Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

75. Bölüm Milli Kahraman #1

Çevirmen: Gecekuşu / Editor: Gecekuşu

Ellenoa’nın kafası yaratığın ani duraksamasıyla karışmıştı. Ama Theo’nun Obur ile arasındaki bağdan ötürü, Obur ve Gurur’un konuşmasını gayet net işitti. Alçak frekansta yapılan konuşma hiç de yumuşak geçmiyordu. Birbirlerine karşı duuydukları nefret gayet açık ve anlaşılırdı.

Özellikle Gurur(Kibir) kendi hoşnutsuzluğunu alenen belli etmişti. –Hala adi maymunlara takıksın. Seni 7 savaşçıdan biri olarak görmek utanç verici. Şu zaman ve şansa inananların senin için ne değeri var?         

-Güzellik ve akıl, senin gibi et yığınlarının asla anlayamayacağı bir konu.

 Obur asla taviz vermeyerek elindeki tüm kozları kullanmıştı.

-Genetik faktörleri nasıl gözüne kestirip bir araya getirdiğin umurumda değil. Çünkü sen yaşayan canlılar için hala kilitli bir kapısın. Tüm canlıların enerjisini emen, sınırları olan bir eziksin. Onların en iyi kısımlarını kendine saklaman, saçma bir kuruntudan başka bir şey değil, değil mi?

-Saçmalık! Gurur, Obur’u alt etmişti. Kendini beğenmiş kibirli tavırlarla konuşmak onun adında vardı.

Şimdi, ses frekansları normalin de altına inmişti. Dinledikleri sesler Theo ve Ellenoa’yı rahatsız etmeyi başarmıştı. Başkalarının duyamadığı bir çığlık ikisini de manevi bir eziyete maruz bırakmıştı. Bu duydukları çığlık, efsanelerde yer etmiş ejderhaların dehşetli haykırışlarına benziyordu.

Theo bunun ardından öksürmeye başladı ve ağzından kan geldi. Gurur’un çığlığı, Theo’nun tüm halkalarını sarsmaya yetmişti. Şayet yerinde büyü veya enerji kullanmayan biri olsa, kalbi çoktan iflas ederdi.

Düşmanın varlığı o kadar tuhaftı ki Theo, aralarındaki boşluğu algılarıyla doğrudan hissedebiliyordu.

‘Lanet, ne biçim bir yaratık bu böyle? Ne diye bize saldırıyor?’ Theo’nun aniden aklına gelen soruları, cevap beklemeksizin ağzından döküldü.

-Özel tatbikat tipi büyü kitabı, Kibir. O da benim gibi 7 savaşçı takımına bağlı. Benim özelliğim (Oburluk), onunki ise (Kibirlilik)tir. Onun türü, gasp etmek ve yedikleriyle kendini oluşturmak üzere varolmuş.

Obur en sonunda anlaşılır bir açıklama yapmıştı.

Theo söylediklerinin arasından birkaç anahtar sözcüğü soru haline getirip sormuştu. Bu sorunun ikisinin ölüm ve yaşam kararını belirleyeceğine inanmıştı. ‘Gasp etmek mi? Bu Kibir’in gücü mü?’

-Aynen öyle.

Theodore tek bir kelimeyi es geçmeden dinledi.

-Benim büyü kitabı yiyen bir yaratık olmam gibi, o da başka canlı türlerini alıkoyup kendi içinde biriktiriyor. Bir türün bireysel fiziki performansına bakmadan tüm  genetik bilgilerini depolayabiliyor Ardından doğuştan o türün özelliklerine sahip bireyleri üretebiliyor.

‘Doğuştan sahip?’

-Evet, mesela bir trolün kendini yenileyebilmesi veya ogrenin kas gücü.

Bu kadarı yeterliydi. Theo’nun yüzü, Kibir’İn gücünü anladığı dakikada dehşete düştü.

Kibir, bir mahlukatı yiyip onun en iyi özelliklerine sahip bir diğerlerini üretme özelliği taşıyordu! Obur’un büyü kitaplarını ya da yapay eşyaları yiyip özünü çıkarmasından farklı değildi. Hayır, hatta iş savaşmaya gelince daha bile üstün olabilirdi.

Dahası, bu korkunç yaratığa binaen, üretilen yeni bireyler 1 veya 2 kişiyle kalmıyordu.

‘aynı anda kaç birey üretebilir?’

-Hmm... Obur cevap vermeden önce Kibir’e baktı. -4 özelliğini çoktan açtı. Şimdi, 5 özelliği kombinleyip kullanabilir... Sahip, Kibir ile savaşacak mısın?

‘Başka bir seçenek var mı?’

-Buna gerek yok. Onun niyeti bizi yemek değil.

‘Ne?’

Theo’nun sorusunu cevaplayan Obur değil, aklı düşüncelerle dolu olan Kibir’di.

-O zaman iyiymiş. Bu şekilde konuşmak zaman kaybı.

8 bacak onlara yaklaşmaya başladı. Çirkin görüntüsü Theo’ya geldikçe, o da doğal olarak Ellenoa’nın önüne geçip büyü gücünü yükseltmeye başladı. Theo’nun algıları ona kaçmasını saöylese de, insani içgüdüleri onu yerinde tutuyordu. Onca kıdemli büyücünün verdiği canları düşününce yerinden kıpırdayamayacak hale geldi.

O anda Kibir tuhaf sesiyle sordu. –Ne yapıyorsun, Obur? Buraya Ulu Elf’i yemeye geldim. Maymunlara iştahım kapalı.

‘...Güldürme beni.’ Theo korkusunu unutarak, Kibir’e bakan gözlerini kaçırmadan sertçe söyledi. ‘Sana hiçbir şey vermeyeceğim.’

Bu yaptığı, alkışları hakeden çok cesurca bir davranıştı.

-Öl o zaman. Bu etçil yaratık hiç düşünmeden onu ölüme mahkum etmişti.

Kibir aniden duruşunu değiştirdi. 8 örümcek bacağı şimdi 4 at bacağına dönüşürken, gövdesi de ağustos böceği ve çekirge karışımı bir görünümdeydi. Ürettiği 3 birey yarı beline kadar at şeklindeydi. Ayrıca, ağustos böceğinin kanatlarına ve yüksek hıza sahipti.

-Swaeeeeek!

Toynaklarıyla yüksek hızla koşarak gelirken, bir çeliği parçalayacak gücüyle Theodore’u hedef aldı.

‘Ah, şimdi hapı yuttum.’ Theo bu saldırıyla öleceğinden emindi.

Koca cüssenin hızlanma süresini takip edememişken atağa mı geçecekti? Bu ölüm rüzgarına karşı koyan kişi Theodore yerine içinde uykuya dalan Lee yoonsung oldu.

Kwaduduk...!

Koruyucu bilezik özelliği aktive edildi. Ardından Theo’nun etrafında refleks olarak 3 kalkan oluştu ve Theo bu büyü gücünden faydalandı.

‘Savaş şarkısı.

Son ağıt.

Yüksek Hız.’

Tüm bu büyüleri kapsayan savaş şarkısı onun hızını da artırmıştı.

Koşarak gelen yarı at şeklindeki yaratığın toynakları son süratteydi. Theo da bu saldırıdan sağ çıkabilmek adına kendini gizli yöntemine başvurup bilincinin derinliklerinde kısa bir yolculuğa çıktı. Doğu sanatlarında en ileri tekniklerden birisi olan Güç Dağılımı büyüsüydü. (TN:  orjinal olarak 4 bozuk para kuvvetinin 1000 bozuk para ağırlığından fazla gelmesi ya da küçük balığın büyük balığı yemesi anlamı taşıyor.)

Theo’nun iki kolu da baş döndüren bir hızla harekete geçti.

Paaang!

Aldığı yaraları hafifletmesine rağmen, sanki kolu kırılmış gibi geri sendelemişti. Theo’yu sendeleten şok dalgası, arkasındaki ağaçları ve kayaları bile çatırdatmıştı. Şayet şok dalgası doğrudan ona isabet etseydi, tüm vücudu harap olurdu.

Theo’ya bir şey isabet etmemiş olsa da, birkaç kaburgası çatlamıştı. Çömelirken kendine iyileştirme büyüsü uyguladı. Şokun etkisiyle Elenoa’nın yanına kaydığını şaşkınlıktan fark edememişti.

Theo’nun kendini savunması takdire şayandı, ama tekrarı mümkün değildi. Kibir tarafından tek bir darbeyi bile karşılayamazdı.

‘Bir daha saldırıya uğrarsam... ölürüm.’

Kazanıp kaybetmenin de ötesinde, Theo direk ölebilirdi. Kibir’in savunması en az üst düzey büyücü niteliğindeydi. Theo’nun şansını göz önünde bulundurursak, kazanmak seçeneklerin arasında bile yoktu. Bir böcek gibi ölüp gidene kadar yaşamak için çırpınacaktı. Kibir ve Theodore arasında dağlar kadar fark vardı.

Yine de, Kibir yerde yatan Theodore’a son bir saldırı yapmadan önce kahkalarla güldü.

-Bir maymun olmak için bayağı iyisin. Bu seferlik affedeceğim.

Theodore’a bakarken başka bir şey söylemedi. 360 derece görebilen 6 çift gözünden insanları ölümüne korkutan kırmızı bir ışık yayılıyordu. Bu kırmızı ışığı gören korkusundan aklını yitirebilirdi.

Ancak Theo, bu manzara karşısında olduğu gibi kalmıştı. Bu da hareketsiz kaldığı takdirde, hayatta kalması için bir umudu olduğunu gösteriyordu. Kibir tıpkı bir yılan gibi tıslayarak Theo’ya Ellenoa’nın yanından ayrılmasını söyledi. O anda oradan kaçıp gitmesi kötü bir şey değildi.

‘...Deliyim ben.’ Diyen Theo gülümseyerek yanaklarına vurmaya başladı.

Jjak! Ağzından kan gelse de, bu o kadar kötü sayılmazdı.

Theo çıkardığı sesleri duymazdan geliyordu. Güçsüzlük ve korkudan azalan büyü gücü yeniden artmaya başlamıştı. Buna rağmen, kazanması için hala bir şansı yoktu. Duruma binaen, yoldaşına danıştı. ‘Obur.’

-Ne?

‘Bana nasıl üstesinden geleceğimi anlat. Hayır, sadece kazansam yeter. Sen bana bu lanet yaratığı nasıl yeneceğimi söyle.’

Obur gibi bir büyü kitabına kıyasla, rakibi sahibi olmayan bağımsız bir düşmandı. Obur olmasa Theo onunla nasıl başa çıkacağını bilemezdi.

Theo’nun niyetinin sağlam olduğunu anlayan Obur, huzursuz bir sesle sordu. –Neden, sahip? Neden zorluyorsun? Bu elf senin için bu kadar değerli mi?

‘Onun için savaşmıyorum.’

Eğer Theo bir kere öne atıldıysa, ikinciye de yapabilirdi. Hatta üçüncüsü daha bile kolay olurdu. Theodore Miller kendi korkaklığının üzerine giderek hayatta kalan biri haline gelebilirdi. Ya da kenarda seyirci kalmak yerine kendi isteği ile ölecekti.

Ölümüne karar dolu bu ses, tüm gücüyle Theo’nun bağ kurduğu Obur’a aktarılmıştı. -...Tamam. Karşılığını önceden vereceğim. İlk defa senin gibi bir sahibe rastlıyorum.

Obur’un diğer sahipleri hep soğuk karakterler olmuştu ve tek hedefleri büyünün zirvesine çıkmaktı. Öyle büyücüler vardı ki sahip olduğu bilgilerle onlarca kitap yazar ama kendi adlarını tarihe yazamazlardı. Yine de, hiçbiri kendi inançları doğrultusunda sonuna kadar gitmemişti. Belki de bu sahip, Obur’a bunca zamandır arayıp da bulamadığı şeyi sunuyordu.

Bilgi toplamakla görevli bu kitap, bu sefer kumar masasına oturmuştu.

(Hata! Hata! Erişimi yasak talep! 4.özellik erişimi yasak talep karşısında açıldı.)

(Obur’un özelliği zorla açıldı. Sahibin derhal ilgili özelliğin malumat tablosuna bakması gerekmektedir. Bu özellik, anormal bir yöntem ile kullanıma açılmıştır.)

(Büyü Kitabı ‘Obur’ / C Seviye)

(Obur’un 4.özelliği anormal durumda kullanıma açılmıştır. Şu andan itibaren, sahip, Obur’un izni ile bu gücü kullanabilir. Ancak, izin bir kez yazıldığı anda, izin iradesi ikinciye değiştirilemez.)

(C seviye ‘yeniden yazma’ hazırlandı!)

(‘Alfred Bellontes’ özelliği sahibe yükleniyor.)

Alfred Bellontes yaklaşık yarım asır önce Bellontes İmparatorluğu’nun devrim savaşında binlerce askeri yere sermiş harika bir savaş kahramanıydı.

Üst düzeydeki rakipleri bile onunla karşı karşıya gelmekten sakınırdı. Ona savaş alimi de denirdi. Alfred’in derin uykuya dalan benliği theodore’un ruh ve bedenine yorgunluk vermiş, parmağından da mavi bir ışık yayılmıştı.

Bu, açgözlü büyü kitabı Obur’un 4.özelliğiydi.

O anda, kitaplarda yazılan savaş kahramanı günümüze intikal etmiş bulundu.