Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

59. Bölüm Jian Feng Han

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

    Yere baktığımda Mu Tain’in ve rahibin birkaç eşya düşürdüğünü gördüm. Mu Tain yeşil ekipman olan bir zırh düşürmüş olsa da üstümdeki Toprak Zırhı daha iyiydi. Ancak rahibin arkada bıraktığı parıldayan bacak koruyucuları ilgimi çekmişti.

  【Vahşi Ayı’nın Bacak Koruyucuları】(Bronz Ekipman)

Tip: Zırh

Defans: 65

Güç: +15

Ekstra: Kullanan oyuncunun defansını 20 arttırır.

Kullanılması İçin Gerekli Seviye: 30

……

  Neredeyse baştan aşağı zırhlara kuşanmış ve bu sayede defansım da 500’ü geçmişti. Mu Tain ve tayfasıyla bir kez daha karşılaşsam, muhtemelen baltalardan 200’ü aşkın hasar yemeyecektim. Başka düşen bir şey var mı diye etrafa bakındım ve bir şey göremeyince ormana daldım. Bu sırada Wan Er’den mesaj gelmişti: ‘’Gece atıştırmalığına ne diyorsun? Biz acıktık…’’

  ‘’Mm, hemen oraya geliyorum!’’

  ‘’Tamamdır!’’

  Oyundan çıktım ve başlığı yatağın yanına koydum. Döndüğüm gibi bana bakan bir çift gözle karşılaşmıştım. Dört göz, Tang Gu bana keskin bakışlar fırlatıyordu!

  ‘’Oi, ne oldu?’’ diye sordum.

  Tang Gu bana bakmaya devam ediyordu: ‘’Xiao Yao, Liu Ying ve grubuyla dövüştüğünü duydum. Hatta hepsini benzetmişsin! Doğru mu bu?’’

  Gülümsedim: ‘’Nereden duydun bunu? Öyle saçma şey mi olur hiç…’’

  ‘’Sen değil misin yani? Liu Ying kabul etmek istemese de çevrede görgü tanıkları varmış…’’

  ‘’Ben atıştırmalık bir şeyler almaya gidiyorum, seninle uğraşacak değilim!’’

  Ceketimi giydim ve odadan çıktım. Kızlar yurduna vardığımda güzeller güzeli ikili çoktan aşağıya inmiş, beni bekliyorlardı. Etekleri rüzgarda havalanırken kar beyazı bacakları ortaya çıkıyor ve ben de yavaştan rüyalar alemine doğru kaymaya başlıyordum.

  ‘’Nereye gidelim?’’ diye sordum.

  Wan Er gülümsedi: ‘’Bugün sen ısmarlıyorsun o yüzden karar senin!’’

  Ceplerimi kontrol ettim: ‘’Ooopss, yanıma para almamışım. Bugünlük beni idare etseniz olmaz mı? Yarın veririm parayı…’’

  ‘’Utanmaz…’’

 ‘’Öhmm öhmm, hanımefendiden iyisi yok…’’

 “……”

……

 Restorana girdikten sonra birkaç yemek siparişi verdik. Tabii önümde güzeller güzeli iki kadının oturması ayrı bir keyifti. Karşımdaki güzelliklere bakarken geçmişe, korumalık yaptığım zamanlara dönmeden edememiştim.

  İlk görevimde yabancı bir iş adamının koruması olmuştum. Bütün gün herifi şehirde gezdirip, kadınlarla tanıştırmak durumunda kalmıştım. Hatta bir keresinde, arabayı sürdüğüm sırada arkadan inlemeler bile duyduğum olmuştu. Tabii hemen görevi bırakmıştım.

  İkinci seferde büyük bir uyuşturucu satıcısının korumalığını yapmıştım. Günde 5000RMB aldığımdan gayet keyifli bir işti. Ancak herifler gözümün önünde masum insanları öldürünce durum değişmişti. Zaman geçtikten sonra çalıştığım adamların düşmanları gelmiş ve ben de heriflere karşı hiçbir şey yapmadan oracıkta dikilmiştim. Korumam gereken adamın beyni M9 mermisiyle uçtuktan sonra işi bıraktım.

  Üçüncü korumalığım Lin Wan Er, yani daha doğrusu Lin Tain Nan’ın altındaydı. İlk defa koruduğum kişiyi öldürmek istemiyordum. Mm, böylesi bir işi korumak lazım.

……

 ‘’Li Xiao Yao, ne düşünüyorsun öyle derin derin?’’ Wan Er bir anda başını kaldırmış ve bana bir bakış fırlatmıştı.

  Gülümsedim: ‘’Yok ya, sadece…’’

  ‘’Sadece?’’ Gözlerini kırpıp, üsteledi.

  Biraz düşündükten sonra cevapladım: ‘’Sadece Ba Huang’daki insanların peşimden geldiğini ve sürekli seviyemin düştüğünü düşünüyordum. Bu gidişle doğru düzgün kasabileceğimi düşünmüyorum. Zamanla seviyem geride kalırsa, iyice mücadele edemez duruma geleceğim. 1000 altınlık mesele cidden hafife alınacak bir şey değil.’’

  ‘’Durum hiç de öyle görünmüyor ama.’’ Gülümsedi ve konuşmaya devam etti: ‘’Daha demin foruma bakarken 1 e 7 yaptığın mücadeleyi gördüm. Hiç fena değildi ve ayrıca insanlar sana Ba Huang Şehri’nin Sınır Bölgesi’ndeki Ölüm Tanrısı demeye bile başlamış…’’

  Suratım kızarmıştı: ‘’Ne? Yalnızca hayatta kalmaya çalışıyordum ben…’’

  Wan Er gülümsedikten sonra bana bakmaya devam etti: ‘’Yine de dikkatli olmalısın…’’

  ‘’Jian Feng Han’dan mı bahsediyorsun?’’

 “Mm.”

  Wan Er başıyla onayladı: ‘’Jian Feng Han. Zamanında onunla düello yapmıştım. Gerçekten durumu kavrayıp, evcil hayvanıyla rakibini dezavantajlı bir duruma sürüklüyor. Ayrıca tam bir savaş manyağı olduğu için kendisinden güçlü birinin ortaya çıkmasına engel olmaya uğraşıyor. Düşünsene: Ba Huang’da neredeyse seni tanımayan yok ve başına da 1000 altınlık bir ödül koyulmuş durumda. Feng Han’ın gelip sana meydan okuması çok da imkansız olan bir durum değil.’’

  Cheng Yue çayını yudumlarken, bir anda bana bir bakış fırlattı: ‘’Bana kalırsa sana meydan okumaktan çok, bir ders vermek istiyor gibi…’’

  Lafını bitirdikten sonra doğruldu: ‘’Xiao Yao. Wan Er’le Ba Huang’a gelip, seni birkaç günlüğüne korusak mı acaba? Feng Han’ı görmediğim için gücünü merak ediyorum. Ne diyorsun?’’

  Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Gerek yok, bir şey olmaz. Başıma geleceklerle tek başıma mücadele edebilirim. Liu Ying’in yolladığı adamlara karşı hazırlık yapmaya başladım zaten. Eğer Feng Han da peşime takılırsa, bir şey değişmez. Beni öldürse bile intikamımı almadan onu bırakacak değilim. İzleyin ve görün…’’

  ‘’O zaman senden daha çok yemek bekleyebiliriz…’’

 “……”

……

  Yemeği bitirdikten sonra odalara döndük ancak uyku tutmadığından hemen başlığı takmış ve oyuna girmiştim. 40. Seviyeye ulaşıp, 2. Resmileştirmeyi almam gerekiyordu. Yeni yetenekler öğrenirsem, kendimi daha iyi hissedecektim. Şu sıralar yetenekli bir oyuncuyla karşılaşırsam ne yapacağımı bilmiyordum.

  Voosh!

  Ormanın derinlerinde, elimde kılıçla belirdim. Bobo’yu çağırdım ve etrafı dikkatle inceledim. 39. Seviye Kar Tavşanları etrafta gezinse de herhangi bir oyuncu görememiştim. Mu Tain ve ekibi benim tarafımdan katledildiği için sanırım ödülden vazgeçmişlerdi. Sonuçta bir seviye kaybetmek hiç de hafife alınacak bir şey değildi.

  Herkes şehrin sınırında Kaygısız Xiao Yao adlı yetenekli bir oyuncunun dolaştığını söylese de, bu tamamen boş bir söylentiydi. Geçtiğimiz günlerde yetenekli birkaç oyuncu öldürmüş olsam da, asıl yeteneğimin farkındaydım. Generallere karşı iyi bir mücadele verdim, evet, ancak şu anda Yan Zhao’yla kapışsam, kazanma şansım %40 civarlarındaydı. Sonuçta adam çılgınlar gibi seviye kasıp, klanıyla boss kovalıyordu.

  Neyse, 40 olana kadar kasmaya devam. Sonra Hayvan Terbiyecisi Dalin’e gidip, yeni yetenek var mı diye bakacağım!

……

  Saat 12 olana kadar Kar Tavşanlarını öldürmeye devam ettim. Envanterimde tonla Lacivert Deniz Yosunu olduğundan şehre dönüp, 5. Seviye haplarını yapmaya başlamam lazımdı.

  Tam ayrılacağım sırada başımı kaldırdım ve tüylerim diken diken oldu. Aslında hava soğumamıştı ancak garip bir aura, öldürmek isteyen bir aura hissetmiştim. Arkamda, açık arazinin sonunda. 20 metre ilerimde siyah zırh giymiş, taşın üstünde oturan genç bir adam vardı. Gözlerinden mücadele isteğini anlamak çok da zor sayılmazdı. Başının üstünde yazan kelimeler---

İsim: Jian Feng Han Seviye-37 Kılıç Ustası

……

  [Öncü]’nün klan başkanı, Wan Er’in bahsettiği savaş manyağı…Hatta Yan Zhao’dan bile daha güçlü!

  Sessiz sessiz bana bakıyordu ve birkaç saniye geçtikten sonra başını kaldırıp gülümsedi: ‘’Oi, Kaygısız Xiao Yao, cidden ilginç bir adamsın. O kadar ödül avcısına dayanıp, tek başına bu yüksek seviyeli ormanda hayatta kalabilmek tam da sana göre bir olay!’’

  Cevap verdim: ‘’Dostum, bir şeye mi ihtiyacın vardı? Seni tanımıyorum.’’

  ‘’Bu dünyada binlerce kahraman var, hepsini nereden bileceksin? Buraya geldiysem elbet bir amacım vardı. Bu amaç…’’

  Gözleri bir anda soğudu: ‘’Bu amaç seni yenmektir!’’

……

  Cevap vermedim. Ellerimi kaldırıp, kılıcımı çektim. Feng Han’ın hazırlıklı geldiğine şüphe yoktu bu yüzden kaçmak gibi bir imkanım da yoktu. Ya ben ölecektim, ya da O!

  Feng Han gülümsedi ve hemen kılıcını çekti. Aynı anda ayaklarının altında geniş bir altıgen belirmiş ve evcil hayvanını çağırmıştı. Evcil hayvanı kızıl renkli bir Cerberus’tu. Hayvan uludu ve bana keskin bir bakış fırlattı.

  Aklımı okurmuşcasına konuşmaya başlayan Feng Han: ‘’Şaşırma. Bu Cehennem Tazısı, 4.5 yıldızlık saldırıya ve çevikliğe sahip. Senin Arı Lordu’ndan biraz zayıf olsa da, fark pek fazla değil. Sonuçta evcil hayvanın ne kadar güçlü olduğu sahibine bağlıdır! Gel bakalım Kaygısız Xiao Yao ve göster bana Ba Huang oyuncularının gücünü!’’ diye kükredi.

  Soğuk ve ıslak çimlere adımını atan Feng Han çabucak ileri atıldı. Aynı zamanda Cehennem Tazısı da ileri atılmış ve farklı bir açıdan bana yaklaşmaya koyulmuştu. Kendisini ve evcil hayvanını aynı anda kontrol ediyordu!

Clang!

  Kılıcımın ucu havaya geniş bir kesik atıp Feng Han’ın saldırısını karşıladı. Kılıçlar çarpıştıktan sonra fazla şaşırmamıştım. Ancak öteki yanda Feng Han gücümü fark edince biraz şaşırmışa benziyordu. Geriye çekilmek zorunda kalsa da hemen kendini toparlamıştı. Neredeyse dengesini kaybedip, yere düşecekti. Lakin ben bu durumu düşünürken herif çoktan kılıcını kavramış ve bana doğru bir saldırı savurmuştu!

  Zaman kaybetmeden 4. Seviye kombomu aktif ettim!

Clang!

  Kılıçlarımız tekrar buluşmuş ancak Feng Han garip bir şekilde ileri atıldığı için geriye çekilmek zorunda kalmıştım. Duruşumu sağlamlaştırmaya fırsat bulamadan tekrar saldırdı.

Bang!

“301!”

  Darbe aldığım için kombom durmuştu. Vücuduma geniş bir ateş dalgası yayıldığını hissettiğimde arkamda beliren Cehennem Tazısı’nın pençeleri çoktan yolu yarılamıştı!

  Bobo hemen araya girdi ve Cehennem Tazısı’yla kapışmaya başladı. Aynı sırada ben de kaygan zeminde kaymış ve başımdan çıkan ‘ISKA’ yazısıyla Feng Han’ın üçüncü saldırısını savuşturmuştum. Karşı atağıma maruz kalmamak adına birkaç adım geri çekildi ve kılıcım havayı delip geçti.

  Hassiktir! Eğer böyle giderse hayatımı kaybedeceğim!

Bangbang!

  Omzuma iki darbe daha aldım ancak bir tekme savurdum!

Bang!

“341!”

“297!”

“174!”

  Birkaç adım geri çekilerek zor da olsa dengemi sağladım. Bir anda ne olduğunu kavramıştım. Başımı kaldırıp, Feng Han’a bir bakış fırlattım: ‘’Bu düzen…Yoksa bu Uzun Box’un 12 saldırısı mı?!’’

  Feng Han duraksadı: ‘’Ciddi ciddi ne olduğunu anladın…Heh, yine de öleceksin!’’

  Voosh!

  Elimi kaldırdım ve [Tedavi]’yi kullanarak canımı doldurdum. Can iksiri de içtikten sonra canım fullenmişti!

  Tırırım…

  Feng Han’ın vücudu adeta bir gölge gibiydi. Geniş bir yay çizerek bana doğru ilerledi ve elini uzatarak, kılıcını havaya savurdu!

……

Hmph!

  Olduğum yerden ayrılmamış ve odaklanmıştım. Bir anda kılıcımı savurdum ve rakibimin kılıcını karşıladım. Aynı sırada öne adım atmış ve sol yumruğumla Feng Han’ın göğsüne ağır bir darbe geçirmiştim!

Bang

“179!”

  Etrafımdaki hava akımı değişmeye başladığı gibi kombomu, [Tek Kişilik Ordu]’yu aktif ettim!

 “Hassiktir…”

  Feng Han’ın gözlerinde bir panik belirmişti. Üst üste yaptığım saldırılarla göğsünü ve belini delik deşik etmiştim. Lakin tam [Tek Kişilik Ordu]’nun dördüncü saldırısını yemişti ki, vücudunu eğip, avuç içiyle yere bir tokat fırlattı. Ters takla atıp, birkaç metre uzaklaşmıştı!

  Voosh!

 [Rüzgar Kılıcı] havayı delip geçmiş ve başımın üstünde kocaman bir ‘ISKA’ yazısı belirmişti!

……