Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

28. Bölüm Dört Hazinenin Geçmişi

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

   Olaylı bir geceyi geride bıraktık.

  Ertesi günün sabahında okul kaosun içine sürüklenmiş gibiydi. Dedikodular havada uçuşuyor ve insanlar ‘’Yakışıklı Liu’’dan yani şımartılmış zengin çocuğun yaşadıklarından bahsediyordu. Tabii mesele bir fahişeyle birlikte olurken polise yakalanmak olunca, bu yaptıkları ailesine büyük bir utanç getirmişti.

  Bunun asıl sebebi ben olsam da, yaşananlarla ilgili tek bir kelime bile etmemiş ve dikkat çekmekten kaçınmaya çalışmıştım. İntikamım gizliden gizliye gerçekleştiği için kimse bunu yapanın ben olduğumu anlayamacaktı. Muhtemelen Liu Hua Üniversitesi öğrencilerinin gözünde ben, gururuyla dalga geçilse bile karşılık veremeyen bir ezikten öteye gidemiyordum. Ama bunun pek de bir önemi yoktu; sonuçta diğerlerinin hakkımda ne düşündüğünü değil, bugün yaşanacakları önemsiyordum. Ha bugünü neden mi önemsiyordum? Çünkü bugün yani Eylül’in birinde okul resmen açılıyordu!

……

  Günün ders programına bakarken alnımı ovuşturdum. Merak ediyorum da, Çin Dili ve Edebiyatı bölümünde ne halt yapacaktım?

  Sabah başlayan dersler bizlere [Dört Hazinenin Geçmişi]’ni incelememizi ve Mencius’a da bakmamızı söylemişti. (Bunlar Çin tarihiyle ilgili kalın kitaplar)

  Tabii kitap okumak benim için bambaşka bir dünya olduğundan, daha kitaplardan ilkini açar açmaz gözlerim kör olmuştu! Hay böyle işin içine! Nasıl bu bölümdeki dersleri geçecektim ki! Mencius’muş, şimdi başlayacağım yazacağın kitaba!

  Okulun bahçesine açılan ufak bir geçitte, büyük sayılamayacak bir kitaplık bulunuyordu. Wan Er ve Cheng Yue’yi yanıma almış ilerliyordum. Bahçedeki çiçeklerden etrafa yayılan aromatik koku burnuma ulaştığında derin bir nefes çektim, gerçekten okulun her yanı çiçeklerle kaplıydı. Bunun yanında söylemeyi atlamak istemediğim diğer bir şeyse, okuldaki güzel kız topluluğun da bir hayli fazla olduğuydu. Gerçi okula gelen kadınların birçoğu pahalı makyaj malzemeleri kullandığından, ilk bakışta göze güzel gelmelerinin mantıklı bir sebebi vardı. Buradaki kadın topluluğunu daha önce güvenlik görevlisi olarak çalıştığım binadaki kadınlarla kıyaslarsam, sonucun Cennet’le yeryüzü arasındaki fark kadar açık ve net olduğunu rahatça söyleyebilirdim.

  Derslerin ilki [Dört Hazinenin Geçmişi]’yle ilgiliydi. Ders, geniş ve devasa sayılabilecek bir sınıfta yapılacaktı. Çoktan sınıfı yüzlerce öğrenci doldurmuştu. Wan Er ve Cheng Yue tipik A sınıfı öğrenci olduklarından hemen ilk sıraya oturmuştu. Yanlarında dikilen ve konuyla uzaktan yakından bağlantısı varmış gibi görünmeyen şahsım ise durumu çaktırmamak için hemen yanlarına sokuldu. Kızlar ön sıraya oturur oturmaz arka sıradan enteresan sesler gelmeye başlamış ve sınıftaki erkek öğrenciler Liu Hua Üniversitesi’nin 1 ve 2 numaralı güzelliklerine bakışlar fırlatmaya koyulmuştu.

  Sırtımdan aşağı doğru inen hafif ter damlalarını hissetmemem mümkün değildi. Kızların yanında olduğumdan beni kıskanan onlarca çocuk olduğunu hissedebiliyordum. Öte yandan ders profesörü keyifle kıkırdıyordu. Bütün bu ilginin kendisine yöneltildiğini sansa da, adamı öyle görünce üzülmeden edememiştim. Sonuçta bu kadar güzel iki kız olmasa, bu derse bu kadar öğrencinin gelmeyeceğini nereden bilebilirdi ki…

  Hemen elimi çeneme yapıştırdım ve uyuklamaya başladım. Bir an önce öğle vakitlerinin gelmesini ve Kader’e girip, seviye kasmayı istiyordum. Uzun sayılmasa da bir süredir oyuna girmediğimden endişeliydim. Umarım seviye farkı açılmamıştır…

Bangbang…

  Kulağıma belli belirsiz gelen uğultuların ardından, Wan Er birkaç kez beni dürtmüş ve gülümsemişti. Bu esnada öğretmen elini doğrultarak bir şeyler söylemeye başladı: ‘’Hey sen, söyle bakayam [Dört Hazinenin Geçmişi]’ni anlatan dört sanat hangileridir?’’

  Hemen ayağa fırladım ve özgüvenim tavan yapmış bir şekilde cevapladım: ‘’Guqin, satranç, kitaplar ve resimlerdir hocam!’’

  Profesör olduğu yerde dona kalmıştı.

  Wan Er dişlerini sıktı ve kimseye çaktırmadan bana bir şeyler fısıldadı: ‘’Aptal! Politika, tarih, felsefe ve yazıtlar olacaktı!’’

  O anda okuduğum kitabın neyle ilgili olduğunu anlamış ve utanç içerisinde kalktığım yere geri oturmuştum. Birkaç dakika sonra da yine uyuya kaldım…

 

……

  Acı verici sabah derslerini atlattıktan sonra hemen bir şeyler atıştırıp odama koştum. Sonunda oyun zamanı gelmişti!

Sha!

 Gözlerimi Ba Huang Şehri’nde açar açmaz seviyeme baktım. Hala 22. Seviyedeydim ve şehrin en yüksek seviyeli oyuncusu 27. Seviyeye ulaşan Savaşçı Yan Zhao’dan başkası değildi. Çılgın herif muhtemelen 40. Seviyeye bir an önce ulaşıp, 2. Resmileştirme görevini almayı hedefliyordu. Duyduklarıma göre 40. Seviyeye ulaşan her sınıf bir saldırı yeteneği öğrenebiliyordu. Bu seviye farkı acı bir gerçekti zira, 39. Seviyede olsanız bile, 2. Resmileştirme görevini yapmış olan 40. Seviye bir oyuncuya karşı ufak bir şansınız bile yoktu. Yani en azından ben öyle duymuştum.

  Evcil hayvan sekmesine baktığımda Arı Lordu’nun keyifle uyuduğunu gördüm. Hmm, artık yüksek seviye yaratıklar avlamaya başlayabilirdim! Sonuçta benimle birlikte savaşacak Super Saiyan bir evcil hayvanım olduğundan, saldırı konusunda endişe etmeme gerek yoktu!

……

  Ekipmanlarımı tamir ettirdim ve bana birkaç saatliğine yetecek kadar iksir aldıktan sonra yola koyuldum. Hmm… Avlanmaya çıkmadan önce kendime bir hedef koymam şarttı. Öyle boş boş yaratık öldürmeye çalışsam bu pek de mantıklı bir düşünce olmazdı. Tamam, o zaman karar verildi! 4. Seviye bitkilerini bulmaya çalışayım! Çoktan 4. Seviye hapları yapabilecek simya seviyesine sahiptim. 3. Seviye [Yedi Yıldız Hapı] 200 mana doldurabilirken, 4. Seviye [Keskin Rüzgar Hapı] 300 mana doldurabiliyordu. Yani aradaki fark azımsanmayacak kadar fazlaydı.

  Güncel durumda çoğu oyuncu 20. Seviyeyi geçmişti. Büyücüler için konuşacak olursak, 20. Seviye yeteneği olan [Kaya Dikenleri] 1. Seviyedeyken 30, 3. Seviyedeyken 90 mana yiyordu. Yetenek süresini incelediğimde, yeteneğin doğru düzgün kullanılması için [Keskin Rüzgar Hapı]’na mutlak bir ihtiyacın söz konusu olduğunu gördüm. Aksi taktirde büyücülerin manaları bu yeteneğe fazla dayanamazdı.

  1. seviye hapının formülüne bakmaya başladım.

 [Keskin Rüzgar Hapı] –300 MP doldurur. Keskin Rüzgar Bitkisi x3, Yedi Yıldız Bitkisi x1, Simya Kazanı x2.

……

  Hmm, elimde Yedi Yıldız Bitkisinden olduğu için geriye bir tek Keskin Rüzgar Bitkilerini bulmak kalıyordu. Forumları açtım ve bitkinin yerini araştırmaya koyuldum. 10 dakikalık arayışımın sonunda bir ipucu yakalamayı başarmıştım; etrafta öylesine gezinen 22. Seviye bir suikastçi, Ba Huang’ın kuzeyindeki ormanda bu bitkinin izlerine rastlamıştı. Ancak, toplama yeteneği olmadığından bitkiye öylece bakmaktan başka bir şey yapamamıştı. Ormanın adı ‘’Keskin Rüzgar Ormanı’’ydı, sınırlarında kar toplulukları seçilebiliyordu.

  Hemen ufak haritama göz attım. Ormanın kuzeyde olduğunu bilsem de, tam olarak yerini bilmiyordum. Muhtemelen Ba Huang’a bir saatlik mesafedeydi. Biraz düşündükten sonra kararımı verdim ve Ba Huang Şehri’ne geri dönmek için ışınlanma kağıtlarından birini aldım. Sonuçta 4. Seviyede olan bir simyacı olarak, 1 altının lafını edecek değildim ya!

  Hazırlıklar tamam, gitme zamanı!

  Orman Kılıcım elimde, şehrin kuzey kapısından çıktım. Ba Huang’ın önünde duran kan lekelerine bezenmiş bıçak gerçekten şehrin kişiliğine yansımış gibiydi. Öyle ki şehir genelinde bir sürü karanlık ırktan oyuncu yani Barbarlar, Ay Ruhları, Namevtler gibi tipler görebiliyordunuz. Neredeyse her bir dakika birileri PK yapıyor ve klanların arasındaki mücadeleler de gitgide içinden çıkılması güç bir hal alıyordu. Ama ben bütün bunların dışında yer alan tek başına bir oyuncuydum. Tek bir amacım vardı: Güçlenmek.

  Çalılara adım attıktan sonra Ba Huang’ın dışındaki ormanlardan birine giriş yaptım. 20. Seviyenin altındaki yaratıklara pek dikkat etmeden ilerliyordum. Neredeyse yarım saat yürüdükten sonra, bir anda haritada kızıl renklerle dolu bir bölgeye adım atmıştım. İlerlemeye devam ettiğimde, benden daha yüksek seviyeleri olan yaratıklarla karşılaşmıştım. Yani sistemin bu bölgeyi kızılla işaretlemesinin bir sebebi vardı: Beni uyarmak.

  Elimi havaya kaldırdım ve havada oluşan altın altıgenden dışarıya Ufak Bobo fırladı. 15. Seviyede olmasına rağmen 291 saldırı puanı olan bu yaratığı sistem hesaba katmış gibi görünmüyordu!

  Bobo hemen etrafımda dönmeye başladı, oldukça heyecanlı görünüyordu.

  İlerlemeye devam ettim. Önümde bir bataklık ve bataklığın etrafında dolaşan, yarısı paslanmış yarısı da kaybolmuş gibi görünen zırha kuşanmış bir Namevt dikkatimi çekmişti.

  İleri bir adım attım ancak yaratık benden 5 seviye daha fazla olduğu için özelliklerini göremiyordum.

 [Namevt Avcı] (Normal Yaratık)

Seviye: 27

Saldırı: ???

Defans: ???

Can: ???

Yetenek: ???

Açıklama: Soğuk orman gecelerinde dolaşmayı seven Namevt Avcıları, hayatını kaybettikten sonra ölü ruhlara tutunmaya çalışan insanlardır. Bölgelerine adım atan herkesi öldürmeyi ihmal etmezler. Ba Huang Şehri’nde bu yaratıkların başlarına ödül konulmuş olsa da, kimse bu canlılarla mücadele etmeye cesaret edememiştir.

……

  Saldırı ve defans puanlarını bilmeden bir yaratığa saldırmak gerçekten riskli bir olaydı. Yani bu yaratık başıma bela olacağa benziyordu. Ancak duyduklarıma göre senden en azından 5 seviye yüksek olan bir yaratığı öldürdüğünde, hem düşme yüzdesi hem de tecrübe puanı oldukça artıyordu; lakin bu yaratığı tek başına öldürdüğünde geçerliydi. Yani grup halinde yapıldığı taktirde bu ekstralar devreye girmiyordu.

  Etrafta gezinen Bobo’yu görünce gülümsedim. Aynen, onu bu zombiyle savaşırken kullanacaktım.

  ‘’SALDIR!’’

  Kılıcımı kaldırdım ve Bobo yıldırım gibi ileri atıldı. Hassiktir! 4.5 yıldızlık çevikliğin yanında %97’lik Saflık Derecesi eklenince, sonuç gerçekten nefes kesici oluyordu!

 Vızzzzzzzzz………

  Arılarla ilk karşılaştığımda bu vızıltılar sinirimi bozsa da, Bobo’yla tanıştıktan sonra durum değişmişti. Bobo’nun iğnesinde altın bir altıgen oluştu ve iğnesini öne doğrultarak zombiye saldırdı. Zombi darbeyi alır almaz vücudunun birkaç parçasını kaybetmiş ve canından da büyük bir kısım gitmişti.

138!

120!

141!

  Bobo’yla zombinin arasındaki 12 seviyelik fark kendini hiç belli etmiyordu!

Ooooooooo…

  Namevt Avcı okunu kaldırdı ve Bobo’ya doğru bir ok fırlattı. Oktan kaçamayan Bobo’nun canı bir hayli düşmüştü-----

254!

  Oracıkta dona kaldım. Öyle ki, Bobo’nun aldığı bu darbeyi iliklerime kadar hissetmiş ve hemen kendimi toparlayarak [Tedavi] yeteneğimi kullanmıştım. Bobo’nun canı tekrar doldu ve aynı zamanda ben de kılıcımı çekerek ileri doğru atıldım. Kılıcı elime alır almaz devreye giren [Kılıç Fırtınası] yeteneğim bana %10’luk saldırı artışı sağladığından, saldırı puanım hiç de fena sayılmazdı. Yaratığa üç kere saldırdım ve Bobo’ya [İlk Yardım] yeteneğimi kullanarak yardım ettim. İkimizin üst üste yaptığı saldırılara daha fazla dayanamayan zombi, sonunda bir çığlık atarak yere yığılmıştı!

Sha!

  Altın bir ışık hüzmesi Bobo’nun bedenini kapladı ve Bobo 16. Seviyeye ulaştı. Bütün puanları güce bastıktan sonra ilerlemeye devam ettik.

……

  Bir yaratık ve bir oyuncudan oluşan grubumuz 2 saatlik avlanmanın ardından 47 gümüş kasmıştı! Wow, ne para ama!

  Tabii bu sırada ben 23’e, Bobo da 20. Seviyeye ulaşmıştı. Gerçekten bu yaratığın seviye atlama hızı insanı şok eden cinstendi.

 [Ufak Bobo] (Arı Lordu)

Level: 20

Saldırı: 271-388

Defans: 194

Can: 485

Büyü: 194

Yetenek: [Kombo Seviye-2] [Arı Sokması Seviye-2]

Saflık Derecesi: 97%

Sistem Notu: 20.seviyeden sonra Arı Lordu’nun alacağı puanlar listesi

Saldırı = Seviye x 10 x (0.97 + 1)

Defans = Seviye x 5 x (0.97 + 1)

Can = Seviye x 12.5 x (0.97 + 1)

Büyü = Seviye x 5 x (0.97 + 1)

……

  Ufak Bobo’nun 388’lik saldırı puanı muhtemelen oyunun bu seviyesinde gerçek dışı bir olaydı. Üstüne üstlük 194’lük savunma puanı da düşük seviyeli rahiplerden aşağı kalır değildi. 485 cana sahip olması da tek vuruşta ölmemesini garantiliyordu. Yani durum gayet iyiydi!

  Ufak Bobo gibi herkesin içini ısıtan bir isme sahip olan evcil hayvanımla ilerlemeye devam ettik. İleride kar kalıntılarını görebiliyordum. Sonunda soğuk bölgelere ulaşmayı başarmıştım! Harita da bunu kanıtlıyordu!

  Dikkat! [Keskin Rüzgar Ormanı]’na adım attınız!

 İster istemez tüylerim diken diken olmuştu. Sonuçta [Keskin Rüzgar Ormanı]’na ulaşmıştım!