Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

97. Bölüm Elvenheim’ın Eyalet Misafirleri #3

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Elvenheim görevi haberleri, Büyü Kuleleri ve Büyü Cemiyeti’nde hızla yayıldı.

Kral sessiz kalınmasından yana olsa da, söylentilerin yayılması göreve katılacak büyücülerin seçilmesi açısından kaçınılmazdı. Zaten Mana-vil’deki kıdemli büyücülerin sayısı 100’den azdı, o yüzden bu görev meselesinin sokaklara taşınma ihtimali gayet düşüktü.

Ancak, haberi duyan mutluluktan uçuyordu.

‘Şu an, 93 kıdemli Mana-vil’de. Bunların 71’i heyete katılmak için gönüllü. Kalan 13 kişi başvurduktan sonra şartlardan dolayı geri çekildi.’ Diye Büyü Cemiyeti’ndeki rağbeti rapor verirken dudakları eğrildi.

Elvenheim insanların girmesinin yasak olduğu ilahi bir elf diyarıydı. O yüzden  bu gizemli yeri keşfetme isteği büyücülerde bile zamanla azalmaya başlamıştı. Çok büyük bir keşif yapmayacaklardı belki, ancak yolculukları Büyük Orman’ın derinliklerine kadar ilerleyecekti.

Büyü Kulelerindeki büyücüler bu dürtüyle yanıp tutuşuyordu.

‘...Çok gürültü var.’

‘Kim gitmek istemez ki? Dışa yansıtılan bir mesele değil, ama insanların katılmak için rüşvet verip bir sürü hikaye uydurduğu bir durumun içindeyiz.’

Elvenheim elementlerin ve büyünün coşkuyla aktığı bir yerdi. Şimdiye kadar Krallıktaki elfler kendilerini dış dünyaya göstermemişlerdi. 6 Ulu Elf’in yaşadığı bu topraklarda, büyücüler saklı sırları görebilseler anlama kapasiteleri bir anda yılların ötesine gidecekti.

Bazıları ‘duvar’ı aşmak istiyor, bazısı da kendine yeni bir araştırma konusu bulmak istiyordu. Kendi kişisel hedefleri doğrultusunda kendilerini Beyaz Kule Üstadı Orta’ya kanıtlamaya çalıştılar.

Bir bakıma III.Kurt, büyücü seçme işini Beyaz Kule Üstadına vermekle en iyisini yapmıştı. Şayet siyasetten bihaber Theodore bu görevi üstlenseydi, kim bilir neler olurdu?

‘Hoo... bu biraz ezikçe dursa da böyle bir işim olmadığı için memnunum.’

‘Haha, bence de. Eğer gözetmen gibi bir görevin olsaydı, şu an seninle konuşacak vakit bile bulamazdım.’

Kıdemli bir büyücü ile Kule Üstadı arasında muamele farkı vardı. Kıdemli bir büyücüye rüşvet teklif etmek Kule Üstadına göre tabi ki de daha kolaydı. İşte bunu gayet iyi bilen III.Kurt, komutayı Theodore’a vermemişti.

Vince açıklamasını yaptıktan sonra ayapa kalktı.  ‘Gitmem gerek. Mülakatlara pek fazla zaman kalmadı, değil mi?’

‘Mülakat?’

‘Beyaz Kule Üstadının emri. Elvenheim’dan ne gibi bir milli çıkar sağlayabiliriz onu araştırmamızı istedi.’

Theodore en sonunda kendini gülmekten alamadı. ‘Siz eski dillerle meşgul değil miydiniz?’

‘Eh, arada böyle hava almak iyi olmaz mı? Hem, Elvenheim ile ilgili önemli ipuçları da bulabilirim. Şöyle bir düşünürsek, elfler tarihe şahitlik etmiş varlıklar olduğundan araştırmam için gayet makul.’

Vince haksız sayılmazdı. Elfler insanlardan 3 kat daha uzun yaşıyorlardı, o yüzden elflerin kütüphanelerinde eski dillere dair bir şeyler olabilirdi.

Ancak, karşısında ciddiyetle duran Vince’e kafa sallamak yerine fısıldadı. ‘Hocam, bu bir bahane değil mi?’

‘Aha! Zeki öğrencileri severim, ama sivri zeka olanları biraz rahatsız edici oluyor.’

Aslında Theo da haksız değildi. İkisi birbirine bakıp gülmeye başladı. Ardından Vince kendi odasına gitmek üzere ayrıldı. Theo’dan uzaklaşırken aklına bir şey gelmiş gibi arkasına baktı.

‘Aklıma gelmişken, şu çocuk da başvurdu. Belgeleri gayet güzel hazırlandığından geçme ihtimali yüksek.’

‘Çocuk...?’

‘Sylvia.’

Elbette 20 yaşında 5.halkaya ulaşan dahi biri bu elemelere katılacaktı.Sylvia ona eğitim süresince yardımcı olmuş olsa da, bir dahi her zaman dahiydi. Kendisi de aynı zamanda göreve katılacak kadar hazırdı.

Theo sevinerek başını sallarken, Vince bu tepkisi karşısında iç geçirmişti.

‘Bu çocuğun daha gidecek çok yolu var. Bu yüzden aynı takımlar...’

‘Efendim?’

‘Yok, yok bir şey. Senin bilmen gereken bir konu değil.’ Vince üzerinde durmayarak odasına geri döndü.

Theodore ise odasında tek başına kalmış, aklına bir şey takmamıştı.

***

Tamı tamına 3 gün sonra, Beyaz Kule Üstadı büyücülerin kabiliyetlerini analiz edip sonuçlandırdıktan sonra, bazılarını gaddarca eledi.

Büyücüler büyünün gizemini keşfeden eğitimciler olduğundan kıdemli büyücüler çok bilgiye sahip kimselerdi. Kule Üstadı olan Orta’nın ilmi ise gayet beklendiği üzere birkaç kütüphaneyi doldurabilirdi.

‘Beslenmesi için yabani otları bir araya toplarsak, Üzgünüm ama B2-Mandragora Büyük Orman’da yetiştirilemez. Belki de Batı bataklıklarındaki otlarla ilgili daha çok çalışmalısın.’

‘Lütfen, bu seferlik mazur görün!’

‘Elvenheim’da element büyüsünü araştırmak mı? Evet, mantıklı. Ama Elflerin elementlerin büyülenmesinden hoşlanmadığını bilmiyor musun? Oraya keşfe değil göreve gidiyoruz. Elendin.’

‘B-Bu...’

Orta araştırma verilerinin idaresini aksatmamakla kalmıyor, aynı zamanda elflerle ilgili en ufak detayı bile biliyordu. İlim yelpazesi çok genişti ve karşısındakine nasıl muamele edeceğini diğer Üstadlardan daha iyi biliyordu.

Orta’ya rüşvet teklif edecek kadar aptal büyücüler ve elenecek kadar büyük hata yapanlar. Bu örnekler, Theodore’un üstesinden gelebileceği şeyler değildi.

Theodore isim listesini yolculuğa çıkmadan 2 saat önce almış ve iki isim dikkatini çekmişti. ‘Kırmızı Kule, Vince Haidel... Mavi Kule, Sylvia Adruncus.’

İki isim de harikaydı. 70 büyücüyü gerilerinde bırakıp aynı derecede elemeleri kazanmışlardı. Vince tecrübelerini biriktirmiş, Sylvia da 20 yaşını henüz doldurmamış biriydi. Diğer büyücüler onların eline su dökemezdi.

O sırada...

(Hoing!) Mitra pencere önündeki saksıdan çıkıp havaya zıpladıktan sonra Theodore’un yanağına vurdu. Mitra da bir anlığına kendini kaybettiğinden, şaşkınlık içindeydi.

‘Wah, Mitra?’

Ancak, Theo duyguları bir anda karmakarışık olduğundan soracak fırsat bulamamıştı. 6.hissinin gözardı edemediği bir duygu vardı. sanki ikisi de hem burada hem de burada değildi. Veronica’dan farklı olarak, kendini o kadar harika hissediyordu ki umursamadan yapamamıştı.

Bunu sözlü olarak açıklayabilseydi, bu durum ametal bir elementin varlığına yakındı. Theo’nun zihni, önünde duran kişinin ismini duygularından önce tespit etmişti. ‘Bay Edwin?’

Kapıyı açıp şaşırmış gibi davrandı.

‘...Ah, kusuruma bakmayın. Buranın adetlerine yabancıyım, ondan...’

‘İçeri gelebilirsiniz. Bir dahaki sefere kapıyı çalın.’

‘Ah! İsmine ‘kapı çalmak’ mı diyorsunuz?’ derken kapıdan içeri girdi. Gizemli görüntüsünün aksine, Kral ve asillerin yanında değilken başka biri gibi duruyordu.

Girişten geçtikten sonra Theo’nun yönlendirmesiyle bir sandalyeye oturdu. Sonra Theo’ya ışıldayan gözlerle baktı.

‘Seni böyle geç bir saatte görmeye geldiğim için özür dilerim. İlk gün seni görmeye gelmek istedim, ama yapmam gereken işlerden dolayı vakit bulamadım. Seni gördüğüme çok mutluyum.’

‘Sizinle tanışmak bir zevk. O zaman...’ Theodore ifadelerini saklamadan sordu. ‘Neden bu kadar kibar davranıyorsunuz? Benim açımdan, sizin biraz insanı yoran bir yapınız var.’

‘Ha? Gerçekten mi?’ Ancak Edwin’in tepkisi daha şaşırtıcı olmuştu. Theo’ya anlamadığını belli eden bir ifadeyle bakıyordu. ‘Kendinizi kasmanıza gerek yok. Siz Ellenoa’yı kurtaran güç ve lütufsunuz! Ark soyundan birini kurtaran biri olarak hiçbir eksi yanınız yok.’

‘Hayır, o değ...’

‘Ben insanların geleneklerini pek bilmem, ama size yüce bir saygı duyuyor olmamız da gayet doğal. Lütfen anlayış gösterin.’

Aralarındaki kültür farklılığından dolayı, Theo ne yapacağını bilemiyordu.

Ona göre, üst düzey biri ülkesindeki konumuyla caka satabilirdi. Bu tarz güç gösterileri kimlik, rütbe hatta zenginlik gibi toplumsal yapıyı da yıkmış olurdu. Ancak karşısında duran Usta rütbeli birinin ona karşı bu kadar nazik davranacağı aklının ucundan geçmezdi.

Bu, bireysel düşünen insanların yapmayacağı bir şeydi. Elfler takım ruhuna sadık varlıklardı ve iki kişinin algılarındaki farklılıkları kabullenmek Theo için dahi çok zordu. Yine de, Edwin ile bu sohbetini uzatmak kabalık olacağından ona karşı hoşgörülü olmayı tercih etti. İçinde biriken acayiplik duygusunun yanında, bu nazik tavırları ona zarar da vermiyordu.

Gel gelelim, bu kararı birkaç dakika içinde teste tabi olmuştu...

‘Hayır sever kardeşim, Elvenheim’da gitmek istediğin bir yer var mı? Seni gezdirmekten memnuniyet duyarım.’

‘Oraları pek bilmiyorum, o yüzden...’

‘Ah, doğru ya. Çok basiretsizim. Benden istediğiniz her yeri size gezdireceğim.’

‘Tamam, ama fazla abartmadan, abartmadan.’

Edwin şevkle sorularına devam ederken, Theo da bir o kadar bitap düşmüştü. Bu çağda insanlar ve elfler arasında kültür alışverişi sık görülen bir olay değildi. Theo’nun onunla ilgili ilk düşüncelerine kıyasla, Edwin aşırı konuşkan bir elfti. Sessizlikten hoşlanan Theo için bu anlar onun için ızdırap vericiydi.

Bu sebeple, konuşulan konunun değiştirilmesi gerekliydi.

‘Şu...’ Edwin, Ellenoa’dan gelen bir hediyeyi eline aldı.

Etrafa mavi bir ışık veren bir tohumdu. Etrafındaki kumaşı açınca güzel bir koku etrafa dağıldı. Mitra dahil, Edwin’in etrafındaki elementleri kendisine çekiyordu. Coşkulu seslerle koşarak tohuma yaklaştılar.

Edwin ise Theo’nun tepkisine gülümseyerek karşılık verip açıkladı. ‘Dünya ağacının tohumu. Tabi bu biraz efsanelerde anlatılanlardan farklı ama yine de aynı etkiyi taşıyor.’

(Deo! Deoo!) Mitra’nın ağzının suyu akıyordu. Theo’nun paçasına yapışıp çekiştirmeye başladı. Theo onu dikkate alıp sarılmıştı.

Sonrasında Edwin tohumu bir anda Mitra’ya uzatıverdi. ‘Bu Ellenoa’dan bir mesaj. –Bu ‘tohum’u Mitra’ya ver-‘