Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

73. Bölüm Kuzeyin Orkları (2)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

“Reddediyorum.” Crockta direk olarak cevap verdi. Hiç bir tereddüt yoktu sesinde, bu Tiyo’nun gülmesine neden oldu.

 

Kapur şefinin yüzü kırmızıya döndü. Tehditkar bir tonda kükredi, “Kuwaaaaack!”

 

Kapur orkları titrediler, şef etrafına acımasız gözlerle bakıyordu. Kabile üyeleri şeften bakışlarını kaçırıyorlardı. Oturduğu koltuğa dayalı duran büyük baltasına doğru uzandı.

 

“Ben Kapur, Kapur Kabilesi şefi! Bu senin için son uyarım. Diz çök!” Kırmızı gözleriyle Crockta’ya doğru bakıyordu ve bağırmıştı.

 

Biraz sonra öfkeden patlayacak gibi görünüyordu.

 

‘Tecrübesiz savaşçılar hislerini yüzlerine yansıtırlar.’

 

Hoyt’un ona geçmişte söyledikleri zihninde yankılandı bir an. Aynı onun söylediği gibiydi, şu anda şef ona göre kabile üyelerinin önünde hakarete uğramıştı ve otoritesini geri kazanmak için gücünü göstermeliydi. Aynı zayıflığını açık etmek kadar iyi bir şeydi.

 

Ona sadece tecrübesiz savaşçı demek bile fazla gelirdi. Daha önce icabına bakmış olduğu zeka seviyesi düşük canavarlardan farklı değildi. Crockta bir ork olarak karşısında yaşananlardan utanmış hissetti.

 

Crockta tekrardan konuştu. “Reddediyorum, Kapur.”

 

“Sen!”

 

Kapur’un baltasını kaldırıp Crockta’ya doğru atılacağı an.

 

Crockta kükredi. Ordu Ezen Kükreyişti o, Crockta’nın aktif yeteneği. Savaş narası fiziksel bir kuvveti de içinde barındırarak kuzeyin gökyüzüne doğru yayıldı.

 

“Bul’tarrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr----------!”

 

Sanki yer sarsıldı ve Kapur orkları geri itildiler. Önlerindeki Şef Kapur kulaklarını tıkamış ve bir kaç adım geri atmıştı. Elindeki balta da düşmüştü. Crockta’nın kükreyişi sona erdiğinde, kabilenin üzerine ölüm sessizliği çökmüştü.

 

“...Gulp.”

 

Biri sesli bir şekilde yutkunmuştu. Kapur iradesini tekrar topladı ve aceleyle yere düşen baltasını alıp tekrardan kaldırdı. Sonra Crockta’nın kükreyişini taklit etmek istedi ama ses çıkartmayı başaramadı ve sadece iç çekti.

 

“Kapur, seninle savaşmak niyetinde değilim.” Crockta konuştu.

 

Kapur’un yüzü çarpıldı, “Bu karar sana kalmış değil! Öl!”

 

Elinde baltasıyla öne atıldı. Normal bir orktan daha iriydi ve bir an için gölgesi Crockta’nın üzerine düştü. Ancak, Crockta yerinden kımıldamamıştı bile, rakibinin hareketlerini izliyor ve kavrıyordu.

 

Elder Lord’da girdiği sayısız mücadelenin tecrübesi vardı onda. Karşılaştığı düşmanları bir orktan daha zayıf değillerdi. Sadece behemotla savaştığı son savaşı düşünse bile, kaç kere ölmekten son anda kurtulmuştu o kocaman ayakların altında? Birde büyük avcı Shakan’la birlikte savaşmıştı o.

 

Balta rastgele, ona zarar vermeden savruluyordu. Düz bir şekilde aşağı doğru bir darbe, Crockta sadece bir adım geriye çekildi. Kapur ise devinimini kullanarak yatay bir darbe vurmayı denemişti akabinde. İşte o anda Crockta’da büyük kılıcını savurdu.

 

Kakang!

 

Balta kırılmamıştı ama Kapur’un eli darbenin etkisiyle geriye doğru savrulmuştu. Acıdan dolayı yüzü kasıldı. Crockta zıpladı ve yüzünü tekmeledi.

 

“Keuak!”

 

Kapur yere kıç üstü düştü, sonra darbenin etkisi geçmeden önce biraz yuvarlandı.

 

Gözlerinde delice, acımasızca bir bakışla kabile üyelerine baktı. Kabiledekiler tekrardan gözlerini onun bakışlarından kaçırdılar. Crockta’nın gözlerindeki ışık bir parça söndü, karşısındaki sözde kabile şefi Kapur’un normalde nasıl davrandığını bu hareketlerinden anlayabiliyordu.

 

Saygı hiç bir zaman zorbalıkla ve güç kullanarak kazanılmazdı.

 

Crockta ilerledi, Kapur’sa geri çekiliyordu, ta ki sırtı oturduğu şef koltuğuna dayanana kadar. Artık geri gidecek daha fazla alan yoktu. Kapur bir kez daha öne atıldı. O hala bu kabilenin şefiydi, Crockta’ya doğru zıpladı korkutucu bir devinimle.

 

“Aaaaaack!”

 

Baltasını zıplamanın ona vermiş olduğu yer çekimi gücünü de kullanarak düşey bir şekilde savuruyordu. Crockta etrafında döndü ve saldırıdan kaçındı. Bu dönüşün ona vermiş olduğu devinimi de kullanarak Gulyabani Katilini savurdu. Kapur’un içinde olduğu durumda kaçabileceği bir pozisyon yoktu ve darbeyi direk olarak vücuduna yedi.

 

“Kaaack!”

 

Koltuk altından kalçasına kadar olan bir kesikti. Kan dökülmeye başladı, Kapur baltasını indirdi ve yarasını kavradı. Yana doğru eğildi , “B-bu herif…!”

 

Acıyı görmezden gelmeye çalıştı ve baltasını yaralanmamış olan taraftaki eline aldı ama diğer tarafından sürekli kanıyordu. Kapur yere düştü ve titremeye başladı. “B-bu…”

 

Crockta ayağını Kapur’un başına koydu. Kapur şoktan çığlık atmaya başlamıştı, Crockta’ysa etrafına bakındı. Kapur kabilesi üyeleri gözlerinde korkuyla izlemeye devam ediyorlardı.

 

“İnanılmaz…”

 

Şefleri önlerinde kıvranırken, kabile savaşçıları hiç bir şey yapmadan bekliyorlardı. Kaçmakla kaçmamak arasında kalmış gibi görünüyordu her birinin ifadesi. Crockta bir kez daha yerdeki şefe baktı.

 

“Bir kez daha söylüyorum, sizinle savaşmak gibi bir niyetim yok.”

 

Sersemlemiş olan Kapur’un bedeni kıvrılmaya başladı. Görünüşe göre iradesini kısa bir süre sonra tekrar kazanacaktı. Crockta sözde şefin kafasını tekmeledi. Aman vermeyen bir tekmeydi! Kapur’un çıkık ön dişlerinden bir tanesi kırıldı ve bir kez daha sersemledi.

 

Crockta yerdeki Kapur’a doğru bakıyordu, sonra kafasını Kapur savaşçılarına çevirdi, hepsi gözlerini kaçırıyorlardı.

 

“Sözlerin ve yaptıkların birbirine uymuyor dot…” Tiyo konuştu.

 

Crockta kıkırdadı. Bu arada onu buraya getiren Kapur savaşçılarına işaret etti. Gözlerinde inanamaz ifadelerle Crockta’ya bakıyorlardı. “Bizi buraya misafirler olarak getirenler sizler değil misiniz?”

 

“B-bu…”

 

“Ben sadece biraz dinlenmek ve konuşmak için buraya geldim.”

 

Crockta’nın sözlerinden ötürü utanç hissettiler. Kabile şefini alt edebileceğini düşünmemişlerdi. “Ö-öyleyse…”

 

Tiyo onlara doğru bağırdı, “Ben acıktım dot!”

 

Sonra bir başka Kapur savaşçısı ortaya çıktı. Görünüşe göre şef yokken kabileyi idare eden kişi oydu. “Anladım. Kalacak yer ve yemek. Beni takip edin.”

 

Böylelikle, Crockta ve Tiyo, kabile şefini mağlup ettikten sonra Kapur kabilesinin misafirleri oldular.

 

*** ***

 

Kapur kabilesi uzun bir süreden sonra misafir ağırlıyorlardı. Crockta onların kendilerine kucak açtıkları için mi yoksa dehşete düştükleri için mi böyle davrandıklarını bilmiyordu ama durumu olduğu gibi kabul etmişti.

 

“Kapur iyi mi?” Crockta sordu.

 

Crockta’yı tehdit etmiş olan savaşçı Rakuta cevapladı, “İyileşiyor.”

 

Kuzeyde karşılaştığı diğer orkların aksine bu savaşçı sakindi. Crockta’ya direk olarak hizmet ediyordu. Görünüşe göre Crockta’dan güney hakkında bir şeyler öğrenmek istiyor gibiydi. Crockta ona getirdikleri eti yiyordu. Biraz sert bir etti ama yine de güneydekilere benzer bir tadı vardı. Böyle bir eti ilk defa yiyordu. Fena sayılmazdı.

 

“Düşmüş Tanrının Tapınağına mı gitmek istiyorsun?”

 

“Bu doğru.”

 

“Neden o harabelere gitmek istediğini bilmiyorum ama bu kolay olmayacak.”

 

Crockta dik dik baktı karşısındaki orka.

 

“Orası insanlar ve kara elflerin toprakları. Saldırıya uğrayacaksın.”

 

Kıtanın onun yaşadığı tarafında da türler arasında bir husumet vardı ama birbirlerine saldırmazlardı ciddi bir sorun olmadığı taktirde. Ama kuzey farklıydı, Rakuta’ya göre, farklı türler birbirleriyle karşılaştıkları anlarda direk olarak savaşa tutuşurlardı. Hatta bazı durumlarda türler içinde de anlaşmazlıklar olmuş ikiye hatta üçe bölünmüşlerdi.

 

“Bana biraz daha kuzeyi anlatır mısın?”

 

“Kuzey…”

 

Crockta tanımlama yüzünden başına ağrılar giriyor gibi hissetti.

 

Kuzeyin yaban topraklarının dış kesimlerindeydiler. Biraz daha ilerlendiği taktirde gerçek ork topraklarına girmiş oluyorlardı.

 

Birkaç kabile Büyük Klan’ın şefinin yanında toplanmıştı. Klan şefi tarafından yönetilen kabileler askeri bir yapıya sahiptiler ve yaptıkları şeyler yağma, talan ve katliamdan ibaretti. Her zaman savaşa aç yaşıyorlar ve diğer türleri sürekli savaş için kışkırtıyorlardı.

 

Normalde güneyde yasak olan kölelik burada aktif olarak kullanılıyordu. Kıtanın geri kalanından daha dar görüşlü bir yapıdaydı kuzeyde yaşayanlar ve türler arasında da sürekli çatışmalar vardı.

 

“Anlıyorum.”

 

Sonra Tiyo’nun sesi duyuldu çadırın dışından. “Sonra silahımı kaldırdım ve ateş ettim dot! Ve büyük yaratık konuşmaya başladı dot! Şaşırmıştım… Benim ‘General’im hiç durmaksızın aman vermeksizin ateş ediyordu yaratığın gözlerine bam bam bam bam!”

 

“Wow.”

 

“Muhteşem!”

 

Büyülü bir silah taşıyan minik cin cüce doğal olarak genç orkların dikkatini çekiyordu. Tiyo onlara bir hikaye anlatıyordu, sonra kafasını çadırın içine sokarak Crockta’ya seslendi.

 

“Crockta dışarı gel ve sende hikaye anlat!”

 

Crockta güldü.

 

O anda, bir ork Tiyo’nun yanından geçerek çadıra girdi. Gergin bir şekilde Rakuta ile konuştu, “Rakuta bir problemimiz var.”

 

Sonra Crockta’ya baktı, şeflerini mağlup etmiş savaşçıdan korkuyordu.

 

“Neler oluyor?”

 

“Bir anda, büyük klanın şefinden mesaj taşıyan bir ulak geldi. Bu gün…”

 

Rakuta kaşlarını çattı. Crockta neler olduğunu anlayamamıştı o arada Rakuta ona açıkladı.

 

“Sana daha önce bahsettiğim büyük klanın şefi. Normalde bu bölgeye karışmaz ama Kapur şefi onun boyunduruğu altında bir alt klan olmak istemişti. Geçenlerde bir hediye göndermiştik ve şef yakında haber alacağımızı söylemişti…”

 

Böyle bir şeyi az buçuk tahmin etmişti zaten Crockta.

 

“Lütfen burada kal. Arkadaşın da aynı şekilde. Buradan kesinlikle ayrılmamalısınız.”

 

Sonra çadırdan çıktı. Tiyo’da Rakuta’nın çıkmasının ardından çadıra girdi. “Ah, hikayemin en can alıcı kısmında müdahale edilip durduruldum dot!”

 

Crockta gülümsedi ve önündeki etten bir parçayı ağzına atıp çiğnemeye başladı.

 

*** ***

 

Hammerchwi, carukun üzerinden inmeden Kapur kabilesine doğru bakıyordu.

 

Orası ıssız bir bölgeydi.

 

“Beni böyle bir yere göndermek…”

 

Kıdemli bir ork savaşçısıydı. Gençliğinde kara elflerin icabına bakardı ama şu anda vücudu eskisi gibi değildi. Ama savaş çekici, savaş alanlarını özlemişti. Hala içinde düşmanlarını gömecek güç vardı.

 

“Buna çare yok.”

 

Yeni klan şefi ondan hoşlanmıyordu. Bunun için yapacak bir şey yoktu. Gençler her zaman yaşlıların onlara verdikleri tavsiyeleri gereksiz görürlerdi. Özellikle küçük yaşta hak etmediği güce sahip olmuş kişiler. Böylece o da Hammerchwi’yi böyle garip ve ıssız yerlere göndermeye devam etmişti.

 

Büyük klanın şefinin bayrağı altına, bir alt klan olarak girmek isteyen kabilelere görüşmeye gönderilip duruyordu, şimdi de bu neredeyse karanlık duvarın hemen yanındaki küçük kabileyi görmeye gönderilmişti. Ama atmosferde bir gariplik vardı. Kabile tuhaf bir şekilde dağılmış görünüyordu. İnsanların toplandığı merkezde yerde kan vardı. Hammerchwi carukundan indi.

 

Yerde bir şey görmüştü. Bir orkun kırılmış, çıkık ön dişi.

 

“Hrmm…”

 

Gözlerini kıstı ve ona hizmet eden Kapur kabilesi üyesine sordu.

 

“Ne yaşandı?”

 

“Ah, hiç bir şey.”

 

Ancak, ortada bir panik havası vardı. Hammerchwi gülümsedi.

 

“Şef nerede?”

 

“Birazdan gelecek.”

 

Hammerchwi’nin arkasında duran büyük savaşçı bağırdı. “Hammerchwi’yi sakın çok bekletmeyin.” Kapur orkları ses karşısında sanki donup kaldılar.

 

On büyük klan savaşçısı Hammerchwi’ye eşlik ediyorlardı. Böyle yaban topraklarda görülmeyen çelik silahlar ve kaliteli zırhlar kullanıyorlardı. Kapur gibi kendi silahlarını yapamayan ve diğer kabilelerden ya da başka türlerden çalmak zorunda olan orklar gibi değillerdi.

 

“Onları tehdit etmene gerek yok. Nasıl olsa çok zamanım var.” Hammerchwi bağıran orku azarladı.

 

“Anlıyorum.” Savaşçı başını eğdi.

 

Kapur aceleyle çadırından çıktı. Büyük klan şefinin yapısına yakın, iri kıyım bir orktu Kapur. Büyük Klan savaşçılarına göre bile büyük kalıyordu. Ancak hareketlerinde bir gariplik vardı.

 

Hammerchwi gözlerini kıstı. Orkun vücudunda sargılı yerler vardı ve bazı yerler hala kanıyor gibi kırmızıya boyanmıştı. Neredeyse açık yeşil olan kanı çekilmiş yüzü bütün her şeyi açıklıyor gibiydi.

 

“.....”

 

Ağzında olması gereken ön dişi kırılmıştı.

 

“Ne kadar ilginç.” Hammerchwi güldü.

 

Kapur yaklaştı ve başını önüne eğdi. “Uzun bir yoldan geldin. Ben Kapur.”

 

Kabilesindekilere davrandığından çok daha farklı konuşuyordu. Kapur’un vücüdundaki yaraları görebiliyordu Hammerchwi.

 

“Ne oldu?”

 

“Hiç bir şey! Hiç bir şey olmadı.”

 

“Olmadı mı?”

 

Hammerchwi hafifçe öne eğilerek, hala önünde eğilmiş olan Kapur’un yüzüne baktı.

 

“Bana neler olduğunu söyle.”

 

“Hiç bir şey olmadı…”

 

“Bana cidden yalan mı söyleyeceksin?”

 

“.....”

 

Kapur gözlerini devirdi. Sonrasında konuşmaya başladı. “Aslında bir şeyler oldu.”

 

“Anlat bana.”

 

“Bir ork, bir anda ortaya çıktı ve bize saldırdı. Onunla savaştım ama garip bir silah taşıyordu ve ona karşı direnemedim. Beni öldürmek istediğini söyledi, şef olmak istiyormuş.”

 

Hammerchwi elini çenesine götürdü. “Hrmmm…”

 

“Hatta beni destekleyen büyük klan şefini bile umursamadı. Lütfen onun icabına bakın.”

 

Hammerchwi başıyla onayladı. Gerçek meselenin ne olduğunu bilmiyordu ama ortada olan iki kesin olgu vardı.

 

Bir. Kabile şefi birine dövüşte yenilmişti. İki. O ork bu şeften daha güçlüydü.

 

“İlginç.” Hammerchwi dikildi, üzerindeki zorlama bir iş yüküydü ama bir anda değişik bir şey olmuştu. Hammerchwi Kabur kabilesinin üzerinde gözlerini gezdirirken konuştu. “Peki bu ork şimdi nerede?”

 

Kapur kabilesi üyelerine vahşi gözlerle bakıyordu. Bir çadırı işaret ettiler. Kapur en düzgün sesiyle konuştu. “Oradaki çadırda.”

 

Hammerchwi onayladı.

 

“Onu göreceğim.”

 

Çadıra doğru yürüdü. Girişi örtülü olduğu için içerisi gözükmüyordu.

 

“Dikkatli ol! O iri yarı ve vücudunun her tarafında dövmeler var!”

 

İri kıyım şef Kapur’u devirmek normal birinin yapacağı iş değildi.

 

Hammerchwi çenesini dikleştirdi. Bu korkutucu ork onu eğlendirebilecek miydi? Bir heyecan dalgası sardı vücudunu. Bu vahşi topraklarda yaşayan orklar düzgünce eğitilmemiş olabilirlerdi ama aralarından sağlam biri çıkmış olabilir miydi? O ork muhtemelen onlardan bir tanesiydi.

 

Diğer büyük klan savaşçılarıyla birlikte çadıra doğru ilerledi. Sonra Hammerchwi sonunda rakibini gördü.

 

Orada.

 

“Kimsin sen?” Şirin bir cin cüce sormuştu bu soruyu.