Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

409. Bölüm Tanrı’yı Öldür

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 Ateşlerin arasından bir çift kızıl göz bizlere bakıyordu. Bu gözler Huo Li’ye aitti. Herifin aniden Buz Tepesi’nde ortaya çıkmasının sebebini bir tek tanrı biliyordu; lakin vücudundaki yaralara bakıldığında, herifin o eski gücünden ve canından geriye pek bir şey kalmadığı anlaşılabiliyordu. Burnundan nefes alıp vermeye çalışıyordu.

 ‘’Ah…’’

 Acı dolu çığlıkların ardından, ejderhanın ayaklarından bir adam fırladı. Bu adam Ufak Bilge’den başkası değildi! Vay arkadaş, herifin yaşama gücünü taktir etmek gerekiyordu!

 Ayağa kalkan adam kanlı omzuna dokunarak söylendi, ‘’Hay sikeyim, şerefsiz…’’

 Fang Ge Que uzaktan bağırdı, ‘’Ufak Bilge, dikkat et!’’

 ‘’Huh?’’

 Ufak Bilge başını çevirdiğinde, Büyü Ejderhası Huo Li’nin şeytani gülümsemesiyle karşı karşıya kalmıştı. Yaratık keskin pençesini kaldırdığı gibi saldırıya geçti, ‘’Pa!’’, [Efsane]’nin Bayrak Taşıyıcısı gökyüzüne fırlamış ve nihayetinde can vermişti.

……

“Aahhh…..”

 Acı dolu bir çığlık daha yankılandı. Başımı çevirdiğimde, ejderhanın sırtındaki güzeller güzeli kadını görmüştüm. Kadın Frost’tan başkası değildi! Kılıcı ejderhanın sırtına saplamış ve bunca zamandır o kılıca tutunarak ayakta kalmaya çalışmıştı. Ayrıca ejderhanın boğazına dolanmış zinciri de tutuyordu. Zincir sıcaklıktan sebep kızıla dönmüştü. Bu ejderhayı öldürmek için nelere maruz kaldığını tahmin etmek mümkün bile değildi. Üstelik, Frost’un çok az canı kaldığını da biliyordum. Ölmek üzereydi ve ne kadar zayıf olduğunu görmek beni dehşete düşürmüştü!

 ‘’Frost!’’

 Kükredikten sonra ileriye atıldım. Savaş botlarımı kaldırdığım gibi Huo Li’nin burnuna bir tekme savurdum ve havaya atlayarak hızlı bir hareketle Frost’u kucakladım. Yaralarını görünce kalbimdeki hüzün iki katına çıkmıştı. Bu mücadeleden önce ustam Çin Sunucusu’ndaki en güzel kadın olarak görülebilirdi; ancak şimdiyse acınası bir haldeydi.

 Frost’un duygusuz gözleri bana bakıyor, dudakları bükülerek bir gülümsemeye dönüşüyordu, ‘’Seni son kez görebildim…’’

 O esnada Büyü Ejderhası Huo Li kükreyerek gökyüzüne fırladı. Bütün uğraşıyla başını sallıyordu. Görünüşe göre zincirden kurtulmaya çalışıyordu.

 ‘’Bana tutun!’’ Frost kükredi.

 Ustamın omuzlarına sarıldım. Çok geçmeden ejderha kükremesini orta yerinde Frost’la birlikte gökyüzüne atılmıştık. Sırtında oturduğumuz Huo Li başını çevirerek bize öfke dolu bir bakış fırlattı. Kükrüyordu, ‘’Frost, kaltak! Luo Lin için kendini feda etmeye mi çalışıyorsun?’’

 Frost’n kanlarla kaplı pelerini dalgalanıyordu, ‘’Lord Luo Lin, Ejderha Şehri’nin tek umudu. Onu koruyabileceksem hayatımı vermeye razıyım. Huo Li, bugün öleceksin. Eğer seni öldüremezsem, rahat uyuyamayacağım!’’

 Huo Li öfke dolu bir kükreme savurduktan sonra gökyüzünde dönmeye başladı. Sürekli hareket ediyor, zıplıyor ve ejderha dilinde küfürler savuruyordu.

 Frost’a sımsıkı sarıldım; bu mesafeden yere düşersem öleceğime şüphe yoktu.

……..

 ‘’Di!’’

 Qing Qian’dan mesaj geldi, ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao, sen…neden büyü ejderhasının sırtına çıktın? İyi misin? Ölmemeye çalış! Vu vu, biz ne yapacağız?’’

 [Tedavi]’yi kullanarak canımı az-çok toplamayı başardım. Cevapladım, ‘’Ölmeyeceğim. Qing Qian, herkesi nehre doğru götür. Buza adım attıktan sonra arkanıza bakmayın. [Efsane]’nin çok oyuncusu var. Ayrıca, Fang Ge Que ölmediği taktirde onları yenemeyiz!’’

 ‘’Anladım!’’

 Yere baktığımda, Qing Qian’ın 200 [Zhan Long], [Kapıdaki Düşman] ve [Kan Kontratı] oyuncusuyla Buzlu Nehir Vadisi’ne doğru ilerlediğini görebiliyordum. Hemen arkalarında Fang Ge Que’nin önderliğindeki 4000 [Efsane] oyuncusu vardı. Fang Ge Que çoktan [Zhan Long]’u hedef tahtası olarak belirlemişti. [Zhan Long]’u yok etmediği taktirde rahata eremeyecekti!

 Fang Ge Que’nin durmaksızın ilerlediğini gördüğümde, Zhan Long’un ciddi bir sıkıntıya gireceğini tahmin etmiştim. Saniyeler içinde gruptan geriye yalnızca 100 insan kalmıştı. Artık yapacak bir şey yoktu. Her şey için çok geçti. Kaybetmiştik….

……..

 “Grrr…..”

 Gökyüzünde, Büyü Ejderhası Huo Li öfkeyle çırpınmaya devam ediyordu. Frost’un buz zırhı ejder alevlerinden sebep zayıflamıştı ve artık kadın buz enerjisiyle başka bir zırh oluşturabilecekmiş gibi görünmüyordu. Huo Li yakın bir zamanda ölmezse, güzeller güzeli ustam sonsuza dek ortadan kaybolacaktı.

 Durumu inceledikten sonra aniden zincirleri kavradım. Ejderhanın sırtından kayarak yaratığın kör noktalarından birine geçtim. Huo Li’nin bu noktaya ulaşamayacağını biliyordum. Hatta ejderhanın sırtında Luo Lin’in kılıcı bile duruyordu!

 “Pa!”

 Kabzayı kavradım ve zinciri belime sarıp durumu dengeledim. Ardından, Soğuk Demir Kılıcı’mı çekerek kılıcı yaratığın boynuna sapladım. Yaradan taze kanlar akıyordu. Bu şekilde ejderin boynunda daha rahat durabilecektim. Huo Li acı dolu bir çığlık attıktan sonra İmparator Qin’in Kılıcı’nı çekerek yaratığın boynuna saldırmaya başladım. Lava vari kanlar akıyordu. Huo Li’nin elinden saldırılara dayanmaya çalışmaktan başka bir şey gelmiyordu.

 Frost’un zayıf sesi kulaklarıma geldi, ‘’Güzel. Şimdi olduğun yerden yarım metre ilerle. O bölgede ejderhanın pulları yön değiştiriyor, yani, orası zayıf noktası. Ayrıca ejderha gücü de o bölgeden geliyor. Saldırdığın taktirde gücünü çekebilirsin. Ejderha gücü olmadan Huo Li sıradan bir yaratıktan farksız olacaktır! Çabuk!’’

 Başımı öne salladım, ‘’Tamamdır!’’

 İmparator Qin’in Kılıcı’nı durmaksızın sallayıp, bahsi geçen bölgeye saldırıyordum. Huo Li acı dolu çığlık attığı gibi yere doğru uçmaya başlamıştı, adeta çılgına dönmüştü!

 Yeri görebiliyordum, Buzlu Nehir’de çok sayıda insan koşuyordu.

 Peng!

 Büyü Ejderhası Huo Li’nin vücudu buz katmanına çarpınca katman çatlamıştı. Ardından acıyı atmak için tekrar gökyüzüne atılan yaratığın elinden hiçbir şey gelmiyordu!

……

 “Pu!”

 İmparator Qin’in Kılıcı’nı yaratığın boynuna sapladım. Bu saldırımla yaratık garip bir şekilde ateş nefesini tükürmüştü.

 ‘’Sha Sha…’’

 Luo Lin’in kırık kılıcını sol elimle tuttuktan sonra vücudumu çektim ve yarayı iyice açtım. Huo Li acı içerisindeydi. Bu bölgede sinir hücrelerinin olduğunu düşünüyordum. Huo Li’nin uçuş yönü aniden değişmiş ve yaratık, kılıcı nereye çekersem o yönün tam tersine uçmaya başlamıştı.

 İşler enteresan bir hal alıyordu. Kırık kılıcı tekrar çektiğimde Huo Li sola uçtu. Emin olmak için tekrar bir hamle yaptım ve Huo Li acı içerisinde sağa uçmaya başladı. Yaratık adeta uçacağı yönü seçemiyordu. Düşündüklerim doğruydu, bu bölgede gerçekten de sinir hücreleri vardı!

 Hükümdarın Pelerini rüzgarla dalgalanırken durumun farkına varmıştım. Durum tehlikeli olsa da keyiften dört köşeydim. Aklıma yeni bir plan gelmişti ve planı hemen uygulamaya başlamıştım!

 Kırık kılıcı çevirip, Huo Li’yi yere doğru sürmeye başladım. Dikkatle kontrol ettiğim yaratık [Zhan Long] oyuncularını kovalayan [Efsane] oyuncularına doğru uçuyordu. İmparator Qin’in Kılıcı’nı sapladığım gibi devasa ejderhanın boğazı sarsılmaya başladı. Çok geçmeden ejderhanın ağzından çıkan alevler 500 metrelik buzu eritmeye koyulmuştu

 “Huh?!”

 Qing Qian hemen ileriye atılarak heyecan dolu gözleriyle söylendi, ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao…inanılmazsın…’’

 [Efsane] oyuncuları aptala dönmüştü.

 Huo Li’yi kontrol edip, yaratığı çevirdim. Ardından 4000 [Efsane] oyuncusuna doğru bir ejder nefesi daha fırlatınca, buz katmanlarından biri daha erimişti! Lakin buz kalındı ve kolay kolay parçalanmayacaktı!

 İmparator Qin’in diğer darbesiyle Huo Li’nin enerjisi kayboldu. Yaratığın enerjisi kalmadığı için bir daha ejder nefesini kullanamayacaktım.

 ‘’Hiç mantıklı değil…’’

 Bir kez daha sapladığımda ‘Ka Cha’ sesini duyduğum için şaşırmıştım. Frost’un hafif kahkahasını duyuyordum, ‘’Hey, enteresan bir şey buldun, değil mi?’’

 Panikledim. Görebildiğim tek şey buzun üstündeki [Efsane] oyuncularıydı. Aklıma yepyeni çılgın bir fikir gelmişti. Huo Li’nin kalan canına baktım: %1! Yaratık ölmek üzereydi. Aynen öyle, kalan son nefesini de kullanacaktım!

 Kırık kılıcı çektiğimde Huo Li acı dolu bir çığlık atarak dalışa geçti. Hedefim Fang Ge Que ve komutanlarıydı!

……….

 “Peng!”

 Aniden dağ boyutlarında bir vücuda sahip ejderha buza saplandı. Adeta kilidi açan anahtar misali, devasa bir buz parçası kopmuş ve 4000 [Efsane] oyuncusu suya düşmüştü. Ardından ‘Shi Shi Suo Suo’ sesleriyle nehir dalgalanmaya başladı. Ortaya çıkan devasa Sölekant sudaki oyuncuları katletmeye başlamıştı. Acı dolu çığlıkların önü arkası kesilmiyordu!

 ‘’Seni öldüreceğim Kaygısız Xiao Yao, son nefesimi kullansam dahi öldüreceğim!’’ Fang Ge Que ufak bir buz parçasının üstünden kükredi.

 Aklımda aniden Li Mu, Song Han, Matcha ve Yaşlı K’nın trajik ölümleri gelmişti. Bütün bunlara sebep olan adam karşımdaydı ve öfkemi kontrol etmekte güçlük çekiyordum. Kılıçlarımla ejderhanın sırtından atladım ve kükredim, ‘’Fang Ge Que!’’

 ‘’Peng!’’

  O öfke anında Fang Ge Que’nin üstünde durduğu ufak buz parçasını yerle bir ettim. Ayrıca herifin büyücü cübbesinden tuttuğum için adam buzdan atlayamamıştı. İkimiz de sölekantlarla dolu buzlu suya düşmüştük. Buzlu su aklımı geri getirmişti. Fang Ge Que de şoke olmuş durumdaydı.

 Yelpazesini sallayan adam [Alevlirüzgar Kilidi] ve [Buzlu Kaya Patlaması]’nı savurdu.

 Zaman kaybetmeden iki kılıcımı da sallayarak [Keskin Buz Kılıcı]’nı aktif ettim ve kükredim, ‘’Borcunu ödeme zamanı geldi!’’

 “10278!”

  [Keskin Buz Kılıcı] herifi öteki dünyaya postalamıştı. Fang Ge Que, [Efsane]’nin Klan Başkanı, [Kader]’in bir numaralı oyuncusu, öylece, oracıkta, Buzlu Nehir’in ortasında öldürülmüştü!

 [] [] []