bi serinin her savaşı efsane mi olur beee ellerine sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
70. Bölüm Kuzeyi Açmak (1)
“Zayıf yerleri gözleri ve karnı!” Shakan bağırdı.
Behemotun kalın derisi neredeyse aşılması imkansız bir duvar gibiydi ve Shakan onlara aradıkları cevabı vermişti, karın ve gözler.
“Anlıyorum!”
Crockta hızını arttırdı, neredeyse yaratığa varmıştı. Crockta’nın hareketlerini izlerken behemot kıpırdamamıştı bile, sanki bu saldırının yapılmasına izin verecek gibiydi. Crockta behemotun ayaklarının arasından girip karnına ulaşmayı deneyeceği sırada.
Behemot bir ayağını kaldırıp yere vurdu ve yerin sarsılmasına neden oldu. Bir ayağı neredeyse bir köpek kulübesi kadardı ve bir depreme yol açacak kadar sert vurabiliyordu yere ayağını. Crockta çaresizce dengesini korumaya çalışırken bir yandan da kaçınmaya çalıştı. Sanki devasa bir hidrolik press ona doğru geliyordu.
“İyi şanslar Crockta.” Olanları izlerken Shakan mırıldandı.
Birinin behemot’un dikkatini onun üzerinden alması gerekiyordu ve Crockta bu rol için biçilmiş kaftandı. Karnındaki bölge zayıf bir alandı ama o bölgeye yaklaşabilmek neredeyse imkansız bir işti. Crockta o kısmı kendi başına halletmeye çalıştığına göre artık onların payına düşeni yapmaları kalmıştı.
“Tiyo, gözlerine hedef al.”
“Deniyorum, deniyorum dot!”
“Bu yaratığın kendini iyileştirme becerisi bu ormanda neredeyse sınırsız ama gözlerine zarar verdiğin sürece bir parça yavaşlıyor.”
Geçmişteki bir mücadelelerinde Shakan, behemotun gözünü direk olarak okla vurmuştu, behemot vurulduktan sonra Shakan’dan kaçmış ve kara enerji gözünü sanki hiç vurulmamış hale getirene kadar iyileştirdikten sonra tekrar karşısına çıkmıştı.
Shakan böylesine ölümsüzlüğe yakın bir yaratık karşısında çaresizdi. Ama bu sefer farklı olacaktı.
Tiyo’nun ‘General’i parlak renklerdeki saldırılarıyla behemotun gözlerini vurmaya çalışıyordu. Öldürücü vuruşlar değillerdi ama Tiyo’nun kullandığı eser behemotu bir parça sarsıyor ve duraksamasına neden oluyordu. Behemot kafasını salladı ve Tiyo’nun atışları gittikçe daha az hedefini vurmaya başladı.
“Lanet.”
“Sakin ol.”
“Lanet şey kafasını sürekli hareket ettiriyor dot…”
Tiyo içinden ve biraz da dışından küfür ettikten sonra yere doğru eğilmeye başladı. Shakan Tiyo’nun bu hareketi karşısında şaşırdı.
“Tiyo?”
Savaş esnasında eğilmek mi? Eğilmek geleneksel olarak teslimiyetin sembolüydü ancak Tiyo’nun ifadesi teslimiyetten çok uzaktı, gözlerinde kararlılık vardı.
Sonra Tiyo’nun tam olarak ne yaptığını anlayan Shakan mırıldandı, “Tabi ki…”
Quantes Cin Cüce Garnizonunun tekniğiydi bu, yatar pozisyonda nişan alıyordu Tiyo.
Ayakta durarak ateş etmeye nazaran tüfekte daha iyi bir kontrol ve nişan alma şansına olanak sağlayan bir pozisyondu. İyi nişancılık yeteneğine sahip olan biri için o şekilde yapılan atışlar yüksek isabet şansına sahiptiler.
“Zalimce nişan al ve acımasızca vur.”
Yer ve vücut düşmana daha iyi nişan alabilmek için bir olmuştu. Bu şekilde kullanılan bir tüfek okçular tarafından taklit edilemez bir yöne sahipti. Tiyo tekrardan ateşe başladı.
“... Lanet!!”
Ama atışları yine de hedefini vuramıyordu. Tiyo behemot’un başının yüksekteki pozisyonunu hesaba katmamıştı. Bu şekilde yerde yatarken gözlere iyi bir şekilde nişan alamıyordu. En iyi ihtimalle, burnunu ağzını filan vurabilirdi.
Tiyo tekrar ayağa kalktı.
“Başarısız?”
“Yine de denemeye değerdi.”
Onlar tasasızca konuşmalarına devam ederlerken Crockta, behemotun ayaklarının altında umutsuzca bağırdı, “Arkamda ne boklar yiyorsunuzzzzzzz?”
Kocaman bir pençe Crockta’yı neredeyse milim farkla ıskaladı. Crockta’nın zor durumunu gören Tiyo bir kez daha savaşa odaklandı.
“Üzgünüm dot! Tekrar deneyeceğim dot!”
Kısa bacakları çabuk çabuk hareket ederek kendine üzerine çıkabileceği büyük bir kaya buldu ve tüfeğini kayanın üzerine sabitledi. Bu oturur pozisyonda bir teknikti. Tüfeği sabitledikten sonra en az yere uzanmış vaziyetteki kadar iyi nişan alarak atış yapabilecekti ve bu sefer daha yüksek açılara da nişan alabiliyordu.
Bu sefer başka bir hata yapmamıştı.
“İşte bu Quantes cin cücelerinin gerçek gücüdür!”
General’den ateşlenen büyülü mermi tam isabet kaydederek behemotu gözünden vurdu.
“Kuuuuooohhh!”
Tiyo’nun büyülü mermileri behemotun dikkatini çekmişken, Crockta tekrardan risk alarak bacakların arasına girdi. Yaratığın karnının nispeten ince derisi gözlerinin önündeydi.
“Bul’tarrrrrrr---------!”
Crockta zıpladı ve havadayken bir yandan da bağırdı. Karnı bile gulyabani derisi kadar sertti neredeyse ve hatta daha da yüksek bir savunma sağlıyor bile denilebilirdi. Kılıcından, Leyteno’nun Etkin Büyük Kılıç Tekniği’ni kullanmasıyla dumanlar yükselmeye başladı ve dümdüz bir kesik attı behemotun karnına. Kılıç ucu ucuna deriyi yarmayı başarmıştı. Kalın derinin altındaki et ortaya çıktı.
“Kuoooohhhhhhhh!”
Behemot sinirle kükrüyordu. Düşük frekanslı yüksek bir sesti ve sanki yeri titretiyordu. Crockta kulak zarının durmaksızın titreşmesinden ötürü sersemledi. Vücudu kas katı kesilmişti, iç güdüleri ona behemotun saldırdığını söylüyordu, Crockta’nın vücudunun üzerine bir gölge düştü. Crockta boş boş bakıyordu üzerindeki ayağa.
O ork püresi haline gelmek üzereydi, kaçamayacaktı.
“Bul’tar.”
Crockta fısıldadı ve gözlerini kapattı. Ayak onun üzerine basmak üzereydi. O anda, uzaktan uçarak gelen bir ok behemotu sarstı.
Kwaanng!
Behemotun vücudu, patlayıcı okun yıkıcı etkisiyle geriye itilmişti. İnce uzun bir oktu ama karşılarındaki devasanın devasası yaratığı geriye itebilecek gücü içinde barındırıyordu.
“İşte bu bir avcının oku.”
Shakan yeni bir ok hazırladı. Crockta’da kendini toparlamış ve tekrardan hareket etmeye başlamıştı. Crockta behemota yakın ve mümkün olduğunca altından saldırıyordu, Shakan’da ne zaman ihtiyaç olursa o zaman atmak üzere oklarını hazır tutuyordu.
O güçlü iradesini oka işliyordu. Elder Lord dünyasında olasılıklar sınırsızdı. Sadece irade gücü!
O bile düşmanına sanki fiziksel bir saldırı gibi hasar verebiliyordu. Kimisi ona dua derdi kimisi aura. Ama Shakan için o sadece düşmanını yarıp geçmesini istediği bir arzuydu. Crockta saldırılarında kılıcının darbelerinin içine bir parça irade gücü ekleyebiliyor olsa da, o bu alana daha çok yeni girmiş biri sayılırdı.
“Bakın, acemiler! Ben son Shakan’ım!”
Ender bir nara atmıştı. Crockta’nın azimli tavırları ve güçlü iradesi Shakan’ı etkilemişti ve o da içten içe ateşlenmişti. Şu anda her şeyi öldürebilecek bir avcı gibi görünüyordu.
“Shakanlar her şeyi avlayabilirler! Şimdi sıra sende!”
Behemotun bakışları, sanki söylenenleri anlamış gibi Shakan’a döndü. Crockta’yı görmezden gelerek hareket etmeye başladı.
Kuuuong!
Kuuonng!
“Dikkat et, Tiyo!” Shakan bağırdı.
Shakan ve Tiyo hızlıca geri çekildiler, ama aralarındaki cüsse farkı dolayısıyla, behemot hızlıca onlara yetişti. Hemen arkalarında üzerlerine gölgesi düşen devasa bir şey vardı ve onları kovalıyordu.
“Beni görmezden gelmeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee!”
İrade içeren bir kükreyiş!
Crockta behemotun peşinden koştu ve Gulyabani Katilini behemota doğru zıplamışken savurdu. Kılıcı yaratığın baldır hizasına saplamıştı ve Crockta’da sıkıca tutmuştu kılıcı. Behemot bacağını savurmayı denedi Crockta’dan kurtulmak için ama işe yaramamıştı.
“Benden başka kimseye bakma, canavar!”
Crockta sırıttı ve büyük kılcından destek alarak behemotun sırtına tırmanmaya başladı. Behemot dengesini kaybedip düşmeden önce vücudunu kıvırdı. Crockta yaratığın sırtına ulaştığında kılıcını son sapladığı yer olan yaratığın kıçından çıkarttı. Behemotun canı yanımıştı.
“Şimdi!”
Tiyo ve Shakan birlikte yaylım ateşi başlattılar. Tiyo’nun büyü mermileri behemotun gözlerini ve yüzünü vuruyorlardı, Shakan ise nereyi uygun görürse oraya atıyordu oklarını. Behemot acı içerisindeydi. Crockta direk olarak kafaya doğru yöneldi. Kızgın behemot ağzını açtı.
Şu anda boyut cidden de büyük bir avantaj değildi.
Kuaaaaaah!
Dehşet verici bir feryattı! O kadar korkunçtu ki onları felç etmeye yetmişti.
Sonra behemot derin bir nefes aldı. Etraftaki şeytani enerji behemotun içine çekilmişti. Crockta silkelenip kurtardı kendisini yaratığın çığlığının etkisinden ve Gulyabani Katilini canavarın sıtrına sapladı ama behemot etraftaki şeytani enerjiyi içine çekmeye devam ediyordu.
Muazzam yoğunlukta şeytani enerji behemotun ağzında toplanmıştı. Tiyo daha fazla bakamamıştı ve kafasını çevirirken gözlerini elleriyle kapattı. Onun gözleri için ışık çok baş döndürücü bir hal almıştı.
Ayrıca karanlıkta gittikçe kalınlaşmıştı. Tüyler ürpertici bir his yayıyordu, sanki ruhları da behemota doğru emiliyor gibi.
Shakan gözlerini açtı ve direnmeye çalıştı. Okunu behemotun ağzının içindeki karanlığa nişanladı.
‘Bu behemotun görkemli gazabıydı.’
Shakan sadece gözlere ve karna yapılan saldırıların yaratığı öldürmeye yetmeyeceğini biliyordu. Behemotun gerçek zayıflığının ağzı olduğunu fark etmişti daha önceden, aynı ejderhalar gibi.
Aynı ejderhaların ateş nefesleri gibi, behemotta öldürücü şeytani büyü ışığı kullanabiliyordu. Yaratığın ağzında toplanan yoğun şeytani enerjinin renkli bir halde parladığı çok kısa bir an vardı. Onun nefes saldırısını yapmasından sadece bir an önce olan bir şeydi bu.
İşte o anı yakalayarak, tam o noktadan vurması gerekiyordu Shakan’ın. Dişlerini sıktı. O toplanan enerji Shakan’ı hedef alıyordu. Tiyo koşarak uzaklaşmaya çalışıyordu ancak Shakan yerinde sabit durmuş ve behemotla yüzleşiyordu.
“Shakan kaç oradan!”
Tiyo bağırdı. Ama ses Shakan’ın kulaklarına kadar ulaşmamıştı, kuvvetli rüzgar sesi boğmuştu. Shakan saçlarını ve giysilerini savuran rüzgara direndi, bakışlarını bir an olsun behemotun ağzından ayırmadı.
‘Baba, bizler Shakan’ız.’
“Evet, bizler Shakan’ız.”
Onun bir ismi yoktu, sadece Shakan. O Skolla’ydı, Penando, Achilles ve ayrıca ölmüş karısı. Kıtada yaşamış olan bütün Shakanların geçmişi geçti zihninden. Klanının bütün yükü omuzlarındaydı şu anda. Aynı zamanda o sadece tek bir avcı değildi artık, bütün Shakan Klanıydı.
“Bir ejderhayı öldürerek Shakan soyunu yarattık!” Shakan o an son gayretini gösterecekmiş gibi bağırdı.
Sesi çok uzağa erişememişti, fırtına tarafından boğulmuştu. Ama bağırmaya devam etti.
“Seni öldüreceğim! Behemot!”
Yayının kirişini çekebileceği en son noktaya kadar çekti. Tüm iradesini o an elinde tuttuğu oka işlemişti. Behemota karşı olan sonsuz nefreti ve kini o okla birleşmişti.
Behemotun karanlık nefesi son anlarına geliyordu. Öyle bir karanlıktı ki dünyadaki hiç bir ışık onu gölgeleyemezdi, hatta dünyadaki ışığı söküp alabilirdi bile.
Crockta behemotun arkasındaydı ve koşarak uzaklaşıyordu, Tiyo’da bu felaketten etkilenmeyecek kadar uzak görünüyordu. ‘Belki’ hayatta kalabilirlerdi.
‘Karanlığın merkezini tek atışta vurmalıydı.’
Başka bir şansı yoktu, renkli ışıklar bir an için karanlığı böldü. Bir an için karanlığı dağıtmıştı o ışıklar ama tekrar karanlık tarafından yutuldular. Renkli ışın karanlığın içinden ilerledi, hiç bir şaşma olmaksızın düz bir ışındı.
‘Kuzeyi Açın!’
*** ***
Bir patlama oldu.
İki karşıt güç birbirlerine vurdular ve etraflarındaki her şey hiç bir şey oldu. Crockta uzakta olmasına rağmen patlamanın şiddetiyle uzun bir süre havada uçmuş sonrasındaysa yerde bir süre yuvarlandıktan sonra durmuştu. Aradan bir süre geçmesine rağmen zorlukla hareket edebilecek hale geldi.
Behemot çökmüştü.
Crockta kılıcına dayanarak bir şekilde vücudunu yerden kaldırmayı başardı. Behemotun kafasının geriye kalan yarısından kara bir duman yükseliyordu. Shakan başarmıştı.
“Shakan!”
Crockta zorlukla hareket ederek onu aramaya başladı.
“Shakan! Tiyo!”
Tiyo behemotun nefesinden kaçabilmişti ama Shakan onunla direk olarak yüzleşmişti. Crockta tamamen yok olmuş alanda Shakan’ın az önce olduğu yere baktı.
“Shakan!”
Nefes her şeyi yok etmişti. Yarım küre şeklinde büyük bir alanda devasa bir çukur oluşmuştu. O çukurun orta noktasındaysa Shakan vardı. Crockta çukurun dibine doğru aceleyle inerken bir yandan da seslendi.
“Shakan!”
Neredeyse yuvarlanacaktı ama bir şekilde dengesini korumayı başararak çukurun merkezine kadar inebildi. Shakan iyi görünmüyordu. Vücudu bir kan gölünün üzerinde yatıyor gibiydi. Crockta ona uzandı. Shakan’ın göğsünde büyük bir delik vardı.
“Crockta…”
Neredeyse ölmek üzereydi, ancak sesi Crockta’nın onunla tanıştığı andan itibaren duymuş olduğu en neşeli halindeydi. Shakan zayıfça gülümsedi.
“Onu hakladım mı…?”
Crockta dişlerini sıktı ve dayandı. Sonra başını salladı.
“Evet hakladın.”
“Şimdi ne diyorsun? Shakanlar hala tavşan avcıları mı…?”
Crockta gülümsedi ve başını sağa sola salladı. Sonrasında elini Shakan’ın çenesine koydu. Gittikçe soğuyordu vücudu. “Hayır, Shakanların avcılığının kanıtı şu anda gayet net. Hedefini avlamayı başardın.”
“Kuhuhuhu…” Shakan vücudunda kalan son güçle gülerken bir yandan da kan kusuyordu. Crockta onu sakinleştirdi.
“Daha fazla konuşma.”
“Sorun değil. Artık daha fazla…”
Shakan’ın konuştuğu an, gözleri genişlemiş ve vücudu titremişti. Crockta bir şeylerin doğru olmadığını anlayabiliyordu. Crockta, Shakan’ın gözlerindeki yansımadan neler olduğunu gördü.
“Grrrrrrrrr…”
Shakan’ın gözlerinin içinde devasa yaratık tekrar ayağa kalkıyordu. O behemottu.
“Aman tanrım.”
Kafasının yarısı artık olmadığı için şekli iyice nahoş bir hal almıştı yaratığın ama yine de böyle bir hasar aldıktan sonra bile ayağa kalkmıştı. Gözlerinin önündeki bu manzara da neydi böyle? Crcokta kafasını yaratığa doğru çevirdi.
Behemotun yaralarının etrafını karanlık tamamen sarmıştı. Karanlık yarayı tamir ediyor, yok olan parçaları yeniliyordu. Kafasının yarısı yoktu ama karanlığın içinde kırmızı bir ışık parlıyordu.
İşte o anda Crockta tamamen umutsuzluğa kapıldı. Kazanamayacaklardı.
Bunun farkına varmıştı. Bu onun bu şekilde tamamen çaresiz kaldığı ilk andı Elder Lord’a başladığı zamandan beri. Karşılarındaki yaratığı, behemotu, öldürmeleri imkansızdı.
Crockta’nın başı önüne düştü.
“Shakan…”
Shakan konuşuyordu, “Bir Shakan asla düşmanını canlı bırakmaz…”
Vücudu titredi, o haline rağmen ayağa kalkmaya çalışıyordu. Ama bu yaptığı göğsündeki delikten daha fazla kanın akmasına neden oldu.
“Shakan!”
“Çanta, aç onu…” Shakan’ın sesi fısıltı halindeydi artık.
Crockta kafasını sağa sola salladı ve konuştu. “Artık tamam, sen elinden geleni yaptın.”
Crockta onun son anlarında rahatlamasını sağlamaya çalışıyordu. Ama Shakan, Crockta’ya kızgınlıkla patladı. Ölmek üzere olan birinden bu kadar yüksek bir ses çıkması inanılacak şey değildi.
“Kapa çeneni!”
“.....!”
“Sana çantayı açmanı söyledim Crockta!”
Crockta adamın gözlerinin içine baktı. Gözlerinin içindeki ateş görülebiliyordu. Boyun eğmez bir irade.
İşte bu tam olarak oydu.
Sonunda, Crockta’nın yapacak başka bir şeyi yoktu. Shakan’ın sırtından çıkarttı çantayı ve açtı. Çantadan çürümüş bir koku yayıldı.
“Bu…”
Çantanın içinde büyük bir kalp vardı. Çoktan çürümüş olan bir kalp. Geçen öldürdükleri mantikorun kalbiydi o. Çok kötü bir kokusu vardı ve kirletilmişti karanlık aura tarafından. Crockta onu titreyen ellerle tutuyordu.
“Besle beni onunla.”
Shakan iç çekerek konuştu.
“.....!”
Ağzıma koy şunu.
Crockta o gözlerdeki ateşin içindeki kararlılığı fark etti.
Sonrasında durumu anladı.
Shakan yaşlılıkla çöken vücudunu bu ormanda avladığı yaratıkların kalplerini yiyerek tamir ediyordu. Bu yüzden yaşını göstermiyordu ve bu yüzden artık zihni git geller yaşıyor, geçmişi ve bu günü ayıramıyordu.
Vücudu da buradaki yaratıklar gibi olmuştu, şeytani enerji tarafından kirletilmişti. Ancak kanı hala kırmızıydı.
Crockta, Shakan’ın gözlerindeki kararlılığa daha fazla karşı koyamamıştı ve kalbi onun ağzına yaklaştırdı.
Shakan kalbi ısırıp çiğnemeye başladı. Çiğnemeye devam ettikçe içindeki büyü gücünü kendine aldı.
“Shakanların kurucusu bir ejderha öldürdü ve kalbini yedi.”
Kara enerji vücudunu tamir etmeye başlamıştı. Gözleri karaydı artık. Ayağa kalktı. Parçalanmış vücudu tekrardan bir bütün oluyordu. Kara bir sıvı kustu. Aynı yaratıklar gibiydi.
“Bir yaratık öldürmek istiyorsam eğer, ben de bir yaratık olmalıyım.”
Mantikorun kalbini son parçasına kadar yedi. Shakan güldü. İçindeki kara enerji yayıldıkça gülüyordu. Yerdeki yayı aldı, gözlerinin içindeki ateş gözleri artık siyah renkte olmasına rağmen hala belli oluyordu.
Behemot o anda tekrardan Shakan’ın varlığının farkına vardı, kükreyerek ona kendini belli etti. İki yaratık birbirlerine bakmaya başladılar.
Magnec