Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

296. Bölüm Planlar

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

 ‘’Saldırın! Şu savaşı çabucak bitirelim!’’

İmparator Qin’in Kılıcını kaldırarak, [Tanrılar’ın Vadisi]’nin orta yerinde dikiliyor ve gördüğüm herkesi öldürüyordum. %10’luk [Can Çalma]’m sağ olsun rakiplerimin beni kolay kolay öldürmesi mümkün değildi. Yan taraftaki okçuların ve büyücülerin saldırılarını atlattıktan sonra bambaşka bir diyara adım atmıştım. İmparator Qin’in Kılıcı ve Alevli Kaplan Tanrısı beni bu diyarın Savaş Tanrısı yapmaya yetiyordu!

 HONG!

 Kılıcımdan fırlayan qi parçacıkları gruba atılmış ve toprak kana doymuştu. Kılıcımın tek bir hamlesiyle 17 oyuncu öldürmüştüm. Başımı çevirdiğimde kılıcımı tekrar savurdum ve 7.seviye [Kombo]’yla 3 oyuncu daha öldürdüm. İki yakın mesafe yeteneğimin domla süreleri geçmediğinden onları altı saniye boyunca kullanamayacaktım. Bu yüzden, kılıcımı savurarak normal saldırılarla katliamıma devam ettim.

……….

  ‘’Gerçek değil…’’ Dans Eden Orman yayını kaldırarak söylendi. Gülümsüyor ve kaşlarını kaldırıyordu: ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao resmen bir Savaş Tanrısı….[Tanrılar’ın Vadisi]’nin onunla karşılaştığını görmek bile adamlara acımama sebep oluyor, yazık…’’

 General Wang Jian da kılıcını kaldırıp, ileriye atılmıştı: ‘’İmparator Qin’in Kılıcı kim bilir kaç oyuncu öldürmüştür! Şu anda savaş alanında ona denk tek bir oyuncu bile yok! Dans Eden Orman, [Meteor Oku]’nu kullanarak patronu destekle; fazla ileri gitmiş!’’

 ‘’Tamamdır!’’

  Elini kaldıran Dans Eden Orman [Meteor Oku]’nu aktif ettiğinde önündeki yüz metrelik alan resmen kan gölüne dönmüştü. Yue Qing Qian hançerlerini kavrayarak gülümsedi. Başını kaldıran genç kadın [Meteor Oku]’ndan sebep yaralanan oyuncuları birer birer öldürmeye başlamıştı.

 Ardından meseleye Matcha el attı. Yanında getirdiği elit yakın mesafe oyuncularıyla rakip grubu geriye itiyordu. Zhan Long’daki en taktiksel oyuncunun Matcha olduğuna kimsenin şüphesi yoktu. Kadının savaş formasyonları ve defans formasyonlarıyla ilgili bilgileri diğerlerini çok geride bırakıyordu. Şans bu ki, grubun başında o olduğu için ölen oyuncu sayımızı azaltmayı başarmıştık. Aksi taktirde 300 yorgun oyuncu nasıl 1000 sağlam adama karşı koyabilirdi?

……

 ‘’Bossun canını kontrol etmeyi unutmayın, kim saldırıyor şu an?!’’ Gruptan biri seslendi.

 Matcha cevapladı: ‘’Hala %7 canı var. [Kan Kontratı]’ndan ve etrafa saçılan rastgele oyunculardan bir grup saldırıyor; ancak boss onları katlediyor desek yalan söylemiş olmayız…’’

 ‘’Oh? Kan Kontratı mı?’’ diye araya girdim.

 ‘’Evet. Ayrıca Karanlık Bulutlar ve Dirilen Kılıç’ı da gördüm. Lakin dediğim gibi, onların bossu öldürebileceğini sanmıyorum. Li Qing acayip güçlü…’’

 ‘’Tamamdır, o zaman [Tanrılar’ın Vadisi]’nin işini bir anda önce bitirmemiz lazım!’’

 ‘’Tamamdır!’’

……

 Geçen 17 dakikanın ardından nedendir bilinmez; ancak karşı taraftan biri seslenmişti: ‘’Klan Başkanımız çoktan öldü! Niye hala savaşıyoruz ki?! Bu anlamsız mücadeleye daha fazla devam etmeyeceğim. Eğer [Öncü] gerçekten bizi dost olarak görüyor olsaydı, kellemizi Kaygısız Xiao Yao’nun ellerine bırakmazdı! Sikerler böyle işi!’’

 O esnada, rakip takımın içinden sürekli buna benzer sesler yükselmeye başlamıştı ve çok geçmeden geriye kalan 300+ oyuncu kaçmaya başladı. Kaşla göz arasında, [Tanrılar’ın Vadisi]’nin heybetli 1000 oyuncusu bizlere 700 ceset bırakmış ve kalan 300’ü de koşa koşa kaçmaya koyulmuştu. Beklendiği gibi, [Eskilerin Şehri]’nde yapılan bu etkinlikte iki tip grup vardı. Kimisi savaştan ganimetler elde ediyor, kimisi de zararla çıkıyordu. [Tanrılar’ın Vadisi] yaratık dalgalarına katılmadığı için TP namına pek bir şey almış sayılmazdı; öte yandan burada, ellerimizde can verdiklerinden durum onlar adına iyice kötü bir hal almıştı.

 Pu!

 Önümde duran 61.seviye Şövalye’nin zırhından kılıcımı çektim. Herif hala daha nasıl öldüğünü anlayamıyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse bu düşüncesini anlıyordum; zira İmparator Qin’in Kılıcı şu anda o kadar fazla saldırı puanına sahipti ki, Wang Ze Cheng’in bile bu kılıçtan tek yiyeceğini düşünüyordum. [Kan Emen] 447 oyuncunun kanıyla yıkanmıştı…

……….

 ‘’Kaç adamımız kaldı?’’

 Başımı çevirdiğimde, Zhan Long’dan geriye kalan oyuncu sayısının pek fazla olmadığını görmüştüm. Ayrıca, kalan oyuncuların da çoğu bitkin düşmüştü. Zırhında kan lekesi olmayan tek bir oyuncuya bile rastlamanız mümkün değildi. Yerde yatan ceset yığınında Zhan Long ve [Tanrılar’ın Vadisi]’nden oyuncuları görmek mümkündü. Li Mu kanlı kılıcını alarak söylendi: ‘’Klan Başkanı, 39 oyuncumuz kaldı. Hem önden hem de arkadan saldırıya maruz kalınca…’’

 Wang Jian yumruklarını sıktı, ‘’Zhan Long…2200+ oyuncu kaybetti. Daha demin [Eskilerin Şehri]’ne akın ediyorduk, şimdiyse yalnızca 39 oyuncumuz kaldı. Bu etkinlik katliam üzerine kurulmuş bir şehirden ibaret…Şuraya bak, nereye baksan ceset görüyorsun….’’

 Söylendim: ‘’[Ticaret Tanrısı’nın Rozeti]’ni almadan, işimiz bitmeyecek. Devam edelim. 39 oyuncuyla birlikte bossa atılacağız!’’

 ‘’Tamamdır!’’

  İmparator Qin’in Kılıcı elimdeydi; ben bile onca mücadelenin ardından yorulmuştum. En zor kısmıysa yerde yatan cesetlerin arasından yürümekti. Mor Şafak Botları’m artık kızıla bürünmüştü. Daha cesetler bile kaybolmuş değildi. Sanal Gerçeklik oyununda olsak da manzara gerçeği aratmıyordu. Burnumuza gelen ceset kokuları bile akılalmaz derecede gerçekçiydi. Yine de, bu kokuya geçmişten alışıktım…

 Mesafeye baktığımda, [Prag]’ın ve [Öncü]’nün mücadelesinin sonlara yaklaştığını gördüm. Ceset yığınının üstünde 200 oyuncu savaşıyordu. Savaşları kıyasıyaydı ve iki büyük klan adeta birbirlerini yok ediyorlardı. Artık defansı ve savunmayı önemseyen tek bir insanı görmek bile mümkün değildi ve 3000 oyuncudan geriye 200 oyuncu kalmıştı.

 “Tsk….”

 Savaşçı Yan Zhao ceset yığının arasında kılıcını kavrıyordu. Herif dudaklarından akan kanları silerek Jian Feng Han’a baktı. Aralarında birkaç metre vardı. ‘’[Eskilerin Şehri’nde bu raddeye kadar savaşacağımızı düşünmemiştim…’’

 Jian Feng Han kılıcını omzuna attıktan sonra gururla göğsünü kabarttı. Suratında o klasik soğuk gülümsemesi vardı: ‘’Böyle olacağını tahmin etmeliydin; tabii asıl beklentilerim dışında gelişen şeyse, senin gibi bir adamın gidip Zhan Long’dan yardım istemesi. Hmph, eğer Zhan Long ortaya çıkmasaydı, Prag çoktan öteki dünyayı boylamıştı. Bir de gelmiş burada bizim rakibimiz olduğunu söylüyorsun!?’’

 Yan Zhao gülümsedi: ‘’Doğru diyorsun, eğer Xiao Yao ortaya çıkmasaydı, kim bilir Ba Huang Şehri’ndeki durum ne olurdu?’’

 Yan Zhao’nun arkasında duran Luo Mu bıyık altından söyleniyordu: ‘’Klan Başkanı, 117 oyuncumuz var, sayı bakımından [Öncü]’den üstünüz. Saldıralım gitsin! Jian Feng Han’ı öldürürsek zafer bizimdir!’’

 Öte yandan Fırtına başını iki yana sallıyordu: ‘’Sıkıntı…’’

 ‘’Neden?’’ Luo Mu sordu.

 Yan Zhao’nun suratı değişmişti, ‘’Çünkü…çünkü…’’

……………

  ‘’Kaygısız Xiao Yao var diyecektin, değil mi?! Hahahaha…’’

 Jian Feng Han aniden başını kaldırıp kahkaha atmaya başladı. Gözlerindeki nefret dolu bakışları fark etmemek mümkün değildi. Herif kılıcını kaldırarak Yan Zhao’ya bakmış ve kükremişti: ‘’Kaygısız Xiao Yao ve herifin Zhan Long’u sayesinde [Öncü]’yü bu raddeye kadar zorlamayı başardınız, ve buna rağmen hala daha [Ticaret Tanrısı’nın Rozeti]’ni almayı garantileyebilmiş değilsiniz! Bu yüzden Yan Zhao harekete geçmek istemiyor. [Tanrılar’ın Vadisi]’nin Zhan Long’a kaybedeceğini düşünmemiştiniz ve Kaygısız Xiao Yao’nun o mücadeleden sağ çıkacağını hesaba katmamıştınız! Hadi oradan, ittifakmış….hahah!!!’’

  Yan Zhao oracıkta ifadesiz suratıyla dikiliyordu. Jian Feng Han’ın doğru tahminler yaptığı gayet açıktı.

 Aslında, Yan Zhao’nun verdiği kararları daha önceden de anlamıştım. Sonuçta mücadeledeki herkes [Ticaret Tanrısı’nın Rozeti]’ni almak için her yolu deniyordu. Zhan Long’a ihanet etseler ne olacaktı? İtifaklarına ihanet etmekten ziyade; zaten başlı başına bu iki klan bir çıkar ilişkisine girmişlerdi. Bunu hem Yan Zhao hem de ben iyi biliyorduk. Kritik bir durumda olsak, biz de aynı şeyi yapacaktık; zira her şey [Ticaret Tanrısı’nın Rozeti] içindi!

……

 İkili Li Qing’in canına bakıyordu. Herifin canı %5’e sabitlenmişti. Karanlık Bulutlar bossun [Gökyüzü ve Toprak Denizi]’ni ıskaladığını görür görmez fırsatı kullanmış ve [Gök Sallayan Kesik]’i savurduktan sonra çabucak geri çekilmişti. Öte yandan Han Bei Song da uzun kılıcını alarak saldırıyordu. [Kombo]’sunu aktif eden adam saldırdıktan sonra Karanlık Bulutlar gibi çabucak geriye çekilmişti.

 ‘’Ölmek mi istiyorsunuz?!’’

 Li Qing öfkeyle kükredi; vücudu yara bere içindeydi ve elindeki kılıç da paramparça olmuş sayılırdı. Herif durmaksızın mücadele etmişti; önce NPC askerleri ve ardından da oyuncular…..

  ‘’Bossun fazla canı kalmadı, ne zaman harekete geçiyoruz?!’’ Li Mu sordu.

 Matcha cevapladı: ‘’%5 demek 50,000 canı kalmış demek; Li Qing’in temel defansı 7000’in üstünde olsa gerek. 50,000 canı öyle kısa bir sürede indirmek mümkün değil. Büyücülerimizden geriye yalnızca Binlerce Güneş ve birkaç kişi daha kaldı, yeterince saldırı gücümüz yok…’’

 İmparator Qin’in Kılıcı’nı kaldırıp söylendim: ‘’Yaklaşıyor, Karanlık Bulutlar ve Han Bei Song’u kurtarmaya hazırlanın!’’

 ‘’Tamamdır!’’

……

 Diğer tarafta duran [Öncü] de harekete geçmişti. Jian Feng Han, Alevli Bulut Kılıcı’nı kaldırarak arkasında duran birkaç düzine oyuncuyu yönlendirmeye başladı: ‘’Herkes hazır olsun, her an saldırıya başlayabiliriz!’’

 Prag’ın oyuncuları da ileriye atılmıştı. Herkes bossun %2’ye düşmesini bekliyordu. 20,000 canı kaldıktan sonra direkt bossu öldürme şansı olacaktı. Aslına bakılırsa durum Klan Başkanları’nın kararlarına bakıyordu.

……….

 Zaman yavaşça geçerken, üç büyük klan doğru anı kolluyordu. Bunun yanında, tanınmayan klanlardan gelen oyuncular ve ufak takımlar da bölgeye akın etmeye başlamıştı. Boss durmaksızın mücadele ediyordu ve üç klandan hangisinin [Ticaret Tanrısı’nın Rozeti]’ni alacağı belli değildi. Herkes nefeslerini tutmuştu!

 “Keng!”

 Jian Feng Han aniden kılıcını çekerek kükredi: ‘’%3 kaldı, SALDIRIN!’’

 Şövalyeler direkt ileriye atılmış, büyücüler ve okçular da hemen arkalarından koşmaya başlamıştı. Nihayetinde, bu baskıya dayanamayan ilk klan [Öncü] olmuştu!

……

 ‘’Şimdi!’’

  Diğer tarafta dikilen Savaşçı Yan Zhao da kılıcını çekerek kükredi: ‘’Prag, Li Qing’i öldüreceğiz! İLERİ!’’

 Luo Mu kılıcını çekerek ileriye atıldı: ‘’Klan Başkanı, ben önden gireceğim!’’

 ‘’Dikkat et!’’

 Ve tam o esnada, [Öncü]’nün defans formasyonu aniden dağılmıştı. Arkalarında duran Simple [Deniz Yosunu Oku]’nu kaldırarak Luo Mu’nun göğsüne fırlattı. Asasını tekrar savurduğunda [Ateşin ve Buzun Sütunu]’nu aktif etmişti. Herif ne olduğunu bile anlayamadan oracıkta can vermişti!

3287!
2471!

……

  Yaşanan bu ani saldırıyla [Prag]’ın 30 ağır zırh sınıfı aniden öteki dünyaya postalanmıştı. Kimse [Öncü]’nün bossu öldürmek için değil, Prag’ı savunmasız yakalamak için böyle bir hamle yaptığını hesaba katmamıştı!