Zaten yenilceksiniz olum kazanabilmeniz icin ancak huo li yi yaniniza almaniz lazim snsnns
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
407. Bölüm Pusu
‘’Yürüyün! Geriye dönmek yok!’’
İmparator Qin’in Kılıcı elimde, Qing Qian’la birlikte grubun arkasında ilerliyorduk. Binlerce Güneş gökyüzüne uçarak, endişe dolu bakışlarıyla söylendi, ‘’Klan Başkanı ve Qing Qian, dikkatli olmanız lazım. Sizi kaybedersek sonumuz ne olacak…’’
Dirilen Kılıç kılıcını kaldırdı, ‘’Şehirden çıkın! [Efsane]’den ne kadar uzaklaşırsak o kadar güvende olacağız!’’
500 kişilik yem grubu şehirden çıkmıştı. Oyuncuların nadiren geldiği yüksek seviyeli bölgelere girdiğimizde, daha önce buraya gelmemiş olsam da bildiğim tek şey vardı; ne kadar ilerlersek, durum bizim açımızdan bir o kadar olumlu olacaktı. [Efsane]’deki oyuncu sayısı fazla olduğundan bizim kadar çevik hareket etmeleri söz konusu değildi. Koca bir grupla engelleri aşmak kolay bir iş sayılmazdı.
Başımı çevirdiğimde, Büyü Ejderhası Huo Li’nin hala daha surlara ateşler yağdırdığını görmüştüm; lakin, Ba Huang ve Ejderha Şehri NPCler’i sağlam bir şekilde ona saldırmaya devam ediyordu. Çok geçmeden ejderhanın vücudundan garip bir sıvı akmaya başladı. Kan mı, başka bir şey mi bilmiyordum; zira ejderhalardan pek anladığım söylenemezdi.
……..
Şehrin içinde, Ufak Bilge bir grup insanlar şehir surlarına doğru koşuyor, ve [Öncü]’den hayatta kalan düzinelerce insan savunma yapıyordu.
Fang Ge Que kaşlarını çatarak, seslendi, ‘’Ufak Bilge, [Öncü]’yü boşver, onlardan korkmamıza gerek yok. Jian Feng Han o kadar adamıyla fazla bir şey yapamayacaktır. Herkes şehirden çıksın! [Zhan Long], [Kapıdaki Düşman] ve [Kan Kontratı]’nı geberteceğiz! Büyücüler [Boyutsal Zıplama] ve Kılıç Ustaları da [Atik Kılıç]’ı kullanarak ilerleyecekler. Aramızdaki mesafeyi kapatmak için ne gerekiyorsa yapmamız lazım! 2 saate kalmadan, Kaygısız Xiao Yao ve Qing Qian’n cesetlerini görmek istiyorum!’’
‘’Anlaşıldı!’’ Soru sormayan Ufak Bilge mızrağıyla şehir surlarından atladı. [Efsane]’nin elit oyuncularıyla ilerliyor, Fang Ge Que de onu takip ediyordu. Savaş artık şehrin dışına taşacaktı.
Arkamızdaki toz bulutunu gören Qing Qian hafiften gergindi, ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao, [Efsane]’nin en azından 500+ Rüzgar Elfi oyuncusu var. Yüksek hareket hızları olduğundan, bizi yakalarlarsa işimiz biter…’’
Haritaya bakarak cevapladım, ‘’Ayışığı Ormanı’na doğru ilerlemeye devam. %10 hız ekstrası olan herkes Ayışığı Ormanı’nda benimle kalacak. Orada rüzgar elflerini bekleyecek, ve planı kararlaştırıp saldıracağız. Sığınan Misafir, diğerlerine önderlik edip, doğuya ilerlemeye devam edeceksiniz. Karlı diyarlara gidiyorsunuz! Buzlu Resif Dağları’nın eteklerinde savaşacağız!’’
Dediklerimi duyan Sığınan Misafir şoke olmuştu, ‘’Kaygısız Xiao Yao, [Efsane]’yle mi savaşacağız dedin, ben mi yanlış duydum?’’
Gülümseyerek cevapladım, ‘’Onlarla savaşmayacağız da ne yapacağız? Yürü hadi! Savaşa her an için hazır olun! Hmph! Fang Ge Que sayı bakımından üstün olduğu için kazanabileceğini düşünüyor. Hadi bakalım, bugün sana bir ders vereyim!’’
Dirilen Kılıç sırıttı, ‘’Dersi o sana verirse ne yapacaksın?’’
Sırıttım, ‘’O zaman 500 kardeşimle yan yana öleceğim. Ne olacak ki?’’
Sığınan Misafir kahkahalar içerisinde mekanı terk etti, ‘’Ben kaçıyorum. Böyle bir durumda sizden başka geyik yapan olduğunu düşünmüyorum. Saygılar!’’
………
Şehrin dışında [Öncü]’nün adamları dört bir yana kaçışıyordu. Jian Feng Han cidden akıllı bir adamdı ve gücünü ufak gruplara bölmüştü. Bunu gören Fang Ge Que’nin [Öncü]’ye saldırma isteği kalmayınca, [Efsane]’den 5000 kişi bize doğru koşmaya başlamıştı. Gökyüzündeki Rüzgar Elfi oyuncularını saymak mümkün değildi.
Rüzgar Elfleri uçtuklarında %100 hareket hızı kazanıyorlardı, yani bize yetişmeleri uzun sürmeyecekti. Fang Ge Que 700 Rüzgar Elfi oyuncusunu önden yolladığına göre kendine epeyi güveniyor olmalıydı.
……
Ayışığı Ormanı’nda hava kararıyordu. Gökyüzü hızla karanlığa gömülmüştü.
Ormanın orta yerinde dikilirken gülümsememe engel olamamıştım. Şansa bak arkadaş! Gece tam zamanında gelmişti! Arkamdaki 500 oyuncuya bakarak söylendim, ‘’Sığınan Misafir 400 oyuncuyu al, ve benimle saldıracak birkaç kişiyi bırak. 200’den fazla çevikliğe sahip olan herkes ağaca tırmansın. Şimdilik, Rüzgar Elfleri 30 metre civarlarında uçabiliyor. Ormanın dengesiz yapısından sebep sadece 30 metre yükselebiliyorlar ve ağaçları da geçemiyorlar. İşte bu fırsatı kullanacağız! Dirilen Kılıç, bir grup kılıç ustası ve savaşçıyla yerdeki çalılıklara saklanacaksınız. Yukarıdan saldırdığımızda, siz de aşağıya düşenleri temizleyeceksiniz.’’
Dirilen Kılıç onayladı.
Bir konuya daha dikkat çekmek istiyordum, ‘’En önemli mesele de sadece 5 dakika savaşıp, zaman dolduğunda hemen geri çekilecek olmamız. Durum nasıl olursa olsun geri çekileceğiz. Aksi taktirde [Efsane]’nin asıl grubuyla karşı karşıya kalırız.
Herkes onayladı.
Sığınan Misafir 400 oyuncusuyla sessizce Ayışığı Ormanı’ndan dışarıya çıkmaya koyuldu. Kılıçlarım sırtımda, devasa bir ağaca tırmanıp, dallardan birine çıktım. Yaprakların arasına saklanıp, gece karanlığını kullanmıştım. Neredeyse kimse haritada gözükmüyordu.
Ellerinde hançerler, Qing Qian karşımdaki ağaçtan bana doğru gülümsüyordu, ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao, Fang Ge Que pusu kuracağımızı biliyor mudur sence?’’
‘’Evet.’’
Başımı öne salladım, ‘’Fang Ge Que akıllı bir adam. Pusu kuracağımızı tahmin etmiştir; ancak buraya pusu kurmaktan başka çaremiz de yoktu. Fang Ge Que bizi katletmeye çalışacaksa elbet ona bedelini ödeteceğiz!’’
Dirilen Kılıç vücudunu gizleyerek takım kanalından konuştu, ‘’Söylentilere göre Fang Ge Que’nin zihin okumaya yarayan bir yeteneği varmış. Muhtemelen herif ne düşünüyorsak hepsini biliyordur, değil mi?’’
Kahkaha atmaya başladım, ‘’Hahaha…’’
Dirilen Kılıç sordu, ‘’Neye gülüyorsun?’’
Cevapladım, ‘’Zihin okumayı ne sanıyorsun ki? Sana şunu söyleyeyim. Zihin okuma, beyin dalgalarına saldıran bir mental enerji türüdür. Fang Ge Que’yle aramızda 1000 metrelik mesafe varken, herif aklımızı nasıl okuyacak yahu?!’’
Dirilen Kılıç gülümsedi, ‘’Doğru dedin…’
……
‘’Pa Pa Pa’’ Rüzgar Elfleri’nin kanat sesleri yankılanıyordu. 700 kişiden oluşan bu orduya karşı zorlanacağımız kesindi!
‘’Bekleyin!’’
Rüzgar Elfleri’ne bakarken takım kanalından söyleniyordum, ‘’100 insan geçtikten sonra saldıracağız. Etrafınızı temizleyin. Yerdeki büyücüler ve okçular, ateşe hazırlanın. Rüzgar Elfleri’nin öldürmek çok zor olmayacaktır!’’
……
İnsanlar geçmeye devam ettikçe kalbim dört nala koşuyordu. Üçe kadar saydım ve kılıcımı kavradığım gibi kükredim, ‘’Şimdi! Saldırın!’’
“Pa!”
Daldan zıpladığım gibi 4 Rüzgar Elfi’ne [Yedi Yıldız Parçacıkları’nın Kesiği]’ni savurdum. Okçulardan biri ölmüştü. Aşağıya düştüğüm esnada hemen alımdaki Rüzgar Elfi Şövalyesi bana bakarak söylendi, ‘’Siktir. Cidden pusu kurmuşlar!’’
Geniş bir kahkaha attığım gibi omzuna sağlam bir tekme savurdum!
“Peng!”
Herifi tekmelediğim gibi momentumu kullanarak birkaç metre daha zıpladım ve Soğuk Demir Kılıcı’mı Rüzgar Elfi Okçuları’ndan birine savurdum. Ardından onun da vücuduna basarak iki rüzgar elfi kılıç ustasına atılmıştım. [Kombolar]’ını aktif etmişlerdi!
“Keng Keng Keng……”
Adamın [Kombo]’su Kara Büyü Zırhı’ma saplandığında kılıçlarımdan biriyle herifi ikiye ayırmıştım. Kaşla göz arasında Soğuk Demir Kılıcı’nı kınına soktum, ve diğer kılıç ustasının kılıcı yakalayarak, herifle birlikte aşağıya düşmeye başladım! Adam dehşet içerisinde bana doğru [Gök Sallayan Kesik]’i aktif etmeye çalışıyordu!
Ben de kolumu kaldırdığım gibi alnına sağlam bir yumruk attım!
“Peng!”
Yumruğumun, kılıçtan daha hızlı olduğu açıktı. Yumrukları savurmaya devam ettiğimde yere ulaşmadan herifi öldürmeyi başarmıştım. Vakit kaybetmeden boştaki elimi açtım ve [Virane Diyar]’a maruz kalan Rüzgar Elfi Büyücüsü acı dolu bir çığlık attı. Aynı esnada Qing Qian’ın [Ateştilkisi’nin Kavrayışı] da ortaya çıkmıştı.
“Shua Shua Shua……”
Gökyüzüne uçan oklar ve büyüler Rüzgar Elfleri’ni hedef alıyordu. Ormana düşen Rüzgar Elfleri, Dirilen Kılıç’ın önderliğindeki yakın dövüş oyuncularına yem oluyordu.
Kılıçlarımı çekerek, Alevli Kaplan Tanrısı’yla ileriye atıldım. Ormandaki ateşler bir yanıp bir sönüyordu.
Öldürdüğünüz herkesten akılalmaz puanlar elde edebiliyordunuz; zira savaşın bu raddesine gelebilen herkes puan bakımından kendini aşmış insanlardı.
………
Savaş 5 dakika boyunca devam etmiş ve 100+ Rüzgar Elfi’ni öldürmüştük. Lakin, verdiğimiz kayıplar da az değildi. Kılıcımı kaldırıp, kükredim, ‘’Geri çekilin!’’
Emrimle birlikte 30+ insan ormandan çıkmaya koyuldu. Fazla insan öldürememiştik; ancak en azından onları yavaşlatmayı başarmıştık.
Ormanı terk eder etmez arkamdan Ufak Bilge’nin kahkahası yankılandı, ‘’Hmph, fena değil. 117 insana karşı 72 can aldık. Bakalım Kaygısız Xiao Yao’nun daha ne kadar adamı varmış!’’
…..
Bu sözleri duyunca üzülmeden edememiştim. Gerçekten kim kime pusu yapmıştı, bilmiyordum.
Talihsiz duruma karşı elimizden gelen tek şey kararlı olmaktı! Aksi taktirde, yenilmemiz işten bile değildi!
…
[] [] []
Magnec