cin cüceleri görmezden gelmeyin dot :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
69. Bölüm Avlanma Sezonu (4)
Shakan, şu anda uyuyor olan Tiyo ve Crockta’ya baktı, sonra dışarı çıktı.
Gece vaktiydi. Sayısız yıldızın parladığı gökyüzüne baktı. Takım yıldızları böyle lanetli bir yerden bile görülebiliyorlardı. Avcı gökyüzündeki ejderhaya bakıyordu.
Shakan dalları bir araya getirdi ve okları kesmeye başladı. Bir darbe, bir darbe daha, ağaç dallarına indirdiği her darbe zihnini boşaltıyordu.
Artık dünü, bugünü, yarını birbirinden ayıramıyordu, burada çok fazla zaman geçirmişti. Geçmişte yaşadığı anılarla şu an yaşadıkları birbirine karışmıştı. Önündeki av bu duruma hiç yardım etmiyordu. Sayısız yaratıkla mücadelesinden ve onları yenip yedikten sonra içinde ne kaldıysa artık bozulmuştu. Beyninin bir kısmı, sinirleri, o yaratıklardan birer parça haline gelmişti.
Artık geriye sadece tek bir şansı vardı.
Yeni hazırlamış olduğu okları karanlık ormana doğru tuttu. İyi bir avcı sadece tek bir atışa ihtiyaç duyardı. Karanlığın merkezini tek atışta vurmalıydı.
“Bir Shakan asla düşmanlarını canlı bırakmaz.” Kendi kendine mırıldandı.
Aslında zihni açıktı. Karanlığı tekrar hatırladığı için artık zihnindeki diğer karışıklıkların bir önemi kalmamıştı. Zihnindeki her şeyi, geriye sadece karanlık kalana kadar kovdu. Artık zihni açık bir gün kadar netti.
‘Yaratığı’ öldür. O gün kısa zamanda gelecekti.
Son avda bu şekilde gelmişti. Gün aydınlandığı zaman yanına o iki yabancıyı da alıp ava çıkacaktı. Yabancılar onun av köpekleri olacaklardı.
Öl ya da öldür. Başka bir alternatif yoktu. Her zaman düşmanı aramıştı, ‘yaratık’ karanlık ortaya çıkarak avlanma sezonunu başlattığından beri Shakan’ın gölgelerde gezindiğinin farkındaydı.
Gözlerini açtı ve gökyüzüne tekrardan baktı, takım yıldızlarının ışıkları giderek soluyordu. Ormanın şeytani yapısı ayı kırmızıya boyamıştı, şeytanlaşmış bir şekilde.
*** ***
“Kadere inanırım.” Shakan konuştu.
Crockta bu ani sözler karşısında başını hafifçe yana eğdi.
Avcının kalesinden sabahın ilk ışıklarıyla ayrılmışlardı. Ayrılmadan önce Shakan uzun bir süre ineklere bakmıştı. Ancak bu sefer onlara oğulları gibi davranmamıştı. Bir avcının soğuk yüzüne sahipti, aynı ilk karşılaştıkları zamanki gibi.
Vücudundaki gerginlik gözle görülebiliyordu. Shakan avlanırken asla hata yapmazdı.
“Ben kadere inanmıyorum.” Crockta cevap verdi.
“Aynı bir ork gibi.”
“Orkları biliyor musun?”
“Bir Shakan her şeyi avlar.”
Crockta’nın gözlerindeki bakış keskinleşti, Shakan kıkırdadı. Gülümserken kafasını sağa sola sallıyordu. “Bir şakaydı. Tanıdığım bir avcı ork var.”
“Avcı ork?”
“Evet benim avcı olarak kabul ettiğim bir ork.”
Crockta çok fazla avcı ork görmemişti. Orklar genellikle savaşçı ya da şaman oluyorlardı. Ama bir tane çok güçlü avcıyla tanışmıştı Orcrox’tan ayrılmadan önce. güneşi avlayan Avcı Zankus. Avcının gözleri Crockta’ya sanki o bir avmış gibi bakmıştı.
Shakan devam etti, “Zankus adında bir orktu.”
“.....!”
“O zamanlar daha yeni yetişiyordu ama şimdiye gayet iyi bir avcı olmuştur.”
Zankus genel olarak bilinen ünlü orklardan bir tanesiydi. Bütün Orcrox, Zankus’un Lenox’un cenazesine geldiğini gördüklerine şaşırmışlardı. Shakan, Zankus’tan bir avcı yamağı gibi bahsetmişti. Farklı görünüyordu.
Karşısındaki avcı hiç efor sarf etmeden, neredeyse bir anda, ejderlerin ya da mantikorun icabına bakacak güçteydi. Crockta Shakan’ın hareketlerine göz attı. Zihni biraz karışıktı ama her zaman belli bir seviyenin üzerine çıkmış olan insanlardan öğrenecek bir şeyler olurdu.
Onların gücü yaşamış ve geliştirmiş oldukları sonsuz disiplinden gelirdi.
Shakan, Crockta’nın bakışlarını üzerinde hissedince sordu, “Söyleyecek bir şeyin mi var?”
Sonra yayının kirişini gerdi.
Piing.
Oku ormanın içinde önüne çıkan her şeyi yarıp geçti. Uzakta bir yerlerde yere yığılma sesi duyuldu, Crockta ve Tiyo’nun daha varlığını bile sezemediği bir yaratık, ölmüştü.
“Avcılar birbirlerine güvenirler. Konuşmak yok, bu bizim hayatımızı riske atar.”
Karanlık ormanın içerisinde bir süre daha ilerledikten sonra, Shakan’ın öldürdüğü yaratığın bedenine ulaştılar. Trol. Ama vücudu çürümüş ve yer yer kemikleri ortaya çıkmıştı. Uzun zaman önce ölmüş gibi görünüyordu.
“Bir navment trol.”
Ormanın daha da derinliklerine doğru ilerledikçe, daha da güçlü yaratıklar karşılarına çıkıyordu. Burası navmentlerle diğer canlı yaratıkların birlikte savaştığı lanetli bir yerdi.
“İşte bu ‘o’ piçin gücü.”
Shakan görünüşe göre o ‘yaratığı’ biliyordu. Crockta sormadan edemedi. “Neden o yaratığı avlamak istiyorsun?”
Daha önce de sormak istemişti bu soruyu. Crockta’nın yaklaşık olarak bir tahmini vardı.
‘Bir Shakan düşmanlarını asla canlı bırakmaz.’ Shakan ölü çocukları hakkında konuşan deli bir adamdı. Düşmanı hakkında konuşurken karanlık ormana bakıyordu gözleri. Bunun arkasında bir olay olması çok muhtemeldi.
“Aynı senin tahmin ettiğin gibi.”
Shakan navment trolün vücuduna saplanmış olan okunu çıkarttı. Okun ucu siyah kana bulanmıştı.
“Oğlum onu avlamak istedi ve öldü. Diğer iki oğlumda büyük oğlumun intikamı için bu ormana geldiler ve öldüler. Bu olaylardan sonra karımı kaybettim.”
Onlara yaşananlardan bahsederken sesi titriyor ve çatallaşıyordu. “Bende burada intikam için bulunuyorum. Ama onlar Shakanlardı. Benden daha fazla Shakan.
“Sorduğum için üzgünüm.”
“Hayır.” Shakan karanlığın içine dik dik bakmaya başladı. Şafak söküyor olmasına rağmen, yoğun orman ve sık yapraklar güneşin ışıklarının onlara ulaşmasını engelliyordu. “Ben kadere inanıyorum. Bütün Shakanlar belli bir ölçüde kadere inanırlar.”
Aniden karanlığın içinde bir şeyin varlığı hissedildi. Onları sessizce arkalarından takip eden Tiyo tüfeğini kaldırdı. Crokcta da aynı zamanda kılıcını çekmişti ve savaşa hazırdı.
“Belki bizim kaderimizde karşılaşmak vardı.”
Karşılarına çıkan bir grup gulyabaniydi. Üç gulyabani, onların farkına vardıklarında gözleri parladı. Sakin ormanın içinde bir savaş narası yankılandı. O nara Crockta’dan gelmişti, gulyabanilerden değil. Öne atıldığında oluşturduğu ivme gulyabanileri ezmeye yetmişti. Büyük kılıcı her an gulyabanileri doğramaya hazır vaziyette ilerliyordu.
Renkli büyü mermileri Crockta’ya gereken desteği verdi. ‘Gulyabani Katili’ ormanı yararak ilerliyordu.
Shakan bütün kıtayı dolaşmış ve her şeyi avlamıştı. Bazen orklarla bile savaşmıştı.
“Bul’tarrrrrrrrr---------!”
Ancak, hiçbir zaman gerçek bir ork savaşçısı görmemişti. Ona gelen saldırılardan ustalıkla savaş duyularını kullanarak kaçınıyor ve kullandığı büyük kılıcıyla gulyabanileri kesip biçiyordu. Düşmanlarını kılıç ustalığıyla baskı altına alan insan bir makine gibi görünüyordu. Gerekli olduğu anda, gücünü düşmanına karşı kullanıyordu.
“Sadece bu kadar-----------!”
Crockta bir gulyabani tarafından tekmelendiğinde bağırdı. Sonra kılıcını gulyabaninin karnına soktu. Yaradan oluk oluk kan döküldü. Crockta elindeki büyük kılıcı çılgınca gulyabaniye doğru savuruyordu. Kılıcı her savuruşunda üzerine bulaşmış olan kan etrafa saçılıyordu. Gulyabani çöktü, ağzından kanla birlikte köpükler çıkıyordu.
Kan içinde kalmış Crockta, kalan düşmanlara baktı. Gulyabaniler orkun ivmesi karşısında yavaş kalmışlardı. Hiç kırılmayan sağlam bir savaşma arzusu.
“Kader.”
Böyle bir savaşçının onun son avında ortaya çıkması bir tesadüf müydü? Eğer bu kader değilse, o zaman neydi?
Shakan gülümsedi ve yayının kirişini gerdi. Ork daha tam olmamıştı ama gelecekte harikalar yaratacaktı. Uzun zaman önce karşılaşmış olduğu Zankus’un görüntüsü belirdi zihninde, aynı onda gördüğü potansiyeli bu orkta da görmüştü.
Bir kıdemlinin görevi, genç ve tecrübesiz olanlara tavsiyeler vermekti.
Shakan yayının kirişini gergin tutmaya devam ediyordu.
Geriye kalan iki gulyabani Crockta’yı savunmaya çekilmeye zorlamışlardı. Tiyo’nun büyülü mermileri bir gulyabaniyi hedef alıyordu, bu arada diğeri de Crockta’ya devasa yumruğunu sallamıştı.
Shakan bırak gitsin.
Shakan avlamış olduğu bir ejderhanın kanını içerek, ejderhayla kan bağına sahip olmuştu. Gulyabanilerin vücutları bir anlık titremişti, görünmez ok iki gulyabaniyi birden aynı anda delip geçmişti.
“.....!”
Sanki iki gulyabani bir anda uykuya dalmışlar gibi yere düşmüşlerdi, hiç gürültü patırtı çıkartmadan. Crockta ona doğru baktı.
“H-Harika dot.”
Tiyo hayranlıkla bakıyordu, Shakan sadece omuz silkti. Sadece gereken gücü uygulayarak doğru noktadan bir atış yapmıştı. Eğer böyle yaparsa düşmanı bir daha nefes alamazdı.
Avlanmak huzurlu bir işti.
*** ***
“Yaratıklar Ormanının neden böyle olduğunu biliyor musun?” Crockta gökyüzüne bakarken nefesini toparlamaya çalışıyordu.
Bir sürü yaratık öldürürken ilerlemeye devam ediyorlardı.
Daha önce, sadece ormanın girişinde bulunuyorlardı, merkeze doğru ilerledikçe troller, gulyabaniler ve ejderler sonu gelmeksizin saldırıyorlardı. Crockta’nın büyük kılıcı durmaksızın boyunlarını kesiyordu, ama yaratıklar sanki ölmek bilmiyorlardı, yeniden canlanıp partilerini tekrar yakalıyorlardı. O öldürdükleri üç gulyabani tarafından tekrar saldırıya uğramışlardı, tekrar öldürmüşlerdi ve sonra yeniden canlanan yaratıklar tekrar saldırmışlardı. Ve tekrar öldüler.
Cehennemden bir sahne gibiydi.
“Böyle bir yer nasıl var olabilir? Gerçekten de efsanede anlatılan şeyler yüzünden mi?”
Crockta sordu. Quantes’te uğradıkları Doktor cin cücenin bahsetmiş olduğu bir şeydi bu efsane. Bu ormanda gömülü olan şeytani bir yaratığın yayılan enerjisinden kaynaklı bir durumdu bu. Daha fazlasını öğrenmek için teoloji profesörü ile konuşması gerekiyordu ama kadını Quantes’te bulamamıştı.
“Bu doğru.” Shakan attığı okları yaratıklardan toplarken cevap verdi.
Sürekli tekrar eden savaşlardan ötürü sadağındaki okların sayısı iyice azalmıştı.
“Gerçekten burada şeytani antik bir yaratık mı gömülü?” Elinde ‘General’i tutarken yüzünde endişeli bir ifadeyle sordu Tiyo ve ayağı bir şeye takılıp yere kapaklandı.
“Tam olarak değil, burada o gömülü olan şeyin vücudunu ele geçirip bir yaratığa dönüşen bir varlık yüzünden.”
“.....!”
“Bir zamanlar, Shakanlar Yaratıklar Ormanını bir avlanma alanı olarak görürlerdi. Neden sonsuz yaratığın sürekli ama sürekli olarak ortaya çıktığını bilmek isterlerdi. Genelde başarırsız olurlardı ama sonunda o yaratığın ne olduğunu keşf ettiler.”
Shaken, Tiyo’yu elbisesinden tutup tekrar ayağa kaldırdı. Tiyo üzerindeki kiri bir parça silkelemek için bir süre oyalandı. Artık tekrardan harekete geçme zamanıydı.
“Ben ona behemot* diyorum.”
“Behemot.”
“O bir efsaneyi yedi ve bir yaratık haline geldi, ancak bunun yüzünden buradan ayrılamıyor. Ve bir çeşit kış uykusuna yatıyor. Yılda bir kere bu sezon geldiğinde uyanıyor. Şimdi o sezondayız. Eğer onu öldüremezseniz kuzey açılmayacak.”
Kuzeye doğru ilerliyorlardı, ormanın merkezine. Güneş tepelerinde olmalıydı, öğlen vakti olmuştu ama ormanın sıklığından kaynaklı ortalık sadece loş bir yeşillikle kaplıydı.
“Sizin ortaya çıktığınız zaman, onun uyanışına denk geldi.”
“Bir tesadüf.”
“Kader.” Shakan gülümsedi. Kaderin elinin onu ilerlemesi için sırtından desteklediğini hissedebiliyordu.
İkisinin de harika yetenekleri vardı. Ork savaşçının yanında, elindeki eseri gayet iyi bir şekilde kullanıyordu. Bu av sezonunun sonuncusu olacaktı ve bu adamlar kuzeyi açacaklardı.
“Bu sefer kaçırmayacağım.” Onun elinden daha önce kaçmış olan bir düşman… “Geldik.”
Kokusunu alabiliyordu. Shakan’ın vücudu gerildi ama yüzünde bir gülümseme vardı. Sonunda tekrar karşılaşacaklardı.
Geçen sene, yaratığın gözünü yarabilmişti ama geri çekilmeye zorlanmıştı. Ölümün sınırına kadar gelmişti ama bir şekilde paçayı kurtarmayı başarmıştı. Aralarındaki bu savaş uzun zamandır devam ediyordu, buraya sıkışıp kalmış olan ‘yaratık’ için, avcı sadece bir eğlenceydi.
Ama bu gün aralarındaki kötü arkadaşlığın sonu olacaktı. Her şekilde ya o ya da yaratık bu gün öleceklerdi.
“Geliyor” Shakan, Crockta ve Tiyo’yu uyardı. “Kuzeyi açmak için şu pisliği öldürün.”
Crockta ve Tiyo gelen şeye bakıyorlardı. ‘Yaratık’ın iki gözü de parladı, sonra yavaşça kafasını kaldırdı. Behemot çok yüksek bir açıdan onlara doğru bakıyordu.
“Aman tanrım…”
Devasa bir yaratık. Kalın uzuvlar, hipopotam gibi bir gövde ama bir gulyabaniden bile büyük. Sanki birkaç tane filin bir araya gelerek oluşturduğu bir şey gibi.
Üçlüye baktı ve güldü ‘yaratık’.
Karşısındaki şeyin devasa boyutu Tiyo’nun gözünü korkutmaya yetmişti. “Bu şey çok ama çok büyük…”
Crockta zorlayarak kas katı kesilmiş vücudunu hareket ettirmeyi başardı ve büyük kılıcını sıkıca kavradı. Düşmanın boyutu önemli değildi. “Shakan, bu şeyi avlamayı istiyor musun? Kulkulkul.”
Başarması imkansız gibi görünen şeylerin önünde gülmek eski bir alışkanlık haline gelmişti.
“Tabi ki.” Shakan’ın sesindeki kararlılık çok barizdi.
Crockta ilan etti, “O zaman! Gidelim!”
“Evet!” Shakan büyük yayını çıkardı, sonra dudağının kenarında hafif bir gülümsemeyle konuştu, “Bana ork savaşçılarının ne kadar gürültücü ve kırılgan olduğunu göster bakalım.”
Crockta da dalga geçti, “Shakan’ların sadece tavşan öldürebilen avcılar olduğunu göstereceğin gibi mi?”
Shakan güldü, “Sana göstereceğim.”
“O zaman bende aynı şeyi yapıp, sana göstereceğim.”
Onlar saldırmaya hazırlandıkları anda…
Parlak ışık huzmeleri arkalarından behemota doğru ateşlenmişti.
Tiyo ‘General’i ateşlemiş ve sonrasında bağırmıştı, “Çok fazla konuşuyorsunuz. Burada en çok cesarete sahip olan kişi bir cin cüce dot!”
Crockta gülmekten yarıldı. Ve behemota doğru atıldı.
Magnec