Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

71. Bölüm Kuzeyi Açmak (2)

Çevirmen: Harami / Editor: Harami

Sayısız ok havayı yararak behemota doğru uçup yaratığın vücuduna saplandı.

 

Behemotsa ayağını sertçe yere vurup, okları yok sayarak koşmaya başladı. Shakan hızlıca geri çekildi. Behemotun bastığı her yer mahvoluyordu, bu arada Shakan her fırsatta bir ok gönderiyordu ama yaratık yaralanmamıştı bile. Sadece Shakan’ın peşinden gelmeye devam ediyordu. Eğer bir yaralanma söz konusu oluyorsa bile şeytani enerji kısa sürede orayı tamir ediyordu.

 

Bütün orman behemota yardım ediyordu. Shakan yemiş olduğu kalbin ona verdiği enerji sayesinde direniyordu ama yeterli değildi. Eğer Shakan’ın vücudundaki enerjiyi behemotla kıyaslayacak olursak, Shakan bir kuyu olurdu behemotsa okyanus.

 

Sahneye bakıldığında, Crockta yapılabilecek en iyi hamleyi düşündü. Behemot sanki sınırsız desteğe, yedek birliğe ve güce sahip bir ordu gibiydi. Bunun bir sonu yoktu ve Crockta bu yayılan şeytani enerjiyi bloke etmeliydi.

 

Peki ama ormandan yayılan bu büyülü gücü nasıl kesebilirdi?

 

Crockta ormandan yayılan karanlığa baktı. Orası behemotun koruduğu karanlıktan bir duvardı. O duvar kıtanın geri kalanıyla kuzeyi birbirinden ayırıyordu.

 

Hiç kimse o duvarın ötesine geçemiyordu.

 

‘Tam olarak değil, burada o gömülü olan şeyin vücudunu ele geçirip bir yaratığa dönüşen bir varlık yüzünden.’ Shakan’ın sözleri geldi aklına, orada bir şey vardı. O anda Crockta’nın belindeki kemer Şeytanın Ağzı hareket etmeye başladı.

 

“.....!”

 

Kemer, Crockta’yı karanlığın içine doğru çekiyordu.

 

Crockta arkasına baktı, Shakan ve behemot savaşırlarken ormanı yok ediyorlardı. Behemotun vücuduna doğru sağnak yağmur misali oklar yağıyordu, behemotsa o oklar hiç ona dokunmuyormuş gibi davranarak sadece Shakan’ı yakalamaya çalışıyordu.

 

Kuooooooh!

 

O savaş ölümden muaf iki yaratığın arasındaki bir savaştı. Shakan’ın kararlılığının çaresiz mücadelesi Crockta’nın gözlerinin önündeydi.

 

‘Avcılar birbirlerine güvenirler.’

 

Shakan’ın sesi bir kez daha canlandı zihninde. Aynen öyle, onlar da birer avcıydılar şu anda. Birbirlerine güvenmek zorundaydılar, hayatlarını birbirlerine emanet etmişlerdi.

 

Aniden Crockta gözlerinde yenilenmiş bir kararlılıkla behemotla mücadelesine devam eden Shakan’a baktı. Kararını vermişti.

 

Crockta karanlığa doğru koştu. Sanki karanlık bunca zamandır onu bekliyormuş gibi, Crockta’yı kucakladı. Aynı Şeytanın Ağzı tarafından sarmalandığı zamanki gibi olmuştu. Ruhu karanlığın içine gömüldü.

 

*** ***

 

Crokcta’nın ruhu bir mağaranın içinde duruyordu. Uçsuz bucaksız bir tüneldi orası, nereye gideceğini kestiremedi Crockta. O sırada onu yönlendiren kemeriydi, öne doğru çekiştirdi Crockta’yı yürümeye başlaması için.

 

Şeytanın Ağzı bir şeye tepki gösteriyor gibi görünüyordu.

 

Crockta’nın artık geri dönüşü yoktu, büyük kılıcını eline aldı ve kemerin onu çektiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Bir süre boyunca yürümeye devam etti, önündeki karanlık görüşünün bulanıklaşmasına neden oluyordu.

 

Geniş bir bölgeye vardı Crockta, etraf karanlıktı ama burası karanlıktan daha da koyu bir siyahla çevrili bir bölgeydi. Tam ortada, bir devin vücudu yatıyordu. Cesetten gelen çürüme kokusu Crockta’nın burnunun direğini kırdı. Büyük kılıcını savaşa her an hazır şekilde kaldırarak pozisyonunu aldı ve cesede doğru ilk adımını attı.

 

Behemottan daha küçük olmayan devasa bir yaratıktı karşısındaki. Ama ölüymüş gibi hiç hareket etmiyordu. Crockta sanki efsanedeki gibi şeytani bir şeyler hissetti. Behemot bu yaratıktan yedikten sonra şu an olduğu canavara dönüşmüştü.

 

Crockta’nın önündeki yaratığın bedeninden korkunç bir şeytani enerji yayılıyordu. Behemot’un nefesinden bile daha karanlık, kesinlikle mukayese bile edilemeyecek derinlikte bir karanlıktı o. Yaratıklar Ormanının şu anki halinde olmasını sağlayan kaynaktı Crockta’nın şu anda karşısında olan devasa vücut.

 

Ondan kurtulmak zorundaydı. Eğer bu vücuttan kurtulabilirse, behemot o sınırsız enerjisini kaybedecekti.

 

Crockta öne doğru hareket etti. Bulunduğu yerdeki şeytani enerji ona sanki bir bataklıktaymış gibi hissettiriyordu. Her adımı gittikçe artan bir zorluktaydı, bölgedeki enerji ona direniyordu. Crockta kararlılıkla adım atmaya devam etti. Vücuda yaklaştıkça gittikçe büyüyormuş gibi geliyordu yaratık ona. Eğer bu şey yaşıyor olsaydı nasıl korkunç bir şey olurdu? Kimliği neydi acaba?

 

Crockta büyük kılıcıyla yaratığın vücudunu yardı. Kılıç herhangi bir dirençle karşılaşmadan içeriye girdi. Yarılan bölgeden şeytani enerji yayıldı bir anda. Yoğun bir halde Crockta’nın etrafına toplandı.

 

“Bu da nedir…?”

 

O anda, Umutsuz Şeytanın Kemeri cevap verdi, “Sen…?”

 

Aniden, karanlıktan bi çocuk Crockta’nın hemen yanında belirdi. O şey, kemerin içindeki şeytanın görüntüsüydü, Crockta’yı umursamamıştı bile, karşısındaki yaratığın vücuduna bakıyordu. Bir şekilde üzgün görünüyordu sanki.

 

‘Zavallı şey’ der gibi bakıyordu sanki. Şeytan elini yaratığın vücuduna uzattı ve bedenine dokundu. Bir fısıltı duyuldu bu sefer.

 

‘Zavallı, Amon.’

 

Sonra şeytan Crockta’ya baktı, Crockta, şeytanın bakışlarına karşılık verdi. Karanlık gözler ona doğru bakıyordu, sonrasında şeytan başıyla onaylayıp kayboldu.

 

Şeytan kaybolduğu anda kemerin çelik dişi takırdamaya başladı.

 

“Ne…?”

 

Şeytanın Ağzı, genişçe açmıştı ağzını ve gittikçe büyüyordu, gittikçe, gittikçe büyüyordu. Gerçekçi olmaktan çok uzak bir görüntüydü, ağız büyümeye devam etti, artık Crockta’nın boyundan daha büyüktü, sanki bütün mağarayı yutabilecekmiş gibi görünüyordu.

 

Ağız, yaratıktan geri kalanları yuttu.

 

Çelik diş o ölü canavarın vücudunu komple ağzının içine aldı. Ve ağzını kapattığında donuk bir tınn sesi duyuldu. Şeytanın ağzı bir boa yılanı misali avını yuttuktan sonra midesine doğru ilerletiyor gibiydi yemeğini.

 

“.....!”

 

Umutsuz Şeytanın Kemeri’nin ağzı tarafından ölü yaratık yenmişti. Çevredeki şeytani enerji dalgalanmaya başladı. Crockta dişlerini sıktı. Vücudu çok miktarda şeytani güç yüklemesi yüzünden sanki parçalanacak gibiydi.

 

Ama burada kaybedemezdi.

 

Bul’tar -------!

 

Crockta bağırdı. sesi karanlıktan daha karanlık bir duvarla çevrili olan yerde yankılandı.

 

Bul’tar------------!

 

Bir kez daha bağırdı. Crockta bütün vücuduna yayılan acıya dayanmaya çalışıyordu.

 

Bir süre geçti, Crockta mücadelesine ne kadar daha devam ettiğini bilmiyordu ama sonunda gözlerini açtı. Karşısında hiç bir şey yoktu. O devasa vücut yutulmuş ve sindirilmişti, artık yoktu. Crockta o mağarada tek başınaydı artık.

 

Belindeki kemere baktı.

 

“.....!”

 

Kemer değişmişti, o çelik dişin olduğu yerde artık iki tane de boynuz vardı çeliğin sağında ve solunda olmak üzere, sanki bir şeytanın kafatası gibi görüntüye sahipti.

 

[Umutsuz Şeytanın Kemeri (Kahraman) gelişti.]

 

[Kemerdeki gücü hala kontrol edemiyorsun. Kemerin gücü sınırlı.]

 

[Şeytan uyuyor.]

 

Sistem mesajları açıldı. Crockta vücudundaki bilinmeyen gücün varlığını hissetti ve bir anda bulunduğu ortam değişti.

 

*** ***

 

Crockta tekrardan Yaratıklar Ormanında duruyordu.

 

“Kuoooooooh!”

 

Behemotun kükreyişi duyulabiliyordu. Kükreme sesinin geldiği tarafa döndü ve behemot ve Shakan’ın halen savaşmakta olduklarını gördü. Behemota doğru gelen renkli enerji mermilerini gören Crockta, Tiyo’nun da geri dönmüş olduğunu anladı.

 

Crockta da savaşın olduğu yere doğru koşmaya başladı.

 

Shakan’ın okları hala behemotun vücuduna saplanmaya devam ediyorlardı. Behemotun vücudu bir an için yalpaladı. Azar azar, derisi parçalanmaya başlamıştı.

 

Behemot hissettiği acıdan dolayı kıvrandı. Yaralarından yine şeytani enerji çıkıyordu ama daha önceki kadar karanlık ve yoğun değildi o enerji. Tiyo mermilerini yaratığın vücudundaki yaralı bölgelere hedeflemeye başladı. Behemotun vücudu titriyordu.

 

Şeytanın Ağzının, o yerdeki şeytanın vücudunu tüketmesinden sonra, behemotun durumu iyiye gidiyor gibi gözükmüyordu. Şu ana kadar sefasını sürmüş olduğu sonsuz gibi görünen şeytani enerji artık yoktu.

 

Artık kazanabilirlerdi. Crockta içerisinde başlayan yangını hissediyordu.

 

[Hırçın Ruh (Öz) kullanıldı.]

 

[Asimilasyon oranın arttı.]

 

Crockta yerden alabildiğince destek olarak zıpladı. Behemotun kuyruğundan destek alarak kendisini bir kez daha öne doğru fırlattı. Hedefi behemotun kafasıydı. Crockta büyük kılıcını sıkıca kavramıştı ve zıplarken tüm gücünü kullanmıştı. Büyük kılıcını ellerinin içinde aşağı doğru çevirdi ve yer çekimini de kullanarak kendi momentumuyla birlikte kılıcı behemotun ensesine sapladı.

 

Puooook!

 

Büyük kılıç kabzasına kadar gömülmüştü. Behemot bir anda istemsizce kasılmalar yaşamaya başladı. Crockta’nın suratı bir anda fışkıran kan yüzünden yeşilden kırmızıya döndü. Crockta kılıcının kınını daha da sıkı kavradı ve çevirdi.Yaranın genişlemesine neden olmuştu bu hareketi. Behemot dehşet bir çığlık attı.

 

Yaratığın çığlıkları bütün ormanı sarsıyordu. Yaralı behemot ağzını açtı.

 

Ormandaki şeytani enerji bir kez daha behemotun ağzına toplanmaya başladı. Nefesini içine çekti. Bir kez daha nefes saldırısını yapmaya hazırlanıyordu. Hedefi hala onu oklarıyla vurmaya devam eden Shakan’dı.

 

Crockta behemota sapladığı kılıca tutunarak ön taraftaki Shakan’ı izliyordu. Shakan o saldırıdan kaçmaya çalışmıyordu. Okunu bir önceki sefer yaptığı gibi behemota doğrultmuş bekliyordu.

 

Shakan o an Crockta’nın bakışlarını fark etti, gözleri buluşmuştu, Shakan güldü.

 

“Kuwoooooooooooh!”

 

Kısa sürede karanlık yaratığın suratını kaplamıştı, Crockta’nın görüşü nefes saldırısı yüzünden toplanan karanlık dolayısıyla kapanmıştı. Yaratığın aldığı nefes bir öncekinden daha derin ve daha güçlüydü. Behemot bu saldırıya son çare olarak bütün gücünü koyuyor olmalıydı.

 

Crockta bunları düşündüğü sırada, karanlığın içinden renkli, parlak bir ışın ortaya çıktı ve karanlığı yardı.

 

Behemot, Yaratıklar Ormanının hükümdarı, kuzeyi kıtanın geri kalanından ayıran canavar. Canavardan yayılan karanlık dağılmaya başladı. Işın karanlığın içinden geçip gitmişti.

 

Crockta karanlığın merkezini delip geçen ışına şahit olmuştu. Tam manasıyla delip geçmişti.

 

Behemotun gücünün kaynağı Crockta sayesinde ortadan kalkmıştı. Artık behemotun sonu gelmişti.

 

Crockta darbenin etkisiyle yere yuvarlanmıştı, hala ensesine kılıç saplı yine yüzünün yarısından fazlası olmayan behemot yere yığılmış kıpırtısız yatıyordu. Crockta büyük kılıcını sapladığı yerden çıkarttı. Çıkartmasıyla kan fışkırması bir oldu.

 

Crockta Shakan’a doğru koştu.

 

“Shakan!”

 

Shakan düm düz edilmiş bölgenin tam ortasında duruyordu, Crockta ona doğru yaklaştı. Crockta’ya bakana kadar gözleri uzaklarda bir noktaya odaklanmıştı, sonrasında bakışlarını Crockta’ya çevirdiğinde gözlerindeki fer sönüktü.

 

“Gör...dün...mü…?”

 

Gülümsedi, Crockta’da başıyla onayladı. “Efsanevi bir avdı.”

 

“Öhö, öhööee!” Evet, Bu Shakanların…”

 

Crockta Shakan’ın omuzuna dokundu.

 

Gözlerini Shakan’ın vücuduna bakmak için indiremiyordu. Shakan’ın belinden alt kısmı tamamen yok olmuştu. Vücudundaki şeytani enerji onu iyileştirmeye çalışmıştı ama gücünü yitirmiş, zayıflayarak kaybolmuştu.

 

Shakan’ın gözleri uzak bir noktaya odaklanmıştı. Sonra yüzünde bir gülümseme oluştu ve genişledi.

 

“Başardım, oğullarım… Karina…” Sıcak bir sesti. “Bir Shakan asla düşmanlarını canlı bırakmaz…”

 

Sonra kafasını Crockta’ya çevirdi ve konuşmaya devam etti. “Ork savaşçı… cin cüce… çok güzel…”

 

Crockta onayladı. Sonrasında Shakan’ın gözlerindeki ışık iyice sönmeye yüz tutmuştu. Artık odaklarını kaybetmişti gözleri. Şu an o gözler bir ölünün gözleriydi, ne görüyordu acaba?

 

Crockta sordu, “Senin adın nedir?”

 

Crockta son anlarında kim olduğunu unutmasını istemiyordu.

 

Shakan’ın ağzı seğirdi ve sonunda fısıltıyla da olsa cevap vermeyi başardı, “Shakan.”

 

Başı önüne düştü. Son Shakan avcı da ölüme yenik düşmüş, sonraki hayata isimsiz bir Shakan olarak göçmüştü. Öyle bir avcı ki ailesinin intikamını almak için uzun yıllar her şeyinden ödün vererek savaşmış ve bu uğurda canını ortaya koyarak ailesinin intikamını almıştı. Orada büyük bir adam ölümden sonraki hayatına başlamıştı.

 

Crockta, Shakan’ın açık kalan gözlerini kapattı.

 

“Crockta, güvendesin!”

 

Tiyo ona doğru geliyordu. Vücudunda yaraları vardı, o da yaratığın nefesinden bir parça nasibini almıştı. Tiyo, Shakan’ı gördüğünde sessizleşti. Crockta ayağa kalkarak Tiyo’nun omuzuna koydu elini.

 

[Kuzeyi açmak için alınan görev tamamlandı.]

 

[Kuzey açıldı.]

 

[Kuzeyin sınırlarını geçişe engelleyen şeytani enerji yavaş yavaş yok oluyor.]

 

[Yolun tamamen açılması 10 sene sürecek.]

 

[Şeytani enerjinin tamamen yok olması ise 50 sene sürecek.]

 

[Kuzeyi açan kahramanın adı kıtada büyük yankı uyandıracak ve herkes tarafından bilinecek.]

 

[Kuzeyi açan kahramanın adı, ork savaşçı Crockta...]

 

Sistem mesajlarına göz gezdiren Crockta bir anda itiraz etti.

 

“Hayır.”

 

Şaşırtıcı bir şekilde, Crockta’nın itirazından sonra sistem mesajları durdu.

 

“Kuzeyi açan kişinin adı Shakan.” Crockta ciddiyetle sözlerine devam etti. “Büyük Avcı Shakan.”

 

Sistem mesajları bir an için duraksadıktan sonra tekrar gelmeye başladılar.

 

[Senin isteğine saygı gösteriyorum.]

 

[Kuzeyi açan kahraman, Shakan Klanının son üyesi, büyük avcı Shakan’ın adı kıtanın her yerini sarsacak.]

 

[Bütün kıta onun adını hatırlayacak.]

 

[‘Avcı Shakan’ sınıfı bütün kullanıcılara açıldı. Saklı koşullar tamamlandıktan sonra, kullanıcı sınıfını ‘Avcı Shakan’ olarak değiştirebilir.]

 

[Kuzeyi açan kahramanın adı Shakan.]

 

[Büyük avcı Shakan.]

 

Crockta onayladı.

 

[Gelişimini yakından takip ediyor olacağım.]

 

*** ***

 

“Oh, velede bak! Kim o? Eh!”

 

Orası, Elder Lord’u yayınlayan, Elder Saga Şirketinin operasyon binasının merkeziydi. ‘Albino’ tarafından denetlenen dünyanın kontrol odasıydı. Park Jujin, delicesine etrafa bağırıyordu.

 

“Hayır! Nasıl? Kimin asimilasyon oranı o…!”

 

“Takım Lideri, sistemdeki kilit şu anda kalktı!”

 

“%90’ın üzeri!”

 

“Kilit kalktı…”

 

“Duydum!”

 

Park Juljin histeri krizinde gibiydi.

 

Sistem bir kez daha geçici olarak erişilmez hale gelmişti. Albino’nun cevabı bir öncekiyle aynı olmuştu. Bir kullanıcı %90 asimilasyonun üzerine çıkmıştı, sistemin ve kullanıcının korunması için erişim geçici olarak durdurulmuştu.

 

Park Jujin elindeki kağıtları fırlattı.

 

“O piçi bulun bana!”

 

*** ***

 

Zankus kupasındaki alkolden bir fırt aldı. Önündeki kamp ateşi yüzüne gölgelerin düşmesine neden oluyordu. Zankus o kamp ateşini başkalarıyla paylaşıyordu, av sırasında karşılaştığı gezginlerle. Gezginler Zankus’a yemek teklif etmişlerdi.

 

Sonra ateşin başında otururken o gezginlerin konuşmasına kulak misafiri olmuştu.

 

“Kuzey açıldı. Bir avcı sayesinde mi?”

 

“Evet, Son Shakan avcısı.”

 

“Kuzeye erişimi engelleyen yaratığı avlamış.”

 

Zankus’un kaşları çatıldı. Onun bakışlarını üzerlerinde hisseden gezginler ona doğru baktılar.

 

“Ne oldu? Onu tanıyor muydun?” Arkadaşça bir ses tonuyla gezginlerden biri sordu. Şans eseri bir ork avcıya rastlamışlardı ve sıkıntı yaşama ihtimalini minimumda tutmak istiyorlardı. Ork göründüğünden çok daha farklı biriydi.

 

“Bir Shakan, yaratığı mı avlamış?”

 

“Evet, bu doğru.”

 

“Peki avcıya ne olmuş?”

 

“Söylentilere göre…” Zankus’un üzerlerindeki dik bakışları yüzünden gezgin gerilmeye başlamıştı. “Yaratıkla birlikte ölmüş…”

 

“.....”

 

Zankus’un ifadesi bozulmuştu, sonra kafasını gökyüzüne kaldırdı ve güldü. Yüzünde anlaşılmayan karışık bir ifade vardı.

 

“Sonunda, başardı ve öldü… o adam…”

 

“Onu tanıyor muydun?”

 

“Bir zamanlar.”

 

Zankus’un gözleri uzaklara daldı.

 

O en inanılmaz ve sıradışı insandı Zankus’un tanıdığı. Bir insan olmasına rağmen, bir orktan daha çetin ve sertti. İradenin temsili gibiydi adam, inatçının önde gideni. Ne olursa olsun hedefini belirledikten sonra onu avlayan bir avcı.

 

Zankus’ta aynı onun gibi olmak istemişti. Böylece o adamın izlerini takip etmeye başladı. Sonrasında bir avcı olarak övüldüğü bu pozisyona gelebildi. Ama Zankus biliyor ve hissediyordu ki daha o avcı gibi olması için çok yolu vardı.

 

Yaratıklar Ormanına girdiğinin haberlerini duymuştu.

 

Gezginler sordular, “O da Shakan diye mi biliyordu? O kadar harika bir insan mıydı?”

 

“Evet öyleydi.”

 

Zankus cevapladı. “Hayır.”

 

“Huh?”

 

“Onun gerçek adı Shakan değil.”

 

“Öyleyse…?”

 

Zankus elindeki kupayı salladı. Gözlerinin önüne o avcıyla tanıştığı ilk günü getirdi.

 

Zankus o zamanlar bir insanı küçük gören havalı, genç bir orktu. Ama onun tarafından mağlup edilmişti. Sonra Zankus ona adını sorduğunda adam bir parça utanmış ve cevap vermekten kaçınmıştı.

 

Adı çok saçmaydı. Kimse o ismin büyük bir avcının ismi olduğuna inanmazdı.

 

Gezginler Zankus’a gözlerinde beklentiyle bakıyorlardı. Zankus güldü ve “Onun gerçek adı…”