Ellerinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
151. Bölüm Mor Seviye Evcil Hayvan
Matcha’nın güzel figürü rüzgarda amansızca savruluyordu. Gözlerini kısıp, bana bakmaya çalışmıştı: ‘’Patron, sana doğru gelmem için kaç derece yönelmem lazım?’’
İleri atılıp, bağırdım: ‘’Kontrolleri boşver, vücudunu doğru zamanda çevirdiğine emin ol yeter. Kuzeydoğuya doğru 45 derece yönel; sana doğru geleceğim!’’
‘’Oh…’’
Buz Yağmur Kılıcı’mı çektim ve Ufak Bobo’yu fırlattım. Fırlatmamdan sebep hızlanan Ufak Bobo yıldırım edasıyla ileri atılmıştı. Kombo’nun birbiri ardına inen 4 darbesi 47.seviye büyücünün [Mana Kalkanı]’na saplanmıştı. Her ne kadar kalkan parçalanmamış olsa da, fazla dayanıklılığı da kalmamıştı. Durum böyle olunca Rüzgar Elfi uçma kabiliyetini yitirmiş ve yere doğru çakılmaya koyulmuştu.
Ka Cha!
Vücudum ileri atıldığı gibi kılıcımla büyücünün boynuna bir hamle yapmıştım. [Mana Kalkanı]’nı parçaladım ve 1138 hasarla herifi anında öteki dünyaya yolladım. Bu esnada yere basmış ve neredeyse 6 metre yükseğe zıplamıştım. İki elimle tuttuğum kılıcı kullanarak havada süzülen Rüzgar Elfi Kılıç Ustası’na sağlam bir darbe geçirdim.
783!
Tek bir hamlede uçma kabiliyetini söküp almış ve [Rüzgar Kılıcı]’nı kullanıp, herife tek atmıştım!
……
“Pa Cha!”
Elimi uzatıp, kılıç ustasının düşürdüğü bileklikleri aldım. Hemen Ufak Bobo’ya diğer okçuya saldırması için talimat vermiş ve tek bir darbeyle onun da uçma kabiliyetini elinden almıştım.
Peng!
Sırtıma saplanan mermiyle 400 canımdan olmuştum. Arkamdan Piggy’nin öfke dolu bağırışlarını işitebiliyordum: ‘’Öndeki üçlü Matcha’nın peşinden gitsin. Geri kalan Xiao Yao’ya odaklanacak. Asıl onu öldürmemiz lazım!’’
Havada süzülen 10’dan fazla Rüzgar Elfi oyuncusu aynı esnada bana dönmüştü. Çok geçmeden [Delen Ok]’lar, [Ateşin ve Buzun Sütunları] ve [Sabit Ok]’lara maruz kalmıştım. Vücudum alev dalgaları ve buz parçaları altında can çekişiyordu.
‘’Geber!’’
Rüzgar Elfi Kılıç Ustaları’ndan biri etrafa alevler saçan kılıcıyla bana doğru atılmıştı!
Elimi uzatıp, [Yansıtma]’yı aktif ettim!
Dong!
1387!
Bu yetenek hasarın %100’ünü rakibe yansıtıyordu. Buz Yağmuru Kılıcı’yla yaptığım normal bir saldırıyla herifi öldürmüştüm. Yere iner inmez kar kaplı bölgede yuvarlanmaya başladım. Bir can iksiri ve [Tedavi]’yle canımın %80’ini toplamıştım; lakin bir anda ortaya çıkan 2 [Buz Saçağı] beni hazırlıksız yakalamıştı. Rakip klanın yüksek seviyeli büyücüleri cidden başıma bela olacak gibi görünüyordu!
……
Koşmaya başladığım sırada kılıcımla karşı atağa kalkmıştım. Bu esnada, Matcha’yla da sürekli irtibat halindeydim.
‘’Ahh!’’
Havada süzülen Matcha acı dolu bir çığlık atmış ve [Delen Ok]’a maruz kaldığı için kanatlarını yitirmişti. Vücudu yere çakılmıştı!
‘’Oww ow, canım acıdı…’’
Doğrulduktan sonra kollarını salladı.
Kalbim boğazımda atıyordu: ‘’Matcha, sakın geriye çekileyim deme! Arkadanda çukur var!’’
‘’Ah? Patron…’’
Matcha oracıkta kala kalmıştı. Ardından söylediğimi duyar duymaz istemsizce geriye adımlamış ve düşmeye başlamıştı.
Kendimi öldürmek istiyordum, tekrar o kadar şey yaşamak… salak kız!
Tak!
Mor Şafak Botları’m karları delip geçiyordu. Bir an için bile olsun düşünmeden Matcha’Nın olduğu bölgeye doğru koştum ve aşağıya zıpladım. Matcha’yı görür görmez kadının kolunu tutmuş ve sımsıkı kavramıştım!
‘’Patron…’’
Matcha başını kaldırıp, bana baktı. Gözleri kan çanağına dönmüştü: ‘’İşe yaramazın tekiyim.’’
En güzel gülümsememi takındım: ‘’Boş boş konuşma, daha demin neler yapabileceğini kanıtladın!’’
‘’Ben…’’
Matcha’nın sözlerini beklemeden yan duvara kılıcımı sapladım. Düşüş hızımızı azaltmam gerekiyordu; zira aksi taktirde hayatta kalabileceğimizden şüpheliydim.
“Clang Clang Clang…”
Kılıç kulakları sağır edecek kadar yüksek bir ses çıkardıktan sonra taştan duvara saplanmıştı. Matcha’yı kucakladım ve kaymaya başladım. Göz açıp kapayıncaya dek tepeden atılmış ve 100 metre serbest düşüşe geçmiştik!
‘’Patron, şurada kurumuş bir sarmaşık var!’’ Matcha bağırdı.
Hemen cevapladım: ‘’Tutun bana!’’
Matcha kollarını uzatıp, bana sarıldı. Bu esnada ben de uzanıp, sarmaşığı yakalamıştım. Aşağıya doğru inerken bir ‘Bang!’ sesinin ardından sarmaşık kopmuştu. Kim bilir ne kadar zaman önce kurumuş bu sarmaşık parçası vücut ağırlıklarımızı taşımaya dayanamamıştı. Panik içinde bir şeylere tutunmaya başladım ve ‘’Peng!’’ bir anda düşüşümüz sona ermişti. Başımı kaldırıp baktığımda, geniş bir kayaya tutunmayı başardığımı gördüm; lakin taş parçası keskin olduğundan elimi delip geçmişti.
Drip… drip…
Elimden akan taze kan damlaları Matcha’nın suratına düşüyordu. Önce bana, ardından da kayaya baktı. Neredeyse ağlamak üzereydi: ‘’Patron, canın acıyor mu?’’
Dişlerimi sıktım: ‘’Hayır, çocuk oyuncağı…’’
‘’Patron…’’
İleriye bakıp söylendim: ‘’Matcha, taş yüzeyden sarmaşık büyüyeceğini düşünmüyorum. Muhtemelen tepede büyümüştür. Sarmaşıkların kökünü bulabilirsek saklanacak bir yere kavuşabiliriz.’’
‘’Tamam.’’
Matcha etrafı gözlemlemeye başladı. Çok geçmeden elini uzatıp, söylenmişti: ‘’Patron, çabuk bak şuraya, kuru sarmaşıklar şuradaki mağaradan geliyor. Mağaraya yaklaşık 3 metre uzaklıktayız.’’
‘’Tamam, tırmanalım o zaman!’’
Daha önce süikastçinin düşürdüğü hançeri kayaya sapladım. Ardından yavaş yavaş mağaraya doğru tırmanmaya koyulmuştum. Zar zor da olsa Matcha’yla mağaraya ulaştıktan sonra ortamın pek de geniş olmaması dikkatimi çekmişti. Mağara birkaç metrelik derinliğe sahip olsa da, en azından mücadeleden kurtulmuş olmanın verdiği mutluluk kalbimi ısıtmıştı. Sonuçta artık ışınlanma kağıdını kullanıp, şehre gidebilrdik.
‘’Patron…’’
Matcha önümde diz çöktü. Ellerimi tutmuş ve yarama bir göz atmıştı: ‘’Bu yara kolay kolay iyileşecekmiş gibi görünmüyor. Şifacıların [Terapi] yeteneğine ihtiyacın var.’’
Başımı öne doğru salladım: ‘’O kadar da mühim bir yara değil, puanlarımı etkilemeyecektir.’’
‘’Tamam, acıyor mu?’’
‘’Hayır!’’
“Hehe…”
‘’Niye gülüyorsun…’’
“……”
……
Matcha’nın sivri kulakları dikilmişti; Rüzgar Elfleri’nin çevreye karşı duyarlılıları fazla olduğundan bu pek de şaşırtıcı değildi: ‘’[Kahramanın Öfkesi] hala bizi arıyor, ne yapacağız? Şehre mi döneceğiz?’’
‘’Sana kalmış.’’ Kılıcımı kınına soktum.
‘’Tamam o zaman, biraz daha oynayalım. Heheheh, şu salakları bırakıp gitmeye gönlüm el vermiyor…’’
‘’Tamamdır.’’
Matcha doğruldu, mağaranın içinden birkaç tane kuru dal parçası aldı. Önüme geçmiş ve söylenmişti: ‘’Hava baya soğuk, ateş yakalım mı?’’
‘’Çakmak olsaydı keşke.’’
‘’Sıkıntı yok, eski insanların yaptığı gibi ellerimizi kullanabiliriz!’’
‘’Tamam o zaman!’’
……
Matcha doğrulduktan sonra dal parçalarını aramaya koyulmuştu. Çok geçmeden yanıma gelmiş ve eğilerek ateşi yakmaya koyulmuştu. 10 dakikalık uğraşın ardından nihayet duman tütmeye başlamıştı. Gözlerimin önünde beliren ateş insanın içini ısıtan cinstendi. Çok geçmeden ateşten çıkan dumanlar mağaradan dışarıya yayılmaya başlamıştı. Eğer [Kahramanın Öfkesi] bu dumanları fark ederlerse, cidden sinirden deliye döneceklerine şüphem yoktu; zira böylece bir kez daha beni öldürmekte başarısız olduklarını anlayacaklardı.
Matcha dizlerine sarılmış, yanıma oturmuştu. Figürü bir hayli etkileyiciydi: ‘’Patron, kızartacak tavuk kanatlarımız olsa ne kızartırdık ama…’’
Gülümsedim: ‘’Sıkıntı yok, malzememiz var!’’
‘’Oh, neymiş?’’ Matcha ufak ağzını açtı.
Elimi çantama sokup, kelebek yumurtalarını çıkarmıştı. Bu yumurtalar daha önce kestiğmiz Kelebek Kraliçesi’nden düşmüştü. Açıklamaya göre yumurtaları yemekte kullanabiliyorduk; lakin tam olarak nasıl pişireceğimi bilmediğimden kızartıp, yiyelim dedim. Aslına bakarsanız geçmişte, zorlu görevlere çıktığımda örümcek yumurtalarıyla besleniyordum. Tatları fena sayılmazdı.
‘’Hey, bunların tadı nasıl acaba…’’ Matcha söylendi.
Bir kahkaha patlatıp, elimi uzatmış ve 7 yumurtayı da ateşe fırlatmıştım. Çatırdama sesleri havaya yayıldığında ortaya çıkan koku normal yumurtaları andırıyordu. Hmm, tatları fena olmasa gerek…
“Pa Cha….”
7 yumurta da açılmıştı, içleri bembeyaz bir sıvıyla kaplıydı; lakin son yumurta için bu durum geçerli değildi. Bahsi geçen bu yumurta açıldığında ortaya altın bir ışık hüzmesi çıkmış ve kalbim dört nala koşmaya başlamıştı…
‘’Hassiktir! Sıkıntı…’’
Hemen ateşi söndürmeye çalışmıştım. Yumurta yere yuvarlanmış ve içinden küçük, altın sarısı bir kelebek çıkmıştı! Kelebek yavaşça kanatlarını açmış ve üstünde yazan yazılar da bana derin bir şok yaşatmıştı…
[İlüzyon Vari Kelebek Kraliçesi] (Mor Evcil Hayvan)
Seviye: 1
Durum: Sahipsiz
……
‘’Patron, bu…’’ Matcha’nın ağzı sonuna kadar açılmıştı.
Hemen kılıcımı çektim ve Matcha’nın elini tuttum: ‘’Matcha, bu evcil hayvanı istiyor musun?’’
‘’Şey… ne oluyor patron?’’ Matcha ne olduğunu anlayabilmiş değildi.
“Bizz….”
Hafifçe kızın elinde bir yara açmış ve kanından bir damlayı yavru kelebeğe damlatmıştım. Bir anda mağarayı altın bir ışık hüzmesi kaplamıştı---
“Ding!”
Sistem Notu: Oyuncu [Çilek Matcha] ve Mor Evcil Hayvan [İlüzyon Vari Kelebek Kraliçesi] sahiplik kontratını tamamlamıştır. Sunucunun ilk mor evcil hayvanına sahip olan oyuncuya verilen ödüller; +4 Seviye, +5 Karizma!
……
Sistem notunu okuduktan sonra gülümsedim: ‘’Güzel, +4 seviye, +5 karizma, hiç fena değil…’’
Matcha oracıkta şaşkın bir ifadeyle dikiliyordu: ‘’Patron… bu yaratığı neden kendine almadın?’’
Düşünmeden cevapladım: ‘’Ben fiziksel yaratıkları seviyorum, ayrıca… Matcha artık Zhan Long’a katılmış birisin. Niye hala bu tarz şeylerin lafını yapıyorsun ki? Bu yaratığa sahip olduğun sürece takımımıza güç katacaksın! Çabuk, hadi bakalım şu yaratığın puanlarına bakalım…’’
‘’Tamam..’’
Matcha elini savurmuş ve puanları göstermeye koyulmuştu.
‘’Bu değil… evcil hayvan sekmesini açacaksın…’’
Matcha sekme üzerine sekme açmaya devam etse de bir türlü evcil hayvan sekmesini bulamamıştı.
Nihayetinde beşinci denemesinde başarılı olmuştu…
【İlüzyon Vari Kelebek Kraliçesi】
Saldırı: ★★★☆
Defans: ★★★★★
Can: ★★★★★☆
Çeviklik: ★★★☆
Büyü: ★★★★★★☆
Yetenekler:【Keskin Alev Rüzgarı】【Muazzam Dansın Sarmaşıkları】【Boşluğun Alevleri】
Saflık Derecesi: 89%
……
Hassiktir, 6.5 yıldızlık büyü… Bu yaratığın diğer büyülü yaratıklara beş basacağından şüphem kalmamıştı!
Magnec