sahne senin :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
74. Bölüm Büyük Klan (1)
Hammerchwi beklenmedik görüntü karşısında şaşıp kaldı.
Cin cüce yüzünde öfkeli bir ifadeyle konuşuyordu, “Sana kimsin diye sordum? Ve ayrıca örtüyü kaldırmadan önce mümkünse seslenmelisin dot!”
Hammerchwi bu küçük cin cüceye karşı nasıl davranması gerektiğini bilmiyordu. O karşısına çıkan düşmanlarını ezmiş eski bir askerdi, küçük çocuklarla ilgilenen yaşlı bir bunak değildi. Onun yerine, arkasındaki askerlerden biri konuştu, “Eğer ölmek istemiyorsan, çeneni kapasan iyi edersin, çocuk.”
“Ne?” Cin cüce öne çıktı. “Hey, sadece büyük bir ork olduğun, demek olmuyor ki…”
“Sana çeneni kapatmanı söylemiştim, çocuk.”
Gözleri kenetlendiğinde aralarındaki yıldırımlar görülebilmişti.
“Zannediyorum ki sana biraz terbiye öğretmem gerekiyor dot.”
“Bunu söyleyen ben olmalıydım.” Diye cevap verdi ork.
İkisi de birbirlerine bağırırlarken, cin cüce sırtındaki tüfeğini eline almış ve onunla konuşan orka doğrultmuştu. Sonrasındaysa çadırın içerisinde oturan biri ayağa kalktı. Cin cücenin beklenmedik varlığından ötürü o kişiyi fark etmemişlerdi. Ama hareket etmeye başladığında büyük vücudu çadırı doldurmuştu. Vücudunun her yerinde sayısız dövme olan ve kaslı vücudunun altında kan damarlarının belli olduğu hatlarıyla bir ork kendini göstermişti.
Hammerchwi’nin gözleri genişledi. Bu dövmelere sahip olan hala birkaç kişi vardı.
“Bu nedir?”
Karşısında ona bakan sakin gözleri gördüğünde içinde bilmediği bir duygunun yayılmaya başladığını fark etmişti Hammerchwi. Karşısındaki kişi normal biri değildi. Hammerchwi’nin çenesi bilinçsizce açıldı. “Şef Kapur’u yaralayan kişi sen misin?”
“Evet.” tereddütsüz cevaplamıştı Crockta.
“Peki hangi nedenle…?”
“Hadi dışarı çıkıp konuşalım.” Ork araya girmişti. Hammerchwi’nin arkasındaki savaşçılar homurdanmışlardı ama Hammerchwi bunu umursamamıştı.
“Peki genç adam.”
Ork savaşçıları birbirleriyle güneşin altında yüzleşmeliydiler. Eğer birini gerçekten tanımak istiyorsan, onu bir çadırın içinde suçlamamalıydınız.
“Geri çekilin şimdi.”
Hammerchwi klan savaşçılarının arasından yolu açtı.
Ork ve cin cüce çadırdan çıktılar. Orkun görkemli varlığı ortaya çıkmıştı. Şef Kapur’dan daha ufak olmasına rağmen, sıkı kaslar sarıyordu vücudunu. Sırtındaki büyük kılıcı büyük bir rahatlıkla taşıyordu.
Bir çok savaş geçirmiş tecrübeli biriydi o ork. Hammerchwi ve büyük klan savaşçılarıyla karşı karşıya olmasına rağmen ifadesi rahattı. Hammerchwi orkun gözlerinin içine baktı ve sordu.
“Şimdi. Sormak istiyorum. Şef Kapur’u…”
“O benim.” Ork bir kez daha Hammerchwi’nin konuşmasını kesmişti, “Ben ork savaşçı Crockta, Hayatta kal.”
Sonrasında yumruklarını Hammerchwi’ye doğru uzatmıştı.
“.....!”
“Nasıl cesaret edersin!” Klan savaşçılarından bir tanesi bu hareket karşısında alınmış ve silahını kaldırmıştı. “Seni soysuz! Hammerchwi’ye saçma sapan şeyler söylemeye nasıl cesaret edersin?”
Ork, Crockta’nın üzerine atılmak üzereydi ki. Hammerchwi onu engelledi.
“... Hammerchwi?”
Hammerchwi cevap vermedi. Önündeki genç orka, yüzünde oluşan garip ifadeyle bakıyodu. İnanamıyordu önünde olanlara. Sonrasındaysa kahkahaya boğuldu. “Kuhahahahahahat!”
Kahkahaları Kapur Kabilesinin içinde yankılandı. Büyük klanın savaşçıları yüzlerinde şaşkınlıkla bakıyorlardı Hammerchwi’ye. Hammerchwi saldırmak üzere olan savaşçının omuzuna patpatlayarak ona sakinleşmesini işaret etti.
“Hahahaha! Evet, evet. Yapmalıyım.” Hammerchwi bir adım attı ve orkla yumruklarını tokuşturdu ve konuştu. “Ben Hammerchwi, Büyük Klan’ı yöneten Büyük Klan Şefi’nin büyükelçisiyim, onun sözlerini dünyaya taşıyorum. Hayattayım!”
Bu, başka bir savaşçıyla karşılaşmış olan bir savaşçının deyişiydi! Doğal bir şeydi! Orklar karşısındaki ondan daha yüksek rütbeli ya da değil diye tavırlarını değiştirmezlerdi. Bütün orklar eşittiler. Bu Hammerchwi’nin unuttuğu bir şeydi.
Ve hayatta kalma olayı. Bu şekilde eski bir selamlama duymayalı ne kadar zaman olmuştu?
İki orkun gözleri buluştu. Sonra yumrukları tokuştu.
“Şimdi, bir kez daha soracağım. Şef Kapur’u sen mi yaraladın?”
“Evet.”
“Peki niyetin neydi?”
“İlk o bana saldırdı, yani kendimi korumak zorundaydım.”
“Hrmm.”
Şuna bir bak.
Hammerchwi uzaktaki Kapur’a baktı. Kapur sanki diğer ork yalan söylüyormuş gibi kafasını sağa sola sallıyordu.
Kapur bu bölgeye sadece diğer orklardan daha iri ve güçlü olduğu için hükmediyordu. Burası hiç bir şeyi barındırmayan bir bölge olsa bile, buralarda onu yenebilecek biri olmamalıydı. Doğru ekipmanları kuşandıktan sonra, Kapur, büyük klan savaşçılarıyla bile savaşabilirdi.
Kapur’un bu şekilde korkakça hareket etmesine bakarsak, diğer ork ne kadar kötü biriydi?
Hammerchwi yüzünde bir gülümsemeyle konuştu. “Kapur, senin buraya yeni şef olmak için geldiğini ve ona alçakça saldırdığını söylüyor.”
Crockta sırıttı ve cevap verdi. “Bu bir yalan.”
“Bunlar sadece sözler, kimin doğru kimin yalan söylediğini bilemem.” Hammerchwi çenesini kaşıyordu sanki düşünüyor gibi. “Öyleyse, bir bakalım… Kimin doğru söylediğini bilemiyorum… ancak…”
Sonrasında güldü. Kırışık suratına uymayan ürpertici bir ifadeydi. “Neden bunu orklar arası bir mücadele ile çözmüyoruz?”
Sırtındaki büyük savaş çekicine uzandı ve dokundu. Aynı ismi gibi Hammerchwi, savaş çekici kullanan bir savaşçıydı.
“Kapur savaşabilecek durumda değil, senin rakibin ben olacağım.”
Zorlama bir nedendi. Oradaki herkes Hammerchwi’nin kendini o savaşçıyla kıyaslamak için bu bahaneyi sunduğunu fark etmişti. Crockta bir kahkaha patlattı.
Hammerchwi’nin arkasındaki savaşçılar onu durdurdular. “Öyle olmaz.”
“Hammerchwi’nin öne çıkması çok fazla olur.”
“Lütfen.”
Hammerchwi somurttu. “Yaşlı olduğum için beni saymıyor musunuz?”
“Kesinlikle hayır. Öyle bir şeyi nasıl düşünebiliriz? Ama büyük şef buna izin vermez.”
“Bunu büyük şeften saklayabilirsiniz.”
“Yapamam…”
“Aish.” Hammerchwi omuz silkti. “Elbet gidecektir kulağına. Evet, evet, ona benden daha sadıksınız biliyorum.”
“Hammerchwi!”
“Sadece şakaydı.”
Hammerchwi, Crockta’yla konuştu. ”Maalesef, görünüşe göre seninle ben kapışamayacağım. Şu adamlar küçük bir çocukla ilgilenen bakıcılar gibiler. Yaşlı olduğum için beni saymıyorlar.”
“Bence saymamaktan ziyade saygılarından yapıyorlar.”
“Kulkulkul bunu duymak güzel.” Hammerchwi hemen arkasındaki ork savaşçının omuzunu kavradı, savaşçı Jeulta. “Yerime, bu savaşçı oynayacak. Onların arasında en iyisi. Merhaba de Jeulta.”
Jeulta’nın suratında isteksiz bir ifade vardı ama Hammerchwi’nin sözlerine uyup Crockta’yı selamladı. O, çadıra ilk giren ve Tiyo ile laf dalaşına giren orktu.
“Ben Büyük Klan savaşçısı Jeulta.”
“Ben Crockta.”
Hammerchwi gürültülü bir şekilde alkışladı. “Peki, Crockta herhangi bir şikayetin var mı?”
“Başka seçeneğim yokmuş gibi görünüyor.” Crockta, Hammerchwi’nin arkasındaki diğer savaşçılar ona dik dik bakarken, acı acı güldü.
Tiyo, Crockta’nın boşluğunu dürttü. “Sorun yok değil mi? O ork baya sert görünüyor dot.”
“Kaybedeceğimi mi düşünüyorsun Tiyo?”
Tiyo kafasını sağa sola salladı. “Hayır, ama sence de, dayak yedikten sonra çirkin suratı daha da beter olmayacak mı dot?”
Crockta o sözlere güldü. Hammerchwi de gülümsüyordu.
Jeulta’nın çenesi kasıldı. “Sen… sonra senin sıran gelecek, çocuk.”
“Tabi, Crockta suratını dağıttıktan sonra toplayan ben olacağım dot. Merak etme. Sana güzel birkaç tokat atmayı ihmal etmeyeceğim!”
Tiyo’nun sözleri diğer savaşçıların gülmesine neden olmuştu. Jeulta kafasını sağa sola salladı ve Crockta’ya sordu. “Arkadaşının her zaman hiç bir şeyden korkusu yok mudur?”
“O cesur bir arkadaş.”
Jeulta’nın silahları ikiz baltalardı. İki baltayı eline aldığında Crockta’da sırtındaki kılıcı, Gulyabani Katiline uzandı ve kınından çıkarttı.
“Ayrıca ortada korkacak bir şey yok.” Crockta yüzünde bir gülümsemeyle konuşmuştu.
Jeulta güldü. “Benzer insanlar bir araya gelmişler. Tamam öyleyse.”
Hammerchwi ve diğer savaşçılar geriye doğru açıldılar. İki savaşçı ork için yeterli alan açılmıştı. Aniden ortaya çıkan müsabakayı izlemek için Kapur Kabilesi de oraya toplanmıştı. Kapur gergin görünüyordu. Bu korkakça yalanı ortaya atmıştı. Eğer klan savaşçıları tarafından bu ork kabul görürse durumu daha da içinden çıkılamaz bir hal alacaktı. Doğal olarak Jeulta için tezahürat yapıyordu.
Crockta ve Jeulta pozisyonlarını aldılar. Sonra silahların ilk karşılaşması yaşandı.
Silahların birbirine çarptıklarında çıkarttıkları metal çınlamalar Kapur Kabilesini doldurmuştu. Savaş sesleri kısa sürede yoğunlaştı.
Kakakang!
İki orkun silahları sürekli birbirlerine vuruyorlardı. Etrafa kıvılcımlar saçılıyordu. Crockta büyük kılıcıyla bir darbe savurdu. Jeulta ikiz baltalarını çarpı şeklinde tutarak darbeyi engelledi. Mücadele bir anda iki kişinin güç gösterisine dönüşmüştü. İkisinin de yüzlerindeki damarlar bir an için patlayacak gibi şiştiler.
“Ne...güç…!”
Normalde, Jeulta ikiz silahlarının avantajını kullanarak rakibine yakaladığı açıklardan saldırırdı, ama bu garip orkun saldırıları farklıydı. Her darbe sanki vücudunu ikiye bölecek güçte geliyordu.
Ayrıca savaş esnasında her gözleri buluştuğunda ork ona sırıtıyordu.
Jeulta’nın gururu darbe almıştı ve onu nara atmaya yöneltti, “Kuaaaaaaaaaack!”
Korkutucu bir kükreyişti. Savaşçı Jeulta’nın narasıydı o, düşmanlarını daha önce bir çok defa korkudan titrer halde bırakmıştı. Jeulta tekrardan bütün gücünü topladı ve Crockta’yı hedef aldı saldırısı. Ama darbe büyük kılıç tarafından karşılanmıştı.
“Kuoh!”
Dövüş devam ediyordu ama Jeulta baskılanmaya başlamıştı. Fark etmişti ki rakibi bilerek savaşı sonlandırmıyordu, onun ve büyük klan savaşçılarının gücünü değerlendiriyordu. Büyük klan savaşçılarının ortalama seviyelerini anlamak için deneme yapıyordu. Rakibinin bu mücadelede düşünecek çok fazla zamanı vardı.
“Nasıl cesaret edersin!”
Jeulta öfkelendi. Artık kendini savunmayı bırakarak saldırıyordu. Onlardan biri ya o ya da rakibi, yaralanacaklardı. Bitirici darbeyi vurmayı denedi. Ve elindeki baltaların, orkun darbeleri sonucu ellerinden uçmasıyla sonuçlandı denemesi.
“.....”
Rakibinin büyük kılıcının ucu boğazına dayanmıştı. Bu onun mağlubiyetiydi.
Mücadeleyi izleyen Kapur Kabilesinin orkları alkışlıyorlardı.
“Büyük bir karşılaşmaydı.
“Nefes kesiciydi.”
Ancak, Hammerchwi ve diğer klan savaşçılarının yüzlerinde donuk bir ifade vardı.
O mücadelenin nefes kesici olmadığının farkındaydılar. Crockta, başından beri Jeulta ile oynuyordu. İstediği anda bitirebilirdi ama Jeulta’nın neler yapabileceğini izlemişti ve sonunda da Jeulta’nın son saldırısında hafifçe müdahale ederek mücadeleyi sona erdirmişti.
Jeulta, Hammerchwi’yi takip eden orkların lideriydi ve oradaki ikinci en güçlü kişiydi, başka bir deyişle o yabancı orkun gücü büyük savaşçı Hammerchwi’ye yakındı.
Alkış. Alkış. Alkış.
Hammerchwi alkışlamaya başlamıştı.
“Harika.” Hammerchwi, yanlarına gelip Jeulta’nın omuzuna elini koydu ve yerine geçmesini işaret etti. “Bu dövüş stili son günlerde orklarda göremediğimiz türden. Sofistike bir teknik. Bunu kimden öğrendin?”
“Büyük bir savaşçıdan.”
“Büyük bir savaşçı…” Hammerchwi bir kez daha güldü.
Ondan hoşlanmıştı.
İçten konuşuyordu. Artık kimsenin kendine büyük savaşçı demediği bir çağda yaşıyorlardı. Savaşçılar güçlüydüler, öldürmek artık bir meziyet gibiydi. Bu bölgenin orkları artık büyükten ziyade güçlü olmak istiyorlardı.
Bu savaşçı nereden gelmişti böyle?
“Merak ediyorum. Nereden geldin sen?”
Crockta cevapladı.
*** ***
Kabur kabilesinde bir ziyafet düzenlendi. Hammerchwi ve diğer büyük klan savaşçılarını eğlendirmek için yapılmıştı.
Dövüşün gerçekleştiği açık alanda kurulmuştu ziyafet sofrası. Bu sonuç için, birkaç caruk ölmüştü. Orklar yakılan büyük ateşin etrafına oturmuşlardı, etlerini yiyor ve içkilerini içiyorlardı.
“Gerçekten harika bir yer.”
Hammerchwi, onun karşısında oturan Crockta’yla konuşuyordu.
Başta, güneyden geldiğini söylediğinde onun kendisiyle dalga geçtiğini düşünmüştü. Ama daha fazla ayrıntı paylaştıkça ona inanmaya başlamıştı. Hala savaşçının yasalarını takip eden orkların olduğu diyarlar. Birbirleriyle savaşmadan yaşayabilen farklı türlerin olduğu bir yer. Sanki cennet gibiydi.
“Düşmüş Tanrının Tapınağını bulmak istiyorsun.”
“Evet.”
“Um…”
Hammerchwi çenesine dokundu. Orası orkların bölgesi değildi. Oraya giderse mutlaka mücadeleler olacaktı. Ama çatışmadan kaçınmak için ortada bir neden yoktu.
“Crockta.”
“Evet.”
“Büyük Klanın bir savaşçısı olmak ister misin?”
Diğer savaşçılar bir an için duraksadılar ve teklifi dinlediler.
Crockta bu pozisyon için yeterliliğe sahipti. Hayır, sadece yeterliliğe sahip olmaktan da fazlasıydı. Büyük şefin güçlü orklara nasıl davrandığına bakılırsa, muhtemelen Crockta general pozisyonundan bile yüksek bir rütbe alabilirdi. Ayrıca onun kadar güçlü bir savaşçıyı yanlarında bulundurmakta gayet iyi olurdu doğrusu.
Önce yaşanan mücadeleye rağmen, onların düşmanları orklar değillerdi, aşağlık insanlar ve hain kara elflerdi.
“Eğer Büyük Klanın bir savaşçısı olursan, o zaman Düşmüş Tanrının Tapınağına gidebilirsin.”
“Nasıl olacağından bahset bana.”
Hammerchwi güldü ve savaş çekicini okşadı. “Savaş.”
O hala asker olan bir orktu. “Kara elflerin icabına baktıktan sonra, kolayca Düşmüş Tanrının Tapınağına gidebilirsin.”
Hammerchwi’nin sözlerinden sonra klan savaşçıları kupalarını kaldırdılar.
“Büyük Klan için!”
“Orklar için!”
Sonra hep birlikte kupalarındakileri bitirdiler tek nefeste. Kapur orkları da içkilerini bitirdiler.
“Büyük Klan yakında sefere çıkacak. Bu büyük şefin kararı. Crockta, eğer bizimle birlikte gelirsen onları daha rahat ezebilirsin. Kuzeyde istediğin yere gidebilirsin.”
Sesi gayet ciddiydi. Gerçekten de Crockta’nın onlara katılacağını umuyordu. Crockta büyük bir savaşçıydı, onun generalden daha iyi bir rütbede olacağına ikna olmuştu. Ve belki… O bundan daha da büyük bir mertebeye bile çıkabilirdi.
“Bunun üzerine düşüneceğim. Ben yalnız değilim.”
Crockta başka bir yeri işaret etti. Küçük bir cin cüce çakırkeyif bir şekilde havaya büyülü mermiler sıkıyordu. Renkli bir görüntüydü ve genç orklar etrafına toplanmış neşeli bir şekilde tezahürat yapıyorlardı.
Tiyo şarkı söylemeye başladı.
“Bizim güzel Quantes’mizi koruruz. Cin Cüce Garnizonu’yla yaşa.. Bir gün daha…! Yaratıkların kanıyla banyo yap.. Bir gün daha…!”
Quantes Cin Cüce Garnizonu şarkısı. Genç orklar garip bir şekilde eşlik ettiler. Tiyo havaya renkli büyü mermileri sıkmaya devam ediyordu.
“Bah!” Savaşçı Jeulta silkindi ve ayağa kalktı. Tiyo’yu işaret etti ve konuştu. “Şu çocuğun şarkısı rezalet!”
“Sen ne diyorsun dot!”
“İyi dinle, Çocuk! Gerçek erkeklerin şarkısı böyle olur!” Sonra bağırmaya başladı. “Orklara bak! Ganimet! Elde et! Bacaklarını yanlara ayırırız!”
Kuzey orklarının şarkısıydı. Zordu ama güçlü bir hissi vardı.
Ancak Crockta’nın bakış açısına göre eksikleri yok değildi.
“Hah…”
Kuzeydeki bu orklar gerçek bir savaşçı olmanın ne demek olduğunu bilmiyorlardı. Crockta içinden yükselen güçlü hissiyatı baskılamadı ve ayağa kalktı. Gerçek bir savaşçının sesini duyma zamanıydı oradakiler için! Bu ıssız topraktakilere gerçek bir savaşçının şarkısının nasıl olduğunu gösterme zamanıydı.
Şarkının sözlerine başlamadan önce Ordu Ezen Kükreyiş’i kullandı.
“Bizler orkuz! Kudretli orklar-----------!”
Magnec