Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

400. Bölüm Gözündeki Diken

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 Jiu Li Şehri’nin birkaç yüz oyuncusunu katlettikten sonra hala daha 1500 kişilik ekibimiz formasyonu delmeye çalışıyordu. Başımı kaldırıp, etrafımdaki Jiu Li oyuncularını gördüğümde, geriye pek Ba Huang oyuncusu kalmadığını anlamıştım. Çoğu çoktan mekanı terk etmişti. Ba Huang’ın en güçlü on ekibinden sadece [Öncü]’nün biraz gücü kalmıştı. Jian Feng Han, Aptal Olma, Elveda Gözyaşları ve Kuzey Kutbu üçlüsüyle şehir surlarına çekilip, orada savunma yapmaya devam ediyordu.

………

 Mesafedeki savaş sesleri bölgeyi kaplıyordu. Jiu Li oyuncuları Gökyüzü Ordusu ve Huo Li Ordusu’na yardım ederek, Ba Huang’ın geriye kalan büyük ordularını bastırmaya başlamıştı. [Efsane]’nin bu savaşta ana rolü üstlendiğine şüphe yoktu ve gerçekten de Ba Huang’ı geri çekilmeye zorlamaya başlamışlardı. Fan Ge Que’nin asıl zekası ortaya çıkmıştı. Herif savaşın başından beri [Yargı] ve [Pestij Evi]’ni kullanarak ana gücünü korumayı bilmişti. Şu anda iki tarafın da büyük klanlarından geriye kalan en büyük güç, 10,000 kişilik [Efsane] ordusuydu.

 ‘’Şuraya bakın!’’

 Mesafede, [Efsane]’nin Bayrak Taşıyıcıları’ndan biri mızrağıyla bize işaret edip gülümsedi, ‘’Zhan Long, Kapıdaki Düşman ve Kan Kontratı’ndan hala hayatta kalanlar varmış. Kaygısız Xiao Yao ve Karanlık Bulutlar bile ayakta duruyor. Vay arkadaş, hadi, gebertelim şunları!’’

 Li Mu kaşlarını çatarak kılıcını kaldırdı, ‘’Anasını satayım. Herifler resmen bizi kolay lokma gibi görüyorlar!’’

 Karanlık Bulutlar kollarını çaprazladı, Kanayan Yıldız Kılıcı da omuz mesafesinde süzülüyordu. Söylendi, ‘’Aslında, 1500 kişilik gücümüzü istedikleri taktirde yerle bir edebilirler. Durumlar değişti, öyle kafamıza estiği gibi heriflere giremeyiz.’’

 Han Bei Song araya girdi, ‘’Arkadaş, madem klan başkanlarını söylüyorsun, niye benim adımdan bahsetmedin?! [Kan Kontratı]’nın Klan Başkanı o kadar mı önemsiz yani? Saygı denen şeyden haberi yok mu bunların…’’

 Mavili gülümseyerek söylendi, ‘’O kadar mı aşağılamak istiyorsun yani?!’’

 Yaşlı K gülümsedi, ‘’İsteklerini yerine getireyim mi, Ufak Song Song…’’

 Lafını bitiren Yaşlı K savaş baltasını yere saplayıp, ellerini ağzında birleştirerek kükredi, ‘’Hey, şu ‘Ufak Bilge’ adlı Bayrak Taşıyıcısı, [Kan Kontratı]’nnı Klan Başkanı Han Bei Song, sevgilinin yatakta iyi inlediğini söylüyor!’’

 Bunu duyan herif direkt öfkelenmişti. Mızrağını kaldırarak kükredi, ‘’Şerefsiz herif! Bekle orada, ağzını burnunu kırmaya geliyorum! Mavili ve Kırmızılı’yı kendime alacağım. Mavili gün içinde, Kırmızılı da akşamları bana hizmet edecek. Göreceksin…’’

 Han Bei Song kılıcını kaldırdı, ‘’Vay arkadaş şu herifin ağzından çıkanları duyuyor musunuz?! Lan artist, götün yiyorsa gel bakayım buraya!’’

 Mavili’nin suratı kızarmıştı, ‘’Neden arada kaynadık ki…’’

Mesafedeki Bayrak Taşıyıcısı, [Efsane]’nin 1000 adamıyla bize koşmaya başlamıştı.

 ‘’Peh…’’

 Titredim, ‘’Yaşlı K, herifleri niye gaza getiriyorsun oğlum!’’

 ‘’Ya olan oldu artık, gebertmeye başlayacağız!’’

 Ne diyeceğimi bilemiyordum. Nihayetinde söylendim, ‘’O gördüğün adam istediği taktirde 5000 oyuncu çağırabilir, bunu biliyorsun değil mi? Bir de bize bak, kaç kişiyiz arkadaş?! Onlara nasıl karşı koyacaksın, sikinle mi?!?!’’

 Qing Qian’ın suratı kızarmıştı, ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao! Şöyle şeyler söylemesen…’’

 Söylendim, ‘’Tamam o zaman, rakibi karşılamak için ne kullanacağız?!!’’

 Qing Qian cevapladı, ‘’Yeter…’’

 Matcha sırıtıyordu, ‘’Patron, Ba Huang’ın bir numaralı ordusu, Yalnız Ejderha Ordusu’na 200 metre uzaktayız. Geri çekilebiliriz. Ayrıca, bu fırsattan istifade birkaç NPC de öldürebiliriz. Kaybetsek bile kayıplarımız fazla olmayacaktır. Tabii güvenli bölgeye çekileceğimiz için, [Efsane]’ye saldırmak adına fırsat da kollayabiliriz. Ne diyorsun?’’

 Biraz düşündükten sonra başımı öne salladım, ‘’Kardeşlerim, gidiyoruz! Yalnız Ejderha formasyonuna geri çekilip, Gökyüzü Ordusu’na saldıracağız!’’

 ‘’Tamamdır!’’

 1500 oyuncu heybetle ilerliyordu. Öylece, Yalnız Ejderha formasyonunun yanına kurulduk. Yaşlı K, Li Mu, Han Bei Song ve Karanlık Bulutlar formasyonun ucunda dikiliyor, Qing Qian ve Kurt da formasyonun arka taraflarını kontrol ediyordu. 80.seviye NPCleri öldürmeye başladık. TP ve ekipman konusunda biraz kendimizi şımartmak bizlere iyi gelecekti.

………

 Beklendiği gibi biz formasyonu değiştirince, o ufak Bayrak Taşıyıcısı kükremişti, ‘’Tamam, durun! NPC ordusuna saklandılar. Unutulmuş Deniz, Mor Yıldız, ve Angela gibi NPCler’e saldırmak intihar olur! Şimdilik buna gerek yok!’’

 ‘’Anlaşıldı!’’

 Grup kibirli tavırlarıyla mekanı terk etmeye koyuldu.

 Soğuk Demir Kılıcı’nı kınına sokarken, kılıcın %57 dayanıklılığa sahip olduğunu görmüştüm. Kılıcı sonraya saklamam gerekiyordu; zira aksi taktirde fazla dayanmayacaktı. Li Mu ve Wang Jian her büyük savaştan önce yedek kılıç taşıdıkları için sorun yoktu. Tabii yedek kılıçları, asıl kılıçları kadar güçlü değildi; ancak yine de durum hiç yoktan iyi sayılabilirdi.

 Mesafede, [Efsane]’nin formasyonu, Lu Chun Yang ve Xuan Yuan Feng’in liderliğinde saldırıyor ve savunuyordu. Öte yandan Fang Ge Que elindeki yelpazesiyle grubun arkasını kasıp kavuruyordu. Herif başını çevirip bize baktığında, aramızdaki bir kilometrelik mesafeye rağmen gözlerindeki ateşi hissedebilmiştim. Herifin beni öldürmek istediği açıktı ve bu istek, öyle sıradan bir istek değildi!

 Li Mu da meseleyi fark etmiş olacak ki söylenmişti, ‘’Klan Başkanı, cidden Fang Ge Que’nin gözündeki dikenlerden en büyük olanı sensin. [Efsane] çok adam kaybetti ve muhtemelen çoğunu biz öldürdük. Fang Ge Que’nin bizi öldürme arzusu akılalmaz boyutlara ulaşmış olsa gerek; zira aksi taktirde o bayrak taşıyıcısını bize yollamazdı.’’

 Kılıcımı savurdum ve cevapladım, ‘’Evet. Bizden ne kadar nefret ederse, o kadar iyi olacak. Bunu daha sonra kullanabiliriz.’’

 ‘’Mantıklı. Savaşmaya devam!’’

……

 Kaşla göz arasında hava kararmıştı. 11 saattir ön saflardaydık ve saat 23:00 sularıydı. Savaş puanları sırası biraz değişmişti; zira ölen onca insanın ardından bu değişiklik beklentiler dahilindeydi---

Fang Ge Que [Puan: 3941770] Kaygısız Xiao Yao [Puan: 3932790] Jian Feng Han [Puan: 3112830] Mu Xuan [Puan: 2991770] Ye Lai [Puan: 2542710] General Li Mu [Puan: 2273980] Yue Qing Qian [Puan: 2217440] Kahraman Ran Min [Puan: 2138900] Bai Li Ruo Feng [Puan: 1892650] Simple [Puan: 1823710]

……

 Ye Lai, Bai Li Ruofeng ve Simple üçlüsü öldükleri için sıralamada düşüş yaşamışlardı. Jian Feng Han’ın savaş puanları da hafiftn artıyordu. Öte yandan, [Zhan Long]’un Li Mu, Qing Qian ve Yaşlı K üçlüsü sıralamada üst sıralarda yer almayı başarmışlardı. Savaşta çok adam öldürdüğümüz için bu durum gayet normaldi. Qing Qian üst seviye elitleri öldürdüğü için rakibin %10 puanlarını alabiliyordu ve aynı durum Yaşlı K için de geçerliydi.

 Matcha da sıralamaya bakıyordu. Gülümseyerek söylendi, ‘’Patronla Fang Ge Que arasında çok az fark var. Fang Ge Que’yi öldürmeyi başarırsan savaşın en iyi oyuncusu olacaksın. Tabii Fang Ge Que seni öldürürse, o zaman kimin birinci olacağı da kesinleşecektir.Sanırım, Fang Ge Que’nin seni bu kadar öldürmesi bu durumdan kaynaklanıyor, yanlış mıyım?’’

 Gülümsedim, ‘’Evet, bence de öyle. Lakin, Fang Ge Que’yi öldürmek söylendiği kadar kolay değil…’’

 Qing Qian sordu, ‘’Büyük Kardeş Xiao Yao, saat 11 oldu bile. Herkes acayip yorulmuş durumda. Ne yapacağız? Oyundan çıkıp, biraz dinlendikten sonra devam mı etsek?’’

 İnsanlara baktım, ‘’Ne düşünüyorsunuz? Şu anda oyundan çıkabilecek durumda mıyız?’’

 Kurt başını iki yana salladı, ‘’Gerek yok, sona geldik sayılır!’’

 Wang Jian onayladı, ‘’Evet, Kardeş Xiao Yao. Dayanabiliriz. Son 12 saat kaldı ve bu saatler çok önemli. Puanlarımla üç seviye atlarım diye düşünüyorum. Ha ha…’’

 ‘Tamamdır, o zaman devam ediyoruz!’’

……

 Arkamda çok sayıda savaş makinesi duruyordu. Ba Huang’ın 20 mancınığı Gökyüzü Ordusu’na ve Huo Li Ordusu’na saldırıyordu. Acı dolu çığlıkların sonu yoktu.

 Ba Huang’dan gelen Dük Luo Lei soğuk ifadesiyle kılıcını çekti, ‘’Baskıya devam. Zafer bizim olacak!’’

 Ne yazık ki, daha lafını bitiremeden yıldırımlarla kaplı bir figür ortaya çıkmıştı. En genç Kılıç Azizi, Lin Qiong kılıcıyla saldırmaya koyuldu. ‘’Shua Shua!’’ Ba Huang ordusuna inen birkaç rüzgar dalgası mancınıkları yerle bir etmişti. Lin Qiong çılgın bir kahkaha attı. Çok geçmeden komutan yardımcılarından birini daha öldürmüştü. Herif kibir dolu suratıyla durmadan gülüyordu, ‘’Luo Lei, yaşlı pezevenk! Hala durumu anlayamadın, değil mi? Ba Huang’ın işi bitti! Zi Feng Kalesi bizimdir! Akıllı ol ve adamlarını alıp şehrine geri dön! Doğu bölgesinin krallığını yapmaya devam et! Artık zaman, senin zamanın değil!’’

 ‘’Geber!’’

 Ba Huang’ın orta yerinden, vahşi bir general havaya fırladı. Vahşi Kaplan Ordusu’nun Komutanı, Lachlan meseleye adım atmıştı. Adamın baltası garip bir kaplan formundaydı!

 ‘’Keng!’’

  Kıvılcımlarla birlikte geriye çekilen Lin Qiong, her şeye rağmen gülüyordu, ‘’Lachlan, sen eski bir efsanesin artık…’’

 ‘’Ne?’’

 Lachlan’ın gözlerinde soğuk ifadeler vardı. Herif başını çevirdiğinde, arkasında kızıl bir gölge görmüştü. Bu gölge ışınlanma yeteneğiydi. Alevlerle kaplı genç general aniden gölgeden fırlayarak saldırdı!

“Peng!”

 Lachlan’ın göğsündeki zırh erimişti. Herifin göğsü o kadar hızlı bir şekilde yanıyordu ki, çok geçmeden vücudu siyaha gönmüştü. Eğer kendisini yıldız gücüyle korumamış olsaydı; muhtemelen hayatını yitirmiş olacaktı.

 ‘’Sen…Huo Li!’’ Lachlan’ın sesinde korku dolu bir hissiyat vardı.

 Hemen arkasında duran Lin Qiong iki eliyle kavradığı kılıca bakıp, gülümsedi, ‘’Cehenneme gitsen diyorum!’’

 Kılıcını indirdiğinde, Lachlan’ın göğsüne saplanan silah herifi yere çalmıştı!

…….

 Keng!

 Vahşi Kaplan Ordusu’nun Komutanı, Lachlan, bu hamleye can vermişti!

 [] [] []