öh 1 tane kuzu çevirme beee :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
57. Bölüm Kuzeye (2)
Kapı açıldı.
Kasvetli birahanedeki yüzler, kapıda duran Crockta’ya doğru döndüler. Kapıdakinin bir ork olduğunun farkına vardıklarında tekrardan kendi işlerine ve masalarındaki muhabbetlerine döndüler.
Ünlü ressam Van Gogh’un ‘Patates Yiyenler’* resmindeki sahneye benzer bir manzarası vardı birahanenin.
Crockta bir masaya oturdu. Mekanın sahibi tezgahın arkasından Crockta’ya doğru bakıyordu, sanki bir isteği olup olmadığını soruyor gibiydi. Crockta seslendi, “Kremalı spagetti.”
Çok yüksek sesle konuşmamıştı, ama mekanın içi geniş değildi ve ses içerde yankılanmıştı. İçeridekiler kremalı spagettiyi duyduktan sonra Crockta’ya doğru dönmüşlerdi. Bakışlarında bayık bir ifade vardı. Oradaki misafirler ona gülüyorlardı.
“Bir ork kremalı spagetti mi sipariş etti… Bu komedi değil de nedir.”
“Bu küçük kızlar için bir yemek değil mi? Kukukuku…”
“Acaba çilek suyu ve kivi parfe de mi sipariş edecek? Kelkelkel…”
Crockta’nın kaşları çatıldı.
Sanki bu sipariş çok saçmaymış gibi birahanenin sahibi de, mutfağa gidip görünürden kaybolana kadar, gülenler arasındaydı. Kızartma tavasının içine yağı koydu, içine tavuk suyunu döktü ve ikisini de birbirlerine karışana kadar iyice karıştırdı. Aynı zamanda 160 gram spagetti hazırladı ve kaynaması için üç katı kadar da su ekleyerek bir tencereye koydu. Bir yandan da başka bir tavada pastırma kızartıyordu.
Klasik bir tarifti.
Crockta, şefin seri ve ne yaptığını bilen, titizlikle çalışan halini beğendi ve bu arada da bakışlarını ona gülen müşterilere dikti.
Birahanedekiler güçlü alkoller tüketiyor ve sığır ya da domuz eti yiyorlardı. Kalın et parçalarını ağızlarına atarak çiğniyor ve parmaklarına bulaşan yağı emiyorlardı. Crockta’ya bakan gözlerinde kibir vardı. Sonrasındaysa içkilerini kafalarına dikerek, ağızlarını ellerinin tersiyle silmekteydiler.
“.....”
Kabul etmeliydi ki, o birahanedekiler sert erkeklerdi, gerçek erkekler. O ise, sert erkeklerin kutsal mekanında kremalı spagetti sipariş etmişti. Crockta mekanın içinde kendini gittikçe küçülüyormuş gibi hissediyordu. Romantizm ve sıcak bir ilişki için çıldıran yeni yetme bir oğlan kremalı spagetti sipariş etmişti.
Sipariş ettiği yemek gelmişti ve Crockta o an bir peçeteye sarılı masaya bırakılmış olan çatalı fark etti. Mekanın sahibini durdurdu ve konuştu, “Bekle.”
“.....?” Adamın gözlerindeki ifade değişti.
“Çin yemeği çubuğu.”
“...Hoh.”
Birahanedeki atmosfer Crockta’nın son söylediğinden sonra rahatladı, diğerlerinin de onu bir erkek olarak kabul ettikleri normal bir hale büründü bir anda.
“Bir an için çatalını spagettinin içine batırıp döndürerek, dolanmasını sağlayarak yiyeceğini zannetmiştim.”
“Belki de zevkine o şekilde hitap ediyordur?”
“Ben de ara sıra kaygan yiyecekler yemek istiyorum. Kukuku.”
Kaynamış yumurtalarını ağızlarında çiğnerken başlarıyla onaylıyorlardı birahanedeki diğer müşteriler. Crockta’da aynı zamanda çubuklarını kullanarak spagettisini şapırdata hüpürdete yiyordu. Spagettisini yerken bir yandan da viski sipariş etmişti. Birahanenin sahibi tarafından ona getirilen bir bardak viskiyi tek dikişte bitirdi.
“Kuoh.”
Crockta’da içkisini içtikten sonra orada bulunup içen diğer müşterilerin bir kardeşi olup çıkmıştı.
“Ah, doğru.”
Atmosferin içerisinde kaybolmak üzereydi ama görevini unutmamalıydı. Crockta elindeki nota bir kez daha baktı.
[Birahaneye gir ve kremalı spagetti sipariş et. Çatal yerine çin yemeği çubuklarından iste yemek için.
Ondan sonra tek bir çubuk spagetti al ve onu tabağında ters üçgen şekline gelecek şekilde yerleştir.
Sonrasında sana erişim hakkı vereceklerdir.]
Büyük bir olaydı. Crockta son yapması gereken şeyi unutmuş ve bütün spagettiyi yemişti. Kendi kendine söylenirken zorla da olsa elini kaldırdı, buraya kadar gelmişken vaz geçemezdi. Birahanenin sahibi Crockta’nın elini gördü ve ona doğru yaklaştı, elini Crockta’nın omuzuna koydu.
“Hey, Maço Ork. Şimdi de içecek bir şeyler mi istiyorsun?”
Crockta çekingen bir ses tonuyla konuştu, “Kr…”
“Kr?”
“Kremalı spagetti... bir tane daha…”
Adamın bakışları donuklaştı.
“.....”
Crockta başını önüne eğdi. Adam cevap bile vermeden mutfağa girdi. Etrafına baktığında, mekanda bulunan diğer müşterilerin de ona doğru bakarak, başlarını sağa sola salladıklarını görebiliyordu.
Crockta utanmıştı. Şu lanet olası İstihbarat Loncasıyla görüşebilirse eğer, sonrasında bu birahanede oturup bütün bir koyun yiyeceğine ant içti. Sonunda bir kez daha önüne gelen kremalı spagettiyi yedikten sonra tabağının içine son kalan spagetti çubuğuyla ters üçgen yaptı.
“.....”
Birahane sahibinin gözlerindeki ifade tabağın içindeki ters üçgeni görür görmez değişti. Crockta’nın masasına doğru yürüdü ve elini masaya vurdu.
“Hey, Ork.”
“.....”
Crockta adama doğru döndü. Adam geriledi, “Gel buraya.”
Sonrasında mekanın karanlık bir köşesine doğru gitti ve bir kapıyı açıp içeriye girdi. Crockta yüzünde sert bir ifadeyle adamın arkasından baktı ve ayağa kalkıp odaya doğru yürümeye başladı, o ilerlerken birahanedeki diğer müşteriler de ona laf atıyorlardı.
“Ne yaptın Ork? Dayak yemeye mi gidiyorsun?”
“Dövüldüğünde kız gibi ağlama sakın. Kelkel.”
“Eğer orada yaşadıklarına dayanabilirsen sana kremalı spagetti ısmarlarım ve belki çilek suyu da alırım yanında. Kilkilkil!”
Erkeksi yemeklerini çatallarını batırarak ya da ellerini kullanarak yemenin onlara sağladığı rahatlıkla dalga geçmeye devam etti mekandaki diğer müşteriler.
İçerideki oda Crockta’nın düşündüğünden çok daha genişti. Birahane sahibi zeminde bir yere basarak odanın farklı bir tarafında bodruma inen merdivenlerin olduğu gizli bir geçit açılmasını sağladı. Merdivenler baya derine doğru devam ediyor gibi görünüyordu. Adam Crockta’ya baktı ve merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Çeşitli sorgulama metotlarını uygulamak için yapılmış gibi görünen derin yeraltı odası, kasvetli ve loştu. İçeride sadece bir masa ve birbirlerine doğru yerleştirilmiş iki sandalye vardı. İkili kendilerine birer sandalye seçip oturdular ve Crockta sordu, “Loncanızın simgesi bir don mu?”
“O bizim inancımız.”
“İç çamaşırları?”
“Bu İstihbarat Loncasının bir inancıdır aslında, bizim herhangi birinin iç çamaşırının rengine kadar öğrenip ortaya çıkarabileceğimizi simgeler.”
“.....”
“Bazı diğer bölgelerdeki kollarımız bu şekilde ters üçgen işaretimizi kullanmaktan utanç duyuyor olabilirler ama ben geleneğe saygı duyuyorum.”
Biraz garipti ama aslına bakarsan anlamlıydı da. Crockta onayladı. “Durum böyleyse, buraya bilgi satın almaya geldim.”
“Ne tür bir bilgi arıyorsun Crockta?”
“.....!”
Crockta bakışlarını kaldırdı. Adam Crockta’nın adını biliyordu. Bir yandan konuşmaya devam ederken bir yandan da gülümsüyordu adam, “Eriyen Balhae Klanından geri kalanların peşine düşmek mi istiyorsun?”
“.....!” Crockta hızlıca kabul etti, “Evet, gerçekten harika. Sizin İstihbarat Loncası olduğunuza inanabilirim.”
“Eriyen Balhae hakkında bilgi toplamamız sana 20 ya da 30 altına mal olacaktır.”
“Aradaki fark neden?”
“Eğer paran varsa sana ayrıntıları anlatırım.”
Crockta kolları göğsünde bağlı bir şekilde onayladı. “Bu biraz pahalı.”
“Ödemenin önden yapılması gerekiyor.”
“...İşte.”
Crockta biraz para çıkarttı ceplerinin birinden. Buraya geldiğinde 30 altın ödeyebileceğini tahmin etmiyordu, elinde kalanlara baktı, geriye pek bir şey kalmamıştı. İç çekti. “Şimdi bana arasındaki farkı söyle.”
“20 altın şimdiki bilginin fiyatı, 30 ise gelecekte sana verilecek olanın.”
“Yani ne demek istiyorsun?”
“Bu kişilerin nerede oldukları belli değil, ama biz gözlerimizi açık tutarak onlar hakkında bilgi toplamaya devam edeceğiz. Elimize geçen her bilgiyi de ilerde seninle paylaşacağız.”
Crockta başını sağa sola salladı. “Size nasıl güvenebilirim? Ya başarısız olursanız?”
“Başarısızlık…”
İstihbarat Loncasından olan adam ayağa kalktı ve arkasındaki duvara doğru döndü. Elini duvardaki bir boşluğa yerleştirdi. Birinin etrafta dolaştığını gösteren sesler duyulabiliyordu. Adam sonunda elini delikten çektiğinde, elinde bir parça kağıt vardı.
İstihbarat Loncası bu duvarların arkasında olmalıydı. Adam elindeki kağıt parçasını Crockta’ya uzattı.
“Luin.”
“Luin?”
“Grom’un yeni ismi o, size ihanet eden, izini sürdüğün hain.”
Crockta’nın yüz ifadesi sertleşti. Adamın ona verdiği kağıdı kontrol etti. ‘Luin’ isminin altında görünüşünün kabaca bir tasviri ve birkaç başka ufak bilgi daha vardı.
“Yıldızlar tarafından lanetlenmiş olanların görünüşlerini değiştirebileceklerini biliyor musun?”
“.....”
“Buna inanması zor ama gerçekten öyle. Bütün yeteneklerini ve kazandıklarını arkalarında bırakıp tamamen sıfırdan yeni bir görünüşle tekrardan ortaya çıkabiliyorlar. Lenox’a ihanet ederek onun ve diğer şerefli ork savaşçılarının ölümüne sebep olan ork Grom, şu anda artık insan Luin. Şu yıldızların laneti gerçekten algılanamayacak derecede doğaüstü bir olay.”
Crockta adamın söylediklerini dinliyordu. Görünüşe göre, kullanıcılar hakkında genel bir bilgiye sahiplerdi. NPCler, kullanıcıların karakteristiklerini ve onlara sağladığı şeyleri yavaş yavaş kavrıyorlardı. Crockta bir kez daha Elder Lord’un gizemli dünyası karşısında şaşkınlığa düşmeden edemedi.
Gerçekten bu NPCler sadece YZ** mıydı? Gerçekten oyun içerisinde insanların bu gerçekliği daha iyi yaşayabilmeleri için dizayn edilmiş şeyler miydiler?
‘Düşmüş Tanrının Tapınağına git.’
Gordon’un sesi yankılandı zihninde. Crockta o Düşmüş Tanrının Tapınağına gitmesi gerektiği konusunda gittikçe güçlü bir hisse kapılıyordu.
Crockta konuştu, “Tamam, size inanıyorum. O zaman başka bir bilgi daha alacağım.”
“Nedir o?”
“Düşmüş Tanrının Tapınağı hakkında ne biliyorsunuz?”
Adam, Crockta’ya bu beklemediği soru karşısında hafifçe şaşkınlığını belli ederek baktı.
“Düşmüş Tanrının Tapınağı… Bunun hakkında elimizde bilgi yok. Kuzey bizim etki alanımızın dışında kalıyor.” Kuzey, çorak toprakların olduğu, gulyabanilerin özgürce dolaştığı, ejderlerin gök yüzüne hüküm sürdüğü bir bölgeydi. “Aslında bulunması zor bir yer değil, kabaca nerede olduğunu biliyorum. Sana bu bilgiyi bedavaya vereceğim.”
“Teşekkür ederim.”
“Kuzeye gitmeyi mi düşünüyorsun?”
Crockta onayladı. Adam Crockta’yı inceliyordu. Vücudunun her yerinde bulunan iç içe geçmiş karışık dövmeleri vardı, harika bir büyük kılıçta orkun sırtına asılıydı. Gerçekten söylentilerin hakkını veren güçlü bir savaşçının görüntüsüydü bu. Kuzeye gitmeye yeterli görünüyordu.
“Kuzeyden döndüğünde, Eriyen Balhae için aradığın bilgilerle seni bekliyor olacağım.” Adam sırıttı. “Tamamdır, şu anda elimizde olan diğer bilgiler Demirci Şirketinin posta kutusuna gönderildi.”
İstihbarat Loncası onun Demirci Şirketindeki hesabından da haberdardı. Crockta, Stella ile daha bu gün açmıştı o hesabı, ama lonca bunu biliyordu. Bu demekti ki, hali hazırda Demirci Şirketinin içinde de onlara bilgi veren biri vardı, belki bu kişi Stella’ydı belki de kadının stajyeri.
Crockta onayladı ve ayağa kalktı. Adam konuşmaya devam etti. “Eğer kuzeye gitmeyi gerçekten düşünüyorsan, o zaman Quantes hakkında daha fazla bilgi toplamak isteyebilirsin.”
Quantes kuzeyin sınırında bulunan bir şehirdi. Crockta bu şehrin ismini aklının bir kenarına koydu.
Barın sahibiyle beraber merdivenlerden çıktı ve odanın içinden geçerek kapıdan çıktılar, hala aynı müşteriler vardı birahanede. Crockta ve birahane sahibi adama gözlerinde merakla bakıyorlardı.
“Ne, hiç çizik bile yok mu?”
“Ork iyi görünüyor.”
Müşteriler hayal kırıklığı içerisinde konuştular.
Crockta adama döndü ve yüksek sesle konuştu, “Hey.”
“.....?”
Adam Crockta ya bir an için dik dik baktı. İstihbarat Loncası hakkında hiç bir şey konuşulmaması konusunda anlaşmışlardı. Ama Crockta öyle bir şey yapmak niyetinde değildi.
“Kuzu çevirme, burada bütün kuzu çevirme yapıyor musunuz?”
“.....!”
Mekandaki müşteriler Crockta’nın sözleriyle bir an için sersemlediler.
“Bütün bir kızarmış kuzu yemek istiyorum.”
Adam Crockta’ya ifadesindeki şaşkınlık apaçık ortada bir şekilde baktı bir süre, sonra kahkahayı patlattı, “Parasını ödeyebilir misin?”
“Tabi ki.”
Crocka, ona gülmüş olan müşterilere baktı ve konuşmaya devam etti, “İçinde sadece birkaç parça et olan tabaklarınızdakilerden farklıdır.”
“.....!”
Müşterilerin yüzleri çarpıldı ama herhangi bir bahane sunamadılar.
Birahanenin sahibi adam mutfağa gitti ve kızarmış kuzu için hazırlıklara başladı, mekanda bir köşede böyle siparişler için hazırlanmış barbekü sistemi vardı. Kuzuyu barbeküye yerleştirdi ve çevire çevire kızartmaya başladı. Kuzunun leziz kokusu yavaş yavaş mekanda yayılmaya başladı.
“Hum hum. Biz gitsek iyi olacak.”
“Evet.”
“Afiyet olsun ork kardeş.”
Mekandaki müşteriler birer ikişer bardaklarında kalan içkilerini bitirip ayrılmaya başladılar, sanki kaçıyorlar gibiydi. Crockta gidenlerin arkasından seslendi.
“Hey millet.”
“Evet…?”
Crockta’ya doğru çevirdiler bakışlarını. Crockta önündeki boş masaları işaret etti ve sordu. “Bana eşlik etmeyi düşünmüyor musunuz?”
“.....!”
Bir anda hepsine kal geldi. Hepsi farkına vardı. Ork harbi bir adamdı.
Adamlar orka gülmüşler ve ona çilek suyu hakkında takılmışlardı, ama harbi bir adam bu tarz ufak şeylere takılmazdı bile. Onların söylediği bütün her şeyi duymazdan gelmiş, unutmuş ve onları tereddüt bile etmeden birlikte yemeye davet etmişti. Eğer reddetselerdi bu erkekliğe sığmazdı.
“Bu… bu… mağlup olduk.”
“Ork, sen adamın dibisin.”
“Sonunda gerçek bir erkekle tanıştım. Kikiki.”
Tekrardan masalara oturdular. Crockta’yla birlikte kuzuyu yediler ve şarap içtiler. Bir süre sonra birahanenin sahibi de onlara katıldı.
Erkekler arasındaki ortak paylaşım!
Bu Crockta’nın, Kayıp Tanrının Tapınağını bulmak üzere kuzeye doğru yola çıkmadan yediği son akşam yemeğiydi.
**YZ: İng: AI, yapay zeka.
Magnec