Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

156. Bölüm Devasa Anahtar

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

“Bang!”

 Yue Qing Qian’ın vücudu bir anda NPC nöbetçinin kalkanına atılmış ve herifi geri itmiştiç Yue Wei Liang da ortadan kaybolup, NPC nöbetçilerinden birinin arkasında belirmişti. Hançerini kaldırdıktan sonra herifi bıçaklamıştı.

  İşte böylece bana ufak da olsa bir açıklık yaratmayı başarmışlardı.

 Shua!

  Mor Şafak Botları’m taş döşemeleri adımlarken söylendim: ‘’ Yue Qing Qian, Wei Liang, teşekkürler!’’

  Yue Qing Qian iç geçirdikten sonra bana doğru koşmaya başlamıştı: ‘’Xiao Yao, o yaşlı adamı niye taşıyorsun? Ayrıca, neden NPCler seni kovalıyor?’’

  Koşarken cevapladım: ‘’Bir sebebi yok! Bu yaşlı herif hapse tıkılmıştı ancak… ancak yine de onun yardımına ihtiyacım olduğu için kaçırdım!’’

  ‘’Kaçırdın mı?’’ Qing Qian dilini çıkarıp söylendi: ‘’Heheh, Xiao Yao kafana eseni yapıyorsun cidden! Koşmaya devam et, sana biraz zaman kazandıracağım!’’

  ‘’Ah, teşekkürler.’’

 Başımı öne doğru salladıktan sonra koşmaya devam ettim. Yue Qing Qian’ı gitgide daha çok sevmeye başlamıştım!

……

 10 dakikalık tehlike dolu durumun ardından Ba Huang Ormanı’na girmiş ve nihayetinde nöbetçilerden kurtulmuştum. Sanırım herif çok önemli biri değildi; zira peşime ciddi bir adam takılmamıştı.

  Feng Ye’ye oturması için yardım ettikten sonra nefeslenmey ebaşladım. Sırtımda devasa taş bir tablet vardı; e bunun üstünde bir de Feng Ye’yi ekleyince ağırlığım iyice artmıştı. Kılıç ustası olmasaydım bunca yükü kaldırmama imkan olmazdı.

  İkiz süikastçiler yanıma gelmişti: ‘’Xiao Yao, ne yapıyoruz şimdi?’’

  ‘’Şimdilik bekleyin, soracağım.’’

  Feng Ye’ye baktım: ‘’Yaşlı adam, bana yardım edip, o anahtarı yapacağına söz vermiştin. Demirci dükkanı falan mı arayacağız şimdi!’’

  ‘’Hayır!’’ Feng Ye başını iki yana doğru salladı: ‘’Artık Ba Huang kaçalarından biri olduğumdan insanların beni görmesine izin veremem. Ba Huang’ın güneyindeki Qing He Gu’ya gidelim. Orası ücra sayıldığından rahat rahat anahtarı yapabilirim. Yanlış hatırlamıyorsam orada ocağa sahip bir kulübe vardı!’’

  ‘’Tamamdır!’’

  Yaşlı adamı bir kez daha sırtlamış ve Yue Qing Qian’a söylenmiştim: ‘’Qing Qian, Feng Ye’yi anahtarı yapması için götüreceğim. Siz şehre dönüp, seviye kasmaya odaklanın. Benimle uğraşıp, zaman kaybetmenize gerek yok.’’

   Yue Qing Qian başını ik iyana doğru salladı: ‘’Canım istemiyor. Duyduklarıma göre oraya giden yollarda tehlike kol geziyormuş. Eğer tek başına gidersen rahat edemem! Görevini bitirene kadar sana eşlik edeceğim!’’

 Diğer tarafta duran Yue Wei Liang’ın suratı ekşimişti: ‘’Kardeşim… daha demin açık artırma salonuna gidip, bana altın seviye hançer alacağını söylememiş miydin…’’

 Yue Qing Qian başını kaldırıp, gülümsedi: ‘’Biraz Xiao Yao’ya eşlik edeceğim. Parayı vereyim, gidip kendin al. Ayrıca lütfen bana sinirlenme, döndüğümzde sana oyuncak ayı alacağım…’’

  ‘’Yoksa? Şu 1.8 metrelik favorimden mi bahsediyorsun?’’

  ‘’Evet!’’

  ‘’Tamam o zaman, süper!’’

  İkizler takası bitirdiklerinde oracıkta boş gözlerle dikiliyordum. Yue Wei Liang bize veda edip, ışınlanma kağıdı kullanmıştı. Bu esnada Yue Qing Qian keyifli keyifli söylenmeye başlamıştı: ‘’Xiao Yao, gidelim mi?’’

  ‘’Tamam…’’
 

……

 Birlikte ormanın içine doğru yürümeye koyulduk. Yeşil Vadi buraya uzak olmadığından karşımıza çıkan yaratıklar da yüksek seviyeli değildi. Yanımda Yue Qing Qian’ın olması beni sevindirmişti; zira yaratıklarla uğraşmama gerek kalmamıştı. Süikastçilerin çevikliği 9 sınıf içinde rakipsiz olduğundan, Yue Qing Qian 40.seviye yaratıkları zorlanmadan [Delik] ve [Arkadan Bıçaklama] ikilisini kullanarak kolay kolay öldürebiliyordu.

 Yarım saat geçtikten sonra önümüzde 20 metre genişliğinde bir dere çıkmıştı. Sonunu göremiyordum ve dere ister istemez yolumuzu kapatıyordu.

  ‘’Xiao Yao, ne yapacağız?’’ diye sordu bana Yue Qing Qian.

  ‘’Yüzmekten korkuyor musun?’’

 Arkamda duran Feng Ye öksürmüştü. Görünüşe göre suyun soğukluğuna dayanamayacaktı.

Yue Qing Qian başını çevirip, bambu ormanına bir bakış attı: ‘’Eğer sal yaparsak zaman kazanabiliriz.’’

  ‘’İyi fikir!’’

 

  Feng Ye’yi indirdikten sonra kılıcımı çektim: ‘’Qing Qian, ben bambuları keseceğim, sen de sarmaşıkları kullanıp bağlarsın. Sıkı bağladığına emin ol ki sal ağırlığımıza dayanabilsin.’’

  ‘’Tamamdır!’’

  Bambu kesmeye koyulmuştum. Kestiğim parçaları dereye doğru götürdüm, Hepsini aynı boyutlarda kesmeye dikkat ediyordum ve bu esnada Yue Qing Qian bambuları birbirine bağlamaya devam ediyordu.  Nihayetinde ortaya çıkan sal hiç de fena görünmüyordu.

  ‘’Yue Qing Qian, ilk sen denemek ister misin?’’ diye söylendim.

  Derenin üstündeki sala bakan kız başıyla onaylamış ve hemen sala atlamıştı. Uzun saçları rüzgarın eşliğinde dalgalanıyordu. Uzun bacaklarını sergileyen zırhının içinde gerçekten inanılmaz güzel görünüyordu. Parlak gözlerini de sayarsak, 10 üzerinden 9’luk bir kadındı.

  Feng Ye’yi sala getirdikten sonra hepimiz oturduk. Hafifçe ittikten sonra sal dereye açılmıştı.

  Sular muazzam parıltılar saçılıyordu ve yavaş yavaş kürek çekmeye devam ediyorduk. Bana doğru gülümseyen Yue Qing Qian söylendi: ‘’Xiao Yao, manzara çok güzel. Sana Guilin şarkılarından birini söylememi ister misin?’’

  Heyecanlanmıştım: ‘’Tabii…’’

  ‘’Ama şarkı bilmiyorum ki…’’

 “……”

……

 Birkaç dakika geçtikten sonra sal nihayet Yeşil Vadi’ye yanaşmıştı. Ortam tamamiyle yeşil ve mavi renklerin dansına bürünmüştü. Qing Qian derin bir nefes çekmiş, suratında keyifli bir ifade belirmişti: ‘’Eğer burası gerçek hayatta da olsaydı, sırf burada yaşamak için hayatımdan 10 yılı verirdim. Tabii Xiao Yao’nun da yanımda olması şartıyla…’’

  Şaşırmıştım: ‘’Böyle bir yerde yaşamak için fazla meşgulüm. Beni buraya getirmek istiyorsan randevu alman lazım.’’

 ‘’Hehe, biraz izin alırsın canım. Hadi gidelim…’’

  Yeşil Vadi’de biraz dolaştıktan sonra Feng Ye’nin bahsettiği ufak kulübeyi bulduk. Herif manzarayı görür görmez duygulanmıştı: ‘’5 yıl geçmiş olsa da hala yerinde duruyor…’’

  Bir anda sırtımdan zıplayıp, kulübeye girmişti. Oracıkta durumu salak salak izliyordum; herif düşündüğümden daha sağlıklıydı! O kadar yol hasta ayağına mı yatmıştı?!

  ‘’Evlat, şu kağıdı ver bakalım!’’

  ‘’Al!’’

Kulübeye girip, anahtar planlarını ona verdim. Herif hemen ocağı yakmaya koyulmuştu: ‘’Boşta olduğuna göre gidip biraz odun kes de, ocağa atalım!!’’

  ‘’Tamamdır!’’

  Bir kez daha köleler gibi çalışmaya başlamış ve odun kesmeye koyulmuştu. Yeterince odun topladıktan sonra yükselen siyah dumanı izlemeye başladık.

  Yue Qing Qian’la yaptığım bir saatlik konuşmanın ardından onunla ilgili bir sürü şey öğrenmiştim. Nihayetinde Feng Ye’nin sesini duydum: ‘’Evlat, anahtar hazır!’’

   Ona bakar bakmaz gördüğüm manzara beni şaşırtmıştı. Bahsi geçen anahtar neredeyse 3 metreydi ve hala alevler içindeydi! Anahtarın genel profiline baktığımda aletin cidden kağıttakine bire bir benzediğini anlamıştım.

  İleri atılıp, anahtarı almaya çalışmıştım; lakin elim yanmıştı! Ardından hiç bulaşmadan anahtarı direkt envanterime attım.

 Shua!

  Anahtar kaybolmuş ve envanterime girmişti. Sonuçta böyle bir anahtarı taşımaya kalksaydım, kim bilir başıma neler gelirdi!

……

 ‘’Xiao Yao, görevin bitti mi?’’ Yue Qing Qian sordu.

  ‘’Evet.’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Şehre dönelim, sana yeterince teşekkür edemedim Qing Qian, sen olmasaydın acayip sıkılacaktım!’’

  ‘’Hehe, lafı bile olmaz--- Seninle biraz bile zaman geçirmek beni mutlu ediyor.

  Yue Qing Qian yavaşça ışınlanma kağıdını çıkarmış ve adeta onun elini tutmamı istiyormuş gibi elini uzatmıştı.

  Kızın bu çabasına gülümsemeden edememiştim. Ona doğru yürüyüp, elimi uzattım: ‘’Gitmeden önce sarılmak ister misin?’’

  Kıpkırmızı kesilen suratıyla onayladı.

  Ufak bir adım attıktan sonra Yue Qing Qian’a sarıldım: ‘’Tamamdır, şehre dön bakalım. Klan Kurma Tableti’ni ele geçireceğim günü bekle. O zaman Zhan Long’u kuracak ve seni çağıracağım!’’

 ‘’Boş şans Xiao Yao!’’

  Vhoosh!

……

 Arkadaş listemi açıktan sonra Wan Er’e mesaj yolladım: ‘’Hanımefendi, devasa anahtarı aldım, siz ne yaptınız?’’

  ‘’İşleri bir saat öne bitirmiştik. Seni bekliyoruz.’’

  ‘’Tamamdır, ben geldiğimde görev başlayacak mı?’’

  ‘’Biraz bekleyelim… Bu görevin bizi uğraştıracağına şüphem yok. Bu yüzden ara verip bir şeyler yeseniz iyi olur. Ardından oyuna girer ve göreve başlarız. Muhtemelen 12 saat boyunca oyundan çıkmayacağız, bu yüzden bir şeyler yemeyi ihmal etmesek iyi olur.’’

  ‘’Ah, doğru diyorsun!’’

……

 Yavru Kurt’tan mesaj geldi: ‘’Xiao Yao meşgul müsün? Matcha’ya yardım edecektik de!’’

 Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet, bir işimiz çıktı. Hanımefendi SS seviyeli bir görev bulmuş; onu sizleri de aramıza katması için ikna ettim. SS seviyesi görevi bizi zorlayacak olsa da, karşılığında alacaklarımız da aynı şekilde iyi ödüller olacaktır. Normal görevlerimizden bir hayli yüksek seviyeli olan bu görev için Matcha’nın en azından 45 olduğuna emin olun. Onun dışında, oyundan çıkıp, bir şeyler yiyin. Tuvalete gitmeyi falan da unutmayın. Bir saat içinde göreve başlayacağız.’’

 ‘’Tamamdır!! SS görev demek… süper! Hahah!’’

  Yaşlı K: ‘’Şu görev de neyin nesiymiş patron?’’

  ‘’Eski kahraman, Cennet’in Prensi Ran Min’i kurtarmak…’’

  (Ran Min) Yaşlı K neredeyse bayılacaktı: ‘’Tanrım, kadim bir hükümdar ile aynı soyadı mı paylaşıyorum yani?’’

  ‘’Evet evet. Hadi acele et de gidip yemek ye!’’

 ‘’Tamam…’’