Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

405. Bölüm Tanrı Seviye Ejderha

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

(Not: Bu bölüm Mehmet Demirbaş’ın sponsorluğunda sizlere doğru geliyor! Sponsorumuza teşekkür etmeyi unutmayalım!!)

..........

“Keng Keng Keng!”

 [Efsane]’den gelen 70.seviye üç Savaşçının baltası kılıçlarıma atılıyordu. İmparator Qin’in Kılıcı neredeyse elimden kayıp düşecekti. Canım kritik seviyelere düştüğünde hemen geriye çekildim. [Efsane]’den gelen grubun beni öldürmek istediğini iyi biliyordum, ‘’Kaygısız Xiao Yao öldü sayılır! Gebertin şunu! Daha fazla yaşamasına izin veremeyiz!’’

 Arkadan gelen soğuk rüzgara, omuzlarımı tutan bir çift sıcak el eşlik ediyordu. Frost nazik bakışlarıyla beni süzüyordu, ‘’Yeterince mücadele ettin, gerisini bana bırak…’’

 Konuştuğu esnada Frost havaya zıplamış ve kan gölüne dönen toprağa adım atmıştı. Sol elini açtığında, parmaklarında buz enerjisi odaklanmaya başlamıştı. Ardından hafifçe söylendi, ‘’Buz Mızrağı!’’

 Aniden gökyüzünde kar taneleri belirdi. Bu kar taneleri oyunculara hasar veriyordu. Üstelik, yerden fırlayan buz dikenleri de durumu bambaşka bir hale çeviriyordu. Verilen hasar yüksek değildi; lakin [Efsane] oyuncularından bazılarını öldürmeye yeterliydi. Kaşla göz arasında Frost’un saldırısına 100 oyuncu can vermişti.

……..

‘’Uh oh, şu NPC kaltak epeyi güçlüymüş. Göğüslerini gördünüz mü!’’

 [Efsane]’nin bayrak taşıyıcısı, Ufak Bilge mızrağını kaldırdı, ‘’Kardeşlerim, geri çekilin! Bu NPC hala daha gücünü koruyor! Buradan saldırmaya çalışırsak herkesi kaybedeceğiz!’’

 [Efsane] oyuncuları dalga halinde geri çekiliyordu. Fang Ge Que’nin getirdiği oyuncular Ba Huang’ın okçularına can veriyorlardı. Yapacak bir şey yoktu; zira Fang Ge Que Ba Huang’ın NPCleri’ni hafife almıştı. Tek hamlede bizi öldürmeyi düşündüğü taktik işe yaramamıştı.

  ……

“Hahaha….”

 [Kapıdaki Düşman]’ın Başkan Yardımcısı, Dirilen Kılıç, etrafını kaplayan cesetleri görünce hüzünlemeden edemedi, ‘’Bu raddeye kadar savaşacağımızı düşünmemiştim. Karanlık Bulutlar’ı bile kaybettik. [Efsane] ne kadar güçlü arkadaş!’’

 Yumruklarımı sıkıp, Binlerce Güneş’e sordum, ‘’Tang Xue, Zhan Long’un kaç oyuncusu kaldı, sayar mısın?’’

 Binlerce Güneş cevapladı, ‘’Saymaya gerek yok, sen, ben ve Qing Qian dahil 37 kişiyiz…Bu savaşın ardından neredeyse bütün adamlarımızı kaybettik…’’

 Qing Qian hançerlerini kavrayıp, söylendi, ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao, bu savaşı kaybedeceğiz…’’

 Mesafedeki [Efsane] klanına bakıp başımı iki yana salladım, ‘’Niyeymiş canım? Öyle pes edecek değiliz ya? Biraz bekleyelim, belki fırsatımız gelir…’’

 ‘’Ama…ama…’’

 Qing Qian’ın gözleri kızarmıştı, ‘’Ba Huang Şehri’ndeki çoğu klan oyundan çıkıp, bu savaşı bırakmış durumda…’’

 Derin bir iç çektim, ‘’Ne olursa olsun, Zhan Long’a ait her oyuncu, sonuna kadar savaşacak!’’

 ‘’Tamam!’’

 Qing Qian ve Binlerce Güneş aynı anda onayladı.

 [Kan Kontratı]’nın Başkan Yardımcısı yanımıza gelmişti, ‘’Klan Başkanı Xiao Yao, üç klanın toplamda 500 adamı var. Neden onları sen yönetmiyorsun? Bu 500 insanın ve savaşın kaderi senin ellerinde.’’

 Başımı öne salladım, ‘’Anladım. Şimdilik oyunculara söyle, bekleyeceğiz. Doğru anı kollayacağız!’’

 ‘’Tamamdır!’’

…….

 Gökyüzündeki Huo Li alevlerle kaplı iki elini kaldırdı. Daha demin Kartal Şövalyeleri’nden birkaçını öldürmüştü. Savaş Kartalları küçük yaştan beri yetiştirilen, ayılar kadar sağlam birer vücuda sahip yaratıklardı. Üstelik, hızlı oldukları için gökyüzünden sağlam bir saldırı etkisi yaratabiliyorlardı. Kısacası Kartal Şövalyeleri’ni yetiştirmek paraya bakıyordu.

 Ne yazık ki, Huo Li gibi bir Yarı Tanrı’nın önünde Kartal Şövalyeleri bile işe yaramıyordu. Saniyeler içinde paramparça olmuşlardı. Bazıları toza dönüşüyordu ve acı dolu çığlıklar hız kesmiyordu.

 ‘’Böyle devam edemeyiz…’’ Luo Lei dişlerini sıktı, ‘’Eğer böyle giderse, Ba Huang’ın bütün güçleri Huo Li tarafından katledilecek. Ne yapacağız?’’

 Luo Lin kılıcını kavradı, ‘’Baba, belki de Huo Li’yi kontrol etmenin farklı bir yolu vardır.’’

 ‘’Neymiş o?’’ Luo Lei’nin gözleri parlıyordu.

 Luo Ling gökyüzüne bakarak söylendi, ‘’Ejderha Şehri’nin en derinlerinde, gizli, kadim sırlara sahip bir kitap bulmuştum. Bu kitapta insanlara güç veren bir teknik bulunuyor. Kişinin hayatına karşılık, [Tek Kalp] adlı akılalmaz bir saldırı…’’

 Frost şaşkına dönmüştü, ‘’Ama Lordum, [Tek Kalp] daha önce kullanılmamıştı. Ayrıca…bu yeteneği kullanan kişi ölüyor!’’

Luo Lei hafifçe gülümseyerek Frost’un omzuna dokundu, ‘’Merak etme, bunu biliyorum. [Tek Kalp]’i ben kullanacağım. Ejderha Şehri’nin 100 generaliyle birlikte ilerleyerek, yeteneği aktif edeceğim. Frost, gücünü koruman lazım; zira [Tek Kalp] geçtikten sonra, ben ve diğer 100 general kısa bir süreliğine işe yaramaz hale geleceğiz….’’

 Frost dişlerini sıktı, ‘’Olmaz, Lordum. Ben de sizinle gelmek istiyorum, bana ihtiyacınız var!’’

 Luo Lin başını iki yana salladı, ‘’Hayır, yaşaman lazım. Emirlerimi dinle, Ejderha Şehri’nin Lordu olarak sana emrediyorum!’’

 Frost hala daha kabullenebilmiş değildi. Dudaklarını ısırarak söylendi, ‘’Tamam…emirlerinizi uygulayacağım…’’

…….

 Elinde kılıç, Luo Lin öne çıktı, ‘’Ejderha Şehri’nin generalleri nerede?’’

 Hemen arkasından bir grup Ejderha Şehri generali fırladı. Herkes söylenmeye başlamış ve vücutlarında garip bir kızıl enerji belirmeye koyulmuştu. Zaman geçtikçe bu kızıl enerjiler spesifik bir büyüye dönüşüyordu. Herkesin gücünü Luo Lin’in vücuduna odaklayan bu yetenek, adama akılalmaz bir güç katıyor olsa da, bedeli insanların hayatlarıydı.

 On dakikanın ardından 100 Ejderha Şehri generali adeta hayat güçlerini yitirmiş ve zayıf vücutlarıyla geri çekilmeye başlamıştı. Nihayetinde yere yığılan adamlara Ba Huang askerleri yardım ediyordu. Öte yandan Luo Lin kızıl bir ışık hüzmesiyle kaplıydı. Daha önceki yaraları kapanmış ve elleri güçten sebep titremeye başlamıştı. Gökyüzündeki ateşe bakarak sırıttı, ‘’Gel bakalım, neden bir daha mücadele etmiyoruz!’’

 “Keng!”

 Ayaklarının altındaki hava dönmeye başlayınca, Luo Lin gökyüzüne adımlamaya koyuldu. Kılıcını savurduğu gibi Huo Li’ye keskin bir saldırı yapmıştı. Huo Li, Luo Lin’deki değişimi fark edince, saldırıyı karşılamak adına kolunu kaldırdı. Altın alev hüzmeleri bir zırha dönüşerek adamın kolunu kaplamıştı.

 Hong!

 Gökyüzünün ortasındaki şok dalgasından sebep rüzgar çılgına dönüyordu. Tek bir saldırıya maruz kalan Huo Li’nin kolu resmen yerle bir olmuştu!

 ‘’Siktir!’’

 Huo Li birkaç adıma geriye çekilerek, ejder pençesini aktif etti.

 Kılıcını sallayıp, ileriye atılan Luo Lin savaş botlarıyla sağlam bir tekme savurmuştu, ve ‘’Keng!’’, Huo Li’nin çenesi resmen paramparça olmaya yüz tutmuştu. Taze kan akıyordu ve Luo Lin bir saldırı daha yapıyordu!

 “Ka Cha!”

 Huo Li’nin sol kolu tamamiyle ikiye ayrılmıştı. Asıl şoke eden olaysa kol koptuğu yerden tekrar çıkıyordu!

  ……

“Oh?”

 Luo Lin şaşırmış, ardından soğuk bir gülümseme savurmuştu, ‘’Ne muazzam bir yaşam enerjin var öyle! Lakin, Huo Li, gücün sürekli azalırken benimki sürekli artıyor!’’

 Huo Li her şeye rağmen gülümsese de bir şey söylememişti. Yarı Tanrı enerjisini toplayarak bir kalkan daha yarattı. Vücudu alevli zırhla kaplıydı ve manyak bir gülümsemeyle söylendi, ‘’Gel bakalım, Luo Lei’nin oğlu! Bakalım Ejderha Şehri’nin Kralı ne kadar güçlüymüş! Gel, kapışalım!’’

 Luo Lin’in suratında soğuk bir bakış vardı. Kılıcını Huo Li’nin karnına doğru savurduğunda, rakibi kılıcı sağlam bir tekmeyle kenara savurmuştu. Hemen ardından kollarını çaprazladığında akılalmaz patlama sesleri yankılanmaya başladı. Huo Li kanlarla kaplıydı ve karşı saldırıya bir türlü geçemiyordu.

 Bu dünyadaki herkes savaşı izliyordu.

 Kaşlarımı kaldırdım, ‘’Luo Lin kazanacak gibi görünüyor…’’

Frost dişlerini sıktı, ‘’Hayır…’’

 ‘’Ne oldu?’’ Ona baktım.

 Frost’un suratı endişe doluydu, ‘’Dük Luo Lin’in gücü olağanüstü görünüyor olsa da, bu güç ona ait değil. Sürekli azalıyor, yakında eski gücüne düşecek. Huo Li askerlerini kalkan olarak kullanarak, Luo Lin’in zayıflamasını bekliyor. Böylece, onu öldürmeye çalışacak…Huo Li’nin bir an önce ölmesini sağlamamız lazım yoksa savaş çıkmaza girecek!’’

 Bunu söyleyen Frost ayağa kalkıp, başıyla mekanı süzmeye başladı. Aniden yerden bir yay çekmişti. Bu yay, hayatını yitiren General Mor Yıldız’ın yayıydı!

Weng!

Frost yayı çekip, bütün gücünü odaklayarak gökyüzüne bir buz oku yolladı.
  ……

“Peng!”

  Ok direkt Huo Li’nin sırtına saplansa da pek etkili olmamıştı, ve Frost bütün enerjisini bu oka odakladığından, suratı bir kez daha solmuştu.

 ‘’Kendini zorlama…’’ Söylendim.

 Frost dudaklarını ısırdı, ‘’Hiçbir işe yaramıyorum. Böyle önemli bir zamanda yardımcı olamıyorum…’’

 Cevapladım, ‘’Merak etme, belki de durum düşündüğün kadar kötü değildir…’’

 ‘’Tamam.’’

 Tam o esnada Ejderha Şehri’nden bir asker bana bakıp, kükremişti, ‘’Velet, General Frost’u teselli etmekten başka ne işe yarıyorsun sen? Kapa çeneni, böyle şeylerin zamanı değil!’’

 Ona bir bakış attım, herif Ejderha Şehri’nin General yardımcılarından biriydi; Jack…

 ‘’Jack, kapa çeneni!’’
  ……

 Gökyüzündeki savaş kıyasıya geçiyordu. Huo Li elini kaldırıp, Luo Lin’in uzun kılıcını yakaladı ve diğer eliyle saldırdı!

 Peng!

 Ses yankılandığında, Luo Lin aşağıya doğru düşüşe geçmişti. Kanlarla kaplı yere çakıldığında, adeta bütün vücudu gücünü kaybetmiş ve bedeni titremeye başlamıştı.

………

 Kahkaha atmaya başlayan Huo Lin’in derisi dökülüyordu. Herif kükredi, ‘’Hepinizi öldüreceğim!’’

 Başı insana dehşet veren bir hale bürünüyordu. Huo Li’nin vücudu durmaksızın büyüyor, ve insan teni yerini kızıl pullara bırakıyordu. Gökyüzünde dans eden alevlere diyecek yoktu, ve alevler kaybolduğunda ortaya devasa bir Ejderha çıkmıştı.

 “Ahhh……”

 Acı dolu suratıyla geriye çekilen Frost kendi kendine söylendi, ‘’Huo Li, o….o aslen bir Büyü Ejderhası’ymış. Tanrım! Bunca zamandır Tanrı Yaratığı olan bir Ejderha’yla savaşıyormuşuz…’’

 [] [] []