hoşçakal Blackmore...
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
50. Bölüm Ve Sonra…
Savaş sona ermişti. Satranç Ormanı tarafı, büyük fedakarlıklar sonucu, çok fazla kayıp vermiş olsa da kazanmışlardı.
Cenazelerin kaldırılması, yırtıcı hayvanları bölgeye toplamamak adına hızlıca halledilmişti.
“Büyük bir olay yaşandı.”
Satranç Ormanı sakinleri yerle bir olmuş köylerine döndüler, bu güne kadar yaptıkları, elde ettikleri her şey küle dönmüştü. Edelweiss diğer köyleri desteklese de, paylaşabilecekleri erzak ve ham madde sınırlıydı.
Sonrasında bir tüccar grubu çıka geldi, öyle bir zamanda gelmişlerdi ki sanki savaşın bitmesini bekliyorlardı. Harabeye dönmüş Satranç Ormanına, yanlarında günlük ihtiyaçları karşılamak için malzemeler, erzak ve ev inşası için ham maddelerle gelmişlerdi. Elinde avucunda bir şeyi kalmamış olanlar için bir bildiri yayımladılar daha sonra ödeyebileceklerine dair.
Bütün herkes imzaladı. Neredeyse hayatlarını kaybedecek olan Satranç Ormanı sakinleri gelecekte biraz maddi sıkıntı çekme düşüncesini hiç çekinmeden kabul etmişlerdi.
Crockta kaşlarını çattı ve sordu, “Derek?”
“Aynen öyle.”
Jeremy cevap verdi.
Derek, harabeye dönmüş Satranç Ormanının yeniden inşasına bu şekilde dahil olmuş, kendi itibarını yayma şansı bulmuştu. Bir de üstüne üstük Satranç Ormanının sakinlerinin büyük bir çoğunluğu ona borçlanmışlardı.
“Derek’in nasıl çalıştığını görebiliyorum.”
“Evet, ne isterse o şekilde yapar.”
Bütün her şey neredeyse yoluna girdikten sonra, Crockta, Satranç Ormanına yardıma gelen kullanıcılara baktı. Onu kullanıcı değil de NPC sandıkları için, videodan bahsetmemişlerdi. Sadece onurlu bir orkun mücadelesinin söylentilerini duyup yardım etmek için geldiklerinden bahsetmişlerdi. Crockta bu duruma içten içe gülüyordu.
“Yardımın için teşekkürler Demir.”
“Hayır. Ben sadece yapmam gerekeni yaptım.”
Demir ve Crockta el sıkıştılar. Demir, çılgın bir ölüm büyücüsü gibi davranmadığı zamanlarda çok kibar biriydi. Davranışında, konuşmalarında, el sıkışmasında
hatta konuşurken göz hizasını ayarlamasında bile hiç kusur yoktu.
Bu adam gerçekten tek başına bir klanın tamamına yenilgiyi mi tattırmıştı? Crockta ona karşı hayranlık duymadan edemedi. Demir onunla esrarengiz bir gülümseme eşliğinde konuştu, “Bu benim kartvizitim…”
“Evet…?”
“Ah, bir hata yaptım.” Gerçek dünyadaki alışkanlığı dolayısıyla otomatik olarak elini uzatmış olan Demir, geri çekildi. “Lütfen, söylediğimi dikkate alma. Huhuhuhu.”
“Ah, peki…”
“Crockta bizim gibi insanlar zaman geçtikçe daha derin tatlar ortaya çıkartırlar, aynı üzüm bağları gibi.”
“Evet…?”
“Seninle tanışmak çok güzeldi. Sen, güneşin altında olgunlaşmış bordo üzüm bağları gibisin. Seninle tekrar karşılaşmak isterim, aynı bir şişe şarabı en iyi tada sahip olana kadar saklayıp sonrasında içmek gibi.”
“...T-Teşekkür ederim.”
Demir iki parmağını kaşının üzerine değdirip sonrasında gök yüzünü işaret ederek konuştu.
“Adios Amigo!”
“Ah evet… Kendine çok iyi bak.”
Demir güldü ve arkasını döndü. Asla geri dönüp bakmadı, sadece yürürken elini havaya kaldırıp onlara sallamaya devam ederek ilerlemeyi sürdürdü. Sanki bu durum onda bir şeylerin ilhamına yol açmış gibi görünüyordu. Crockta onun gözden kaybolmasını izlemek istiyordu fakat arkasından birinin ona baktığını hissetti.
“O beyefendi…?”
“O ölüm büyücüsü böyle bir konsepte sahipken takımımıza katılmasında hiç bir problem olmazdı.”
“İyi bir adam.”
Satranç Ormanına yardım etmiş olan diğer bir grup, F4, Demir’i takdir ettiler.
Crockta onları selamladı, “Ellerinize sağlık, sayenizde köyü savunabildik.” Crockta’nın sözlerine karşı, grubun temsilcisi Bob konuşmak için öne çıktı.
“Saygıdeğer ork Crockta, bunu gördün mü?”
“Huh?”
Bob elinde tuttuğu kılıcı gösterdi, şu X-Geiger olarak isimlendirilen kılıç. Kılıç titreşiyordu. Crockta yakından baktıkça, Bob’un çok zarif bilek hareketleriyle kılıcın titreşmesini sağladığını fark etti.
“X-Geiger, senin o ateşten ruhuna karşılık vermek için yalvarıyor.”
“.....?”
Neydi bu şimdi?
“Senin o ateşten ruhun, bu masum köylülerin barışçıl köylerini istilacılardan korudu. Bu, X-Geiger’in bizi buraya getirmesini sağladı!”
“.....!”
“Crockta, benim X-Geiger’im her zaman aç. Benim kılıcım su içmez, alkol de almaz ya da düşmanlarımın kanıyla beslenmez! Benim X-Geiger’im…! Hup…!”
Elf Elia, Bob’un ağzını eliyle kapattı. Bob ve Elia bir süre mücadele ettiler. Onların yerine sakallı büyücü Joseph öne çıktı.
“Ben büyük bilge. Saygıdeğer orc Crockta, bu büyük bilgenin sana söyleyeceği şeyler var.”
“Evet, Büyük Bilge.”
“Orta Dünya’da barışı sağla.”
“Orta… Dünya…?”
“Yüzüğü yok etmelisin…!”
Crockta üzerine düşünmekten vaz geçti. Sonra sıra Gary’e geldi. Siyah kaşlara sahip adam Crockta’nın omuzuna vurdu. Bakışları çok yoğundu.
“Crockta.”
“Evet.”
“İyi ol. Bir sonraki karşılaşmamızda düşmanın olabiliriz.”
Sonra dramatik bir şekilde arkasını döndü.
“.....”
Neden birbirlerine düşman olacaklardı ki, niye…? Crockta anlayamıyordu, ama görünüşe göre karşısındaki bu dört kişi kendi çaplarında Elder Lord’dan baya bir zevk alıyorlardı. Yardımlarına olan minnettarlığını göstermek için önlerinde eğildi.
“Oradakiler sanki biraz kaçırmışlar değil mi…?”
“Aynen öyle…”
Ork Kullanıcılar Kardeşliği önlerinde yaşanan sahneyi izlerlerken onaylamayarak başlarını sağa sola sallıyorlardı. Oyun her ne kadar gerçekçi olursa olsun, birileri mutlaka bu gerçekçilik sınırlarını da aşarak kendilerini çok kaptırıyorlardı. F4 ile konuştuktan sonra Crockta orkların önüne geldi.
“.....”
“.....”
Birbirlerine baktılar. Bu yeterliydi. Orklar arasındaki yoğun duygular içeren bakışma!
Birisi kalın gövdesine vurdu ve bağırdı, “Bul’tar--------------! Hayattayım! Kardeşim!”
“Bul’tar-------------! Hayatta kalın, Kardeşlerim!”
Birbirlerinin kollarını kavrayıp, omuzlarına vurdular. Crockta’da bir ork kardeşinin kolunu kavradı. Bir güç savaşına yakın bir kavrayıştı orkların bu yaptıkları.
“Onurlu bir savaştı-------------!”
“Kimse orkların yoluna çıkıp bizleri durduramaz!”
“Zafer ve ihtişam! Eğer bunları yaşayamıyorsam öleyim daha iyi------------!”
“Bul’tar! Uşak gibi yaşamaktansa onurlu bir ölümü tercih ederim!”
Orklar birbirlerine bağırıyorlardı.
“Waaaahhhhhh!”
“Bul’tarrrrr!”
“Kuaaahhh!”
Sonra hepsi birden omuz omuza durdular. Crockta şarkı söylemeye başladı, “Bizler orkuz! Kudretli orklar!”
Bütün orklar Crockta’ya eşlik etmeye başladılar.
“Eğer bize bulaşırsan başın dertte demektir! Büyük savaşçılar göründü, yolu açın!”
“İnsanlar, kaybolun! Elfler, defolun! Cüceler kaybolun! Sizde toz olun çocuklar!”
“Güzel kadınlar? Bir savaşçı kadına bile ihtiyaç duymaz. Hadi sende yoluna!”
“Bizler büyük orklarız, büyük savaşçılar!”
“Eğer bize bulaşırsan başın dertte demektir!”
Bu kulakları tırmalayan harmoni yeri bile sarsmıştı! Grup F4, ork kullanıcıların kendi aralarındaki heyecanlı kutlamalarını izlerken başlarını sağa sola sallıyorlardı.
“Bizim hala bir tarzımız var.”
“Onlar bu konsepte girerek ruhlarını bile satmışlar.”
“Bu mu şimdi ‘gerçek’...”
*** ***
Crockta kullanıcılarla vedalaştıktan sonra, Jeremy’le birlikte Edelweiss Tepesine tırmandı. Yüksek tepeden Satranç Ormanına dağılmış köylerin damalı sistematiği görülebiliyordu.
Blackmore buraya gömülmüştü. Kısa süreli bir ilişkiydi onlarınki. Sadece birlikte bir süre boyunca yürümüşlerdi, ama o süre içlerindeki duyguları paylaşmalarına yetmişti. O iyi bir adamdı. Mezarın başına çömeldi Crockta, Blackmore’un her zaman yanında taşıdığı enstrümanını yeni kazılmış toprağın hemen yanına koydu.
Crockta ilan etti, “Jeremy.”
“Huh?”
“İnsanlar öldükten sonra nereye giderler?”
Jeremy omuz silkti. “Hmm, ben bilmiyorum. Başkaları uğruna öldüğü için Cennete gitmeyecek mi?”
“Cennet…”
Evet.
Blackmore cennete gitmişti. Yine de Cennet sayılır mıydı acaba sadece Elder Lord oyununun sunucularında dağılmış bir veri parçası olarak kalsa bile?
Crockta Jeremy’e baktı. Yüzü, güneşin parlak ışıklarının altında renklenmiş gibi görünüyordu. Jeremy her zaman çok konuşan ve sızlanan bir adam olmuştu. Ancak şu anda gözlerinin beyazı kırmızıydı. O kırmızılık güneşin parlaklığı dolayısıyla mıydı? Ya da değil miydi?
Jeremy ıslık çalmaya başladı. Blackmore’un şarkısının melodisiydi çaldığı. Jeremy ıslık çaldıkça, memleketini özlemiş bir ozanın yarattığı melodi tepeyi sardı. Birileri kelimelerini ifade etmek için ıslık mı çalıyordu acaba? Jeremy sadece bir bilgisayar tarafından hesaplanan elektronik sinyaller sayesinde mi ıslak gözlerini bu şekilde saklıyordu? Yüzündeki keder sadece bir oyun verisinin dönüştürülmüş hali miydi?
Nasıl bir dünyaydı burası?
‘Eğer bütün bu ölümler gerçekten üzücüyse, Düşmüş Tanrının Tapınağına git’
Adamın sesi bir an için zihninde yankılandı.
Crockta tepenin bir ucundaki büyük kayanın yanına gitti. Gulyabani Katilini kullanarak devasa kayada kesikler açarak bir çarpı işareti yaptı. Sonra o koca kayayı kaldırıp Blackmore’un mezarının üzerine koydu.
Blackmore’un mezarı için bir yazıt kazıdı taşın üzerine. O artık yoktu, bu işi artık sadece Crockta yapabilirdi onun yerine.
Jeremy, Crockta’nın arkasından onun yaptıklarını izlerken konuştu, “Crockta.”
Crockta’ya her zaman ‘Ork kardeş’ diye seslenirdi. Jeremy’nin sesinden kendi ismini duymak ona garip hissettirmişti. Crockta Jeremy’e baktı. “Patron bana o şerefsiz piç kuruları hakkında birkaç bilgi verdi.”
“Anlıyorum.”
“Kardeşim, ne yaparsan yap, bende seninle birlikte gelmek istiyorum.”
Jeremy’nin bakışlarındaki ciddiyet belli oluyordu. Crockta güldü.
“Ne, niye gülüyorsun şimdi? Beni yanlış anlama, ben sadece o insanlardan hoşlanmadım.”
“Bir şey demedim.”
“Gözlerin berbat görünüyor,” Jeremy homurdandı.
Crockta mezar taşını kazımayı bitirdi. Jeremy yaklaştı ve kazınmış kelimelere dokundu. “Ben nasıl olsa cehenneme gideceğim, seninle bir daha karşılaşamayacağız.”
Cennete yakışan ozan, Blackmore.
“Hoşçakal, Ozan Kardeş.”
Crockta ve Jeremy, Blackmore’un mezarından ayrıldılar. Yine başka bir elvedaydı bu. Rüzgar estikçe, Blackmore’un enstrümanının sesi tepede yankılandı. Berrak ses net bir şekilde duyulabiliyordu.
Crockta ve Jeremy karşılık olarak ellerini kaldırarak selam verdiler.
*** ***
Derek önündeki evrağı imzaladı
“İyi iş.”
“Bir şey değildi.”
Jeremy gittiğinden beri, Derek onun yaptığı işi üstlenecek başka bir yardımcı bulmuştu. Derek ofis masasının üzerine dirseğini dayadı ve elini çenesine koydu.
“Jeremy ne cevap verdi?”
“Orku biraz daha gözleyeceğini söyledi.”
“Huhu.”
Derek güldü.
İnanamıyordu. Jeremy muhtemelen Crockta’dan etkilenmişti ve onunla birlikte yola devam etmek istiyordu. Jeremy öyle bir insandı işte. Soğuk kanlı bir katil ve kaba bir adam gibi davranıyordu ama birine yakınlık hissettiğinde kolay kolay onun yanından ayrılmıyordu.
“...Patron, bu gerçekten bize para kazandıracak mı?”
“Eğer zihnini açmayı başarırsan, o zaman önündeki yolu görürsün.”
“Buna yatırım yapmamız gerektiğini nasıl bildin?”
“Eğer yeniden inşa sürecinden bahsediyorsan, tabi ki bilmiyordum. O yüzden uzun vadede yatırım yaptım.”
Derek bir parça kağıt koydu önüne ve bir şeyler yazmaya başladı. Alıcı ise Jeremy’di.
“Yatırım dediğin her zaman parasal kazanç manasına gelmez.”
“.....?”
“Bunu aklında tut. Gelecekteki riskler için hazırlıklı olmak ‘bir tahta için yatırım yapmak’ olarak adlandırılır.” Derek kalemini kullanmaya devam ediyordu. Mektubun uzunluğu gittikçe artmaktaydı. “Karın ne kadar olacağını hesaplamak için, kaygı faktörlerinin neler olduğunu bilmeliyim.”
“Kaygı faktörleri…?”
Derek, cevap vermek yerine mektubu kaldırdı. Mührü yerleştirdi ve bal mumuyla mühürledi. Sonra adama uzattı.
“Bana ileride ihanet edecek birini tanıyorum, anlıyor musun?”
“.....”
“Bunun icabına bak.”
“Anlaşıldı.”
Adam başıyla onayladı. Derek’in ifadesi daha fazla soru sormaması gerektiğini işaret ediyordu. Adam, Derek’in ofisini aceleyle terk etti. Kapı kapandığında Derek kendini sandalyesine gömdü.
Jeremy’nin yüzünü hatırlattı kendine. Zorlu arka sokaklarda yaşayan çocuk, büyüyüp iyi bir adam olmuştu. Jeremy o kadar iyi büyümüştü ki Derek’in onun boynuna doladığı ipi koparacak kadar ilerlemişti.
“O gün mutlaka gelecek.”
Derek gülümsedi. Şölen bir gün sona erecekti, şölen sona erdikten sonra, masada kalanların toplanması gerekirdi.
Magnec