kapat çenelerini theo! :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
33. Bölüm Turnuva Finalleri #1
Öğrenci turnuvalarının final günü gelip çatmıştı.
Pentarium’un ortasında bulunan bekleme odasında, yarışmacıların seviyelerini ölçen bir cihaz bulunuyordu. 150 genç büyücünün ismi ve aldıkları madalyaların sayısı kesin olarak orada tespit ediliyordu.
En alt yarışmacılar doğal olarak 1 madalya almışlardı ve bekleme odasında değillerdi. Onların yokluğu, insanlara altta kalan yarışmacıları unutturmuştu bile.
‘Hey, şuna bak...!’
‘O ne? Oh, birinci sıra. Tabiki de birinci olan...Ha?’
‘...cihazın bozuk olmadğına emin misiniz?’
‘Bugün takıldı. Nasıl bozuk olsun?’
‘Eğer bu doğruysa, kaç kere savaştı?’
Kazanalar tablosunu gören seyirciler aralarında fısıldaşıyorlardı.
Son raund olduğundan, kazanan kişi yavaş yavaş belli oluyordu. Son raunda gelindiğinden kazanan yavaş yavaş belli oluyordu. Kazandıkları madalyalarla tatmin olan yarışmacılar, kalan müsabakalardan çekiliyordu. Bunun sebebi, kaybettikleri takdirde derecelerinin düşecek olmasıydı.
Bu nedenle, önceki turnuva finali ortalama 30-40 madalya ile son bulmuştu. Kazanan kişiyle diğer yarışmacılar arasında büyük bir fark görülmüyordu.
Ama şimdi, sonuç tablosuna ne olmuştu böyle?
(1.sıra: No. 13 Sylvia – 95 madalya
2.sıra: No. 7 Pogani – 21 madalya
3.sıra: No. 31 Robert Diane – 18 madalya)
İlk sırada yazılan madalya sayısı, geçen senekini neredeyse ikiye katlayarak seyirciyi kendine hayran bırakmıştı.
‘9-95 madalya mı…!?’
‘2.sıradaki ise 21 madalya… Diğerlerinin madalya toplayacak vakti olmadı mı demek oluyor?’
‘O, Mavi Kule Üstadı’nın öğrencisi.’
Mavi Kule Üstadı Blundell’ın öğrencisi olarak, yarışmayı kazanması herkesin beklentisiydi.
Fakat, kimse ilk sırayı böyle absürd rakamlarla alacağını düşünmemişti. Bu yarışma, genç büyücülerin katıldığı bir yarışma olsa da böyle yüksek bir skora ulaşmak kolay değildi.
Tabloyu görenler doğal olarak, odanın köşesinde oturan gümüş saçlı kıza baktı. Eğer yanında duran kas torbası olmasa, insanlar onunla konuşmak için etrafını sararlardı.
Malum kas torbası, Blundell, kalın bir sesle konuştu, ‘Ah, bu günlerde gençlerin hiç enerjisi yok!’
Meydan okumaya değecek bir rakibin yokluğundan hayıflanıyordu. Öğrencisine iyi bir imaj yaratmak istiyordu ancak kızın gücü ortaya çıktığında, rakipleri firar etmişlerdi.
Yenilgileriyle yaşamak isteyen büyücüler olmak mı istiyorlardı? Blundell bu kaçışlarına anlam veremiyordu.
‘Kıdemli biriyle yarışma şansını kaybediyorlar. Böyle bir fırsat bir daha çok zor gelir.’
Etraftaki büyücüler, Blundell her kaşını kaldırdığında tedirgin oluyorlardı. Etrafındaki kıvılcımlar ise en az Kırmızı Kule’dekilerinki kadar güçlüydü. Etraftakilerin tedirginliki, Blundell eşyasını eline alınca daha da arttı- aslında değneğini.
Ama, öfkesi patlamadan önce…
‘Günaydın, Hocam.’ Birisi odaya girip, ciddi ortama rağmen Blundell ile direk konuşmaya girmişti.
‘Hmm…?’ Blundell, başta hareketsizdi ama sonra sesin sahibini görünce ifadesi değişti. Kendisiyle neden muhatap olduğunu sorgular bir haldeydi. ‘Vince’in öğrencisi… Evet, Theodore değil misin sen?’
‘Evet, doğru dediniz.’ Dedi Theo sakince.
Daha önce Mavi Kule Üstadı ile konuşmuşluğu olduğundan şimdi daha rahattı. Her halükarda buraya Üstadla zıtlaşmaya gelmemişti. Blundell’ın yanında oturan Sylvia’ya baktıktan sonra saygısından taviz vermeden devam etti.
‘...Eskisi gibi, kazanamayacağımı düşünmüyorum. Acaba şimdi, bir denesem mi?’
Theo, ifrit lider ile karşı karşıya geldiği zamanki gibi gergin değildi. Tedirginliği dışında rahattı. Sylvia elbette kolay lokma değildi ama önceki kadar zorlu da olamazdı.’
Blundell, karşısındaki sert bakışların anlamını biliyordu ve düşünerek hareket etti.
‘Oh, 4.halkaya ulaştın mı? Tebrikler.’
‘Teşekkürler.’
‘Benden bunu duymak için gelmedin… herhalde…?’
Vince’in de dediği gibi bu yaşlı tilki çabuk seziyordu. Blundell, Theo’nun maksadını anlayınca kahkaha atıp koca bedenini uzağa çekti. Theo artık Blundell’ın gizli tuttuğu Sylvia ile savaşabilirdi.
Sylvia’nın gözleri boş bakıyordu, sanki onun varlığını çoktan unutmuş gibi. Ama sorun bu değildi.
’13 Numara, Sylvia. Öğrenci Turnuvasında sana meydan okuyorum.’ Theo’nun sesi çıt çıkmayan odada yankılandı.
Bazısı onun bu acemi sözlerine gülerken, diğerleri de dalga geçecekleri bir kavga görecekleri için memnundu. Sylvia öylece ona bakarken dudaklarını araladı, ‘…Ben mi?’
Cevap vermek yerine, Theo madalyalarını tuttu. 5 madalya şıkırdayarak ses çıkardı. Sylvia’nın 95 madalyasının yanında 5 madalya bayağı ezikçe duruyordu. Yine de, turnuvanın 1.si bu teklifi geri çeviremezdi. Herkese üst sıraya çıkması için şans vermek gibi bir kural vardı ki bu Theo için mükemmel bir şeydi.
Sonunda, Sylvia yerinden kalktı, ‘…Tamam, ben de 100 madalyam olsun istiyordum.’
Theo’nun meydan okumasını kabul etti.
Kukukung…
İkisi de anlaşınca, Pentarium’un ana stadyumu tahsis edildi.
Turnuva’nın bitmesine 2 saat kalmıştı, o yüzden ikilinin karşılaşması son karşılaşma olacaktı. Ölçüm cihazı Sylvia’nın 1.sırada yer aldığını tespit ettiğinden ana stadyumu aktifleştirmişti.
‘Ha? Ana stadyum açıldı!’
‘Final başlıyor mu yani?’
‘Mavi Kule Üstadının öğrencisi bu sene burada… bunu unutmayacağım.’
‘Burada geçen vakit, kıymetlidir.’
Ana stadyumun açıldığını görenler sırayla tribünleri doldurmaya başladı. Hepsi final raundu görmek istiyordu. İnsanlar böyle şamatalara bayılıyorlardı, o yüzden yer gök insan doluydu.
Mavi Kule Üstadının öğrencisini izlemek için oradaydılar. Herkes yerini alınca, iki yarışmacı da stadyuma giriş yaptı.
***
‘Neden bu kadar çok insan var…?’ Theo, transparan bariyerlerin arkasındaki kalabalığı görünce yar-çarpılmışa döndü.
Philip’le olan savaşında, etrafta neredeyse kimse yoktu. Ancak burası ana stadyumdu ve Sylvia’nın şöhreti, etrafa 1000’den fazla kişiyi toplayacak kadar artmıştı. Theo ilk kez böyle bir manzaraya tanık olduğundan midesine kramp girmişti.
Neyse ki, seyircilerin gürültüsü ona ulaşmıyordu.
‘Theodore Miller mı? Daha önce duymuş muydun?’
‘Hayır, tanımıyorum.’
‘Vince denen bir büyücünün yanında gelmiş diye duydum…’
‘Vince Haidel? Şu ateşli katil Vince mi?!’
‘Ama birkaç gün önce, 3.halkadaymış. düşündüğümden daha sıkıcı olacak gibi.’
Şüphe ve merak etrafta dolaşıyordu. Çok az insan Vince’in lakabını hatırlayabilmişse de aralarında Theodore’un kazanacağını düşünen yoktu.
Sylvia’nın güçlerinin, Mavi Kule’nin vasat büyücülerininkiyle aynı olduğunu ve turnuvalarda onun gibi bir dehayı tekrar görmenin mümkün olmadığını biliyorlardı. Herşeyden önce, dâhiler nadir görüldükleri için dâhilerdi.
Fakat Blundell’in yanında oturan Vince, öğrencisine bakarken farklı düşünceler içindeydi.
‘…Bu savaş, zafere ulaşacak bir savaş. Sen, zaferi görülmeyeni kazanmaya bak. Büyü Kulelerinin ilkesi bu değil midir?’
‘Hatırlıyorsun.’
‘Kırmızı Kule Üstadı, bunu hep söylerdi.’ Diyen Blundell devam etti. ‘Onun Sylvia’ya rakip olabileceğini düşünüyor musun? Theo denen şu çocuk, kazanır mı?’
‘Henüz bir şey söyleyemem.’ Dedi Vince, Blundell’ın gözleriyle görmesini işaret ederek.
Karşılaşma kısa bir süre içinde başladı.
Peng-
İkili arasında ışık parlayınca Theo büyü gücünü en üst seviyeye topladı.
Sylvia’nın savaşlarını birkaç kez izlemiş ve bir şeyi fark etmişti- çok hızlı büyü yapıyordu. 4.halka büyüsünü aktifleştirmesi 4-5 saniyesini alırken, 3.halka büyüsü 1 lafına bakıyordu.
‘Eğer önceliği alırsa, öne geçmek zor olur. Saçma olsa da önce ben başlamalıyım!’
Büyülerine aynı anda başlamış olsalarda, Theo ufak arayla daha yavaş kalmıştı. Yine de, hazırda tuttuğu bir büyüsü vardı.
‘Ezber. Çift oluk. Çift alevli kabuk!
‘İleri, Kuvvetli rüzgar!’
Havada iki alev topu oluşmuş, beraberinde ikincil bir büyü kullanılmıştı.
4 çeşidin içinde Alev, zarar açısından en iyisi olsa da, rüzgar hızını düşürüyordu. Fiziksel tepmeden dolayı, yoğunlaştırılmış alev kabuğu hız kazanmıştı.
‘Rüzgar Gücü!’
Bu gerçek bir savaş olsaydı, Theo elinden geleni ilk adımda yapardı. Ancak rakibini 3 kez vurabileceği bir turnuvada tüm kartlarını öne süremezdi. O yüzden, en iyi kombinasyonu buydu.
Yıkıcı güç ve hıza sahip vlev kabuğu ile rüzgar gücünün birleşimi, basit bir savunma büyüsüyle durdurulamazdı.
‘İleri!’
Arkasında bekleyen rüzgar ve alev kabuğu vahşi bir hayvan gibi saldırıya geçmişti. Dehşet verici sıcaklık havayı sararken, Theo’nun gözleri Sylvia’nın gümüş renkli saçlarına takılmıştı. Sylvia, kaba değneği ile öne atılıp mavi bir ışık saçtı. Theo bunun ne tür bir savunma büyüsü olduğunu bilmese de, saldırıyı tamamen engelleyemeyeceğinden emindi.
Bu kanaatle, iki alev topunu öne gönderdi.
Kwaaaaaang!
Bu, Theodore’dan şüphe eden seyircilerin ağzını kapatmaya yetecek kadar şiddetli bir saldırıydı.
Magnec