Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

67. Bölüm Avlanma Sezonu (2)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

 

Sırtında pala taşıyan iri bir adamdı. Keçe gibi saçlarının arkasından görünen gözleri parıldıyordu.

 

Crockta konuştu. “Hayattayım. Biz…”

 

Crockta daha cümlesini bitiremeden, adam palayı eline aldı ve Crockta’ya doğru uzattı, “Defolun sizi hırsızlar.”

 

“Biz hırsız değiliz…”

 

Crockta açıklamaya çalıştı ama pala gittikçe yakına geliyordu. Keskin tarafı derisine değecek kadar yaklaştı. Crockta’nın kaşları çatıldı. Ama gerçek buydu ki onlar izinsiz olarak bu adamın evine girmişlerdi. Geri adım atmaya karar verdi.

 

“Anlıyorum. Gideceğiz.”

 

Pala geri çekildi. Yan taraftan izleyen Tiyo konuşmaya dahil oldu. “Ah! Biz…”

 

“Kes sesini. Çocuk.”

 

Şok olmuş Tiyo adama baktı, “Ne dedin sen? Ç-Çocuk?”

 

Crockta, Tiyo daha ‘Generali’ kaldırmadan onu sakinleştirdi. Adam bölgeyi koruyan büyülü asaya doğru gitti. Bir şeye dokundu ve mavi enerji tekrardan ortaya çıktı. Bir kez daha bütün bölgeyi korumaya alacak şekilde yayılmıştı, çitlere kadar uzanan loş bir kalkan sarmıştı alanın üzerini.

 

“Sadece değinmek istediğim bir şey var, hiç bir şeyi kasıtlı yapmadık. Hayatta kal.”

 

Crockta nazikçe konuştu girdikleri deliğe doğru ilerlemeye başlamadan önce. Adam Crockta’ya dik dik baktı ama cevap vermedi. Crockta omuz silkti ve küçük delikten geçebilmek için yerde sürünmeye başladı.Crockta’nın sürünmesini izlerken adam mırıldandı, “Rahatsızlık verici insanlar…”

 

Sonra ona bakan ineğin yanına doğru gitti. O inek Crockta ve Tiyo’nun kurtardığı inekti.

 

“İyi görünüyorsun Skolla. Herhangi bir problem var mıydı?”

 

Yumuşak bir sesti, az önce her an palasını kullanarak Crockta ve Tiyo’nun canını alabilecek vahşi bir adamın sesine benzemiyordu. Adam yüzünü ineğin kafasına yaslayarak başını okşadı. İnek uzun bir ses çıkardı.

 

“Ne?”

 

Adam sanki ineğin sesinden ne demek istediğini anlamış gibiydi. İnek bir kez daha uzunca mööledi,

 

“Mööööööööööö…”

 

Adamın gözlerindeki bakış derinleşti ve arkasına baktı. Crockta’nın ve Tiyo’nun çıkmış oldukları deliğe doğru bakıyordu. Adam konuştu.

 

“Bu onlara borçlusun demek değil. Kendi başlarına ormana girmeye karar vermişler, kendi problemleriyle ilgilenmeleri gerekir.” Adam bakışlarını gökyüzüne çevirip derin bir iç çekti. “Anladım, anladım. Endişelenme.”

 

Diğer ineklerle de aynı şekilde selamlaştı adam. Sonra hepsini bir araya toplayıp besledi. Çitin arkasındaki belirsiz ve tehlikeli ormana baktı. Burası her zaman nemli ve bulutluydu. Karanlığın ormanı. Bu ormana giren sıradan insanlar eninde sonunda kaybolup buradaki yaratıkların avı olurlardı.

 

Önlerindeki yalaktan su içen inekler arada uzunca ses çıkartıyorlardı. “Moooooooo….”

 

Adam sadağını okla doldurdu. “Anladım.”

 

*** ***

 

“O kötü bir adamdı. Haksız mıyım Crockta?”

 

Crockta Tiyo’ya cevap verdi. “Aslında biraz haklıydı. Biz davetsiz misafirlerdik.”

 

“Ama biz ineklerini koruduk.”

 

“Aynı zamanda ejderlere az kalsın onları yem edecek olanlar da bizlerdik.”

 

“Hmm, hmm! Evet ama o bana çocuk dedi dot!” Tiyo zıpladı ve Crockta’nın omuzuna dokundu. “Ben yetişkinim ve bir cin cüceye göre uzunum dot! Çelimsiz bir çocuk değilim! Sadece Crockta’yla kıyaslandığım zaman biraz küçük görünüyorum dot!”

 

“Kulkulkul.”

 

“Gülme, gülmesene dot!” Tiyo sızlandı.

 

Ellerindeki pusulaya güveniyorlardı kuzeye gitmek için. Eğer Yaratıklar Ormanının içinde o yöne yeterince ilerlemeye devam edebilirlerse o zaman istedikleri yere ulaşacaklardı.

 

“Şaşırtıcı bir şekilde, tahmin ettiğimden daha az yaratık var.”

 

Onlar bu ormana girdikleri andan itibaren sayısız defa saldırıya uğrayacaklarını düşünmüşlerdi, soluksuz, aralıksız şekilde mücadele etmek zorunda kalacaklarını. Ama bölge gayet sakindi. Hatta öyle ki etrafta hiç bir yaratığın izi bile yoktu. Kuşların ve böceklerin sesi bile gelmiyordu. Sıklıkla gökyüzünde gördükleri ejderlerden bile yoktu piyasada.

 

Crockta elini büyük kılıcının kabzasına attı.

 

“Tiyo.”

 

Huh?”

 

“Shh.” Crockta işaret parmağını dudaklarının önüne götürdü. “Sessizce ilerle.”

 

“Ne gördün…?”

 

“Hiç bir şey görmedim ama bu bölge çok sessiz. Yaratıklar Ormanı tehlikeli yaratıklarla dolu olmasıyla ünlü değil mi. Bölgede tamamen bir sessizlik olmasının tek bir nedeni var.”

 

“.....”

 

Tiyo anlamıştı ve başıyla onayladı. Etraftaki yaşayanların ortadan kaybolması ya da sessizleşmesinin tek bir anlamı vardı. Bölgede onların görmezden gelemeyeceği, başa çıkamayacakları bir yırtıcı vardı. Belki Crockta ve Tiyo gerçekten tehlikeli bir bölgeye adım atmışlardı.

 

“Hızlıca ilerleyelim.”

 

“Anladım dot.”

 

Adımlarındaki sesi kestiler ve ilerlemeye başladılar. Ağaçların dallarından aşağı doğru uzanan sarmaşıklar görüşlerini kısıtlıyorlardı. Crockta elinde büyük kılıcıyla onları buduyordu. Önlerine çıkan engeller, Gulyabani Katili için engel bile sayılmazdı ve hızlıca ortadan kaldırılıyordu.

 

“Neden o adam burada yaşıyordu?” Tiyo mırıldandı.

 

“Bilmiyorum.”

 

Crockta’da adamın hikayesi üzerine düşünmüş ve meraklanmıştı. Bir ejderi anında öldürecek güçte ok atmak ciddi bir yetenekti. Böyle bir yerde yaşamasının nedeni neydi acaba? O adam açıkça bir avcıydı.

 

“Bir av uğruna olabilir.”

 

Avcılar avlanmak için yaşarlardı. Kendilerini sürekli daha güçlü avların peşinde koşarak, onları avlayarak kanıtlarlardı. Avcının buraya gelip yerleşmesinin arkasında bir neden olmalıydı. Ne tür bir rakiple oyun oynuyordu acaba bu sefer avcı, neyi yakalamaya çalışıyordu?

 

“.....”

 

O anda, Crockta geri çekildi. Büyük bir gölge üzerlerinden geçmişti.

 

“Ne?”

 

Tiyo kafasını kaldırdı, ağaçların dalları ve sarmaşıklar görmelerini engelliyordu ve doğru düzgün göremiyorlardı. O sadece büyük siyah bir gölgeydi.

 

“Ejderler?”

 

Tam tekrar yürümeye devam edecekleri sırada…

 

Aynı gölge üzerlerinden bir kez daha geçti.

 

“.....!”

 

Crockta büyük kılıcının sapını daha sıkı kavrayarak gökyüzüne doğru bakıyordu. O büyük beden hızlıca görüş alanlarının dışına çıkmıştı. Ve açıkça bir ejderden daha büyüktü.

 

“Tiyo!”

 

“Ben- ben onu gördüm.”

 

Tiyo halihazırda General’i kavramıştı. Gökyüzüne doğru kaldırmıştı tüfeğini ama gölge tekrardan ortaya çıkmadı. Tiyo etrafına bakındı.

 

“Ne?”

 

Crockta ve Tiyo yavaşça ilerliyorlardı, bir yandan da gözleri gökyüzündeydi. O anda, bir yaratığın hırlaması hemen arkalarından duyuldu. “Grrrrrr…”

 

Crockta hızlıca kılıcını hazır etti ve arkasını döndü. Önlerindeki ağaçların ve sarmaşıkların ötesinde devasa yaratığın şekil şemali ortaya çıkıyordu.

 

“Bu… ne…?” Tiyo titreyen bir sesle konuştu.

 

Yaşlı bir adamın devasa yüzü onlara doğru bakıyordu, ama ağzındaki dişler bir canavarın dişleriydi. Birbirine karışmış keçe gibi olmuş uzun saçların arasından iki kanat açıldı, karşılarındaki şeyin boyutunu biraz daha büyük göstererek.

 

Yaşlı bir adamın suratına sahip bir yaratıktı, bir aslanın vücuduna sahipti ve bir yarasanın kanatlarına. Mantikor, bir zindanın son bossu olabilecek kadar güçlü bir yaratık.

 

Tiyo ve Crockta’ya doğru yaklaşıyordu. Crockta anında o yaratığın devasa varlığı karşısında geriledi. Kırışmış yüzü çarpılmıştı.

 

“Grrrrrr….”

 

Korkunç bir manzaraydı. Yaşlı bir adamı andırıyordu ama garip bir şekilde birbirine karışmış yapısı onu bir şekilde iğrenç kılıyordu. Kangren olmuş yüzü ileriye doğru çıktı ve ağzını keskin dişlerinin tamamını gösterecek şekilde komple açtı.

 

“Kraaaah!”

 

Mantikor öne atıldı. O anda, Crockta neredeyse bilinçsizce uzağa baktı. Cidden korkunç bir varlıktı. Üzerine doğru atılan mantikorun yarattığı ivme ona sanki yalnız başına bir tankla yüzleşiyormuş hissi vermişti.

 

Crockta’nın hemen arkasından bir ışık ortaya çıktı ve mantikoru vurdu.

 

“Grrrung!”

 

Mantikor yavaşladı. Işık huzmeleri sürekli olarak mantikoru vuruyordu. O ışıklar Tiyo’nun ‘General’inden destek atışı olarak geliyorlardı. Crockta sırıttı.

 

Neredeyse utanç içinde kalacaktı.

 

Kaslarını gerdi ve karşısındaki rakibine dik dik baktı. Kasları neredeyse patlayacak kadar gerilmişlerdi. Güçlü bacak kaslarıyla yere daha sağlam bastı. Crockta elinde büyük kılıcıyla mantikora doğru zıpladı.

 

Mantikor çığırdı, “Kuaaaaaaaaaah!”

 

Crockta’da kendi sırası geldiğinde kendi savaş narasını attı, “Bul’tarrrrrrrrr--------!”

 

Neredeyse gerçek fiziksel bir darbe!

 

O kükreyiş ‘Öz’ seviye yetenek olan Ordu Ezen Kükreyiş’i tetiklemişti. Yaratıklar Ormanındaki o çevredeki her şey anında titrediler. Mantikor bir an için tereddüt etti. Muazzam bir ivme, karşısında ona doğru zıplamış olan orktan yayılıyordu.

 

Büyük kılıcından dumanlar çıkıyor gibiydi.

 

Mantikorda orka doğru pençesini savurdu. Crockta’nın Gulyabani Katili ve mantikorun pençesi çarpıştılar. Kıvılcımlar uçuştu. İki darbe çarpışır çarpışmaz, mantikor Crockta’yı keskin dişleriyle ısırmaya çalıştı.

 

“Sana izin vermiyorum dot!”

 

‘General’ bir kez daha mantikora doğru yaylım ateşi başlatmıştı. Mermiler gözleri hedef alıyorlardı. Mantikor acı verici bir şekilde işkence görüyordu. Crockta o anın yarattığı açıktan faydalandı ve Gulyabani Katilini mantikorun göğsüne sapladı.

 

O büyük kılıç bir gulyabaninin derisini bile yarıp geçebiliyordu. Bir mantikorunsa sadece derisini yarmakla kalmadı, daha da derinlere gitti ve alt deriyi de yararak içeriye girdi. Kılıç o şekilde kalmıştı. Mantikor çığlık attı, bu sefer daha öncekilere göre daha yüksek ve daha korkunç bir çığlıktı, “Kiyaaaaaaaaaaccccckkk!”

 

Crockta geri doğru fırlatıldı.

 

“Ugh!”

 

Onun arkasında bulunan Tiyo için de aynı şey olmuştu. Kafasını sağa sola salladı. Sonrasında mantikordan kara bir aura yayılmaya başladı. Mantikor kuyruğunu savurduğunda, siyah kıvılcım ortaya çıktı ve Crockta’yı vurdu.

 

Crockta ondan sakınamadı ve geri doğru uçtu.

 

“Öhööee!”

 

Kan geliyordu. Kara aura vücuduna yayılmış ve onu ezmeye çalışıyordu. Crockta kıvrandı ve direnmeye çalıştı. Kara enerji vücudunun etrafında bir yılan gibi dolanıyordu. Eğer serbest bırakırsa, direnmeyi başaramazsa, o enerjinin anında vücudunu parçalara ayırabileceğini hissediyordu.

 

O anda bir şey oldu.

 

[Umutsuz Şeytanın Kemeri (Kahraman) etrafındaki şeytani güce karşılık veriyor.]

 

[Şeytani güce olan ekstra direnç aktif oldu.]

 

Beline bağlı duran kemer hareket etmeye başladı. Kara enerji Crockta’ya daha fazla zarar vermeden geri çekildi. Ama kemerin çelik dişinin ağzı sulanmıştı bir kere. Crockta kemere vurdu ve Şeytanın Ağzını sakinleştirdi. Ağız bir kez daha kapandı ve kemer uykuya geri döndü.

 

Tiyo mırıldandı, “O kesinlikle sıradan bir şey değil.”

 

Şu anda mantikor Tiyo ve Crockta’ya kırmızı gözlerle bakıyordu. O zaten efsanevi bir yaratıktı, birde üstüne üstük Yaratıklar Ormanındaki büyü gücünü de absorbe ettikten sonra daha da güçlü hale gelmişti. Her hareket ettiğinde yayılan kara enerji gözle görülebiliyordu.

 

“Burası gerçekten adına yaraşır bir yer, Yaratıklar Ormanı.”

 

Crockta büyük kılıcını kaldırdı.

 

Sesi normal çıkmıştı ama vücudu içten içe titriyordu. Karşısındaki yaratığı nasıl halledebileceği konusunda emin değildi.

 

“Senin arkanı kollayacağım.”

 

Tiyo kararlı bir ifadeyle, tüfeğinin tetiğinde gezdirdi parmağını. General’in kullandığı enerjiyi arttırmıştı. Generalin mermileri Tiyo’nun kendi gücünü kullanarak oluşturulup ateşleniyordu. Bu durum sonunda onun için bir tehlike arz edecekti ama şu an bunu düşünmek için zaman yoktu.

 

“Burada ölmeyeceğiz.”

 

“Tabi ki dot.”

 

Mantikor onlara yaklaştı. Crockta’nın gözleri parladı. Mantikorun hareketlerini okumuştu. O anda, mantikorun çirkin yüzü tam burnunun önünde belirdi.

 

“.....!”

 

Akıl almaz bir hız. Çirkin surat ona bakan yaşlı bir adamı andırıyordu, sanki şeytani bir varlık tarafından ele geçirilmiş yaşlı bir adam. Crockta’nın üst vücudunu yuttu.

 

“Uwaaat!”

 

Görüşü karardı. Mantikorun midesinden gelen çürümüş koku burnuna geldi. Dişler onu çiğnemeye başlamak üzereydiler. Crockta gözlerini kapattı ve kendini o ana hazırlamaya çalıştı. Ama mantikorun ağzı bir kez daha açıldı. Geri çekilmişti.

 

Crockta temiz havaya aç bir şekilde derin bir nefes aldı ama üzerine bulaşmış olan salyanın kokusu geldi bu sefer burnuna. Kafasını çevirip mantikora baktı o arada.

 

“.....!”

 

Bir ok mantikorun boynundan girmişti. Crockta’nın görüş alanının dışından başka bir ok daha geldi. Bu sefer mantikorun çenesine saplanmıştı.

 

“Kieeeeh!”

 

Yaralarından kara aura taşıyordu mantikorun. Crockta okların geldiği yöne baktı ve daha önceki adamı gördü. Sakince yayını geriyor ve okunu fırlatıyordu. Başka bir ok mantikora isabet etti.

 

“Ne yapıyorsun?” Avcı sordu. Aralarındaki mesafe uzaktı ama Crockta net bir şekilde adamın dudaklarını okuyabiliyordu. Crockta onayladı ve büyük kılıcına odaklandı! Kan damarları vücuduna güç pompaladı ve o da kılıcı sıkıca kavradı.

 

Leyteno’nun Etkin Büyük Kılıç Tekniği!

 

Crockta zıpladı. Onun hedefinde mantikor vardı. Gulyabani Katili mantikorun boğazını yardı. Kocaman vücudu dolayısıyla tam bir kesik değildi sadece yarıya kadar ilerleyebilmişti kılıç.

 

Mantikor bir kez daha acıyla feryat etti. Yarısı kesilmiş boynundan kan fışkırıyordu. Crockta bu sefer işi bitirmek için bir kez daha zıpladı. Mantikor mücadele etmeye çalışıyordu ama direnemedi. Darbe sonrası kafasının gövdesinden ayrılmasına engel olamamıştı. Bedeni yere çöktü.

 

Kontrolsüz düşen büyük kütle, zemini sarstı.

 

“Hoo…”

 

Mantikorun çirkin yüzü Crockta’ya bakıyordu. Crockta kafayı aksi yöne doğru tekmeledi. Artık o yüzü görmek istemiyordu. “Bizi kurtardığın için teşekkür ederim.” Crockta avcıyla konuştu.

 

Ama avcı cevap vermedi. Mantikora yaklaştı ve palasıyla yaratığın vücudunu parçalamaya başladı. İlk olarak mantikorun yüzünün derisini kesmişti. Vücudu parçalara ayırarak, kalp gibi önemli organları çıkarttı. Çürük bir koku etrafa yayıldı.

 

“Ne yapıyorsun?”

 

“.....”

 

Adam, palasına bulaşmış olan kanı mantikorun kürküne sildi.

 

“...Bu yaratığın suratı bir çok diğer yaratığı uzak tutmaya yeter. Adam palasını mantikorun vücuduna saplamıştı ve Crockta’ya bakıyordu.

 

“Siz neden buraya geldiniz? Maceraya atılmayı mı seviyorsunuz?”

 

Avcı yakından bakıldığında baya yaşlı görünüyordu. Yüzündeki kırışıklıklar ve çizgiler zamanın izlerini taşıyordu, sakalı komple beyaza dönmeye başlamıştı, beyaz gri saçlar birbirine karışmıştı. Ancak, vücudu dinçti ve suratındaki yaşlı görüntüye uymuyordu.

 

Crockta cevap verdi, “Yaratıklar Ormanından kuzeye doğru gidiyioruz.”

 

Adam güldü. “Bu ne manaya geliyor şimdi?”

 

“Kuzey hakkında bir şeyler biliyor musun?”

 

“Bu imkansız, aptal adamlar.”

 

“Huh?”

 

Adam Crockta’yla dalga geçerken mantikorun bedenine saplı duran oklarını çıkarttı. “Yaratıklar Ormanından geçerek kuzeye ulaşmak imkansızdır.”