yenilebilir mi yani? :D :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
80. Bölüm Gümüş Liyakat Madalyası #2
2 haftadan fazla baygın yatan Theodore, oldukça rahat uyuyora benziyordu. Fakat, aslında tehlike altındaydı. Az bir süre de olsa, Alfred savaş kahramanı olarak savaşırken ruhunun gücü, Theodore’un kaldırabileceğinden çok fazlaydı. Eğer Theo, Alfred’in yaydığı bu gücü tamamen kabul etmeye yeltenseydi, benliği tıpkı bir cam gibi kırılıp dağılabilirdi.
Theo içgüdüsel olarak bunu tahmin edip kendisi için en iyisini seçmişti. Belki Alfred’in sahip olduğu güçten vazgeçmesi gerekecekti, ama Alfred’in ve kendi benliğinin arasında bir sınır çizmesi gerektiğini çok iyi biliyordu.
Zihninin karanlık dünyası onu çevrelerken, Theo yavaş yavaş bilincini geri kazandığını fark etti. Bu hali bile zihinsel ve fiziksel olarak toparlanıp uyku halinden çıktığının bir kanıtıydı.
‘Uyanma vakti geldi mi? Şükürler olsun, bir şekilde başardım.’ Theo kendine bir bakip iç çekti.
Alfred ve Theodore arasındaki çizgide durup kim olduğunu bile ayırt edemediği o günler çok da geride sayılmazdı. Theo uyanalı birka saat olmuştu. Uçurumun kenarından geçip zorlu bir savaşı kazandığını ancak idrak edebiliyordu.
Gerçi Alfred kısa bir yaşam sürse de, Theo da 20 yaşında bir delikanlıydı. Ama mesele hayat ve tecrübeler ise, Theo o gece sınırlarını bir hayli zorlamıştı.
Sonunda, göz kapakları yukarı kalkarken, bilinci de kendini toparlamıştı. ‘Hmmm...’
‘çok sert.’ Günlerdir yatakta yatmasının ardından, nasıl hissettiğini kısaca özetlemişti. Kasları gergin bir ip gibi kaskatı olmuştu ve eklemleri de devamlı kütlüyordu.
Kralın izniyle doğrudan tedavi edilmesine rağmen, 2 haftayı geçen süre fazla uzundu. Gövdesi ve omurgası bile hafiften ağrımaya başlamıştı. Theo sonunda kalkmaya çalışmaktan yorulup kendini yatağa bıraktı.
‘Kahretsin, ne zamandan beri yatıyorum? Eğer bu kadar kaskatı kesildiysem, en az 1 hafta olmuştur.’ Yataktan çabucak kalkmak istiyordu ama mevcut durumuyla ayaklanmaya kalkarsa daha beter yara alacağı aşikardı.
Theodore, Lee yoonsung’un tecrübelerini kullanarak vücudunu kontrol etti ve ardından iç rahatlığıyla derin nefes aldı. Zihinsel darbeleri fazla hissedilmiyordu ancak yine de birkaç gün daha dinlenmesi gerekecekti. Buna rağmen nerede olduğunu, dahası hocasına ne olduğunu öğrenmek istiyordu.
Çıktığı o zorlu savaştan sonra tek tesellisi buydu.
‘Bu...? Alfred’in algıları mı?’ O sırada Theo, hissettiği bir heterojenlilik ile vücudunu kıpırdattı.
5 duyusundan farklı olarak, hissettiği bu dürtüler kendi benliğinden ayrı hareket ediyordu. Anlamlandıramadığı bilgiler zihnine üşüşmeye başladı.
Oldukça hassaslaşan algılar, Theo’nunkilere pek benzemiyordu. Alfred’e ait olduğunu düşündüğü algılar, ona gelecekten çok kısa bir anın kapılarını aralıyordu. Alfred, doğuştan gelen yeteneklerine eklenen 6.hissi savaş meydanında kazanmış olmalıydı. Belki de bu yüzden ona sadece büyülü ok kullanan savaş kahramanı diyorlardı.
Elbette, Theo’nun 6.hissi de Alfred’in hissiyle aynı düzeyde olacak değildi.
‘...Bu çok zor. Alışması zaman alacak.’ Theo başını sallamadan önce gözlerini bir müddet kapatıp odaklanmaya başladı.
Alfred Bellontes tarafından ona bir hediye bahşedilmişti ve bu piyangoyu kazanmak gibi bir şeydi. Normalde, sıradan insanlar eline geçen bu özelliğin anlamını pek bilmezdi. Ama bu yeteneği kazanabilmek için yeterince zaman ve tecrübe sahibi olmuş olmalıydı.
Herşeye rağmen, bu imkansız bir şey olmadığından, Theo elinde olmadan sırıtmaya başladı.
‘Prens Alfred kaybolsa da izleri hala var. Birlikte savaşırken hissetiğimiz ortak duyguları net bir şekilde hatırlıyorum. Eğer bu duyguların peşinden gidersem, ona yeniden rastlayabilirim.’
Alfred ile bir bağ paylaşması hasebiyle, Theo Kibir gibi korkunç bir rakibi karşısına alabilmişti. Onun hedefi Kibir’i yenecek kadar güçlü olmaktı. Şimdilik Kibir ile bir kez yüz yüze geldiğinden bundan sonra da onu düşmanı olarak görmekten kaçamazdı.
‘Bir dahaki sefer kazanacağım.’ Diyen Theo yumruklarını sıktı.
‘....Theo...’
Kulağına gelen sesi duyunca donakaldı. ‘’N-Ne? Odada benden başka kim var?’
Duyuları donuklaştığından fark edememişti. Neredeydiler? Theo şimdiye kadar yüzünde oluşan ifadeleri düşününce yerin dibine batmak istedi. Ancak, ortalık yeniden sessizliğe gömülünce o kişi Theo’nun adını mırıldanmakla kalmıştı.
‘Theooo... öldü...hayır...’ Sylvia sandalyesinde uyuyakalmış bir halde manasızca sayıklıyordu.
Theo kafasını toparladı, sahi o nasıldı? Miller kasabasından döndüğünden beri ondan haber alamamıştı. Mavi Kule öğrencisi kimliği yüzünden onunla özel sebeplerden ötürü vakit geçirmesi zordu. Theo zaten Veronica’dan aldığı özel eğitim ve görevler ile yoğundu.
Bu sebeple Sylvia ziyaretine gelmişti.
‘burası Mana-vil reviri mi?’
Görünüşe bakılırsa Veronica onu ve Ellenoa’yı Kibir ile çarpıştıktan sonra buraya getirmiş olmalıydı. Hızla bu sonuca varmasının ardından gülümseyerek yatağa oturdu. O an ona tuhaf gelse de, aslında Sylvia’nın uyuyan yüzünü görmek çok güzeldi.
O sırada, sol elinde tanıdık bir kıpraşma hissetti.
-...Uyanmışsın, sahip.
‘Obur.’
Tıpkı sahibi gibi, Obur da uyku halinden çıkmıştı.
-Bu süre boyunca, imtiyaz göstermem mümkün olmayacak. Son yaşanılanlardan sonra yeni bir özelliğim açılana kadar kendi özerk işlevlerimi maalesef kullanamayacağım.
‘Kendi özelliklerin olmayacak mı?’
-Neticede bende büyü kitapları dünyasının bir parçası olduğumdan mevcut otoritenin kontrolü altındayım. 4.özelliğimin anormal bir şekilde açılmasından sonra geçici yasaklara maruz kalabiliyorum.
Her ne kadar istese de, Obur’un özellikleirni kendi iradesiyle açma hakkı yoktu.
-O yüzden, acele et, sonraki özellik...
Obur uykuya dalar dalmaz Theo başını salladı. Muhtemelen Kibir ile savaşırken Obur da büyük bir efor sarf etmişti. Belki de bir sonraki özelliği serbest kalana dek eskisi gibi konuşması zor olacaktı.
Revir tekrar sessizleşince Theo gözlerini kapadı. Bedeni tamamen iyileşene kadar dinlenmeye devam edecekti. Ama, sessizlik fazla uzun sürmedi.
‘Theo! Uyanmışsın!’ Orta yaşlı büyücü, Vince, ziyarete gelmiş mutlu mesut ona bakıyordu.
***
Theo’nun ruhsal durumu risk altında olsa da, bedeni tepeden tırnağa iyileşmişti.
Bunun sebebi, Ellenoa’nın birkaç gün yoğun ilgi göstermesiydi. Ayrıca sağ kolu hariç başka ağır yarası da bulunmuyordu. Psikolojik şoka maruz kalmamış olsaydı, bilincini kaybetmesinden bir gün sonra gözlerini açmış olacaktı.
Geri gelen bilinci sayesinde, Theo olanları zorlanmadan anlattı. ‘...Evet, Kıdemli Herman öldü.’
Kafileye olanları duyan Vince’in yüzü pişmanlıkla kaplandı. Önceki nesilden bugüne kadar gelen büyücü Herman, Vince’in çaylak olduğu günleri bilirdi.
Herman kendinden ufak büyücülerle ilgilenmesiyle meşhurdu. Bu yüzden Kırmızı Kule’nin manevi ayağını oluşturuyordu. Emekli olduktan sonra da Meltor Krallığına büyük yardımları dokunmuş biriydi.
Ancak öldüğü gerçeği Vince’in yüreğini dağlamıştı. Buna rağmen acısını kalbine gömmesiyle ifadesi eski halini aldı. Tecrübeli bir savaş büyücüsü olarak, savaş meydanına dostu bile olsa savaşacak adam göndermekle sorumluydu.
Tüm bunlarla birlikte, öğrencisinin sağ salim ulaşmasını sağladığı için bu değerli büyüğüne minnettardı.
‘Şimdi sıra bende.’
Theodore bilincini kaybettikten sonra olanlardan bihaberdi. Neyse ki Sylvia ona Mana-vil revirine getirildiğini söylemişti. Ama hepsi buydu.
Sarayda yapılan gizli toplantının gündemi, son birkaç gün boyunca Ulu Elf’in olduğu kafileyle doluydu. Dahası Theodore Miller Meltor Krallığının seçtiği yeni ünlü yüz olmuştu.
İnsanların aşırı ilgisine alışık olmayan Theodore duydukları karşısında alnını kırıştırdı.
Sylvia da yenilikleri duyunca gözleri hayranlıkla parladı. ‘Wow! Harikaymış, Theo! Bizim yaşımızda bu kadar ünlü olan bir başkası yoktur herhalde!’
‘Sylvia’nın söyledikleri yanlış sayılmaz.’ Vince de neşeyle doğruladı. ‘Akademi öğrencisi biri Kule Üstadı’nın öğrencisini yendikten birkaç gün sonra, yaşlı zombiyle savaştı. Çok geçmeden, Ulu Elf’i kurtardı. Bu olanlar göz kamaştıran bir kahramanın ilk adımları bile olabilir.’
‘A-Ama profesör de yanımdaydı...!’
‘Bu çok da mühim değil. Kraliyet Ailesi seni çoktan kahraman olarak ilan etmeye başladı bile.’
Vince bir gazete çıkartıp gösterdi. Yattığı yerden gazeteyi okuyan Theodore gözlerine inanamadı. İçeriğin sonuna gelince, haberin boyutundan titremeye başladı. Çünkü gazetede ulusal bir duyuru olarak yazılmış bir haberdi.
‘Ö-Ödül töreni? Bir de Kraliyet balosu?’
Kraliyet baloları yılda birkaç kez halka açık yapılan programlardı. Ancak bu seferkinin yeri ayrı olacaktı.
Meltor Kralı III.Kurt gereksiz gösterişten hoşlanmazdı. Karakteri gereği aşırılıktan uzak dururdu. Tabi bu baloya da yansıyordu. Diplomatlar Meltor Krallığını ziyarete gelmediği ya da büyü yarışması açılış ve kapanışları olmadığı sürece balo yapılmazdı.
Gel gelelim, gazete yazılanlar bu gerçekle bağdaşmıyordu.
‘Tüm bunlar benim için mi...?’
Öğrencisinin inanmayan sesini duyan Vince, bizzat yanıtladı. ‘Evet, bu doğru. Büyük olasılıkla Ulu Elf’in kafilesinde yaptıklarını ön plana çıkarmak istiyorlar. Hem bilirsin, komedi her daim trajedilerin üzerini örter.’
‘Bu kadar değerli biri miyim ben?’
‘Tabi ki. Sadece ismini kullanacak olsalar, sana madalya vermeye kalkmazlardı.’
‘Madalya...madalya...’ Theo gazeteye basılan resmi kafasında canlandırdı.
‘Gümüş liyakat madalyası mı?’ Akademi’deki kitapları okumuş olmasına rağmen, bu tip şeyler hakkında çok kısıtlı bilgiye sahipti. Zaten elitlerin ilgi duyacağı böyle malzemeler dikkatini çekmiyordu. O, canavarlarla ilgili ansiklopedileri okumayı tercih ederdi.
‘Bu madalya bu kadar abartılacak bir şey mi?’
Theo’nun bakışlarını izleyen Vince, yumuşak bir sesle cevapladı. ‘Hatırlatırım, Alacağın şey Gümüş Liyakat Madalyası! En son 30 yıl önce bir başkasına verilmişti. Madalyayı alacak kişinin öğrencim, Theodore olacağını hiç düşünmemiştim!’
‘...Profesör?’
‘İnanılmaz mı geliyor? Seni anlıyorum. Bu madalya, en az vikont ünvanına eş değer bir parça.’
Onu yanlış anlayan Vince’i durdurmaya çalışıyor ama her seferinde lafı yarıda kesiliyordu.
Vikontluğa eşit bir madalya...? Bu ülkede gerçekten bu kadar absürd bir şey var mıydı...? Eğer bu sözler doğruysa, bu madalyanın değeri paraya değişilmezdi.
Az sonra, Vince asıl sebebini ağzından çıkardı. ‘Gümüş liyakat madalyası ulusal bir hazine. O törende ulusal bir hazine kazanacaksın! Şaşırıp mutlu olman gerekir!’
‘...Ulusal Hazine?’
Bir saniye- hatta iki saniye sonra, Theodore’un ağzı şaşkınlıktan açık kaldı.
Magnec