Tiyo nun olayını çaldın be yakışmadı sana
Yeni bir yoldaş mı acaba
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
81. Bölüm Yabancı (1)
Luklan Dağlarını istilaya gelen orklar geri çekilmişlerdi. Bir çoğu ya ölmüş ya da ciddi şekilde sakatlanmıştı. Crockta’nın ismi kuzeyin orklarının hepsinin aklına kazınmıştı, Luklan’da yaptıkları yüzünden. Artık kesinlikle Büyük Klan’ın düşmanıydı.
“Golito.”
Uzun sakallı bir cin cüce Gorit’in önünde duruyordu. Altanas cin cücelerinin lideriydi, Golito.
Orcheim’in lideri Gorit, Dejame’nin lideri Janaru, Crockta ve Tiyo, Altanas’ta toplanmışlardı. Silahsızlaştırılmış cin cüceler kafalarını önlerine eğmişlerdi ama Golito, Gorit’e keskin bakışlarıyla dik dik bakmaya devam ediyordu.
“Gorit.” Golito göğsünü şişirerek konuştu. “Ortada konuşulacak bir şey yok. Beni ortadan kaldırın.”
“Senin bu yaptığın yüzünden ölenler adına üzgün müsün?”
“Olduğumu söylersem yalan olurdu. Pişman değilim.”
Altanas’ta bulunan orklar ve elfler Golito’ya bağırıyor, lanet okuyor ve küfrediyorlardı. Golito’nun yapmış olduğu şey yüzünden, Luklan Dağları kana bulanmıştı. Ancak Golito hala dik duruşunu koruyordu.
“Kuzeyle güney arasındaki duvar ortadan kalktıktan sonra cin cüceler bir krizin ortasında kalacaklardı. Bu bizim kaderimizdi ve bende cin cüceler için en doğru bildiğim şeyi yaptım.
“Senin endişen yüzünden, sayısız kişi canından oldu.”
“Benim endişem mi? Göremiyor musun? Dünyamızın yok oluşu gözlerimizin önünde!”
“Bu sadece başka bir adım!”
“Hayır! Durumu küçümsüyorsun! Duvarın öbür tarafındakilerin nasıl yaşadığı önemli değil, deli reis savaşa karar verdi bile. Yakında orklar ve kara elfler köleliğe mahkum olacaklar. Zamanı geldiğinde, Orcheim sadece Büyük Klan’a katılabilir. Peki ya biz?”
Janaru’ya bakıyordu, kara elflerin liderine. “Senin için de geçerli bu durum! Sizler sadece aptal elflersiniz!”
“Kapa çeneni.”
“Bundan kaçamazsınız. Dünyamız zaten savaşın eşiğinde. Janaru, eğer sende Dejame’ye önem veriyor olsaydın, sende aynı şekilde düşünürdün. Geleceğini planlamak zorundasın, ya kendi kanından olanlara karşı savaşacaksın ya da onları büyük reise satacaksın! Neden bunu anlamıyorsun?”
Gözlerindeki delilikle tartışmaya devam ediyordu Golito.
“Büyük Klan savaşmaya kararlı olduğu sürece, cin cüceler yok olacaklar! Bu dünya uyum sağlayabilenlerin hayatta kaldığı bir dünya! Tek yaptığım hayatta kalmaya çalışmak! Kararımdan asla pişmanlık duymayacağım! Beni kim suçlayabilir? Yapabiliyorsanız suçlayın beni!”
Golito’nun agresif samimiyeti bölgeye sessizliğin hakim olmasını sağlamıştı. Kimse onu suçlayamıyordu.
O anda, bir kişi Golito’ya vurdu.
“Öhöö!”
Vuran kişi Tiyo’ydu. “Aptal piç!”
Golito, yumruğu yediği yer olan çenesine götürdü elini ve kafasını kaldırdı. Ona vuran cin cüceyi daha önce görmemişti.
“Sen de kimsin?”
“Benim adım Tiyo! Ben Quantes Cin Cüce Garnizonu kaptanı ve mantıklı bir cin cüce olarak, söylediğin aptalca sözlere dayanamadım dot!”
“Quantes?”
“Aynen öyle dot.” Omuzuna dayalı silahı General’i havaya kaldırdı ve yüksek sesle konuşmaya başladı. “Crockta’yla birlikte duvarın öbür tarafından, kıtanın güneyinden geldik dot!”
Golito’nun gözleri bu sözleri duyduktan sonra sonuna kadar açılmıştı. Etrafta da bir yaygara kopmuştu.
“Ama nereden geldiğimin bir önemi yok dot! Sadece sana şunu söylemek istiyorum ki, sen bir cin cüce olarak yorumlama ve mantıklı düşünme yetisini kaybetmişsin. Sen aptal bir cin cücesin dot!”
“Ne?”
“Endişe, çabucak filizlenen korkuya dayanır. Bu yüzden cin cüceler olarak her zaman objektif olarak bakmalıyız. Ama sen, korkun dolayısıyla nasıl düşüneceğini bile unutmuş olan aptal bir cin cücesin. Hayır, hayır sen sadece aptal bir kişisin dot!” Tiyo herkese ilan etmişti. Daha önce hiç olmadığı kadar kendine güveni varmış gibi konuşuyordu.
“D-Deli saçması!”
“Bir düşün bakalım! Eğer senin de söylediğin gibi reis savaş için deliriyorsa, aranızda kurduğunuz bu anlaşmanın getirdiği barış ne kadar sürecek?!”
“Önümüzdeki felakette hayatta kalabilmek, uzak geleceği düşünmekten daha önemli. Hayatta kalmak önceliğimiz!”
“İşte bu yüzden bir aptalsın dot! Sadece tek bir şeyi düşünerek yaşayan cin cüce, korkusundan ötürü yorumlama gücünü kaybetmiş bir cin cücedir dot! Tiyo Golito’ya konuştuğu kadar diğer cin cücelere de konuşuyordu. Etraftaki cin cüceler onun yoğun bakışlarıyla karşılaşmamak için gözlerini kaçırıyorlardı. “Sanki bir ilizyonun içerisinde önemli bir şeyler yaptığını zanneden budalalar gibisiniz! Sanki büyük bir şey yapıyormuş gibi hissedip kendinden emin davranıyorsun, ama bu sadece bir aldanma dot! Zavallı adam, sen gerçekten bir zavallısın dot!”
Golito’nun gözleri titremişti. “Eğer öyleyse, ne yapmalıyım? Cin cüceler…!”
“Senin mantığın dot!” Tiyo bağırdı. “Bana sorma, kendi yorumlama gücünü kullan!”
“Ben mantıklıyım…!”
“Kalbine yön veren korkuna soruyorsun sorularını. Mantığının sana sunduğu cevapları dinle, korkunun değil dot!”
Tiyo elinde büyü mühendisliğinin özünü tutarak konuşmaya devam etti. “Sana bir kez daha soruyorum Golito! Cevap! Eski dostlarını satıp, diğer türleri köleleştirerek, savaştan başka bir şey bilmeyen deli bir orkla anlaşma yapmak mı? Peki sonra?!
Tiyo bakışlarını Golito’dan çevirip Altanas’taki diğer cin cüceler üzerinde dolaştırıyordu. “Sonuna kadar kötülüğe direnmek, işte bu değil mi bizim ‘ein guter Wille’yi* takip etmemizin nedeni?”
“.....!”
Golito’nun gözleri bir kez daha sonuna kadar açıldı. Bu cin cüce, artık kuzeyde hatırlanmayan antik cin cüce dilinde bağırıyordu. Herkesin bildiği ama görmezden geldiği eski hikayelerdeki gibi.
“Ne diyorsun Golito? Çalışmayan beyin hücrelerin ne diyor?”
Golito, ağzını bile açamıyordu. Aslında o da biliyordu ama Altanas cin cücelerine gelebilecek olan yıkımdan, kendi insanlarının ölmesinden korkuyordu. Sadece bunu durdurmak istemişti.
Golito’nun başı önüne düştü. Sonra onun yerine başka bir cin cüce konuştu.
“Dışarıdan gelen biri olarak bu kadar rahat konuşabiliyorsun.” Tiyo başını konuşan kişiye doğru çevirdi, Golito’nun kızı Yona’ydı o.
Tiyo gözlerini kadına dikmişti ve Yona’da aynı şekilde o bakışlara karşılık veriyordu.
Ve Yona gülümsedi.
“Ve aynı zamanda dışarıdan gelen biri olarak çok doğru konuşuyorsun.”
Golito kızına baktı. “Yona.”
“Baba, kararına saygı duyuyorum. İnsanlarımız için bir karar verdin. Ama Altanas cin cüceleri zayıf değiller. Biz savaşabiliriz.”
“.....”
Yona etrafta toplanmış olan cin cücelere baktı. “Eğer Büyük Klana karşı başımızı eğersek, bizde onlar gibi olmaz mıyız? Baba, bana her zaman söylemez miydin, aslında sadece bana değil bütün herkese söylememiş miydin?”
“Yona…”
“Karnı tok bir domuz olmaktansa, aç bir cin cüce olmayı yeğlerim.”
Altanas cin cücelerinin hepsi başlarıyla onaylamışlardı. Onlara atalarından kalan deyişlerden bir tanesiydi bu.
Crockta önünde yaşananları izlerken yüzünde garip bir ifade vardı. Tiyo ve cin cüceler arasında geçen konuşmayı dinliyordu ve tanıdık kelimeler kulağına geliyordu. Ordudayken boş zamanlarında okuduğu felsefe kitaplarında da benzer kelimeler ve cümleler vardı.
Bu oyun cidden yapımcılarının zevklerini mi yansıtıyordu yoksa bir şekilde gerçek dünyayla bağlantısı mı vardı? Tam olarak bilmiyordu.
Crockta bunları düşünürken, Golito konuşmaya çalıştı.
“Anlıyorum…”
“Evet.”
“Yona sen ve buradaki herkes…”
Golito kızına ve etrafındaki cin cücelere baktı. Hepsi başlarıyla onaylıyorlardı. Cin cüceler ona saygı duyuyorlardı ama hepsi verdiği kararı sorgulamışlardı.
Golito iç çekti. “Yanlış karar verdiğimi kabul ediyorum.”
Gorit, Golito’nun ellerini bağladı ve konuştu. “Luklan Dağlarındaki komşularına karşı işlemiş olduğun suçlardan ötürü tutuklusun.”
Cin cüceler endişeliydiler. Gorit ve Janaru birbirlerine baktılar. Gorit ilan etti.
“Cin cücelerin yeni liderinin bizimle, Orcheim ve Dejame’yle birlikte Büyük Klana karşı evimiz Luklan Dağlarını savunmayı kabul etmesi halinde herhangi bir düşman davranışta bulunulmayacak.”
“.....!”
Bütün cin cüceler Gorit’in onlara tanımış olduğu bu sıra dışı imtiyaz yüzünden şaşkınlık içerisindeydiler. Golito da aynı şaşkınlık içerisinde bir Gorit’e bir de Janaru’ya bakıyordu. Gorit sadece güldü. “Bu kadar şaşırmayın. Aynı kıtanın güneyinden gelen cin cüce dostumuzun dediği gibi. Mantığımı kullanarak karar veriyorum.”
“...Anlıyorum.”
“Ama çok fazla kayıp verildi. Yani özür dilemeniz ve bir şekilde kayıpları karşılamak adına tazminat hazırlamalısınız, ayrıca köle olarak esir tutulanları kurtarmak için de bizimle birlikte mücadele etmeniz gerekiyor.”
“Kabul ediyorum.”
Barışçıl bir şekilde son bulmuştu. Crockta izlemeye devam ederken bir anda bir filozofun sözleri geldi aklına. Bu sözleri söylerse çekeceği dikkat bir an için onu cezbetmişti.
Bir an için tereddüt etti söyleyip söylememek konusunda.
“Dışarıdan gelip yaşananları izleyen biri olarak, aniden bir şey geldi aklıma.” Crockta içinde yanan bir arzuyla konuşmaya devam etti. Herkesin bakışları Crockta’nın üzerindeydi.
“Üzerine düşündükçe, kalbimi dolduran ve içimdeki hayranlık ve huşuyu arttıran sadece iki şey buluyorum.”
“.....?”
“Biri, başımın üzerinde parlayan yıldızların olduğu gökyüzü ve diğeri de…” Crockta herkes ona adaklanmışken daha iyi anlasınlar diye bir an için ara vermişti söyleyeceği şeye. “bana hangi yoldan yürümem gerektiğini söyleyen içimdeki ahlak yasası.”**
Muhteşem bir taklit ve rol çalma! Crockta gözlerini açıp etrafına bakındı.
“.....!”
Etrafındaki insanlar ona tamamen hayranlıkla bakıyorlardı. Tiyo’nun ağzı tamamen açılmıştı.
“B-Ben sadece seni kas yığını bir ork olarak biliyordum ama…”
“Ne kadar zeka dolu bir cümle…”
“İnanılmaz… bir orkun söylemiş olması…!”
“Doğanın ve insan doğasının içindeki zıtlığı ortaya çıkartan ne kadar harika bir cümle…!”
Crockta gözlerini tekrar kapattı ve gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı.
*** ***
Crockta ve Tiyo Orcheim’den ayrılmak için hazırlanıyorlardı.
Orkların Kutsal Topraklarını görüp, Luklan Dağlarındaki sıkıntıyı çözmüşlerdi. Artık gitme zamanı gelmişti, Gorit, Caburak ve bir çok ork onları uğurlamaya gelmişlerdi.
“Crockta, teşekkür ederim ve sırtına ekstra yük yüklediğimiz için de üzgünüm. İyi şanslar.” Caburak konuşmuştu.
Crockta şimdi Düşmüş Tanrının Tapınağına doğru gidecekti. Ancak tapınağın bulunduğu bölge kara elflere aitti.
Crockta büyük reisi karşısına almıştı ve kendisi ne kadar güçlü olursa olsun, büyük klanla tek başına karşılaşamazdı. Böylelikle Düşmüş Tanrının Tapınağını ziyaret için yola çıkıyordu ama kara elflerden de yardım isteyecekti. kuzeyden bir yada iki kişi bile olsa Büyük Klan’a karşı durmak için bulması gerekiyordu.
Gorit, elini Crockta’nın omuzuna koymuştu ve başını salladı.
“Kara elflerle anlaşmak kolay olmayacaklardır, çok içlerine kapanıklar. Bizim Luklan İttifakımız onlara sürekli mesaj gönderiyor bu konuda. Bütün yükü sırtında hissetmek zorunda değilsin. İyi şanslar.”
Orcheim, Dejame ve Altanas, bir ittifakın çatısı altında toplanmışlardı.
Crockta onayladı. Crockta’yla birlikte savaşmış olan Orcheim savaşçıları da ona iyi şanslar dileyerek onunla yumruk tokuşturdular. Crockta sayısız orkla yumruk tokuşturmuştu.
“Kesinlikle geri döneceğim dot.” Tiyo’nun sesi duyuluyordu, Yona ile konuşuyorlardı.
“Bah. Dön ya da dönme…”
“Eğer bana düzgün bir cevap vermezsen direk olarak evime geri dönerim. Ben açık sözlü bir adamım dot. Eğer senin kalbinde yerim varsa bana şimdi söyle.”
Tiyo hiç tereddüt etmeden konuşmuştu. Crockta ona karşı hayranlık duymadan edemedi.
Tiyo gerçek bir erkekti.
Onun büyük beklentisine, Yona bakışlarını kaçırarak ve alçak sesle cevap verdi.
“... Her şey bittiğinde uğra.”
Tiyo güldü. “Tamamdır dot. Benim için bekle.”
Ayrıca başka iyi haberler de vardı.
Tiyo, babasının nerede olabileceğine dair bir ipucu bulmuştu. Altanas cin cücelerine babasının ismini ve eşkalini vermişti ve Yona’yla diğer cin cüceler gizemli mallar taşıyıp kuzeyi gezen birinden bahsetmişlerdi.
Onu son gördükleri zamandan bu yana birkaç yıl geçmişti ve o zaman kara elflerin bölgesine doğru gideceğini söylemişti.
Böylelikle, Crockta ve Tiyo Luklan Dağlarından ayrıldılar.
“Sanki her şey kuzeydeymiş gibi hissettiriyor dot.”
Düşmüş Tanrının Tapınağı.
Büyük Klan savaşı.
Tiyo’nun babası.
Bütün cevaplar oradaydı.
“Tabi ki!”
Crockta sırıttı.
Kuzeyde hiç kullanıcı yoktu. Ancak, burası Crockta’nın kendini en özgür hissettiği yerdi. Her şey sanki birbirine çok uyumlu dişli çarklar gibi bir araya gelmişti ve işliyordu. Burada karşılaştığı herkes, kendi hayatını yaşıyordu.
Crockta bu dünyayı sevmişti. Belki de Elder Lord’a adım atan kullanıcılar esas sıkıntıyı yaratıyorlardı.
“Şu hayvan da neyin nesi dot?” Tiyo sordu.
Luklan Dağlarından tamamen ayrılmalarından hemen önce, ormanın ortasında takılan bir yaratık görmüşlerdi.
Kertenkeleye benziyordu ama kanatları vardı. Bir ejderha olduğunu sanmışlardı ama o görkemli hava o yaratıkta yoktu. Burun deliklerinden ateş çıkartıyordu.
“Bu bir ejdercik değil mi?”
“Ejdercik!”
Güçlü bir uçan yaratıktı, ejderhadan daha düşük seviyeliydi ama bir ejderden çok daha güçlüydü. Ejdercik onlara doğru yaklaşmaya başlamıştı, burnundan tehditkarca ateş üflüyordu.
Crockta ve Tiyo birbirlerine baktılar.
“Kendine güveniyor musun Tiyo?”
“Tabi ki dot.”
Gülüştüler ve silahlarını ellerine alarak onlar da ejderciğe doğru ilerlemeye başladılar. Onların içinde bulundukları dünya, karşılarına ne zaman bilinmeyen bir şeyin çıkacağının belli olmadığı bir dünyaydı. Crockta mücadele öncesi içinde yakıcı bir heyecanın yükseldiğini hissetti.
“Habersizce yolumuza çıkan karşılaşmalara kapımız açık!”
Ejdercik, Crockta’ya doğru ateş üflemişti ancak Crockta’nın büyük kılıcı alevleri ikiye ayırmıştı. Ejderciğin korkunç suratı onlara gittikçe yaklaşıyordu. Gulyabani Katili, ejderciğin boynuna doğru inişe geçmişti ki,
“Ne yapıyorsun üçüncü ejderhaaaa!” onların arkasından birisi bağırmıştı.
O an Crockta tereddüt etti. Ejdercik fırsattan istifade Crockta’ya kafa attı. Crockta geriye doğru uçuşa geçti ve kıç üstü yere indi. Poposu ve başı acıyordu. Ağzına gelen kan tadını hissetti.
“Kuheok! S-Sen iyi misin? Üçüncü ejderha! Bunu neden yaptın?”
Crockta oturduğu yerde gülmeye başladı.
Gördüğünüz gibi, ne zaman karşılarına ne çıkacağı hiç belli olmuyordu.
** Immanuel Kant’ın 1788’de yayımladığı, eleştiri kitaplarından ikincisi olan (Critique of Practical Reason) Pratik Aklın Eleştirisi kitabında bulunan bir yorumdur. Buradan Ian’ın askerdeyken ünlü filozof Kant’ın kitaplarını okuduğunu çıkarabiliriz.
Magnec