Gerçek bir liderin farklılığı adam nereye gitse el üstünde
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
82. Bölüm Yabancı (2)
Üçüncü Ejderha isimli ejdercik mutsuz bir şekilde Crockta’ya bakıyor, Crockta’da o bakışlara hiç tereddütsüz sert bir şekilde karşılık veriyordu. Bir ork ve ejdercik ilk kim göz kırpacak diye bir yarışa girmişlerdi sanki.
Kara elf Anor, o ikilinin arasına girdi, “Hahaha, bunu neden yapıyorsunuz ki şimdi? Ortada bir yanlış anlaşılma var, bırakın gitsin. Haksız mıyım? Değil mi Üçüncü Ejderha?”
“Grrrr…”
“Urrrrrrng…”
“Hayır. Bay Ork, neden hırlıyorsunuz?”
“Ben hırlamıyorum.”
“Huh?”
“Urrrrrrng!” Tiyo arkalarından hırlıyordu.
“O… cin cüce mi?”
“Urrrrrrng!”
“Affedersiniz…”
“Sorun yok! Sadece o yaratığı taklit ediyorum dot.”
“Yarat...ık?” Dışardan bakıldığında yaratık gibi davranan, cin cüce gibi görünüyordu. Anor kafasını sağa sola salladı. “Affedersiniz.”
Crockta ve Anor cin cüce ve ejdercikten uzaklaştılar.
“Hayattayım. Ben Crockta, kuzeye gidiyorum.”
“Evet, evet. Ben Anor. Oradaki arkadaşımda Üçüncü Ejderha.”
“Bir ejdercikle arkadaş olabilmen inanılmaz bir şey.”
“Huh? İnanılmaz? Hahahahaha! Hayır, hayır. Yihihihiht! Çok komiksin Crockta!”
Bu adam görünüşe göre iltifatları Crockta’nın tahmin ettiğinden daha fazla seviyordu.
“Dejame’den bir kara elf misin?”
“Hayır, aslında ben Nuridot’luyum ama şu arkadaş Üçüncü Ejderha yüzünden buraya kadar geldim. Büyük Klandan orkları üç gün önce buralarda gördüğümde baya şaşırmıştım.
Bulundukları yere en yakın kara elf şehri Nuridot’tu. “Crockta, peki sen? Büyük Klan’dan mısın?”
“Hayır.”
“Anlıyorum.” Anor görünüşe göre onu direk olarak Luklan Dağlarından olarak kabul etmişti, sonuçta Crockta’da o yönden geliyordu. “Luklan Dağları nasıl? Burada yaşam iyi mi?”
“Evet güzel bir yer.”
“Öyleyse… Üçüncü Ejderha burada güzelce yaşayabilir mi?”
Sözleri sanki bir parça yalnızlık hissi uyandırıyordu. Crockta Anor’a doğru döndü, üzgün gözlerle Üçüncü Ejderha’ya bakıyordu.
“O aslında normalde Nuridot’un kuzeyindeki ormanlarda yaşıyordu… diğer ejderciklerle birlikte.”
“Peki neden buraya geldi?”
“Bu…”
Tiyo ile girdiği psikolojik savaş sayesinde, Üçüncü Ejderha gayet büyük ve geniş kanatlarını açmış ve havalanmaya başlamıştı.
“Üçüncü Ejderha o bölgedeki diğer ejdercikler tarafından rahatsız ediliyor.” Havalanmaya devam eden ejderciğin kanatlarını çırpışının oluşturduğu rüzgar onlara kadar geliyordu. Kanatlarını açtığı zaman bir ejderhadan daha çok bir ejdere benzemişti. Ejdercik tam o iki ırkın ortasında bir yaratıktı. Melez bir türdü.
Tiyo kendinden emin bir şekilde konuştu, “Bakın, ejdercik benden korktu ve kaçıyor!”
“.....”
Daha çok ejdercik onu görmezden gelmeye çalışıyormuş gibi görünüyordu ama Tiyo’nun ifadesi gayet bütün olayın kendi özgüveninden dolayı olduğunu düşündüğünü gösteriyordu.
“Peki, anlatın bakalım sizin orada konuştuğunuz önemli olayın ayrıntılarını? Bütün sıkıntılarınızı çözeceğim dot!”
“.....”
Anor, Tiyo’ya inanmamıştı ama sonunda, Üçüncü Ejderha hakkında konuşmaya başladı.
Nuridot Ormanında gezerken bir kaza sonucu rastlamıştı Üçüncü Ejderha’ya ve onun diğer ejdercikler tarafından rahatsız ve taciz edildiğini öğrenmişti. Üçüncü Ejderha, hem oradaki ejderciklere benziyordu ama bir o kadar farklıydı da, bu yüzden diğer ejdercikler onu aralarına kabul etmiyorlardı.
Üçüncü Ejderha büyüdükçe kanatları da büyümüştü ve bu diğer ejderciklerden farkının daha da artmasına neden olduğu için rahatsız edilme sıklığı ve şiddeti artmıştı. Artık Anor, Üçüncü Ejderha’nın güvenebileceği tek arkadaşıydı. Durumu değerlendiren Anor, hoşuna gitmese de onu Luklan Dağlarına, diğer ejderciklerin onu rahatsız edemeyeceği bu bölgeye, getirmeye karar vermişti.
“Ne diyorsun dot? Onu rahatsız eden diğer ejdercikler neredeler dot!”
Tiyo gökyüzündeki Üçüncü Ejderha’ya bakıyordu.
“Bir hata yaptın Anor dot. Bu ejdercik, korkup kaçacak bir yaratık değil!”
“Affedersin…”
“Bu yaratığın sorununu ben çözeceğim dot! Bir adam karşısına çıkan bütün sorunları sağlam iradesiyle çözebilir!”
Tiyo felsefe yapmaya başlamıştı. Anor onun konuşmalarını duymazdan gelerek Crockta’ya çevirdi başını.
“Kuzeyde nereye gidiyorsunuz?”
“Nameragon.”
Nameragon, Düşmüş Tanrının Tapınağının bulunduğu elflere ait bölgenin adıydı. Dünya Ağacı’nın bulunduğu ve kara elflerin başkenti olan Spinao’dan sonra, bölgedeki en kalabalık şehirdi.
“Bu sizin için kolay olmayacak… Ben bir kara elfim ama, kara elfler genelde kendi içlerine kapanıktırlar. Bir orku o bölgeye kolayca kabul etmeyeceklerdir.”
“Sorun değil. Hazırlıklıyım.” Crockta omuz silkti. Başka yolu yoktu sonuçta, her ne olacaksa oraya gittiğinde görecekti.
Anor iç çekti, “Kara elfler yabancılara karşı çok düşmanca davranırlar.”
Üçüncü Ejderha bir kez daha yere indi ve Anor’a yaklaşıp kendine has bir ses çıkarttı. Crockta ve Tiyo yaratığın ne demek istediğini bilmiyorlardı ama Anor, sanki onun ne söylediğini anlamış gibi başını olumlu manada salladı.
Ve ciddi bir ifadeyle konuştu, “Etrafta dolanan orklar varmış, ama onlar Büyük Klan’ın bayrağını taşıyorlarmış…”
Etrafta dolanan orklar aynı Kapur Kabilesi gibiydiler, küçük çapta ve yerleşik hayata sahip olmayan orklar. Belli bir yerde yaşamıyor olmaları geçimlerini diğer ırklardan çalarak yaptıklarını gösteriyordu. Son zamanlarda Büyük Klan, orkları rastgele de olsa kabul etmeye başlamıştı ve bu da hırsızlık yapan orkların bile klan bayrağını taşıyabildiği bir noktaya gelmişti.
Nuridot kadar küçük bir şehir için, küçük bir grup ork bile büyük bir tehlike sayılırdı.
“Ne yapacağız?”
“O orklar Nuridot’a doğru mu gidiyorlar?”
“Evet.”
Crockta ve Tiyo birbirlerine baktılar.
“Huhuhuh! Bir kriz anı, fırsat yaratabilir! Kara elflere yardım edeceğiz dot!”
Crockta’da başıyla onay verdi. “Güzel.”
Geçmişte yaklaşık olarak aynı şekilde elf şehri Arnin’e girebilmek için itibarını arttırmıştı. Eğer kara elflerde onun içeri girmesine izin vermiyorlarsa, böyle bir fırsat bu olguyu yıkmasına yardımcı olabilirdi.
“Hadi gidelim dot!”
“Evet!”
Crockta ve Tiyo’nun gözleri parlamıştı ve bir an önce gitmek istiyorlar gibiydi.
Anor onların yolunu kesti. “Affedersiniz, bir dakika bekleyin!”
“Huh?”
“Nuridot buradan baya uzakta kalıyor. Neredeyse bir gün sürüyor oraya ulaşmak…”
Crockta ve Tiyo sadece güldüler. “Sen yavaş yavaş gidebilirsin. Biz önden gidip seni bekleriz.”
“Huh?”
Sonra Crockta yere çömeldi, Tiyo, Crockta’nın sırtına atlayıp sıkıca tutundu. Elleriyle Crockta’nın boynuna tutunmuştu ve bacaklarıyla da Crockta’nın kalın gövdesini sarabildiği kadar sarmıştı.
“Crockta, hazırım!”
“Tamamdır gidiyorum!”
Crockta, sırtında Tiyo ile birlikte kuzeye doğru koşmaya başladı, Anor’sa arkalarından boş gözlerle ve şaşırmış bir şekilde bakıyordu.
Crockta fiziksel özelliklerinin tavan yapmasından faydalanıyordu. Bu sayede Luklan Dağlarından hızlı bir şekilde ayrılmıştı, ormandan çıkıp ovaya gelmesi, normal birine nazaran çok kısa sürede gerçekleşmişti.
Akıl almaz bir hız!
Tiyo, Crockta koşarken ‘General’i tek eline almış ve havaya ateş ediyordu. Renkli ışıklar Crockta’nın gittiği yolun üzerinde parlıyorlardı. Sanki arkalarında bıraktıkları renkli bir izdi Tiyo’nun silahının mermileri.
Tiyo neşeli bir şekilde bağırdı. “Kiyoooooooooo!”
Bir anda, Crockta seslendi, “Tiyo!”
“Ne oldu?”
“Eğer beni neşelendirmek istiyorsan, lütfen benim önüme doğru ateş et, eğer arkama doğru sıkarsan General’in mermilerini, ben göremem!”
“.....!” Tiyo iç çekti. “C-Crockta…”
“Huh?”
“Seni neşelendirmek için ateş etmiyorum… ve eğer öne doğru ateş edersem…” Tiyo çekinerek konuşuyordu. “Belki… etki-tepki nedir bilmiyor olabilir misin…?”
“.....!”
Terimi daha önce duymuştu ama, şu anki durumla ne alakası olduğunu anlamamıştı. Ama bu Tiyo’nun ona karşı kibirli konuşması için yeterli olmuştu.
Crokcta acı acı mırıldandı. “Biliyorum…”
Herhangi bir durumda, Crockta Nuridot’a ulaşmayı başarabilecekti, tabi ki General’in desteğiyle biraz daha hızlı bir şekilde olabilirdi bu. Yavaş yavaş kara elflerin şehri önlerinde belirmeye başladı. Onların farkına vardıklarında kara elfler, direk olarak karşılarına çıktılar.
Crockta yavaşladı.
“İşte geldik, Crockta.”
Etrafta gözetmenlik yapan kara elfler ve gezgin orklar, dikkatlerini ikilinin üzerine yoğunlaştırmıştı. Yüzlerinde şaşkın ifadeler belli oluyordu. Bir cin cüceyi sırtında taşıyan orkun aniden ortaya çıkması…
Hepsi garip garip ikiliye bakıyorlardı. Crockta öksürdü. Artık büyük çizgiyi düşünmesinin zamanıydı. Aynı Altanas’ta olduğu gibi bir etki yaratacak bir deyiş. Crockta o anı tekrar hatırlattı kendine ve onu bir kez daha tecrübe ettiğini düşündü.
“Ne, bu denyo da kim?” orklardan biri sormuştu.
“.....!”
Şok olmuş Crockta daha cevap bile veremeden, orklar gülmeye başlamışlardı.
“Evet, birde sırtında cin cüce taşıyor. Bir cin cüceye hizmet eden ork?”
“Katır olarak kullanılan bir ork, ne kadar utanç verici.”
“Başındaki kırmızı saç bandına ve vücudundaki dövmelere bak, ne kadar pespaye.”
“Bunun klas olduğunu düşünüyor olmalı. Bakın, bakın, ağlıyor! Kuahahahat!”
Crockta yumruklarını sıkmıştı ve şu anda da elleri titriyordu. Her şeyi tolore edebilirdi ama onun moda zevkine kimse dil uzatamazdı.
Büyük kılıç, büyük kılıç.
Tiyo, Crockta’dan yayılan öfkeyi hissedebiliyordu, neredeyse elle tutulacak kadardı Crockta’nın öfkesi ve Tiyo karşılarındaki orklara bir ön bilgilendirme yaptı.
“Crockta’yı kızdırdınız, emin olun bundan pişman olacaksınız!”
*** ***
Anor uzun bir yürüyüşün ardından Nuridot’a ulaşabilmişti. Güneş batmaya başlamıştı bile. Şans eseri, yolda orklarla alakalı bir problem yaşamamıştı, yaşadığı şehir sessiz ve huzur doluydu.
Anor girişe vardığında onu sarhoş muhafızlar karşıladılar.
“Uh, Anor. Nereye gidiyorsun?”
“.....”
“Senin sonunda kaçtığını düşünmüştük. Sende hiç cesaret yok.”
Anor, girişe doğru devam ederken çenesini açmadı. Arkasından muhafızların ona güldüklerini duyabiliyordu, bu şehre girdikten sonra da değişmemişti. Yanından geçtiği her kara elfle birlikte, ona bakan rahatsız bakışları sırtında hissedebiliyordu Anor.
İçinden aniden tekrar Üçüncü Ejderha’nın yanına gitme isteği belirdi ama onu çoktan Luklan Dağlarında burakmıştı.
“Nasılsın…?”
Caddede yürümeye devam ederken, bir anda meydandan gelen tanıdık bir ses duydu. Bunun bir etkinlik olup olmadığını merak ederek sesin geldiği tarafa doğru yürüdü, o tanıdık ses, meydana yaklaştıkça yükseliyordu.
“Güzel Quantes’imizi koruruz - Cin cüce Garnizonu - bizimle birlikte yaşa - bu gün!”
Berbat bir şarkıydı. Aslında, normalde olsa, Anor mümkün olduğu kadar uzaklaşarak yoluna devam ederdi ama bu tanıdık ses tarafından çekilmişti meydana.
“Yaratıkların kanının içinde banyo yaparız - !”
Ses sanki bir çocuğa aitti ama hoparlörden sesi erkeksi çıkıyordu. Şehir meydanında elinde hoparlörle sarhoş bir cin cüce koşuyordu. Etrafına toplanmış kara elflerse ona alkışla tempo tutuyorlardı. Kara elflerin arasından, cin cüceyi izleyen kırmızı saç bantlı ork direk göze çarpıyordu.
Geçen gün karşılaştığı ve tanıştığı Crockta ve Tiyo yine karşısındaydı.
“Ne…?”
Anor karşısında gördüğü manzaraya inanamıyordu. Kara elfler kendi içlerine dönük ve kapalı yaşarlardı. Yabancıları hiç sevmezlerdi, kendi ırklarından olsalar bile başka şehirlerden gelen kara elfleri bile zor kabul ettikleri olurdu ama şu anda iki yabancıya eski dostları gibi davranıyorlardı.
“Oradaki güzel kara elf bayan! Cin cücelerden hoşlanır mısınız?”
“Aman tanrım?”
“Eğer bir metre daha uzun olsaydın, şu anda yanına geliyor olurdum, ama maalesef!”
“Huhuhuhu.”
Kara elfler gülmekten yarıldılar Tiyo’nun şakasına. Anor, o ikilinin bırak kuzeye doğru devam etmeyi, daha ilk kara elf bölgesine bile giremeyeceklerini düşünmüştü. Kara elflerin izole yaşam biçimi onu bu şekilde düşünmeye itmişti ama ikili kara elflerin içine o kadar çabuk girebilmişlerdi ki, Anor bir yandan bunları düşünüp bir yandan da meydandaki manzaraya hala şaşkın gözlerle bakarken, bir evin duvarına çarptı.
“Ahh… Harika…”
Anor mırıldandı. Ama içinden hayranlık duymuyordu bu duruma aksine canı sıkılmıştı, karşısındaki cin cüce ve orku kıskanmadan edemedi.
“Hey, yarım,” diye arkasından seslendi birisi ona.
Anor iç çekerek arkasını döndü. Erkek bir kara elf, yapılı vücuduyla ona baktı ve güldü. Bir grup genç kara elfte onu izliyorlardı.
“Yüzün bu gün sanki daha da beyaz gibi. Kulaklarında biraz kısalmışlar sanki?” Adam gülümsedi. Diğer kara elfler adamın söylediklerinden sonra Anor’a gülmeye başlamışlardı. “Eğer bu böyle devam ederse 100 seneye kalmaz ölürsün.”
“Yarım şu anda kaç yaşında ki?”
Anor onlara dik dik bakıyordu ama hiç bir kara elf onun o bakışlarından korkmamıştı. Anor arkasını döndü.
“Hey, hey… Nereye gidiyorsun Anor?”
“Git bakalım, kırma!”
Aynen öyle… Anor yarı insan, yarı kara elfti. Kara elflerin toplumunda dışlanarak yaşıyordu. Arkasından ona doğru yöneltilen hakaretleri ve aşağılamaları duymazdan gelerek yoluna devam etti. Bir kez daha biri ona seslendi.
“Anor!”
Duymazdan gelmeye çalıştı ama ona seslenen kişinin sesi farklıydı. Kalın ve yüksekti ona seslenen kişinin sesi. Başını sesin geldiği tarafa doğru çevirdi ve ork Crockta’yı gördü. Ona doğru geliyordu.
“Hayattasın! Daha yeni mi geldin?”
Güneş batmıştı ve sağda solda yanan meşalelerin ateşleri Crockta’nın yüzüne gölgelerin düşmesine neden oluyordu ve bu Crockta’yı daha da haşin ve korkutucu bir görüntüye sokuyordu. Crockta onu mutlulukla karşılamıştı ve sonrasında Anor ve diğer kara elf grubunu fark etti.
“Oh, Anor’un arkadaşları, Tanışmak benim için bir zevktir.”
Anor irkildi.
Oradaki kara elfler, bunlara lider Nakai’de dahildi, özellikle yabancılardan hoşlanmayan gruptular. Anor onlar tarafından uzun süredir, yarı elf olması dolayısıyla, rahatsız ediliyordu. Bu şehirde doğup büyümesine rağmen.
Bir problem çıkabilirdi.
Nakai’nin sesi, onun düşüncelerini dağıttı.
“Oh, ork savaşçı! Hoş geldin. Hahhahaha.”
Nakai, Crockta’yla el sıkışmaktan memnun gibi görünüyordu.
Magnec