ejderleri severdim ben :( ellerinize sağlık :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
66. Bölüm Avlanma Sezonu (1)
[Stella: Belki… sen gerçek hayatta nerede yaşıyorsun?]
Crockta kızın sorusu karşısında rahatladı. Doğal olarak yalan söyledi.
[Ian: Busan’da yaşıyorum. Hahaha! Ay, Busan’a beni ziyarete gelmelisin! Burada çok güzel çöreklerimiz var! Kelkelkelkel!]
[Stella: Ah… Anlıyorum. Sanmıştım ki… Seninle aynı isme sahip birini tanıyorum da. Nasıl gidiyor bakalım?]
Busan’da yaşıyan bir adam olarak yalan söylemişti ve aceleyle konuşmayı sona erdirdi. Stella’ya giden mesajlar arayanın ismini gösterebilirdi. Jung Yunji gittikçe tehlikeli bir hal alıyordu. Mümkün olduğu sürece kimliğini gizli tutmak niyetindeydi.
“Neden bu kadar dalgınsın? Hadi gidelim Crockta dot! Kuzey! Bilinmeyen!” Tiyo Crockta’nın etrafında zıplarken bir yandan da bağırıyordu.
Crockta güldü, Tiyo eğlenceli bir tipti.
“Ben, Tiyo, tamam geliyorum! Kiyooooh!”
Önlerinde uzanan düz vadide Tiyo koşmaya başladı. Ufka doğru baktıklarında, hedefleri olan saklı bölgeyi görebiliyorlardı. Crockta’nın göğsünden bir kükreyişi yükseldi, “Ben, Crockta, geliyorummmmm! Bul’tarrrr!”
Crockta’da Tiyo gibi koşmaya başladı. Bir ork ve bir cin cüce birlikte kuzeye doğru koşuyorlardı.
*** ***
Avlanmak, sakin ve huzur dolu bir uğraştı.
Ormanın karanlığında ilerliyordu. O bir gölgeydi, düşmanın fark edemeyeceği bir varlık, ağaçlar arasında, düşmanlarının bir daha nefes alamamalarını sağlamak için ilerliyordu.
Şu anda baktığı oyun ender rastlanan türdendi. Çift başlı bir gulyabani. Bu şekilde bir mutasyon öylesine ortaya çıkmazdı. Eğer gerçek bir şeytani ruh gulyabaniye bulaşmışsa, o zaman bu şekilde çirkin bir yaratık oluşabilirdi.
Şimdi içine işlemesi gereken şey sadece çift başlı gulyabani değildi, onu bu hale getiren karanlığın merkeziydi. Uzun zaman önce karanlığı avlamaya karar vermişti. Uzun zaman önce solan bir dilekti, şansını kaybetmişti.
Bir kış geçmişti ve baharın izleri etrafa yayılmaya başlamıştı, karanlığın kokusu da tekrardan ortaya çıkmıştı. Bu çarpıtılmış iki başlı gulyabani de bunun canlı kanıtıydı.
Ağzı çarpıldı. Bu zamanı bekliyordu ve bu sefer şansın elinden kaçıp gitmesine izin vermeyecekti.
Şimdi. O geri gelmişti.
Avlanma sezonu.
*** ***
“.....”
Crockta, cin cücenin omuzuna dokundu.
“Tiyo?”
“Gidiyorum. Gerçekten gidiyorum.”
Tiyo önündeki kara ormana baktı ve yutkundu. Karşılarında kalın gövdeli kara ağaçlar vardı ve o kadar sıklardı ki bir kaç metre öteyi bile görmek mümkün değildi. Hatta çıplak gözle bakıldığında bir süre sonra hafifçe hareket ediyorlarmış gibi hissettiriyorlardı.
Aniden, bir sistem mesajı geldi.
[Yaratıklar Ormanına vardın.]
[Wow! Buraya geldiğine göre sağlam bir iradeye sahip olmalısın. Büyük cesaret işi.]
[Eğer Yaratıklar Ormanını geçmeyi başarırsan, ilk keşfeden olarak ödüllendirileceksin.]
[Uzun zamandır bir görev almadığın düşünülürse, bu aldığın yeni görevi beğendin mi?]
[Yaratıklar Ormanını geçtiğinde özel başarı puanlarıyla ödüllendirileceksin. Eğer gizli temizleme şartını yerine getirebilirsen, o zaman muhteşem ödüllerle birlikte bir de ünvan kazanacaksın.]
[İyi şanslar!]
Crockta mesaj penceresinde yazanları onayladı. Öncelikle onların sadece standart mesajlar olduklarını sanıyordu ama sonrasında o mesajların bile bir yapay zeka tarafından kontrol edilen mesajlar olduğunu anlamıştı. Kelimeler bir şekilde nefret doluydular.
Tiyo sordu, “C-Crockta, biz gerçekten gidiyor muyuz? Gidiyoruz değil mi?”
Crockta bir kahkaha patlattı. “Tiyo, gerçekten bu şekilde devam edecek misin? Cidden sen Quantes Garnizon Kaptanı Tiyo musun?”
“Ne! Ben asla kararsız biri değilim!” Tiyo zıpladı. “İyi dot! Sana göstereceğim! Şu andan itibaren dot!”
Sonrasında kararlı adımlarla ormana doğru yürümeye başladı. Küçük cin cüce daha birkaç adım atmıştı ki kara ormanın içine doğru gözden kaybolmuştu bile. Crockta tam arkasından ilerlemek için harekete geçecekti ki…
“Uwaaaaaaaaaaaaaaah!”
Tiyo topukları götüne vura vura Crockta’ya doğru koşuyordu. Yere düşmüş ama neredeyse anında tekrar kalkıp koşmaya devam etmişti.
“Neler oluyor?” Crockta büyük kılıcını çekti ve bağırdı. Tiyo’nun ormanın dışına koştuğu bölgede büyük bir karartı görülebiliyordu.
Crockta bir anda gerildi.
“.....”
Görülen karartı kendini göstermişti… büyük bir benekli inek.
“...Y-Yaratık! Bir yaratık ortaya çıktı dot!” Tiyo Crockta’nın arkasına geçip pantolonunu kavradı.
Crockta Tiyo’ya soğuk gözlerle bakıyordu. Tiyo, Crockta’nın bakışlarında bir şeyi sezmiş ve gözlerini kaçırmıştı.
“...Mööööööööö….”
İnek ikiliyi selamladı.
“.....”
O sadece bir inekti.
Tiyo, saklandığı yerden, Crockta’nın arkasından, hiç ses çıkarmadan çıktı ve üstünü başını silkeleyip düzeltti, “Hum, hum, hım hım! Şimdi, ne dersin artık gidelim mi Crockta? Çekinme hadi gel dot!”
Sonra Tiyo tekrardan yürümeye devam etti. Crockta başını sağa sola salladı ve Tiyo’nun arkasından o da harekete geçti. Tiyo ineğin etrafından dolandı.
“Bu arada, bir ineğin burada ne işi var?”
“Bende onu düşünüyordum.”
Crockta ineği inceledi. Sadece vahşi bir inek değildi. Birinin onunla ilgilendiğini gösteren işaretler de vardı. Crockta ve Tiyo ineğe doğru yaklaşırlarken hareket etmeden durmuş ve onlara basitçe bakmaya devam etmişti. Crockta eliyle hafifçe ineğin başına vurdu, inekten bir ses daha yükseldi. Gayet sakin çıkmıştı ineğin sesi.
Mööö…
Dinleyenlerin sakinleşmesini sağlayan bir sesti. Şu anda burası sanki bir mandıraydı, yaratıklarla dolu bir orman değil.
“İçeride birileri mi var?”
“Ormanda yaşayan insanlar mı var?”
Yaratıklar Ormanı uzun zamandır yasak bölge gibiydi, insanlar tarafından erişilemez bir yerdi. Genellikle ormana girdiklerinde insanlar kısa sürede yaratıkların avı olurlardı. Ama şimdi karşılarında insan eli değmiş bir inek vardı. Bu da neydi şimdi?
Tiyo ve Crockta birbirlerine baktılar.
“Gidelim.”
Şimdi artık gerçekten şu Yaratıklar Ormanına girme zamanıydı. Tiyo ineğin üzerine tırmandı.
“Crockta, bize yol göster.”
“.....”
İneğin kuyruğu bir sağa bir sola sallanıyordu. Crockta Tiyo ve ineğe öncülük etti. Üçü birlikte Yaratıklar Ormanına girdiler.
Girdikleri andan itibaren ortalık soğumuştu.
Güneşi engelleyen uzun kara ağaçların yoğunluğundan ötürü ormanın içindeki sıcaklık hissedilir derecede düşüktü. Ayrıca bu durum ormanın loş hatta karanlık olmasını sağlıyordu, sanki her köşede, gölgeler arasında bir şey varmış gibi görünüyordu. Ayaklarının altındaki toprak nemliydi ve ağaçların gövdelerini yosun kaplamıştı, nemli toprağın üzerinden ne olduğu belli olmayan yapışkan bir şey ayakkabılarına bulaşıyordu.
Kötü bir yermiş gibi hissettiriyordu.
“İnek, senin evin nerede?”
Tiyo ineğe fısıldamıştı. Sonra inek belli bir yöne doğru ilerlemeye başladı. Crocka, inek ve hala ineğin üzerinde olan Tiyo’yu takip etmeye başladı, gittikçe ormanın derinlerine doğru ilerliyorlardı.
Karanlığın içinden karşılarına ne çıkabileceğinden haberleri olmadan ilerlemeye devam ediyorlardı. Sık sık tuhaf olarak nitelendirilen dağlar gibi, ürkütücü bir his yayılıyordu vücuduna ama sanki o hissin geldiği yön değişiyor gibiydi. Daha önce hissetmemiş olduğu garip bir histi.
Aniden, bir şeyin hareket ettiğini gördü. Crockta ve Tiyo irkildiler. Crockta direk olarak elini büyük kılıcının kabzasına attı bu arada Tiyo’da General’i hazırlamıştı.
Hareket eden şey ortaya çıktı. Bir Trol. Burası trollerin yaygın olduğu bir ormandı. Crockta sırıttı, burası gerçekten de Yaratıklar Ormanıydı. Goblinmiş, kurt adammış, o tarz yaratıklar bu ormanda hayatta kalamazlardı.
Bu orman için minimum yeterlilik noktası bir troldü. Daha zayıf yaratıklar için hayatta kalma şansı sıfırdı.
Tiyo seslendi, “Git! Crockta!”
“Bul’tar!”
Crockta öne atıldığında, Tiyo General’i ateşledi.
Bu Quantes’te gulyabanileri alt ettikleri taktiğin aynısıydı. Tiyo uzak mesafeden elindeki silahı kullanarak düşmana saldıracaktı, Crockta’ysa direk olarak yüzleşecekti. Trol direk olarak General’den ateşlenen yoğun ışıkla vuruldu ve sanki felç olmuş gibi yere düştü.
“Kiek!”
Tiyo’nun General’i öldürücü bir güce sahip değildi, ama destek açısından muhteşem bir silahtı. Trol, Tiyo’nun yaylım ateşi altında yerde kıvranıyor ve inliyordu. Crockta direk olarak daldı. Ünlü ‘Gulyabani Katili’ trolün boynunu kesti.
Trolün başı ve vücudu birbirinden ayrılmıştı. Ama o bir troldü. Başı ve gövdesi bu şekilde birbirinden ayrıldıktan sonra bile iki parça da kıvranıyor ve hareket ediyordu. Kesik yüzeyden baloncuklar çıkıyordu, trolün eşsiz yenilenmesinin işaretleriydi bunlar. Eğer gövde bir şekilde başı tekrar yerine oturtmayı başarırsa, tekrardan bir bütün olabilirdi.
“Ne kadar harika.”
“Ürkünç dot.”
Crockta’nın da iyileşme becerisi ‘Bir Trolün İyileşme Gücü (Öz)’e gelişmişti ama gerçek bir trolle mukayese edildiğinde o yetenekteki ciddi eksikler göze çarpıyordu. Crockta ve Tiyo birbirlerine baktılar. Gerçekten çok iyi bir ortaklıktı. Bu Yaratıklar Ormanı belki de söylendiği kadar zorlu olmazdı.
Crockta yüzünde gülümsemeyle elini havaya doğru kaldırdı avuç içi Tiyo’ya doğru bakıyordu, ifade gayet açıktı ‘çak bir beşlik’ ve cin cüce de ona doğru gelip zıplayarak Crockta’nın eline vurdu.
“Möööööö…”
İnekte uzunca mööledi, sesinden durumdan hoşnut olduğu anlaşılıyordu. Tiyo bir kez daha ineğin sırtına atladı ve tekrar fısıldadı.
“İnek, nerede yaşıyorsun?”
İnek kuyruğunu salladı ve tekrardan hareket etmeye başladı. Ormanın derinliklerine doğru ilerlemeyi sürdürdü, Crockta’da arkasından takip ediyordu.
İnek görünüşe göre Yaratıklar Ormanına gayet aşinaydı, etraftaki onlarca garip şey dikkatini bile çekmiyor görünüyordu. Tek ilgisini çeken lezzetli mantarlardı, eğer inek koklaya koklaya bir yere doğru gidiyorsa orada mutlaka eşeleyerek bulduğu bir mantar oluyordu. Kafasını kaldırıp ses çıkarttığındaysa, dallarda tatlı meyveler.
Crockta ve Tiyo o kırmızı meyveyi denemişlerdi.
“Buraya çok aşina gibi görünüyor dot.”
“Gerçekten burada yaşıyor gibi .”
İnekle birlikte yürümeye devam ettikçe, bir eve benzeyen yapı görünmeye başladı. Crockta eğilerek kendini sakladı. İnek eğitimliydi ama aynı şey sahibi için geçerli olmayabilirdi. Ayrıca, o kişi Yaratıklar Ormanında yaşayabilecek kadar güçlüydü de.
Evin etrafına hendek kazılmıştı ve ayrıca keskin teller de çevreliyordu evi. Eğer düşünmeden o tellere yaklaşır ve geçmeye çalışırlarsa muhtemelen sağlam kesiklere sahip olurlardı.
Tiyo konuştu, “Bir büyülü alan dot.”
“Büyülü alan?”
“Dizaynına bakılırsa, zeka konusunda sıkıntıları yokmuş gibi görünüyor. Bu bölge büyülü bir eserle korunuyor gibi duruyor. Kesinlikle bu şekilde Yaratıklar Ormanında yaşamayı başarabiliyorlar.”
Tiyo önündeki yapıyı ve çevresini analiz etti, bir cin cüce olarak, büyü mühendisliği konusunda bilgiliydi ve kolaylıkla bu dizaynı tanıyabilmişti. Crockta, Tiyo’nun sözlerini dinlerken, zayıf şekilde bir şeyin varlığını bölgede hissedebiliyordu.
“Mööö…”
İnek bir süre daha hendeğin etrafında yürüdükten sonra bir noktada durdu. Derin olmayan bir yerinde ilerlemeye başladı. Hendeği geçtikten sonra inek, keskin tellerle çevrili çitin altındaki bir şekilde gizlenmiş olan topraktaki delikten geçti. Küçük bir geçitti. İneğin iri cüssesine rağmen, o delikten çok rahat geçmişti.
Sonrasında çitin arkasından tekrar seslendi.
“Mööööö…”
Crokcta ve Tiyo birbirlerine baktılar.
“İçeri girmeli miyiz?”
“Merak ediyorum.”
“Ama orası başka bir insanın evi.”
“İneği görmezden gelemeyiz. O inekte o evin bir üyesi! Başka bir deyişle ailenin bir üyesi bizi içeri davet etti dot!”
“Umm…”
Bir bakıma haklıydı Tiyo.
Crockta ve Tiyo’da hendekteki derin olmayan yeri aştılar ve aynı inek gibi o küçük deliğe girdiler. Tiyo problem yaşamadan delikten geçebilmişti ama Crockta’nın derisi çitteki keskin tellere takılmış ve yara almadan atlatamamıştı delikten geçme olayını.
İçerisiyse tamamen farklı bir dünya gibiydi.
“Ah!”
“Umm.”
Yaratıklar Ormanının içinde olmasını beklemeyeceğiniz türden huzurlu bir manzaraydı. Her şeyden önce içeride iki inek daha vardı. Crockta ve Tiyo’yu buraya getirmiş olan inek sakin sakin mööledi. Diğer bir taraftaki tavuklar umursamazca etrafta dolaşıyorlardı. Bahçede sebzeler yetişiyordu. Merkezde ise, sağlam kalaslardan yapılmış ahşap bir ev bulunuyordu. Etrafta, baltalar, kazmalar ve tarım ekipmanları göze çarpıyordu. Biri burada çok uzun zamandır yaşıyor gibiydi.
“Ne kadar harika.”
Aniden, Crockta oradaki eşyalar arasında bir şey buldu. El yapımı oklar ve ok başları vardı. Burası da bir orman olduğuna göre… bir avcı.
“Bak! Crockta! Burayı gerçekten bir eser koruyormuş dot!” Tiyo bağırdı.
Crockta yaklaştı ve tahta kulübenin yanında duran büyülü asayı gördü. Ucunda kristal bir küre vardı ve etrafında mavi bir ışık daire şeklinde dönüyordu. Bu bölgeyi koruyan loş kalkanın var olmasını sağlayan eşya bu asaymış gibi görünüyordu.
“Büyü gücü buradan içeri giriyor ve…”
Tiyo açıkladı. Asanın yere saplı olduğu zeminde çeşitli yuvarlak yazılar ve işaretler vardı.
“Bu çok iyi bir teknoloji dot.”
Tiyo’nun gözleri parladı. O heyecanla etrafa gezerken, yanlışlıkta asaya deydi. O anda.
Piinnng!
Piyok!
Garip birkaç sesten sonra büyülü asa ışığını yitirdi.
“Eh…?”
Tiyo’nun ifadesi sertleşti. Asadan yayılan mavi enerji bir anda kaybolmuştu. Bölgeyi koruyan zayıf ışıkta aynı şekilde kaybolmuştu.
“... Ah, olamaz.”
Bölgeyi koruyan kalkan ortadan kalkmıştı. Tiyo geri çekildi.
Crockta gökyüzüne baktı, ejderler üzerlerinde uçuyorlardı.
“.....!”
Etraflarındaki bariyerin kaybolduğu an, ejderler altlarında bir anda ortaya çıkan bölgeye baktılar. Crokcta’nın elleri terledi. Sadece uçmaya devam edin.
Ancak ejderler üstlerinde daireler çizmeye başladılar.
Tiyo titriyordu, “Ben, ben, ben, sadece…”
“Sakin ol Tiyo.”
Savaş alanındaki en büyük kurallardan bir tanesi: geçmişe takılma. Olan olmuştu, şu anda tartışmak manasızdı. Buradaki savaş bittikten sonra olanları gözden geçirirken yanlışlar üzerine konuşulabilirdi, ama şu anda karşılarındaki düşmana odaklanmaları gerekiyordu.
Ejderler gittikçe kanatlarını kapatıyorlardı. Bu dalışa geçmeden önce yaptıkları ön hazırlıktı.
Crockta etrafına bakındı. Alanda ejderler için av olacak iki obje vardı. Onlar ya da inekler.
“Tiyo, ortada iki seçenek var.”
“... Ne demek istiyorsun?”
Daha fazla ejder ortaya çıkmaya başladı. Ejder grubu bir anda önlerine çıkan kolay yemeğe doğru dalışa geçtiler. Tiyo Generali kaldırdı.
“Bizim sadece bir şansımız var dot!”
“Kulkul, iyi dedin.”
Bir ejder ineklere doğru dalışa geçmişti, onu diğer ejderler izlediler. Tiyo tüfeğini kaldırıp nişan aldı.
Crokcta sırıttı. Yeni müttefiki sadece şirin değildi.
“Güvenilir bir muhafız olarak, hiç bir zaman kavgadan kaçmam dot!”
O gerçek bir adamdı.
Ejderin keskin pençeleriyle bir ineği yakalayacağı an, Crokcta’nın kükreyişi ormana yayıldı.
“Bul’tarrrrrrrrrrr-------------!”
O artık ‘Öz’ seviye bir yetenekti. Ordu Ezen Kükreyiş! Sadece sıradan bir savaş narasından öteye geçmiş ve düşmanlarının üzerine fiziksel olarak güç uygular hale gelmişti.
Ejderler bir an için şok oldular ve alçalmayı durdurdular. İnekler de ejderlerin farkına varıp onlardan kaçmaya başladılar. Ejderler bir süre sonra içlerinde hareket edecek gücü tekrar bulup ineklere doğru ilerlemeye kalktılar ama Crockta onları engelledi.
Büyük kılıç, ejderlerin kanatlarını yırtıyordu. Bir ejder yere çakılmıştı, bir diğeri de bir sağa bir sola yalpalıyor, havada dengesini sağlamaya çalışıyordu. Tiyo General ile ejderlere saldırdı.
“Ahhhhh!”
Ejderler tekrardan gökyüzüne doğru yükselmeye başladılar. Hızlılardı ve saldırıların bir çoğundan kaçındılar. Tiyo’nun mermileri sadece havayı vuruyordu.
İki taraf arasındaki bu yüzleşme kazanç sağlamadan devam ediyordu. Crockta’nın ifadesi sertleşti. Gökyüzünün hakimi olan ejderlere karşı yapabilecekleri pek bir şey yoktu. Ama gittikçe daha fazla ejder gelecekti.
“Ugh…”
Tiyo dudağını ısırdı. O anda…
Susususuk
Garip bir ok havaya doğru uçtu.
Pasasak.
Bir ejder çakıldı.
“.....!”
“Ne?”
Crockta ve Tiyo’nun gözleri parladı.
Susususuk
Bir kez daha, bir ışık oku gökyüzüne doğru uçtu ve başka bir ejderi vurdu, o ejder de düşüşe geçti. Ejderler gök yüzünden oklar sayesinde düşmeye devam ettiler. Artık onları tehdit eden ejder kalmamıştı, hepsi birer ceset halinde yerde yatıyorlardı. Ejderler saldırıların nereden geldiğini anlamamışlardı bile.
Crockta ejderlerin vücutlarına saplanıp kalan oklara baktı.
“.....!”
Crokcta teyit etmek için daha da yakına gitti.
Sususuk, bir ok hemen Crockta’nın burnunun ucundan geçti gitti.
“.....!”
Sonra başka bir tanesi Crockta’nın ayağının dibine saplandı. Gayet açık bir uyarıydı daha fazla ilerlememesi konusunda. Crockta ve Tiyo okların geldikleri yere doğru baktılar.
Birisi onlara doğru yürüyordu.
Magnec