güzel bölümdü...
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
54. Bölüm Yiyu’nun İntikamı (3)
Crockta Stella’nın ne yaptığını izledi.
Başlangıç ekipmanlarıyla etraftaki hayvanları avlıyordu. Hançerini bir geyiğe doğru hedefledi ama ıskaladı. Hançer düzgünce ilerlemedi ve sadece havayı avlayabildi. Geyik, ona saldırmaya çalışan kadın sanki sadece can sıkıcıymış gibi kadının düşmesine neden olan bir kafa attı.
“Euh…”
Artık Yiyu’nun bir tavşana öldüğüne inanabiliyordu. Bu gerçekten başlangıç seviyesinin dibinde bir kullanıcının seviyesiydi. Stella yeni başlayan bir kullanıcı değildi ama o bir tüccardı, bu onun herhangi bir dövüş kabiliyetine sahip olmadığının manasına geliyordu. Ayrıca asimilasyon oranı da düşüktü. Ian’ın aksine, zihni ve vücudu birbirinden ayrı hareket ediyordu.
Ian asimilasyon oranının öneminin o ara daha da farkına vardı. Gerçekte olan koordinasyonunun oyundaki yansıması olan halini uygulamaya çalışıyordu kadın. Asimilasyon oranı %40tı bu da sadece gerçekteki becerilerinin maksimum %40’ını kullanabileceği manasına gelmekteydi. Düşük asimilasyon oranı aslında Elder Lord’la iyi bir şekilde bağlantı kuramamak anlamına da geliyordu.
Sonunda geyik oradan ayrıldı. Stella ayağa kalktı ve başka bir av bulmak için etrafına bakınmaya başladı. Crockta çalıların arasında saklanmış bir vaziyette onu izlemeye devam etti. İkili, o yeni başlayan kadın kullanıcıların peşinde olan o grubu tuzaklarına çekmeye çalışıyorlardı. Eğer Stella yeni başlayan bir kullanıcı gibi görünürse, o grup ortaya çıkabilirdi. Bir kere ortaya çıktıklarındaysa, Crockta onları yaptıklarından ötürü cezalandırabilirdi. Basit bir plandı ama etrafta onlardan hiç bir iz görünmüyordu.
Hava gittikçe karardı ve sonunda Stella konuştu “Affedersin, daha devam etmeli miyim?”
“.....” Crockta ortaya çıktı. “Bu günü burada sonlandıralım.”
“Tamam. Yarın benim izin günüm, kaldığımız yerden devam edebiliriz.”
Birlikte Maillard’a doğru ilerlediler. Büyük şehrin ışıkları etrafını çeviren duvarları bile aşıyordu. Onların bulunduğu bölge Maillard’un dışındaki bir ormandı, yeni başlayan oyuncular için avlanma alanı olarak kullanılan bir orman. Arada sırada birkaç yeni başlayan oyuncuyla karşılaştılar ve birbirlerini selamladılar. Kullanıcılar için bir ork görmek inanılmaz bir olaydı.
“Arkadaşın nasıl?”
“Kim?”
“O saldırıya uğrayan arkadaşın.”
“Ahh…” Stella onayladı. “Onunla pek yakın değilim. Sadece…”
Crockta dikkatlice dinledi.
“Bir arkadaştan öte…”
“Öte derken…?”
“Kısa bir süre önce, abisiyle karşılaştım ve adam yakışıklıydı.”
“.....”
“Böylece onunla arkadaş olmak istedim. Ayrıca abisi de benimle ilgileniyor gibi göründü. Hayır, sanki birbirimizi gözlerimizle selamladık. Bu sence de yeşil ışık demek değil mi? Ne yapmalıyım?”
Crockta garip bir ifadeye bürünmüştü ve onayladı. “Ah, evet…”
“Bu bana bir şeyi hatırlattı, Ian adında bir ork arkadaşım var. Onu tanıyor musun?”
Crockta başını olumsuz manada salladı. O an yakalanmamak en iyisiydi.
“Kesinlikle o bir kullanıcıydı. Peki ya Crockta? Orkların da bir ilişkisi olmalı. Crockta birileriyle görüşüyor mu?”
Bir aşk ilişkisi.
Crockta’nın gözleri uzaklara daldı. Eskiden sevmiş olduğu birisi vardı. Acaba o şimdi ne yapıyordu? Hala savaş alanında etrafında silah sesleriyle mi yaşıyordu? Saldırı tüfekleri ve roketatarlar onun kişiliğine daha çok uyuyorlardı.
O anda Crockta, savaş alanında çiçeklenen bir aşk hikayesine ait bir şiiri okumak üzereydi.
“Hey, bu güzel bir fotoğraf değil mi?”
“Şuna bak bu kadın, orkla birlikte, kesinlikle bu bir ilk olmalı.”
Stella sıçradı. Crockta da bakışlarını değiştirdi. Önlerinde iyi ekipmanlara sahip üç adam vardı. Crockta anında Zihnin Gözü’nü kullandı.
[Zihnin Gözü (Özel) açıldı.]
[Yanındaki kadına göz dikmiş durumdalar! Normal kullanıcılardan biraz daha güçlüler ama seninle kıyaslandıklarında çöp bile sayılmazlar.]
[Onları istediğin gibi ezebilirsin.]
[Sadece birkaç sözle yollarından dönecek gibi görünmüyorlar.]
[Adaleti uygula!]
Görünüşe göre sistem bile onların cezalandırılmasını istiyordu. Crockta evrenin enerjisinin içine dolduğunu hissetti. Sistem mesajındaki ima açıktı, Crockta’dan onların icabına bakmasını istiyordu.
“Huhuh, şu ork baya çirkin değil mi?”
“Sadece yakalayıp oynayacağımız ayak takımından başka biri daha.”
“Bize iyi tecrübe puanı kazandıracaktır. Kuhahaha!”
Gülmekten kırılıyorlardı.
“Hey şeker şey, sen yeni mi başladın?”
“Huh?”
“Bizimle oyna, bizde seni kasalım. Şu korkunç suratla birlikte olmak zorunda değilsin. Yoksa siz çıkıyor musunuz? Eminim ki orklar senin damak tadına uygun değillerdir!”
“Hey, çok ileri gidiyorsun.”
Tekrardan kıkırdadılar.
Crockta yumruklarını adamların söylediklerini duydukça daha da sıkıyordu. Bu tarz ifadeleri kız kardeşine karşı da kullanmıştı bu adamlar. Babasının ona söyledikleri zihninde yankılandı.
‘Küçük kız kardeşini korumalısın.’
O bir tanrı değildi, Yiyu’nun karşılaştığı bütün zorlukların üstesinden gelemezdi ama en azından şu anda karşısında olan adamlardan intikamını alabilirdi. Bu onun göreviydi.
“Kızım, ilişki modunu kapattın mı yoksa?”
“Belkide ork seni yeterince tatmin edemiyordur?”
Bu rezil çöp torbası kılıklı insan müsveddelerinin sözlerine daha fazla dayanamayan Crockta, yumruğunu sanki alev almış gibi savurdu.
“Kuheeeoooook!”
En öndeki adam, suratı Crockta’nın yumruğuyla birlikte dümdüz olmuş bir şekilde döne döne uçuşa geçti, birkaç metre uzakta yere indi.
Bamm!
“... Ughhh!”
“Ne, Daha fazla!”
Adamlar zıpladılar. Gözlerine inanamıyorlardı.
Orklar güçlü bir türdü, bu değişmez bir gerçekti. Ama onlar da güçlüydüler. Uzun zamandır Elder Lord’da geziniyor, yetenek öğreniyor ve başarı puanları toplayarak seviyelerini arttırıyorlardı. Orkları bile sanki canavarlarmış gibi avlayabiliyorlardı. Ama onlardan birinin icabına saniyelik bir sürede bakan ezici güç aynı yüksek rütbeliler seviyesindeydi. Ork her zaman karşılaştıkları tipik ork kullanıcılar yada NPCler gibi değildi, apaçık bir şekilde çok daha güçlüydü. Adamlar bir anda sersemlediler.
Crockta’nın yumruğu ile yakın ilişkiler içerisine girmiş olan adam, yerde kan kusuyordu.
“Sizi pis ağızlılar…”
Crockta kız kardeşi Yiyu’nun ona söylediklerini hatırladı.
“Ah siktir, bu kaltak mutlaka kişiselleştirmeye çok para harcamış olmalı, çok parası varsa kendini bir şey zannediyordur. Kendini gerçek bir elf filan mı zannediyor acaba?” Kız kardeşine böyle demişlerdi.
Artık Crockta emindi. Bu köpek pislikleri Yiyu’ya ona söylediğinden çok daha kötü şeyler de söylemişlerdi. Crockta tekrar yumruklarını sıktı ve onlara doğru ilerledi.
Adamlar, onlara doğru gelen devasa orku gördüklerinde geri doğru çekilmeye çalıştılar. Ancak Crockta bir tanesini boynundan yakalayarak adamı havaya kaldırdı. Rakibi yumruk ve tekmelerini bir parça direnebilmek adına savuruyordu ama Crockta hiç bir tepki bile göstermeden adamı havada sabit bir şekilde tutuyordu, bu arada diğer yumruğunu da daha sıkı bir hale getirdi. Boğazını tutan elini biraz daha sıktı.
Adam acıdan kıvrandı ve bağırdı, “Waaahhh! A-Acıtıyor!”
Bu kadar acı hissettiğine göre asimilasyon oranı %50nin üzerinde olmalıydı. Crockta güldü ve gülmeyi kestiğinde önünde havaya kaldırdığı kullanıcının suratına kafasını gömdü. Sağlam bir kafa atmıştı. Adamın ağzı yüzü kaymış, ağzından burnundan boşalan kanın yanında etrafa dişler saçılmıştı. Crockta’nın alnındaki kırmızı saç bandı adamın kanıyla ıslanmıştı ve şimdi gerçekten kana bulanarak kırmızı renge sahip olmuş gibi görünüyordu.
“C-Canavar.”
“Canavar?”
Crockta güldü ve adamı yere fırlattı. Ayakta kalan adam, arkadaşlarına baktıktan sonra bakışlarını tekrar Crockta’ya çevirdi. O arada Crockta konuştu. “Hayır.”
“Euh…?
“Esas canavar sizsiniz.”
Adam kılıcını Crockta’ya savurdu ama Crockta ani bir hareketle büyük kılıcını çekerek adamın kılıcını engelledi.
Kang!
Rakibinin kılıcı kırılmıştı.
“.....!”
İşte bu Altın Örs Klanının demircilerinin işlediği ‘Öz’ seviye silah ‘Gulyabani Katili’ydi. Leyteno’nun Etkin Büyük Kılıç Tekniği ile birleşen silahın gücünün kanıtı! Bir orkun kuvveti ve gücünün ispatı.
Bu birleşimin sonucu olarak adam elindeki kırılmış kılıca boş gözlerle bakıyordu. Crockta ona doğru yaklaştı. Rakibi tamamen kendini teslim etmiş bir şekilde Crockta’ya çevirdi bakışlarını. Adam kaybetmişti.
“İşte bunlar yıldızlar tarafından lanetlenmiş olanlardı.”
“.....!”
“Sizin Elder Lord oynamanıza engel olacak bir yöntemim var ama onu kullanmak yerine sizi rehabilite etmeye karar verdim.”
Crockta’nın yumruğu sanki şimşek gibi çaktı. Karşısında az önce ayakta duran adam ise uçuşa geçmişti.
Bu arada Stella önünde yaşanan şeyleri gözleri fal taşı gibi, ağzı açık ayran budalası edasında izliyordu. Adamlarla ilk karşılaştığında şaşırmıştı Stella. Üçlünün ekipmanlarına ve yaydıkları atmosfere bakıldığında, adamların beklediğinden yüksek seviyede olduklarının farkına varmıştı. Ork NPC güçlüydü, ama karşısındaki üç adamla da başa çıkabileceği konusunda şüpheleri vardı Stella’nın.
Ama ork onları, rüzgarın yaprakları hiç çaba harcamadan savurması gibi savurmuştu. Karşısındaki adamlar şu anda korkudan titriyor ve acınası bir çaba içerisinde Crockta’dan uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Muazzam bir güç! Belki de bu NPC isimli bir bosstu!
Stella içgüdüsel olarak bu orkla el sıkışıp güçlerini birleştirmeleri gerektiğini düşündü. Tüccar içgüdüleri ona bu adamla bir bağlantı kurması gerektiğini söylüyordu. Bu bir fırsattı. Ancak Crockta adamları sırayla dövmeye devam ederken konuşamadı bile, sadece arkadan izlemeye devam etti.
Crockta karşısındaki adamları parmaklarını bile kıpırdatamayacakları hale gelene kadar dövüp karşısında diz çöktürdükten sonra, intihara filan kalkışmasınlar diye üzerlerindeki bütün silahları alıp, ellerini kollarını sağlam bir halatla sıkıca bağladı.
“Hup hup! Hup hup!”
“Ufffff!”
“Sessiz olun.” Crockta yumruğunu sıktı.
“.....”
Ortam bir anda sessizleşti. Orkun acımasız bakışlarını üzerlerinde hissettiler. Sanki bir kabus gibiydi. Gece vaktiydi, ay ışığı siyah gökyüzünü aydınlatıyor ve orkun görüntüsü üzerine düşen gölgelerse onun görüntüsünü daha korkunç bir hale getiriyordu. Ork sanki şeytani bir ruh gibi görünüyordu.
“Bence bütün orklar… Hayır, herkesin sahip olduğu olasılıklara inanıyorum.”
“.....”
“...Hup hup.”
“Hup…”
“Demek istiyorum ki… herkes bir gün değişebilir. Bu ork senin gibi bir çöp parçasının bile, gerekli aydınlanmayı yaşadıktan sonra sosyal olarak kabul edilebilir bir insan olabileceğine inanıyor. Başka bir deyişle, bana optimist bir ork diyebilirsiniz.”
“Hup…!”
“Hup hup.”
“.....”
“Sessizlik. Bu dünyaya tekrardan adım atmanızı engellememi mi istersiniz?”
“.....”
“.....”
“.....”
“Bende öyle düşünmüştüm.”
Crockta gözlerini Stella’nın olduğu yere çevirdi. Stella, orkun gözlerine baktığında gözlerinin içindeki deliliğin ateşini görebiliyordu.
“Bak. Sessizleştiler.”
“Evet…”
“Evet, rehabilitasyon başladı. Kilkilkil.”
Stella düşündü, ‘Tehlikeli. Bu ork, bakışlarında…!’
“Onlar benim kız kardeşime ağza bile alınmayacak sözler sarf ettiler… Hayır başka insanlara zorbalık yaptılar. Buna izin veremem.” Crockta üçlüyü birbirlerine de bağlayarak onları Maillard tarafına doğru sürükleyerek götürmeye başladı. “Stella, sana tekrardan teşekkür ediyorum. Ne kadar müteşekkir olduğumu daha sonra sana ifade edeceğim.”
“Huh?”
“Şimdi gidip onları rehabilite etmem lazım.”
Crockta sonrasında Maillard’a doğru tekrardan yürümeye başladı. Üç adam Crockta’nın arkasından yerde sürüklenirlerken bir yandan da homurdandılar.
Stella orka doğru baktı ve Nietzsche’nin sözlerini düşündü, “Eğer Boşluk’a çok uzun süre bakarsan, Boşluk’ta sana bakar.’
Kadın o üç adamın onlar için Boşluk manasına gelen ork Crockta’nın rehabilitasyonundan sağ çıkabileceklerini umdu.
*** ***
Crockta adamları garip bir yere getirmişti. Orası Maillard’ın arka sokaklarıydı. Terk edilmiş bir şehir gibiydi orası.
Orada yaşayan herkes fareler tarafından öldürülmüşler miydi? Tabi ki bu olası bir durum değildi. Aslında adamlar ölmek ya da öldürülmek istiyorlardı ancak bu ork yıldızlar tarafından lanetliler ve kullanıcılar konusunda gayet tecrübeliydi. Onları sıkıca bağlamış ve ağızlarına bir parça bez tıkmıştı, bir şekilde ölüp yeniden doğmalarını engellemek için.
“Eğer aptalca bir şey yapmaya kalkarsanız. Sizi bu iş üzerine uzmanlaşmış birine teslim ederim.”
“.....”
“Anladıysanız başınızı onaylarcasına sallayın.”
Üç adamda başlarını salladılar. Oyundaki karakterleri ve ekipmanları bir paraya çevrildiğinde iyi bir getirisi vardı. Bundan iyi para elde edebilirlerdi ve bu yüzden gözlerinin önünde, bunların ellerinden uçup gitmesine izin veremezlerdi.
“Sizin aslında kötü insanlar olmadığınızı biliyorum,” Ork yüksek sesle konuşuyordu. Adamlar şaşkınlık içerisinde dinliyorlardı, ork birden bire neden böyle bir şey söylemişti ki?
“Şuna bir bakın.”
Ork bölgede bir köşeyi işaret etti. Tahta parçalarından derme çatma bir şekilde yapılmış evimsi bir yapı vardı orkun işaret ettiği yerde. Ona bir köpek kulübesi bile denebilirdi. O yapının içinde çocuklar vardı. Arka sokakların çocukları. Maillard gibi bir şehirde bile karanlık bir taraf vardı. Aslında ışık, bu şekilde yaşanan karanlığı sadece daha derine gömmeye yarıyordu, ortadan kaldırmaya değil.
Kısa sürede o derme çatma yapının içinden gelen sesleri duydular.
“Yuri, üşüdün mü?”
“Evet… Abi.”
“Bunu üzerine giy.”
“Abi?”
“Ben üşümüyorum.”
Bu normal çocuklar arasında olan bir konuşma değildi. Duydukları kadarıyla bu bir abinin kız kardeşine üşüdüğü için ceketini veren bir abi kardeşin konuşmasıydı. Abi olan çocuk en fazla 10-11 yaşlarında görünüyordu, çocuğun bacakları soğuktan titriyordu ama kız kardeşinin önünde güçlü durmaya çalışıyordu.
“Ye bunu.”
“Ekmek? Bunu nereden buldun?”
“Çok çalıştım bu gün ve bir amca bana bunu verdi.”
“Gerçekten mi?”
Konuşan çocuğun vücudu ciddi derecede zayıftı. Abisine bakan kız ekmekten bir parça ısırdıktan sonra sırıttı. Abisinin karnından gelen sesi duyduktan sonra durdu. Çocuk ona yemeye devam etmesini işaret etti, sanki o acıkmamış gibi. Kız sonunda bütün ekmeği yedi.
Tüm yüzüne yansıyan bir gülümsemeyle konuştu, “Çok lezzetliydi.”
“Büyüdüğümde, daha fazla para kazanıp sana daha güzel ve lezzetli şeyler alacağım.”
“Daha da lezzetli mi?”
“Hiç pizza diye bir şey duydun mu?”
“Pizza?”
“Evet, yuvarlak hamur üzerinde, et gibi, sebze gibi şeyler koyuyorlar, peynir ve domates sosu da var…”
“Wahhhhh.”
“Çok lezzetli bir şey.”
“Gerçek mi?”
“Senin için alacağım.”
“Evet!”
Crockta yanındaki üç adama baktı. Karşılarında yaşanan sahneyi, elleri ayakları bağlı, ağızları tıkalı bir şekilde sessizce izliyorlardı.
Crockta adamlardan bir tanesini serbest bıraktı.
“.....?”
“Eğer kaçarsan bu ikisi için her şeyin sona ermesi demek olur.”
“.....”
“Cevap ver bana.”
“Evet, evet.”
“Öyleyse,” Crockta cebinden bir altın çıkardı, “bunu çocuklara ver.”
“.....?”
“Parayı ver ve konuş onlarla.”
Adam Crockta’nın korkutucu ifadesi karşısında başıyla onayladı. Sonra çocukların olduğu yere doğru yürüdü. Ne yapacağını bilmiyordu ama yapabileceği bir şey yoktu. Çocuklar yabancı bir adamın varlığı karşısında içinde bulundukları kulübenin derinlerine saklandılar.
“Pardon… çocuklar?”
“.....”
“Size zarar vermeyeceğim, bir süre için dışarı çıkar mısınız?”
Oğlan başını dışarı uzattı, gözlerinden endişe okunuyordu.
“Bu…” Adam elindeki altın parayı çocuğa uzattı. Çocuğun gözleri genişledi.
“.....?”
“Bunu sana veriyorum.” Adam çekingen çocuğun elini yakaladı ve zorla parayı çocuğun avucunun içine bıraktı. Sonra orkun bulunduğu tarafa doğru baktı ama o köşe tamamen karanlıkta kaldığı için hiç bir şey göremiyordu.
“Neden…?” Çocuğun göz bebekleri titriyordu. Bu altın onların iki ay boyunca hayatta kalmalarına yeterdi.
“Bu benim hediyem değil…”
“Teşekkür ederim.”
Sonra oğlan adamın karşısında eğildi. Bunun nedeni sempati yada başka bir şeydi ama çocuk paranın ne kadar önemli olduğunu biliyordu. O gelen bağış o ve kız kardeşi için iyi bir şeydi.
“.....”
“Bunu neden yaptığınızı bilmiyorum ama gerçekten çok teşekkür ederim. Bunu reddedebileceğim bir pozisyonda değilim…”
Çocuk birkaç defa adamın karşısında eğilmişti. Adam ne yapacağını bilmez bir vaziyette sadece birkaç kere çenesini kaşıdı.
“Bu…”
“Gerçekten teşekkür ederim!”
Kapının önünde yaşananlardan dolayı küçük kız da başını dışarıya çıkartmıştı. Oğlan adamın karşısında küçük kızında eğilmesini sağladı.
“Abi…?”
“Merhaba de.”
“Tamam…?”
“Teşekkür et amcaya.”
“Evet, Teşekkür ederim…”
“Teşekkür ederiz!”
Burada neler oluyordu. Adam anlam veremediği, tarifsiz bir utanç yaşayarak ortamdan uzaklaşmak istiyordu. “B-Ben gidiyorum.”
“Bir dakika.” Çocuk adamın kıyafetinin ucunu yakaladı ve, “Teşekkür ederim. Bunu asla unutmayacağım. Sizin adınız…”
Adam gözlerinden yaşlar akan çocuğa baktı. Başka birinin gözlerinde daha önce böyle bir ışık görmemişti. Çocuğa daha fazla bakmaya dayanamayarak bakışlarını başka bir tarafa çevirdi.
“Çocuk.”
“Evet.”
“Bu…” Adam konuşmayı tercih etmişti ama ne söyleyeceğini bilmiyordu. “Bu… bu zor olabilir…”
“.....”
“... Eğer sıkı çalışırsan, iyi günler sizin için başlayabilir.”
Bu o adamın söyleyebileceği en iyi şeydi. O adam da aslında kolay bir hayat yaşamamıştı. Zor bir hayatı olmuştu ve bir yetişkin olarak bile bir çok kez neredeyse vaz geçeceği, ağladığı zamanlar olmuştu.
Çocuk ciddi bir ifadeyle karşısında durdu adamın ve başıyla onayladı, sonrasında da enerjik bir şekilde cevap verdi, “Evet!”
Adam arkasını döndü, bu arada arkasında bıraktığı çocukların ettikleri teşekkürlerin sesleri sokakta yankılanıyordu. Ona sadece bir altın sikkeyi teslim etme görevi verilmişti ama neden zihni bu kadar ağırlaşmış gibi hissediyordu? Geri döndüğünde orkun onu hala izlediğini gördü, arkadaşlarıysa sessizlik içerisindeydi. Ona garip garip bakıyorlardı sadece.
Ork onu bir kez daha bağladı ve ağzına bir parça bez tıkadı. Adam bağlanırken ve ağzı tıkanırken direnmedi.
“.....”
Hepsi sessizdi. Sonra ork bir kez daha ayağa kalktı ve onları başka bir yere doğru sürüklemeye başladı.
Magnec