Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

91. Bölüm Son Anda Gelen Baş Belası

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

  ‘’Bu boss savaşçı tipi bir yaratık gibi görünüyor.’’ Li Mu derin bir nefes aldı: ‘’57.seviyedeki mor bir boss… Bu yaratık muhtemelen Ebediyet Rüzgarının Generali’nden bile daha güçlü. Xiao Yao, tanklayabilecek misin?’’

  Karakter panelime baktım. Ellerim terlemeye başlamıştı: ‘’Bilmiyorum. Ne kadar şanslı olacağıma bağlı. Eğer Boss ardı ardına kritik darbeler vurursa, Tanrı bile ona karşı koyamayabilir…’’

 General Ba Qi baltasını kaldırdı: ‘’Fark etmez. Eğer dayanamazsan ben yerine geçerim.’’

  Ona bir bakış fırlattım: ‘’Öyle çok dayanabileceğini sanmıyorum. Bir savaşçı olduğundan defansın 600’ü bile geçmiş değil…’’

  Ba Qi burnuna dokundu: ‘’Biliyorum…’’
…

  Arkamda duran Mavili söylendi: ‘’Kaygısız Xiao Yao, hazır mısın?’’

  Cevapladım: ‘’Tamamdır, ben önden gireceğim. İlk 30 saniye boyunca büyücüler ve silahşörler bossa saldırmayacak. Tek başıma gireceğim ve şifacılar da bana odaklanacak. Millet, evcil hayvanlarınızı çağırın da bossun çıldırmasına imkan vermeyelim!’’

  ‘’Tamam!’’

  Altıgenler kanyonda dalgalandı. Yalnızca 11 evcil hayvan çağrılmıştı; genel itibariyle Katil Arılar, Vampir Yarasalar ve düşük seviyeli evcil hayvanlar belirmişti. Her ne kadar bu yaratıklar bossa dayanabilecek kadar güçlü olmasalar da, en azından bossun dikkatini dağıtabilirlerdi…

  Yeşim Şehri’nin Kılıcı’nı sımsıkı kavradım; hala bossa karşı nasıl bir mücadele vereceğimi kavrayabilmiş değildim. Bossa doğru yavaşça yürürken söylendim: ‘’Şifacılar beni takip edin ve etrafa dağılın. Fazla yaklaşayım demeyin; en azından bosstan 30 metre uzakta durmanızı istiyorum. Dikkatli olun, bossun uzun mesafeli saldırıları olabilir!’’

  Bossa yaklaşırken kılıcımda 4 tane altıgen belirdi. Kılıcımı kaldırdığım gibi 5.seviye kombomu kullanarak yaratığa saldırdım!

 “274!”

“301!”

“278!”

“289!”

….

  Bossun defansı bir hayli yüksek olsa da 1100 civarı bir hasar verebilmiştim. Kılıcımı tekrar kaldırdım ve 1.seviye [Keskin Buz Kılıcı]’nı kullandım. Ufak bir kahkaha patlattıktan sonra kılıcı yaratığa sapladım. Yeteneğimin etkisiyle yaratığın vücudunda ufak buz kristalleri oluşmaya başlamış ve boss yavaşlamıştı. Ardından ileri doğru atılıp kendi yarattığım kombomu, [Tek Kişilik Ordu]’yu kullandım. Ardı ardına yaptığım 3 saldırıdan sonra Ceset Şefi’ne omuz attım ve yaratık sersemledi. Zaman kaybetmeden kılıcımı kaldırmış ve [Rüzgar Kılıcı]’nı kullanarak bossun 900 canını götürmüştüm!

 “ROOR…”

  Kılıcım gün yüzüne çıktığı andan itibaren saldırılarımın ardı arkası kesilmemişti. 57.seviyede olan mor boss benden omuz yedikten sonra birkaç adım geriye bile çekilmişti. Yaşanan gelişmelerden sonra suratında öfke dolu bir ifade belirmiş, 4 elini kullanarak rastgele saldırılar yapmaya başlamıştı. Ellerinden birinde kılıç, başka birinde de bir tokmak vardı. Silah tutan iki el de aynı anda bana doğru atıldı. Hay böyle işin ben! Yaratığın o kadar eli vardı ki, nereden saldıracağını tahmin edemiyordum!

 “Bang Bang”

  Göğüslüğüm titredi ve başımın üstünde hasar numaraları belirdi----

 “774!”

“801!”

….

  Aldığım hasarı gördükten sonra kalbim neredeyse durmuştu. Yaratığın yaptığı iki normal saldırının altında neredeyse hayatımı kaybetmiştim! Hemen [Tedavi]’yi kullanarak 750 canımı doldurdum. Aynı zamanda Mavili ve Kırmızı da [Tedavi]’yi kullanarak canımı fullemişti.

 “Roar!”

  Eski gücüme yavaş yavaş kavuşurken boss ileri atıldı. Yaratığın karnı şişti ve bir anda bana karnıyla vurdu!

 “1028!”

  Vücudum geriye savrulmuş ve dengem tamamiyle kaybolmuştu. Bu muhtemelen yaratığın yeteneğiydi---- [Acımasız Darbe]!

  ‘’Çabuk, [İlk Yardım]’u kullanın!’’ diye kükredim.

  Şans bu ki şifacılar çoktan asalarını kaldırmış ve canım anında 1000’in üzerine fırlamıştı.

  Dengemi sağladıktan sonra hemen Ufak Bobo’yu çağırdım ve yaratığa doğru atıldık. Kombomun dolma süresi olan 6 saniye çoktan geçtiği için, tekrardan 5.seviye kombomu kullandım. Ayrıca bu yeteneğim fazla mana da yemiyordu: 5.seviyede olan bir kombo yalnızca 25 mana istiyordu. Bu yüzden de kombomun 5.seviyesini sürekli kullanabiliyordum.

  Etrafa saçılan kan damlalarının yanında bosstan yayılan iğrenç koku burnuma ulaşmıştı. Bossa direkt olarak atılan ana tank olduğum için, normal biri olmam da mümkün değildi! Eğer yerimde başka biri olsaydı sadece bu kokuya bile can verebilirdi! Ceset Şefi kükredi ve eğildikten sonra [Acımasız Darbe]’sini kullanarak bana doğru atıldı.

….

  General Li Mu kılıcını sımsıkı kavrıyordu. Bossla aramdaki mücadeleyi hizlerken bir hayli şaşırmış gibiydi. Dudaklarını büktü: ‘’Hassiktir! 872 defansı olan Xiao Yao bile o kadar hasar alıyor. Eğer onun yerinde ben olsaydım…. Düşünmek bile istemiyorum. Bu 57.seviyede olan mor boss cidden bizim boyumuzu aşıyor. Şans bu ki yanımızda bir sürü şifacı getirdik; aksi taktirde çoktan yere yığılmıştık!’’

  General Lian Po kollarını kaldırdı ve Bossa nişan aldı.

  Voosh!

  Yayını gerdikten sonra bossun kollarından birine doğru bir ok fırlatmıştı!

 “Bang”

  Yaratığın kolunda açılan delikten kanlar fışkırıyordu. Bu yara sayesinde Ceset Şefi’nin saldırısı 0.2 saniye gecikmişti. Bu da bana toparlanma fırsatı vermişti; Lian Po cidden hafife alınacak biri değildi. 50’li yaşları çoktan geçmiş olan yaşlı adam bağırdı: ‘’Dikkatini toparla! Daha demin forumda okuduğum bilgilere göre bossun uzun mesafeli bir saldırısı varmış. Canı %50’den aşağıya indikten sonra kullanmaya başlıyormuş. Dikkatli olmamız lazım. Uzun mesafeli özel saldırı [Kahramanın Öfkesi]’ne mensup salakları üç kez gebertmiş. Sanırım bu saldırı yaratığın gizli kozu…’’

 “Ha!”

  Bir hamleyle Ceset Şefi’nin kolundan bir parçayı kopardım: ‘’Lian Po amca, saldırının adı neymiş? Kullandığında ne oluyormuş?’’

  Lian Po başını iki yana doğru salladı: ‘’Umm, ölen [Kahramanın Öfkesi] oyuncuları söylemek istemiyor. Şu anda bossun özel saldırısıyla ilgili başka bir bilgi bulabileceğimizi sanmıyorum. Elimizden gelen tek şey bütün gücümüzle yaratığa saldırmak!’’

  ‘’Tamamdır. Büyücüler saldırıya başlayın! MP’nizi dikatli kullanın!’’ Eğildim ve başımın üstünde bir ‘ISKA!’’ yazısı belirdi; Ceset Şefi’nin baltasını savuşturmuştum. Kılıcımı havaya kaldırdıktan sonra söylendim: ‘’Şifacılar siz de mananıza dikkat edin. Canım dolu olduğu zaman boşuna yetenek kullanıp, mananızı harcamayın!’’

  Henüz Kırmızı Değil sitem etti: ‘’Söylendiği kadar kolay değil ama! Canın yağ gibi eriyor resmen. Eğer bir saniye bile gecikirsek öteki dünyayı boylayacaksın.’’

  Biraz düşündükten sonra bir kahkaha patlattım: ‘’Kafanıza göre takılını o zaman. Sadece mananıza dikkat edip, arada mana hapı almayı unutmayın!’’

  ‘’Sakin ol, o kadarını biliyoruz herhalde.’’

  ‘’Peki.’’

….

  Mücadeleye başlayalı yaklaşık 20 dakika olmuştu. Bossun canı %50’ye kadar inmişti. Büyücülerin, Ufak Bobo’nun ve benim saldırılarım sürpriz bir şekilde güçlü bir kombinasyon yaratmıştı. Özellikle de ekipman sıralamasında ikinci sırada yer alan Yeşim Şehri’nin Kılıcı’na sahip olduğum için, benim saldırılarım fazla hasar veriyordu. Tabii elimdeki kılıcı Cennet Düzeni’nin Kılıcı’yla kıyaslamak mümkün değildi…

  ‘’Millet dikkatli olun.’’ Li Mu uzun kılıcını kaldırdı. Bossun etrafını inceliyordu. Mücadeleye dalıp, saldırı ritmimi bozmaktan korkuyordu. Eğer saldırı ritmim bozulursa, hepimizin birkaç dakikada öteki dünyayı boylayacağına şüphe yoktu.

  Ceset Şefi kükredi ve 4 elini de kaldırdı. Bir anda kanyonun orta yerinde duran bossun 30 metre ilerisinde kızıl bir işaret belirmişti; yaratığın saldırı mesafesi cidden hiç de hafife alınacak kadar düşük değildi! Anında kılıcımı kaldırdım ve [Tek Kişilik Ordu]’yu kullanarak saldırdım. Canım hızla düşerken saldırmayı bırakmamıştım!

 “541!”

“532!”

“499!”

  Yaratık saldırmaya başladığı gibi [Tedavi]’yi kullanmış olsam da, canım kırmızı bölgeye düşmüştü. Boss sonunda özel saldırısını, [Çöl Yarası]’nı kullanmıştı. Saldırısı 30x30 metrelik bir alanı kapsıyordu. Ne yazık ki 3 şifacı ve 1 süikastçi acı dolu çığlıklar attıktan sonra öteki dünyayı boylamıştı!

  ‘’Siktir…’’ Li Mu’nun gözleri kan çanağına dönmüştü: ‘’Şifacılar çabuk Xiao Yao’nun canını doldurun!’’

  Mavili [Tedavi]’yi kullanarak canımı fulledi.

  General Wang Jian kılıcın kavradıktan sonra dişlerini sıktı: ‘’Siktir. Grubun %20’sini tek bir saldırıyla öldürdü. Nasıl başa çıkacağız bu yaratıkla…’’

  General Lian Po kükredi. ‘’Yerinizi koruyun, Xiao Yao’nun canını doldurmaya devam edin. Diğer herkes saldırıya odaklansın. Bossun özel saldırısını tetikleyen işarete dikkat edin; saldırılarınızı tam o ana odaklamanızı istiyorum!’’

  Kaşlarımı kaldırdım: ‘’Demin ölen 3 şifacı da bossa çok yakın duruyordu. Muhtemelen yaratığın [Çöl Yarası] yeteneğini tetikleyen şey de buydu. Millet, iyice ayrılın!’’

  ‘’Anlaşıldı!’’

  Oyuncu grubu hemen geriye çekilmişti. Bu sayede yaratığın [Çöl Yarası] adlı saldırısından da kurtulmuş olduk.

….

  25 saniye geçtikten sonra yaratık bir [Çöl Yarası] daha kullanmış ve büyücülerden biri hayatını kaybetmişti. Bu saldırıyla, bir önceki saldırının arasında fark yoktu. Muhtemelen bu yetenek tek bir kişiye odaklanıyordu!

  ‘’Bah…’’ Li Mu’nun suratı mosmor kesildi: ‘’Eğer o yeteneği her kullanışında bir kişiyi öldürürse, 10 dakikaya hepimiz ölmüş olacağız. Ne yapabiliriz? Bir an önce şu yeteneğe karşı bir çözüm bulmamız lazım…’’

 “Keng!”

  Kılıcımla yaratığın baltasını karşıladım. Birkaç adım geriye çekildikten sonra bossun [Acımasız Darbe]’sini savuşturmuştum: ‘’Çabuk bir şeyler düşünün!’’

  Li Mu hemen cevapladı: ‘’Ben sana soruyorum, sen bana soruyorsun. Kararı sen ver!’’

  Mücadeleye devam ederken düşünüyordum: ‘’Sen düşün. Geriye kalan 13 kişiye de geri çekilmelerini söyledim zaten!’’

  General Lian Po başını kaldırıp etrafı inceledi. Biraz düşündükten sonra kanyon duvarlarına işaret etti: ‘’Kader’in kodlanma yapısını göz önüne alırsak; eğer saldırıları yukarıdan aşağıya doğru yaparsan %50 oranına ekstra saldırı menzili kazanırsın. Aynı şekilde aşağıdan yukarıya saldırdığında da %50 oranında menzilin düşer! Xiao Yao, çabuk bossu kanyon duvarlarına doğru çek. Eğer oyuncularımız o tepeye çıkarsa menzilimiz de artacak ve böylece bosstan 50 metre uzakta olsak bile saldırı yapabileceğiz. Büyücüler [Buz Saçağı] yeteneğinizi kullanın. Şifacılar da tepeye sonra çıkacak!’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Herkes sırayla tepeye çıksın, şifacılar canımı doldurmayı sakın bırakmayın.’’

  Mavili ve Henüz Kırmızı Değil cevapladı: ‘’İlk önce canın düşsün, çoktan canını fulledik bile.’’

….

  Taktii belirledikten sonra birkaç okçu tepeye çıktı. Bu esnada ben de tepenin eteklerine doğru çekiliyordum. Mavili ve Henüz Kırmızı Değil tepeye çıktan sonra Boss [Çöl Yarası]’nı kullanmaya başlamıştı. Yeteneğin saldırıları sırtımda duran taş tablete inerken, etrafa kıvılcımlar saçmıştı. İşin enteresan yanı sırtımda duran taş tablet bu saldırılar altında etrafa ışık hüzmeleri saçmıştı; sanki saldırı altına kalmaktan mutlu olmuş gibiydi!

  Zaman yavaş yavaş geçti ve çok geçmeden Bossun canı %7’ye kadar düştü. Herkesin kalbi dört nala koşmaya başlamıştı. 57.seviyede olan mor bossu tek bir seferde öldürecektik; düşecek eşyalar kesinlikle değersiz şeyler olmayacaktı. Hatta herkese bir şey düşmesi bile olasıydı.

 “Hass….”

  Tepede duran General Lian Po uzaklara baktıktan sonra söylendi: ‘’En azından 100 oyuncu buraya doğru geliyor. Nereden çıktı bu herifler?’’

….

  Vahşi Şeytan Kanyo’nunun girişi insan kaynıyordu. Grubun önünde 28 yaşlarında görünen ve elinde altın asa tutan bir adam duruyordu. Suratında bir sürü yara izi vardı. Gülümsedikten sonra bir de kahkaha patlattı: ‘’Ne kadar şanslıyız böyle! Birileri bütün işi bizim için yerine getirmiş…’’

 Herifin ismini gördükten sonra tüylerim diken diken olmuştu.

İsim:Yükselen Ejderha Seviye 43 Büyücü

Ba Huang Şehri’nin 4. Oyuncusu