Ellerinize sağlık bence crokta hepsini alır :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
84. Bölüm Hayatta (2)
Acil durum trompetlerinin sesi duyuluyordu.
Crockta, anında uyandı ve eli direk olarak büyük kılıcının kabzasına gitti. Savaşın kokusu uzaktan da olsa burnuna kadar geliyordu. Crokcta, eline tüfeği General’i almış Tiyo’ya baktı, göz göze geldiler.
“Drrrong…”
Anor hala uyuyordu ve Crockta kafasını sağa sola sallarken onu uyandırdı. Hala tam olarak uyanamamış olan Anor, boş bir ifadeyle Crockta’ya bakıyordu.
“Anor, sığnağa git.”
“Huh?”
“Düşman saldırısı altındayız.”
“Saldırı?”
“Geçen günkü orklar görünüşe göre tekrar gelmişler.”
Crockta onlara gücünü göstermişti. Gezgin orklar baskılanmış ve karşısında tir tir titrer halde kalmışlardı. Eğer o orklar buraya tekrar geldilerse, arkasındaki neden gayet açıktı, Büyük Klan’ın desteğini almışlardı.
Bu sefer daha fazla şiddete başvuracaklardı. Bir konuşma olmayacaktı, direk olarak şehri yağmalamak ve Crockta’yı öldürmekti hedefleri. Crockta bunun gayet farkındaydı ve gülümsemesini bastıramıyordu.
“Nuridot’un acil durum sığnağı var mı?”
“Muhtemelen şehir merkezindeki belediye binasındadır…”
“Oraya git.”
Anor tamamen uyanmıştı ve Crockta’nın elindeki büyük kılıcı fark etti. “Crockta?”
Crockta büyük kılıcıyla ilgilendi cevap vermek yerine.
“Ah…”
Anor daha önce birini öldürmenin nasıl bir şey olduğunu tecrübe etmemişti. Yeni Büyük Reis gelene kadar kuzey kendi arasında dengede sayılabilirdi. Ara sıra çatışmalar yaşanıyordu ama bölgenin büyük çoğunluğu kendi bölgelerinde huzurlu bir şekilde yaşıyordu.
Bu gün ise, Anor savaşa giden bir adamın yüzünü görebilmekteydi. Crockta sakince, elindeki büyük kılıcıyla düşmanlarını öldürebileceğini sanki hoşçakal diyormuş gibi söylemişti.
“Anlıyorum.”
Crockta ve Tiyo, Anor’a tekrardan öğüt vererek evden ayrıldılar. Onlar giderlerken ayak seslerini hala duyabiliyordu Anor. Yerinden kalktı ve evin içine göz gezdirdi, toplanmalıydı.
‘Eğer onlar sana bir köpekmişsin gibi davranıyorsa, sende onlara birer köpeklermiş gibi davranmalısın.’
Crockta’nın dün gece ona söylediği sözler, zihninin içinde yankılanıyordu.
Anor bu işi direk olarak halletmeliydi. Bu dünya, etki - tepki mantığı üzerine kuruluydu. Yapılan her hareket, onu dengeleyen karşı bir tepki ile karşılaşırdı. Eğer rakibine vuruyorsan, sende darbe yemeye hazırlıklı olmalıydın. Acaba o da, Crockta gibi sarsılmaz biri olabilir miydi?
Anor, çekmecelerin birinden eski bir hançer çıkarttı. Daha önce hiç kullanmamıştı ama bu gün belki de kullanması gerekebilirdi.
‘Oğlum, iyi bir elf olmalısın.’
Annesinin yüzü ve sözleri zihninde canlandı bu seferde. Kafasını sağa sola salladı.
‘Anne, Nuridot beni iyi bir elf olarak istemiyor.’
Anor, hançeri sıkıca kavradı.
*** ***
Crockta, trompet seslerinin geldiği tarafa, Nuridot’un dış kesimlerine doğru koşuyordu. Crockta’yı gören kara elfler ona seslendiler.
“Ork, Cin cüce! Bu tarafa!”
Bir gözetleme kulesindeki kara elf onlara durum bildirimi yaptı.
“Dün gelen orklar yaklaşıyor, ama onların yanlarında caruklara binen orklar da var. Ekipmanları gezgin orklarınkinden farklı. O gelenler…”
Sonra muhafız sesli bir şekilde yutkunarak sözlerine devam etti, “Büyük Klan.”
Nuridot’un lideri, kara elf Nadia tırnaklarını yiyordu. Huzursuzca kıpırdanıyordu ve sonunda ayağını yere vurarak yanındaki kara elflerden birine döndü, “Spinao’ya mesaj gönderin.”
“Huh?”
“Büyük Klan geldi. Buraya sadece bayraklarını sallamaya birkaç ayak takımı ile gelmediler. Direk olarak Büyük Klan savaşçıları geldi.”
Nadia silah deposundan bir yay çıkarttı. Eski ama sağlam bir yaydı. Kadın yayı ve kirişini kontrol etti, gerginliği yerindeydi. Milislerden biri itiraz etmeye kalktı ama onu dinlemeyerek bir sadak aldı.
“Bu sadece Nuridot’a bir saldırı değil, direk olarak kara elflere karşı başlatılan bir sefer. Bu gördüğünüz sadece bir başlangıç.”
Kara elflerin yüz ifadeleri sertleşti.
Büyük Klan, saldırılarının boyutlarını daha önceki seferlere göre çok fazla arttırmıştı. Bunun kalbinde deli reis vardı, Calmahart. Bütün Kuzeyi, kendi bayrağı altında toplayacağını idda ediyordu ama kimse bunu gerçekten yapabileceğini düşünmemişti. Ama o gerçekten bunu yapıyordu.
Ancak, Nadia’nın ilanı, onların kendilerine gelmesini sağlamıştı.
Burada yaşanacaklar sadece savaşın ön gösterimi gibi olacaktı. Savaş Nuridot ile başlıyordu.
“Zafer! Onları durdurmak en önemli görevimiz. Onların sayılarını azaltacağım.” Crockta kendinden emin bir şekilde konuştu.
Gergin atmosfer, Crockta’nın sözlerinden sonra biraz yumuşadı. Kara elflerin suratları biraz da olsa aydınlandı.
Ork savaşçı Crockta, şu anda onların şampiyonlarıydı. Bütün bir grup orktan daha güçlü bir savaşçıydı. Luklan Dağlarında da orkları mağlup ettiğine dair söylentiler de dolaşıyordu etrafta.
Crockta öne doğru çıktı ve seslendi. “Kapıları açın.”
Kara elflerin gözleri şaşkınlıktan sonuna kadar açıldı.
“Huh?”
“Dediğimi yapın. Ben bu savaşı kazanacağım.” Crockta büyük kılıcını omuzuna dayadı. “Dışarı çıkıp onların ilerleyişlerini yavaşlatacağım, siz de bu arada savunmanızı sağlamlaştırın.”
Nadia ve Nuridot milis kuvvetlerineydi sözleri. Nadia onayladı.
“Ne diyorsa yapın. O bir savaş alanına bizden çok daha aşina birisi.”
Nadia uzun zamandır yaşıyordu. Bu onun diğerlerinin görmediği bir çok şey görmesini sağlamıştı. Orklar hakkında hikayeleri duyarak büyümüştü.
Tüm vücutları dövmelerle kaplı ork savaşçıların hikayeleri. Şimdiki orklar eskilerin geleneklerini unutmuşlardı. Çocukken ona dövmeli savaşçılar hakkında çok şey söylenmişti. Eğer onlarla karşılaşırsa onlara saygı göstermeyi ihmal etmemesi hakkında söylenenler hala aklındaydı. O savaşçılar güçlüydüler ve bu güç sadece fiziksel kuvvetten gelmiyordu.
Bu gün belki de o anlatılan güce kendi gözleriyle şahit olabilecekti.
Nadia, Crockta’nın ellerini tutarken yalvardı, “Lütfen.”
Crockta cevap vermek yerine sadece güldü.
Nuridot’un kapısı açılmıştı.
Crockta dışarıya doğru yürüdü. Dövmeleri ona güç veriyordu, Onurun, Savaşın ve Savaşma İradesinin Dövmeleri, bir savaşçının ihtiyacı olan her şeydi bunlar. Onur ve savaşma iradesi. Bu ikisi bile yeterdi ve onlara sahip olmanın ne demek olduğunu orada kanıtlayacaktı.
“Güzel.”
Crockta onlara doğru yürüdü. Yalnız bir ork ve bir ordu dolusu ork birbirlerine yaklaştılar. İki tarafta yeterince yaklaştıklarında durdular. Gezgin orkların arasından bir tanesi öne doğru çıktı, dün buraya gelmiş olanlardan bir tanesiydi.
“Neden bize sürekli müdahale ediyorsun?” Biraz serzenişte bulunarak konuşmuştu. “Sende bizim gibi bir orksun. Orklar kendi içlerinde savaşmamalılar. Dünkü saygısız davranışım nedeniyle senden özür diliyorum. Lütfen bize katıl.”
“.....”
“Reisimizin bayrağı altında, herkese orkların kimler olduğunu göster!”
Konuşan ork son cümlesini bağırarak söylediğinde, arkasındaki ordudan da bağırışlar yükselmişti. Gezgin orklardan ayrı duran Büyük Klan savaşçıları da gözlerini Crockta’ya dikmiş izliyorlardı.
“Bak, savaşçı yönünden eksiğimiz yok. Bizimle birlikte kuzeyi fethedebilirsin. Sonrasında da kıtanın geri kalanını orkların önünde diz çöktüreceğiz. Orklar adına! Ork savaşçıların güçlerini göster onlara!”
Crockta güldü, kuzeyin orklarının cidden bir boktan haberleri yoktu. Sonrasında cevap vermek için konuşmaya başladı. “Hey, siz, Büyük Klan bebeleri.”
Crockta’nın tehditkar aurası yayılmaya başladı. Liderleri de dahil olmak üzere, herkes Crockta’ya bakıyordu.
“İyi dinleyin.”
Crockta gözlerini kapattı.
O anda.
Kuzeyde hiç bir kullanıcı yoktu ve o da Crockta’ydı, Jung Ian değil. Ve Crockta’da ne isterse yapan bir ork savaşçısıydı. Daha şimdiden Luklan Dağlarında unutulmuş birkaç şeyi hatırlatarak ve etkileyici bir kaç cümle kurarak bölgeyi etkilemeye başlamıştı.
Bu gün de aynı şekilde güzel birkaç şey söyleyecekti.
Ancak, bir şeyler söyleme isteği hemen uçup gitmişti. Ne kadar düşünürse düşünsün, savaş anı gelip çattığında geriye söylenecek çok fazla şey kalmıyordu. Oradaki insanların anlayamayacağından değil de, tek bir kelimenin yeterli olacağından kaynaklıydı bu.
Crockta gözlerini açtı.
“Vazgeçtim. Dinlemenize gerek yok, sadece…”
Büyük kılıcını rahat bir edayla sağ omuzuna dayadı. Sol kolunu öne doğru, karşısındaki orduya doğru uzattı, sonra tek parmağını kaldırarak hareket ettirdi. Crockta karşısındaki orkların surat ifadeleri şekilden şekle girerken güldü.
“Gelin.”
Ap açık provokasyon! Orklar bir anda öfkeden patladılar.
“Öldürün onuuuuuuuu!”
En öndeki ork bağırdı. O an itibarıyla orklar saldırılarını başlattılar. Gezgin orklar saldırıda başı çeken grup olmuştu.
Crockta’nın büyük kılıcı havayı yararak ilerliyordu, bu sırada sanki çok normal bir şeymiş ve kılıç sadece havayı yararak ilerlemeye devam ediyormuş gibiyken iki orkun başını gövdesinden ayırdı. Başsız orkların vücutlarından etrafa kan fışkırıyordu.
Sağdan ve soldan ona doğru saldıran orkların baltaları Crockta’yı hedef alıyordu. Vücudunu döndürdü ve her yakaladığı boşlukta kılıcını savurdu, her darbesi ya bir uzvu kesiyordu ya da orkların göğüslerinde derin bir yarık oluşturuyordu. Çığlıklar atarak yere yığılan orkların üzerine basıp zıpladı.
Hedefi gezginlerin lideri olan orktu.
Crockta sanki gökyüzünde süzülürcesine ilerledi ve havadayken büyük kılıcını gezgin orkların liderinin başına doğru savurdu.
Puok!
Devasa büyük kılıç, temiz bir şekilde, sadece çok hafif bir dirençle karşılaşarak yere kadar inmişti. Liderin vücudu sadece bir saniye daha bütün halde kalabildi, temiz bir şekilde ikiye bölünen liderin parçaları bir sağa bir sola ayrılacak şekilde düştü.
Crockta kan banyosu yapan bir şeytan gibi görünüyordu. Etrafına bakındı, sayısız ork ona doğru bakıyordu ama ona yaklaşmaya cesaret edemiyorlardı. Crockta sırıttı.
“Tek avantajınız sayınız.”
Sonrasında arkasına baktı. Nuridot’u bu mesafeden açıkça görebiliyordu.
Koştu. Etrafındaki orklar savaşacak iradeyi tekrardan kendilerinde bulana kadar oradan ayrılmalıydı. Oradaki orklar zayıftılar ama aynı zamanda çok fazla sayıda vardı onlardan. Sayısal üstünlükleriyle Crockta’yı zor durumda bırakabilirlerdi.
“Çok fazlaaaa!”
Başarılı olabilmek için o bölgede daha fazla kalmamalıydı. Düşündüğünden çok daha fazla düşman vardı etrafında. Bu sadece taktiksel bir pozisyon değişikliğiydi. Düşman orklar kendilerini topladılar.
Urok, Büyük Klan savaşçılarının lideri, onlara bağırdı.
“Aptallarr! Benim emirlerimi dinleyin! Nuridot’a saldırın!”
Kuwaaah!”
“O soysuzu da yakalayın!”
Urok, bu kısacık zamanda Crockta’nın yarattığı kaos ortamına hayran kalmadan edemedi. Sıradan bir rakip olmadığını göstermişti. Büyük Klan’ın diğer savaşçıları ve büyük reis Crockta’yı hala küçümsüyorlardı ama Urok onlardan değildi.
Bu ork, Crockta, Hammerchwi’yi mağlup eden orktu. Hammerchwi yaşlı olabilirdi ama tecrübeli ve güçlü bir savaşçıydı. Ama geriye yaralı ve değişmiş bir halde gelmişti.
Crockta açıkça çok güçlüydü.
“Kulkul. Ben haklıydım.”
Urok için en kötü senaryo, Crockta’nın tepkisiz kalmasıydı.
*** ***
“Hey, yarım.”
Anor, belediye binasına girer girmez birinin ona seslendiğini duydu. O kişi Nakai’ydi. Grubuyla birlikte o da oradaydı.
“Bu büyük bir fırsat. Öyle değilmiş gibi davranabilirsin ama zaten herkes bilmiyor mu?”
Güldüler. Anor onları duymazdan geldi. Binada bir kişi durumu açıklıyor ve silahların nasıl kullanılması gerektiğini özetliyordu. Durum bir kere kaçınılmaz noktaya geldiğinde, dışarıya orklarla savaşmak için gönderilebilirlerdi.
“Böyle mi?”
Kara elflerden bir tanesi elindeki meçi sanki Anor’a saplayacakmış gibi hareket ettirdi, Anor korkudan bir çığlık attı ve geri doğru sıçradı. Elf meçi Anor’a çok az bir mesafe kala durdurdu. Diğer kara elfler kahkahalara boğuldular.
“Puhahahat, şuna bak.”
“Sanki bir elf gibi kulaklarının aldığı şekli gördün mü?”
Şehir halkı olanları izliyordu. Nakai’nin grubu kıkıdıyorlardı ve durumu daha fark etmemişlerdi. Savaşın etkilerini düşünmüyorlardı bile. Anor gizlice yaşadığı durumun daha da kötüye gitmesini umuyordu.
Ve böyle bir durum yaratmayı denedi.
“Öyle mi diyorsun?”
Daha önce milis kuvvetlerinde görev yapmış olan yaşlı bir adam oradakilere silahları nasıl kullanacaklarını anlatmaya devam ediyordu. Kara elflerin tutumlarını fark ettiğinde onlara doğru döndü. Anor’a doğru bakıp konuşmaya başladı,
“Sadece bu sefer…” İfadesi biraz daha sertleşti. “.. Başının çaresine bak…”
Anor sanki onun başına dert oluyormuş gibi arkasını dönmüştü yaşlı kara elf.
Anor durum karşısında sadece iç çekti.
‘Nasıl bir köpek gibi yuvarlanmayacağım Crockta?’
Parmaklarını hançerinin üzerinde gezdirdiği sırada. Binanın dışından bir çığlık yükseldi.
“Kyaaaaak…! Ahak…”
Kısa sürede son buldu o çığlık. Binanın içine sessizlik hakim olmuştu. Çığlık sesi tanıdıkları kara elflerden birinden gelmiyor gibiydi. Birbirine çarpan çeliğin sesini duyuyorlardı. Sonra ziyaretçiler, belediye binasının kapısına dayanacaklardı.
Kung clang kung!
Kara elflerin bir çoğu sesli bir şekilde yutkundular.
Kung kung kung kung!
Biraz zaman sonra, ziyaretçiler kapıya vardılar. Kapıya omuz atıyor gibi görünüyorlardı. Sadece bir kaç darbe sonrasında kapı kırıldı. Saldırganlar ortaya çıktılar.
Büyük Klanın bayrağını taşıyan orklar. Bir araya toplanmış kara elfleri gördüklerinde güldüler.
“Burada neler oluyor böyle, bir açık büfe mi?”
Magnec