seni ele geçirmesine izin verme crockta!!! :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
61. Bölüm Şeytanın Ağzı (2)
Crockta, Gulyabani Katilini bir kez daha savurdu, ki bu suret hırsızının bir kez daha dönerek kaçınmasıyla sonuçlandı.
Büyük kılıç görünmez duvara çarptı.
Kaaaang!
Duvarda çatlaklar oluşmuş ama kırılmamıştı. Gerçekten cin cücelerin teknolojisi çok iyiydi. Crockta tekrardan suret hırsızına doğru döndü.
“Hangi cehennemden geldin sen?”
Suret hırsızı sadece güldü. Bir cin cücenin vücuduna sahipti ama, eklemleri çarpıktı, sanki bir cin cüce gibi durmuyordu. O görünmez duvarın etrafında dolandı suret hırsızı, içeri girmenin bir yolunu arıyordu.
Ağzının kenarları çok hafifçe hareket etti ve fısıldadı suret hırsızı, “O, çağırıyor…”
Crockta tekrar büyük kılıcını savurdu. Bu sefer karşısındaki yaratık çok yükseğe sıçradı. Anlık bir hareketti. Akıl almaz bir hız. Suret hırsızı, Şeytanın Ağzını koruyan görünmez duvarın üzerine tırmandı ve aşağıdaki Crockta’ya doğru baktı. Ork büyük kılıcının kabzasını sıkıca kavramıştı ve her an kullanmak için hazır bekliyordu.
“Seni ne çağırıyor?”
Suret hırsızı tekrar konuştu. Crockta bir an için tereddüt etti, çünkü bir cevap bekliyordu ama suret hırsızının ağzından cevap yerine yeşil bir sıvı püskürdü. Crockta sıvının bir çoğunu kılıcıyla engelledi ama o yeşil sıvının tamamını engelleyememişti, sağ omuzunda yanma hissediyordu. Sıvının değdiği yerdeki deri erimeye başlamıştı.
“Lanet olsun!”
Vücudu acı dolayısıyla titredi. Karşısındaki gerçekten berbat bir yaratıktı.
Crockta geri adım attı. Kendi yetenekleriyle yakalayabileceğinden çok daha hızlıydı suret hırsızı. Onun kendisine gelmesini sağlamalıydı.
“Bu?”
Crockta büyük kılıcıyla Şeytanın Ağzını işaret etti.
“Senin hedefin bu mu?”
Suret hırsızının gözleri garip bakmaya başladı, suratı arkaya döndü, gözleri ters düz oldu ve ağzı çarpıldı. Dönüyor. Sanki sabit bir vücudu yokmuş gibiydi. Yüzü ters dönmüş suret hırsızı güldü.
Crockta yüzünde karmakarışık bir ifadeyle büyük kılıcını kullanarak görünmez bariyere vurdu.
Kaaaang!
Bir darbe daha vurdu.
Kaaaang!
Bariyerdeki çatlaklar gittikçe genişlemişti. Crockta’nın darbeleri bariyerin kapasitesini aşmak üzereydi. Suret hırsızının gözleri sürekli dönüyordu.
Crockta ağzından tükürükler saçarak, “Eğer amacın onu elde etmekse, onu sana getireceğim.”
Crockta en derin çatlağın olduğu yere sapladı Gulyabani Katilini ve çevirdi. Görünmez bariyer çöktü ve hava içeriye dolmaya başladı. Crockta büyük kılıcını bariyerden geriye kalanların içinden çektiği sırada kalbi deli gibi çarpıyordu.
Bilinmeyen bir aura bariyerdeki delikten dışarıya yayılmaya başladı. O kadar karanlık ve yoğundu ki nefes almakta bile zorluk çekilmesine neden oluyordu.
“Kiyaaaaah!”
Suret hırsızı kötülükle dolu bir çığlık koyverdikten sonra Crockta’ya doğru atıldı.
“Bul’tar…!”
Suret hırsızının ona doğru atıldığını gören Crockta, büyük kılıcıyla dikey bir kesme hareketi yaptı, kılıcın suret hırsızının vücuduna isabet ettiğini hissetti. Suret hırsızı darbenin etkisiyle bariyerden uzağa uçmuştu, kılıcın kestiği yerde vücut derince yarılmış ve kan deli gibi akıyordu.
Ortaya çıkan iç organlar bir cin cücenin iç organlarıyla alakası olmayan şeylerdi. Tuhaf bir yaratıktı. Suret hırsızının gözleri kırmızıya döndü. Örümceğin ayaklarına benzeyen birkaç dokunaç çıkardı ve garip bir şekilde Crockta’ya doğru yerde sürünmeye başladı. Artık bir cin cücenin olabileceğinden daha büyüktü vücudu ve o yeşil sıvıdan daha fazla püskürtmeye başlamıştı.
“Kuok!”
Crockta ona doğru gelen sıvıdan kaçındı. Yeşil sıvı Crockta’yı ıskalayıp Şeytanın Ağzının üzerin geldi.
Shhaaaaaaaaaaah…
Karanlık bir kez daha hareket etti. Crockta gözlerine inanamıyordu.
Karanlık aslında ışığın yokluğuydu ama şu anda karanlık yayılıyor, etraftaki ışığı yutarak ilerliyor ve etrafı karanlıkla dolduruyordu. Odadaki ışık kaynakları karanlığa gömülmüşlerdi.
Görüşü de, gittikçe loşlaşan odada zorlaşıyordu Crockta’nın.
“Ne…”
Crockta arkasına baktı. Suret hırsızının püskürttüğü asidik sıvı şu anda lanetli kemerin durduğu yeri eritiyordu. Yavaş yavaş kemeri tutan tahta iskelet eridi ve yeşil sıvı Şeytanın Ağzına girdi. Şeytanın Ağzı bir kez daha kapandı.
Şangırr.
Kemer yüksek bir sesle yere düştü.
“.....!”
Yoğun karanlığın arasındaki Şeytanın Ağzı, hareket ediyor gibi görünüyordu.
Crockta onu sadece hayal ettiğini düşündü ama kemer gerçekten hareket ediyordu. Çelik dişin olduğu yerde çatlaklar belirmeye başladı ve açılan çatlaklardan bir ağız oluştu, ağzın içindeki karanlık madde görünüyordu, sanki bir şeyi çiğniyor gibiydi.
“Kiyaaaaaah…”
Suret hırsızı gülmeye benzer garip bir ses çıkarttı.
Crockta içgüdüsel bir korkunun esiri oluyordu. İki şeytani varlık tarafından etrafı çevrilmişti. Buradan ayrılması gerekiyordu. Daha da açık olmak gerekirse, yeni uyanmış gibi görünen kemer, şeytani bir aura yayıyordu ve onunla başa çıkabileceğini düşünmüyordu Crockta. Daha şimdiden boğulacakmış gibi hissediyordu.
“Lanet olsun!”
Crockta arkasını döndü ve stratejik bir şekilde geri çekilme olarak adlandırabileceği bir harekete başladı. Kaçmaya. Laboratuvarın kapısına kadar koştu. Suret hırsızı onun yolunu garip dokunaçlarıyla kapatmaya çalışmıştı, yüzünde hala garip bir gülümseme vardı. Crockta içgüdüsel olarak ona doğru gelen dokunaçlara tepki vererek kendini yana doğru attı ve aynı anda büyük kılıcıylada düşey bir saldırı yaptı.
“Kiyaaaaah!”
Suret hırsızı yine akıl almaz derecede garip ama bir o kadar hızlı hareketleriyle saldırıdan kaçındı.
Crockta giriş kapısını tekmeledi. Kapı açılmadı!
“Lanet!”
O kapı içeriye doğru açılması ayarlanmış kapılardandı, kapının kulpunu kavradı ve o arada bakışları da suret hırsızını takip ediyordu. Şu anda suret hırsızı Crockta umurunda bile değilmişçesine, Şeytanın Ağzına doğru ilerliyordu.
Şeytanın Ağzından yayılan karanlığı ve şeytani aurayı daha fazla görmek istemeyen Crockta, dudağını ısırdı ve kapıyı açtı.
Tam laboratuvardan uzaklaşmak için koşmaya başlamıştı ki, içeriden dehşet bir çığlık yükseldi.
“Kiyaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah!”
“Kiyaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah!”
Crockta tekrardan hareket edebilmek için çok efor sarf etti ve tekrardan koşmaya başladı. Tesisin kapısına kadar koştu, dış kapıyı açtı. Dışarıdaki manzara gözler önüne serildi.
Crockta’nın ağzı gördükleri karşısında bir karış açıldı.
Şeytanların toplandığı yer. Cehennem.
Cin cücelerin parçalanmış vücutları etrafa saçılmıştı ya da ejderler tarafından bir yerlere götürülüyordu. Bir gulyabani elindeki yarım cin cüceyi kemirmeye devam ediyordu ve başka bir ejderse yemeğini götürmektense burada yemeye karar vermiş gibi bir cin cücenin başındaydı. Troller, ölü olan cin cücelerin vücutlarını ellerindeki silahlarla daha da ezip parçalarlarken kıkırdıyorlardı. Kan ve et her tarafa saçılmıştı.
Akademideki her yerden çığlıklar yükseliyordu. Crockta büyük kılıcını kaldırdı.
Nasıl böyle bir şey olmuştu? O anda biraz ileriye bir şey düştü.
Kuuong!
Bir troldü. Crockta gökyüzüne baktı, ejderler yaratıkları taşıyorlardı. Crockta homurdandı, gerçekten inanılmaz bir sahneydi şu anda gözlerinin önünde yaşanan.
Cin cüce askerlerinin kullandıkları silahların seslerini de duyuyordu Crockta, ama yavaş yavaş sesler git gide kesilerek, sayıları azalıyor gibiydi. Seslerin kesildiği bölgelerden, çokta uzun olmayan bir süre sonra silah seslerinin kesilmesinden sonra oluşan sessizliği, acı çığlıklar bozuyordu.
“Crockta!”
Biri ona seslendi.
“...Tiyo!”
Quantes Garnizonu Kaptanı Tiyo, elinde büyük tüfeğiyle Crockta’nın olduğu tarafa doğru koştu. “Bereket versin hayattasın dot!”
“Bu nasıl oldu?”
“Emin değilim dot! Yaratıklar birden gökyüzünden inmeye başladılar…!”
Crockta’nın ifadesi duydukları karşısında çarpılmaya başlamıştı. Şeytani yaratıklar bir anda daha önce görülmemiş ya da duyulmamış bir şekilde birliktelikle ve stratejiyle akademiye saldırmışlardı. Sanki onları bir şey çağırıyormuş gibi.
Crockta’nın zihni bir yandan Tiyo’yu dinlerken deli gibi çalışıyordu. Quantes’e geldiğinden beri duydukları yavaş yavaş anlamlı bir hale gelmeye başlamıştı.
‘Bu günlerde bir çok tehlikeli yaratık kuzeyden buraya geliyor’
‘Bilhassa, yakın zamanda Quantes yakınlarındaki kazı çalışmalarında çıkartılmış… Şeytanın Ağzı adında bir kemer.’
‘Şu anda, cin cüceler onu bir yere mühürlemiş vaziyetteler ve üzerine yapılan araştırmalara devam edip etmemek konusunda tartışıyorlar…’
‘Daha ayrıntılı konuşmak gerekirse, git gide ilginçleşmeye başladı son günlerde. Şu son günlerde yaşandığı gibi Quantes’e gelişi güzel saldırmaları normal değil… O şeyler çok vahşiler’
‘O çağırıyor…’
Crockta özel araştırmaların yapıldığı, az önce içinden çıktığı binaya baktı. O şu anda sadece bir bina değildi, karanlığın yayıldığı indi orası. İçgüdüleri ona, bu durumu çözmek için geri gitmesini söylüyordu, bu durumdan kaçamazdı, yüzleşmeliydi.
Ancak, ayakları hareket etmiyorlardı. Oradaki binanın her zerresine yayılmış olabilecek olan o karanlıktan korkuyordu.
“Crockta! Gitmeliyiz dot!” Tiyo seslendi.
Crockta dikkatini, akademinin dışına doğru gitmeye başlamış olan cin cüceye verdi. “Onları durdurabilir misiniz?”
“Muhafızlar harekete geçtiler dot! Ama...!”
Tiyo’nun sesi alçaldı ve kesildi.
Kuzeyden gelen yaratıkları, şehrin surları ve Asura Bin Dalga Topu kombinasyonu sayesinde durdurabiliyorlardı. Şehrin surlarını aşıp içeri girmiş olan yaratıkları durdurmak hiçte kolay olmayacaktı. Belki en kötüsü daha yaşanmamıştı bile.
“... Elimizden gelenin en iyisini yapacağız.”
“Anlıyorum.”
Crockta, Tiyo’nun yanına doğru giderken bir yandan da içindeki o uğursuz hisle uğraştı.
Karışık bir grup cin cüce, saklanarak yollarına devam etmeye çalışıyorlardı. Crockta ve Tiyo, onları fark ettiklerinde aceleyle onların yanına gittiler.
“Uwooo…!”
Bir gulyabani onları fark etti ve etraftaki yıkık dökük binaları etrafa saçarak taarruza geçti. Grubun içindeki araştırma görevlisi olan cin cüceler sakinliklerini koruyamayarak çığlığı bastılar.
Sonrasındaysa Tiyo’nun antik eseri olan ‘General’ ateşlendi. Beyaz ışık gulyabaninin göğsüne isabet etti.
“Kuooooh!”
Gulyabani yanındaki binaya doğru sendeledi. Tiyo sürekli ateş etmeye devam ediyordu. Beyaz ışıklar yaklaşan gulyabanileri yavaşlatıyor ya da durduruyordu. Tiyo’nun gösterdiği efor karşısında tüm vücudu ter içinde kalmıştı. Büyü taşlarını kullanarak şarj edilen diğer büyülü silahların aksine, Tiyo’nun silahı ‘General, Tiyo’nun büyü enerjisini kullanıyordu.
Tiyo bağırdı, “Uzaklaşın çabuk!”
Cin cüce grubuna hala kaos hakimdi. Tiyo bir kez daha bu sefer daha da yüksek bir sesle bağırdı. Ama elinden bir şey gelmeden bir yandan önündeki gulyabaniye ateş ederken göz ucuyla da kaos içerisindeki cin cüce grubuna bakıyordu. O arada Crockta büyük kılıcı elinde ortaya çıktı.
“Bul’tarrrrrrrrrrrrr----------------!”
Orkun savaş narası Quantes’in merkezinden dışına doğru her yöne yankılanarak yayıldı! Ezici Kükreyiş, gulyabanilerin savaşma isteklerini söküp aldı. Tiyo’nun ateş ettiği sersemlemiş gulyabaniye doğru zıpladı Crockta. Büyük kılıcı, gulyabaninin kalın derisini yardı geçti.
Yere yığılan gulyabani, Crockta’yı yakalamaya çalıştı ama Crockta ona yaklaşan elleri büyük kılıcıyla keserek cezalandırdı. Crockta’nın büyük kılıcı tarafından bir çok defa çizilen, kesilen, yarılan ve delinen gulyabani en sonunda, kan kusarak son nefesini verdi. Crockta büyük kılıcını gulyabaninin üzerindeki giysi parçalarında temizleyerek sırtındaki kınına yerleştirdi.
Bir gulyabaninin kanına bulanmış ork savaşçısının görüntüsü arkasındaki cin cüce grubunun iliklerine kadar titremelerine neden olmuştu. Ancak buradaki mücadelenin sesleri yakında bulunan düşmanların kulaklarına gitmiş ve onların bölgeye toplanmasına neden olmuştu, gulyabaniler ortaya çıkmıştı ve kan içindeki bir ork savaşçısını, ölü bir gulyabaninin bedeni başında görmüşlerdi.
“Kuoooooh!”
Gulyabaniler çılgınlar gibi öne atıldılar, onların yanında bir kaç trolde vardı. Gök yüzünde dolanan ejderlerin aşağıdaki manzara karşısında ağızlarının suyu akıyordu.
Crockta gülmeye başladı.
Şu savaş alanı çok saçmaydı. Zafer şansı yok denecek kadar azdı, hatta zafer şansı var mıydı ki? Herhangi bir kumandan savaş esnasında biraz şans için dua eder. Ama bu sefer mağlubiyetleri kesinleşmiş gibiydi.
Tiyo ona seslendi, “Crockta!”
“Sivilleri al ve kırmızı binaya götür! Orada bodrumda, acil durum sığnağı var dot! Destek kuvvet gelene kadar orada bekleyin!”
Tiyo ve muhafızlar omuz omuza durdular.
“Peki siz ne yapacaksınız?”
“Burada durup bir savunma hattı oluşturacağız dot.”
Burası az önce bahsettiği sığınaktan uzak bir bölgeydi, ama birileri o yaratıkları durdurmalıydı. Burada savunma hattı oluşturmalarının tek nedeni onlara saldırılabilecek olan alanı biraz daraltmak adınaydı.
“Sizinle birlikte savaşacağım.”
“Buna ihtiyacımız yok dot.” Tiyo sırıttı. “Crockta, sen Quantes’in misafirisin. Bu Quantes Garnizonunun görevidir, yani yolumuzdan çekil bakalım ork.”
Tiyo, ‘General’i omuzuna yerleştirdi, diğer muhafızlar da silahlarının enerjilerini kontrol edip atışa hazır hale getirdiler. Birkaç gulyabani onlara doğru koşuyordu. Ejderler binaların tepesine konmuş durumu izliyorlardı.
“Crockta, acele et ve git! Bir kez daha, bu güzel şehir Quantes’te senin gibi bir misafir ağırlayabildiğimiz için gayet memnunum dot.”
Tiyo güldü. Crockta onun elinde silah olan komik bir insan olduğunu düşündü, böylesine tehlikeli bir anda bile nüktelerine dikkat ediyordu. Etrafta böyle insanlar varlardı, son anlardan önce hep kara mizah ile son adımlarını atarlardı.
“Neden hala orada dikiliyorsun Crockta? Git bir kaç turistik yer gez hadi koçum!” Tiyo bağırdı ve o arada da ‘General’ ile nişan alıyordu.
Savunma hattı, saldıran yaratıklara ateş açtılar. Renkli enerji topları düşmanlara isabet ettiler. Sivil cin cüceler, Tiyo’nun söylediği kırmızı binaya, sığınağa doğru koşmaya başlamışlardı.
Crockta onayladı. “Anlıyorum. Lütfen bu bölgeyle ilgilen, Tiyo.”
“Tabi ki!” Tiyo cevap olarak bağırdı.”
“...Eh?”
Ork savaşçısı Crockta’ta sığınağın olduğu yönün aksine doğru koşmaya başlamıştı.
“Ne…”
Crockta’nın vücudu aniden görünürden kayboldu. Crockta’nın koşmaya başladığı yön, özel araştırmaların yapıldığı bina, tamamen karanlığa gömülmüş vaziyetteydi.
*** ***
Rüzgar ve inleme sesleri. Karanlıktan çiğ etin çiğnenme sesleri geliyordu.
Crockta içeriye ilerledi.
Eileen’le birlikte girdiği zamanki gibi görünüyordu, ama aynı zamanda tamamen farklı bir yermiş gibiydi. Sanki davetsiz olduğu bir yere giriyormuş gibi hissettirmişti. Karanlık, onunla hedefinin arasına girmiş ona fısıldıyordu.
O fısıltıların anlamları belirsizdi, ama kesinlikle şeytaniydi. Karanlık ve ıslak. Çürümüş bir gülüş.
Crockta, sanki bir mağarada yürüyormuş gibi hissediyordu.
Neden buraya gelmişti ki?
Sadece Tiyo’nun yaptıklarından hoşlanmamıştı. Son anlarında bu şekilde soğuk şakalar yaparak soğuk kanlı ve klas davranmaya çalışanlar genellikle öldükten sonra pişman olurlardı.
Quantes şehrindeki medeniyet seviyesi iyiydi, teknoloji konusunda burası kadar ileri başka bir yer yoktu Elder Lord’da. Öyle bir şehir ki, her evinde sıcak bir küveti olan, restoranların her zaman lezzetli biftekler sattığı, bilginin arandığı ve araştırmaların yapıldığı modern bir akademiye sahip bir şehir, kesinlikle korunmayı hak ediyordu.
O soysuz şerefsiz suret hırsızını öldürmek istiyordu. Crockta onu kılıcıyla parçalara bölmek niyetindeydi. Eileen’e saldırdığında, hatta onu yerken bile yüzünde dalga geçen bir gülümseme vardı o yaratığın, aynı zamanda akademide karşılaştıklarında da. Şimdi Crockta o gülüşün karşılığını vermek istiyordu, yaratığın yüzünü büyük kılıcıyla parçalayacaktı.
Laboratuvarın giriş kapısına baktı.
Gülümsedi. Evet, o en büyük nedeniydi.
‘O’ çağırıyordu.
Tekmeleyerek (bu sefer başardı) açtı kapıyı.
Karanlık bütün laboratuvarı kaplamıştı, sanki ışıklar kapatılmış gibiydi. Sanki her nefes aldığında karanlık onun vücuduna da giriyormuş gibiydi. O andan itibaren, sanki bir şey onun kulağına fısıldadı.
‘Gel’
Crokcta öne doğru ilerledi. O anda, karanlığın içerisinde iki ışık belirdi. Onlar birer gözdü. Crockta, suret hırsızını görebiliyordu. Ancak, her zamanki tuhaf hareketleriyle ilerlemiyordu, Crockta’ya sanki boş bir bez bebekmiş gibi yaklaştı.
Chobeok. Chobeok.
Suret hırsızı Crockta’ya bir şey uzattı.
O ‘o’ydu. Crockta, artık hayatta olmayan suret hırsızına baktı. Suret hırsızı ‘o’nun tarafından tüketilmişti.
‘O’ Crockta’ya fısıldadı.
…..
Şeytanlar kumar oynamayı ve tatlı baştan çıkarmaları severlerdi. İnsanları kandırdıklarında ve her şeylerini ellerinden aldıklarında, bundan büyük zevk alırlardı. Peki bu sefer nasıl olacaktı?
Şu anda, Quantes’in kaderi onun ellerindeydi. Hayatta kalmaları onun omuzlarındaki yükün onu ezip ezmeyeceğine bağlıydı.
Ekstra bölüm. Belki ekstra değil de final bölümü olarak nitelendirilebilirdi. Kabul edecek miydi yoksa arkasını dönüp kaçacak mıydı?
Crockta cevap verdi, “Seni kibirli piç.”
Crockta güldü ve ‘o’nu beline bağladı.
Magnec