bir etki yaratamıyor olsalar da, hasar verdiklerine şüphe yoktu.
“Hong!”
Huo Li gökyüzünde yükseldikten sonra geri dönüş yaptı. Kanatları alevlerle kaplıydı, ve aniden şehir surlarına doğru ateş tükürdü. Tataryaylarından bir düzinesi küle dönmüştü; lakin kaşla göz arasında başına büyük kayalar fırlatıldı. Zi Feng Kalesi’ndeki barbarlar öldürülmüş olsalar dahi bu makineler işe yaramaya devam ediyordu.
Frost kılıcını kaldırıp, sakince surda bekliyordu. Güzeller güzeli gözlerindeki soğuk ifadesiyle kılıcını Büyü Ejderhası’nın sol gözüne işaret ederek kükredi, ‘’Ejderha Şehri’nin Savaşçıları, Büyü Ejderhası’nın sol gözünü hedef alarak, mızraklarınızı fırlatın. Onu kör edeceğiz!’’
Emriyle havaya fırlatılan sayısız mızrak ‘’Shua Shua Shua’’ sesleriyle ilerliyordu. Büyü Ejderhası kayalara odaklanmış durumdaydı ve böyle bir saldırıyı düşünecek hali yoktu. O esnada, ejderhanın sol gözüne birkaç mızrak saplanınca etrafa kızıl kanlar akmaya başladı. Sol gözü saniyeler içinde yerle bir olmuş ve Huo Li acı dolu bir çığlık atmıştı.
“Rrrrrgggghhhh!”
Ejderha çığlık attığı esnada şehir surlarına bir kez daha ateş tükürdü. Ejderha Şehri’nden bir grup asker acı çekerek alevler içerisinde kalmıştı. Frost her zamanki yerinde, vücudunu koruyan buz zırhıyla dikiliyordu. Aynı esnada güzeller güzeli gözlerinde şaşkın birer ifade de belirmişti, ‘’Büyü Ejderhası zayıfladı. Ejder nefesi bile Buz Zırhı’mı geçemiyor…’’
Nefes nefese kalan Luo Lin şehir surlarındaki totem direklerinden birine yaslandı. Nefesini ayarladıktan sonra söylendi, ‘’Tamam. Durum öyleyse, bütün enerjisini harcamamız gerekse dahi bugün Huo Li’yi öldüreceğim. Aksi taktirde, Büyü Ejderhası gerçekten de Ba Huang’ın felaketi olacka. Bu savaştan sağ çıkarsa tek başına şehri yok edebilir!’’
Luo Lei doğruldu, ‘’O zaman, bu yaratığı geberteceğiz!’’
……..
Mesafedeki Kuzey Kapısı’nda ani bir patlama yaşandı. Jiu Li Şehri’nden bir grup NPC şehre giriyordu. Nihayet kaleye girmeyi başarmışlardı. Üstelik, kalenin ortasında Şehir Salonu adı altında, son Bossun olduğu bir yer de bulunuyordu. Henüz ortaya çıkmamış olsa da, bossun Şehir Koruma Fermanı’na sahip olduğunu biliyorduk. Bu raddede, fermanın kime gideceği henüz belirli değildi!
“Pa pa pa…..”
Hızlı adımlarla şehir surlarına atılan Jian Feng Han kükredi, ‘’Sıkıntı büyük! Jiu Li Şehri’nin insanları bize saldırıyor. Zhan Long ve Kapıdaki Düşman, en fazla oyuncu sizde, bu yüzden dikkatli olmanız lazım. Fang Ge Que’nin en azından 5,000 adamı var. En çok öldürmek istediği kişiler de sizlersiniz. [Öncü] Kuzey Kapısı’na gidip onları karşılayacak.’’
Söylendim, ‘’Jian Feng Han, ne yapacağım dedin?’’
Jian Feng Han sırıttı, ‘’[Öncü]’nün 100 oyuncusu kaldı. Artık bu savaştan bir şeyler kazanmam mümkün değildi. Gerisini size bırakacağım. Fang Ge Que Simple’ı öldürdü, kaleyi katletti ve Ba Huang’ın oyuncularını biçti. Böyle giderse, Şehir Koruma Fermanı ona ait olacak, ve Ba Huang kaybedecek!’’
‘’Sonra?’’
‘’Sonrasında, [Öncü] sizi korurken bölgeyi terk edeceksiniz. Muhtemelen [Efsane] ana gücüyle sizi kovalayacaktır, yani onlardan kurtulmak için bir yol bulmanız lazım. Geri gittikten sonra insanları toplayarak, onları Zi Feng kalesinde kıstıracağız. Yapacak başka bir şeyimiz yok.’’
‘’Bu…’’
Derin bir nefes çektim, Jian Feng Han’ın söyledikleri yerindeydi. Gerçekten de bu son raddeye dayanan bir durumdu. Eğer bu taktiği uygulamazsak, Jiu Li Şehri bizi son adama kadar katledecekti. 48 saat savaşıp, böylesine ölmek gerçekten de istediğim bir durum değildi.
Qing Qian hafifçe söylendi, ‘’Abi, Jian Feng Han haklı. Onlarla direkt karşılaşamayız…’’
Başımı öne sallayıp kükredim, ‘’Millet, surdan inip, şehirden çıkıyoruz! [Efsane]’nin ana gücünü çekeceğiz!’’
…….
Zhan Long, Kapıdaki Düşman, Kan Kontratı’ndan oluşan ufak grup surlardan iniyordu. Arkadan Qing Qian ve Binlerce Güneş’in figürlerini izliyordum. Mesafede, Fang Ge Que [Efsane] oyuncularıyla şehirden direkt Güney Kapısı’na ilerliyordu. Jian Feng Han’ın söylediği gibi, Fang Ge Que gerçekten de bizi öldürmek istiyordu. Bizi öldürmediği taktirde rahat uyuyamayacaktı.
‘’Kovalayın şunları! Zhan Long’u öldürün!!’’ Fang Ge Que kükredi.
[Efsane]’nin en azından 5,000 adamı vardı. Birlikte bize doğru koştukları görüntü insanın kalbini donduruyordu.
O esnada, Kaleni doğusunda bir hareket yaşanmaya başladı. Jian Feng Han 100 kişilik Öncü grubuyla ilerliyordu, suratında o eski hüzün dolu ifadesi yoktu. Tam aksine, göğsüne yasladığı kılıcıyla, kaygısız ifadesini takınmış ve gülümseyerek söylenmişti, ‘’[Efsane]’yi en kolay nasıl geride tutabiliriz? He he, tabii ki kışkırtarak. Artık her şeyi size bırakıyorum….’’
[Öncü] elitleri titredi, grubun bakışları ön tarafta duran üç kişiye odaklanmıştı. [Öncü]’nün üç büyük oyuncusu bu mesele için adeta biçilmiş kaftanlardı---
Şehir surlarına adımlayan Elveda Gözyaşları, parlayan gözleriyle Fang Ge Que’ye bakmış, ve derin bir nefes aldığı gibi kükremişti, ‘’Fang Ge Que, kendini 1 numara mı sanıyorsun? Ciddi ciddi [Efsane]’nin bütün Çin Sunucusu’na hükmedebileceğini mi sanıyorsun? Bu çağın sembolü falan mısın? Gel de sana birkaç kelime hediye edeyim. Çiçek olsaydın, üstüne boğalar bile sıçmazdı!’’
Aptal Olma derin bir kahkaha atarak lafa girdi, ‘’Öyle deme canım. Fang Ge Que’nin o kadar da kötü olduğunu düşünmüyorum. Tipe baksana, biraz yakışıklı gibi. Tabii suratındaki o salak ifadeyi görünce işler değişiyor…’’
Kuzey Kutbu gülümsedi, ‘’Siz ne biliyorsunuz ki? Fang Ge Que aslında beş parasız, fakirin tekiydi. Sonra altın aramaya gittiği için zengin oldu. Milyonlarca dolar kazanıp, bütün parasını nakite çevirmiş. Sonralarında kuyumcuya gidip, büyük, kalın bir kolye almış. Ancak, kolyeyi suya koyduğunda, kolye suyun üstünde yüzmeye başlamış. Hahahaha…’’
(Not: Gerçek altın batardı………..
Elveda Gözyaşları Fang Ge Que’yi işaret ederek geniş bri kahkaha patlattı, ‘’Yani uzun lafın kısası, Fang Ge Que, senin nasıl bir adam olduğunu çok iyi biliyoruz. Hayatın boyunca domuz gibi yaşayıp, bıçağı düşene kadar artistlik yapan dingilin tekisin. Bıçağını alayım mı, yoksa sen alır mısın? Doğruyu söylemek gerekirse, seni acayip tokatlamak istiyorum, öyle ki ellerim kaşınıyor. Lu Chun Yan ve diğerlerinin de bunda büyük etkisi vardı. Ah, dur dur! Üzgünüm, başkan yardımcılarınızı Kaygısız Xiao Yao öldürmüştü, değil mi?! Hahahahahah, kaç adamın olursa olsun fark etmez; zira ekibi kontrol edecek adam yok!’’
Aptal Olma geniş kahkalar atıyordu, ‘’Aynen, aynen. Bir de Ba Huang’ı katledeceğim falan demişti. Tsk tsk. Yalandan kim ölmüş yahu?! Fang Ge Que, sesini bir dahakine iyi kontrol etmen lazım, yoksa kıçını kaldırıp kaçtığında sana gülecek insan sayısı fazla olacak…’’
…
‘’Hey!’’
Elinde yeplaze, Fang Ge Que’nin suratı öfkeden sebep kızarıyordu. Kendisi bir centilmendi, ve daha önce böylesine bir aşağılanmaya maruz kalmamıştı. Ayrıca Elveda Gözyaşları, Aptal Olma ve Kuzey Kutbu küfür etmemelerine rağmen onu sinirlendirmeyi başarmışlardı.
[Efsane]’nin Bayrak Taşıyıcısı, Ufak Bilge duruma dayanamayan ilk isimdi. Şehrin doğu surlarına işaret ederek kükredi, ‘’Bir an….önce doğu surlarına gidip, Elveda Gözyaşları’nın o keltoş kellesini almamız lazım!’’
Ciddi ifadesiyle alnındaki yara izine dokunan Elveda Gözyaşları söylendi, ‘’On yıl önce, parçalanamaz bir vücut yaratmak için çalışmıştım. Senin gibi salağın teki kellemi mi almak istiyor?! Hassiktir oradan! Gel bakayım! Bekliyorum. Eğer cesaretin varsa, niye gelmiyorsun?!’’
Ufak Bilge daha fazla söylenmemiş, ve adamlarını ileriye sürmüştü.
……
‘’Geldiler!’’
Aptal Olma’nın çenesi neredeyse şehir surlarından aşağıya düşüyordu. Elinde mızrak, arkasını dönüp surdan atladığı gibi kükredi, ‘’Kardeşlerim, bir sonraki hayatta görüşürüz!’’
Jian Feng Han şaşkındı, ‘’Hassiktir. Ölümden o kadar mı korkuyorsunuz?’’
Elveda Gözyaşları uzun kılıcıyla öne çıkı, Jian Feng Han’ın omzuna dokundu, ‘’Klan Başkanı, sıkıntı yok, burada ben varım. Yanınızda durduğum sürece [Efsane]’nin kılınıza bile zarar veremeyeceğine kalıbımı basarım. Ah….ahhh!! Rüzgar nasıl esiyor öyle?!?! Tam duramıyorum….’’
Shua! Bir adam daha surdan düşmüştü.
Ellerinde asası, Kuzey Kutbu havaya yükselip, surlardan fırladı, sesi yankılanıyordu, ‘’Fang Ge Que, götün yiyorsa şehrin dışında savaşalım! Aha! Klan Başkanı, cidden ölümden korkmuyoruz!’’
……
Jian Feng Han’ın suratı yemyeşil kesilmiş, ve arkasını dönen adam kükreyerek söylenmişti, ‘’[Öncü], şehir surlarından atlayacağız! Görevimizi yerine getirdik!’’
…..
[] [] []
Magnec