sevimliliği gidecek fazla büyürse :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
70. Bölüm Ulu Elf Ellenoa #4
Yaşamın gücü denecek bir kuvvet meydana gelmişti.
Ellenoa’dan yayılan yeşil ışık, dokunduğu her şeye hayat veriyordu. Olmamış üzüm yaprakları yerden silkelenip büyümeye ve minik üzüm tanecikleri patlak vermeye başladı.
Theodore bu muhteşemlikten gözlerini alamadı. Bir gıdıklanma hissedince kollarına bakınca harika bir manzarayla karşılaştı.
‘...Yaralarım, iyileşti.’
Theo, görev sırasında çok da derin yaralanmasa bile, bu hiç yaralanmadığı anlamına gelmiyordu. Birkaç çürük, kesik, kas ağrısı ve bazı yerlerinde sızlamaları vardı. Böyle ufak yaralar için iyileşme iksiri kullanmak istemediğinden elini bile sürmemişti. Ancak, şimdi ne yarası ne de izi kalmıştı.
Kutsal güç kullanan rahiplerinkine benzer bir iyileşmeydi. Hayat dolu bir ışık vücuduna temas eder etmez, hafif yaraları kaybolmaya başlarken, yorgunluğu da yerini enerjiye bırakmıştı. Bu, eski Arvların soyundan gelen Ulu Elflerin özel bir kabiliyetiydi. Ulu Elfler alışkanlık olarak doğa gücünü artırıyor, bu becerilerini bilinçli kullandıkları zaman ise bu gücü daha da hızlandırıyorlardı.
Austen Krallığının da alelacele Ellenoa’yı kuraklığa çözüm için ele geçirmesinin sebebiydi. Böylesine saçma bir planla ortaya çıkıp Ellenoa’yı Austen’a götürmenin kolay olacağını zannetmişlerdi.
‘Şimdi, bu iyileşme gücü, Mitra’nın uyanmış olmasına bağlı bir şey... Eğer Mitra birisini iyileştirmeye odaklanırsa, ölümcül bir yarayı çok kısa bir anda iyileştirebilir.’ Theo bu çümle karşısında yutkundu.
İyileştirme gücüyle meşhur Aether dininden bir Kardinal gelip, Ellenoa’nın bu yaptığını yapabilir miydi? Theo daha önce hiç Kardinal görmemişti, ama gözlerinin önündeki bu manzara da onun için yeterince muhteşemdi. Gözünü bile kırpmadan, yeşil ışıkla kaplı Mitra ve Ellenoa’yı seyretti.
O sırada, Ellenoa’nın sesi net bir şekilde duyuldu. (Theodore?)
Bu, kulaklarıyla duyduğu bir sesin aksine, Kalbinde hissetti bir sesti. Şimdiye kadar sadece Obur ve Mitra onunla bu şekilde iletişime geçmişti, çünkü zihinsel açıdan dirençli olan büyücülerin zihnine ulaşmak imkansızdı.
Ellenoa doğrudan Theodore’un ruhuyla muhatap oluyordu! O nedenle Theo’nun ürkmesi çok normaldi.
(Ellenoa? Nasıl?)
(Mitra ile bağını kullandım. Ona dokunmuş olmasam bunu yapamazdım.)
(B-Bu mümkün mü yani?)
Büyücülerin, bu taktiği anlamaları pek zor değildi. Eğer Ellenoa’nın niyeti bozuk olsaydı, direk Theo’nun zihnini hedef alırdı. Tabii ki, nihayetinde art niyetini fark eden Mitra’dan kaçamazdı. Mitra, Theo ile bağını zedeleyecek hiçbir kötü amaca yol vermezdi.
Ellenoa’nın sözleri Theo’yu sakinleştirdi.
(Şu andan itibaren, Mitra’nın iç benliğini uyandıracağım. Aralarındaki bağa binaen, Theo’ya nasıl bir etkisi olur bilmesem de, sen zihnini rahat tutmaya çalış.)
(...Anladım.)
Theo, Ellenoa’nın rehberliğinde gözlerini kapattı. Görüşü gittikten sonra, kullakları da işitmez oldu ve zihnine odaklandı. Teninde hissettiği dokunuşlar da uyuşmaya başladı. Sırayla koku ve tat alma duyularını da kaybetti.
5 duyu organı da işlevini yitirdikten sonra, 6.hissi keskinleşti ve büyü halkalarının hareketleri daha da belirginleşti.
Bu sakinliğe hayranlıkla kapılırken, Ellenoa da Mitra’nın içindeki kapıyı araladı.
***
Çok uzun zaman önce, insanların taş baltalarla oynayan maymunlar olduğu bir zaman dilimi vardı.
Yaşayan canlıların ötesinde bir boyutta hayat sürmüş bir takım varlıklar da mevcuttu. Üst düzey bu varlıklar doğal bir şekilde soluk alıp veriyor ve hayatın tamamına değer katıyordu. Zeki yaratıklar olan insanlar da onlara kurban veriyor, hatta ‘Tanrı’ ismiyle onları övüyordu.
Tanrı...
Onları öven sesler farklı şekillerde de duyulmaya başlanmıştı.
(...Ne olur bize merhamet et!)
İçlerinden birini büyük adak taşının önüne geldiğinde, benim adım da değişti. Sahip olduğum şeklim onlar tarafından değiştirildi ve hür bedenim rüzgar tarafından hapsedildi. Ama, onların sebep olduğu bu esarete boyun eğenin ben olduğumu hatırlıyorum.
Bir sebepten ötürü, rahatsızlığın sevimli olduğunu düşünmüştüm.
Birkaç aylık kuraklığın bile çekilemediği bir hayat yaşadıklarından, zayıf düşenlerin canlı çıkması da mümkün değildi.
Benim gücüme kıyasla, onlar karınca sürüsünü andırıyordu. Buna rağmen onların çağrısına kulak vermekten hoşnuttum. Adımı haykırışları kulaklarımı delip geçiyordu.
Bunun bir yozlaşma olduğu, kimsenin aklına gelmiyordu.Peki beni doğa ana gibi zirveye taşıyan bu güç, ne zaman azalmaya başladı?
Doğadan ayrılan yüce tanrılar yok etmeye meyyel hale geldiler. Güçleri uzun süre kendilerinde kaldıktan sonra, doğadan çok insanlara yakın olan kaderleri daha da düzelmişti.
Komik olan şey, Tanrılar kendi benliklerini insanlar sayesinde tanımış ve bu bilginin ardından kendilerini yok etmeye başlamıştı.
Ben...Ben de kendimi bunu yapmaktan alıkoyamadım.
...
(Theodore!) O sırada, yankılanan ses bilincini geri gelmeye zorlamıştı.
Theo bir anlığına düşünemedi, ancak az sonra sesin sahibi tanımıştı. Mitra’nın bağını kullanarak onunla konuşan Ellenoa’nın sesiydi.
(Ellenoa?’
(Oh, uyanmışsın! Sevindim.) Ellenoa gerçekten rahatlamıştı.
Mitra’nın iç benliğini uyandırınca, Theodore’un bilinci de içine çekilmişti. Şimdi, Mitra ikincil bir ruh konumunda olmasına rağmen, element bir idarecinin ötesinde bir varlığa dönüşmüştü. Mitra’nın iç benliğine ulaşan bir insanın bilinci, şimdiye dek lava düşmüş gibi eriyip giderdi.
Neyse ki, bu gerçekleşmeden evvel Theo bilincini geri kazanmıştı.
(Bunun olmasının sebebi, Theodore’un hassasiyetinin çok yüksek olmasıdır. Lütfen şimdi olduğu gibi ayrı kalın.)
Açıklaması sayesinde, Theo durumun ciddiyetini kavrayıp derin nefes aldı. Derin nefes almanın aklına bir zararı yoktu ancak, bireysel hipnoz açısından sakıncalıydı. Theo nefes alış verişlerinde kendini kaybetti.
Sonrasında Ellenoa yüksek sesle araya girdi. (Zihnini yavaşlat ve aşağı bak.)
Ardından bakışlarını aşağı düşürdü.
(........) Gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.
Çok büyüktü.Aşağısında büyüklüğü bilinmeyen bir dağ hareket ediyordu. Zirve, birkaç kat bulutun içinden çıkıp kendini göstermişti. Ayrıca uzaklardaki düzlüklerle daüı ayırt etmek çok güçtü.
Bazı sorulardan sonra, Theo bakakaldığı şeyi anlamaya çalışırken ağzı açık kaldı. (Bu, Mitra’nın ilk hali mi?)
(Evet.) dedi Ellenoa hiç düşünmeden.
(‘O’, seninle bağ kuran Mitra’nın özü sayılır. Milattan binlerce yıl önce var olan bir tanrının çekirdeği. Örneği olduğu tanrı. Bolluk ve doğurganlığı temsil eden bir Tanrı.) Ellenoa konuştukça, Theo’nun aklında hatıralardan oluian bir sel akığ gitmişti.
Birkaç alim hariç, artık kimsenin hatırlamadığı bir isim zihninde belirdi. Bütün Tanrılardan üstün olan ve tarım ağını başlatan Doğa Ana...
Yüce ve ilahi ismi (Doğa Ana, Dmitra idi.)
Kimi ülkelerde Ceres kimilerinde Demeter olarak da anılan bir Tanrıçaydı.
Dmitra mahsüllerin büyümesi ve toprağın verimli kalmasını sağlardı. Dünyayı yöneten bir yaşam kaynağı olmasından ötürü, diğer Tanrılardan kat kat daha yüksek bir mertebedeydi.
Theo, Mitra’nın bu denli büyük biri olduğunu bilmiyordu.
İstemsizce yerde duran Mitra’ya baktı.
(--------Ah.)
Mitra da ona baktı.
***
‘Owaaaaack!’ Theo gerçek dünyaya geri atıldığı anda bir bağırış kopardı.
Bunun sebebi, devasa bir varlığın bakışlarının bilincini sarsmış olmasıydı. Bilinci yarı açık olmasına rağmen, göz teması kurmak imkansızdı. Çünkü o çok yüce bir varlıktı, bir Tanrıydı. Adı efsane olmuş 9.halka büyücülerin bile önünde saygıyla eğilmesi gereken biriydi. Theo’nun vücudu hala bakışlarının heyecanıyla titriyordu.
Sandalyesinden yere düştü.
‘...Wow, bu düşündüğümden çok daha süper bir şeydi.’ Ellenoa’nın sesinde tuhaf bir yorgunluk vardı.
‘Ellenoa.’
‘Böyle bir şeyi ilk kez mi yaşıyorsun? Muhtemelen başın dönüyordur, kendine yüklenme...’
‘Hayır, sorun değil.’ Bunu 3 kez tecrübe etmişti ve aslında bu onun 4.seferiydi. Artık buna alışmış olduğundan, tereddüt etmeden ayağı kalktı.
Ellenoa yorgun gözlerini açıp Theo’yla konuşmadan önce, Theo’ya yaklaşan bir şeyi fark etti.
Bam!
‘Ah!’ Theo aniden bir şeyin çarpmasıyla afalladı ve bacaklarına baktı. Herhangi bir acı hissetmese de keyfi kaçmıştı. Mitra daha da büyümüş ve toprak bir çocuk görüntüsünü girmişti. Artık Theo’nun kafası büyüylüğündeydi.
(Deo!) Bununla birlikte, telaffuzu da hatalıydı.
‘M-Mitra?’
(Yes! Midra!)
Dmitra görüntüsü ortadan kaybolmuş, yerini küçük bir kız görüntüsü almıştı.
Theo onu rahatlamış tavırlarla okşarken, Ellenoa devam etti. ‘Başarılı bir ayin oldu. Şimdi, Mitra vekil gücüne alışmaya çalışıp pratiğini yapsın. Gördüğün üzere, daha geliştirecek çok gücü var.’
‘Gelişmek...mi?’ Mitra’nın gücünü ikiye katladığını bariz bir şekilde hissediyordu.
Daha öncesinde, toprak gücünden yararlanmasının sınırı varken, şimdi buna birkaç toprak özelliği daha eklenmişti. Yine de, Theo Mitra’yı küçük ve sevimli haliyle görmekten memnundu. Bu boyutta bir element ona yük olacak değildi.
‘Benden büyük olamazsın. Anladın mı?’
(Nasıl?) Mitra kafa karışıklığıyla başını yana yatırırken, Ellenoa ise Theo’nun ne kastettiğini anlamış bir halde gülümsüyordu.
Magnec