gelsin power-up :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
92. Bölüm Hassasiyette Artış #2
Theodore’un nefesi yarıda kesildi.
Aslında Büyü Cemiyeti Başkanı yanıt vermden tahmin etmişti, ama emin olduktan sonraki hisleri çok daha farklıydı. Sarı Kule Üstadı bunun için en uygun kişiydi. Hem yaşı hem de cinsiyeti dahi bilinmeyen bir kimseydi.
Söylentilere göre, tüm davetleri ve çağrıları reddetme hakkına sahip ve Kule Üstadları ile Kral hariç kimseyle görüşmeyen biriydi. Sarı Kule’nin en üst katı tamamen yasak bölgeydi.
Büyü Cemiyeti Başkanı bile Sarı Kule Üstadını 100 yılda 2 kez görmüştü.
‘Bekle, 100 yıl mı?’
‘Evet, şaşkınlığını anlıyorum ama hepsi bu değil.’
Theo bu rakam karşısında şoka girmişti.
‘Santral ofisin dediğine göre, Büyü Kuleleri onun tasarımına göre kurulmuş ve bu ülkenin refahından diğer Kule Üstadlarından daha çok sorumluymuş. Norden’ın ilaç, simya, madencilik ve mimari bilgisi neredeyse bir Tanrı’nın kine eşitmiş. Kuzey bölgesinin iksir konusunda diğer ülkelere hava atma sebebi Nordan’mış.’
‘Büyü Kulelerinin tasarımı...?! Ama Başkanım, bu söylediklerinizi düşünürsek Sarı Kule Üstadı’nın yaşı...’
‘En az 600 yaşında.’
Bu cevap hayal edebileceğinden fazlaydı ve Theo tüm kelimeleri yitirmiş bir haldeydi.
Hatırladığı kadarıyla, Büyü Kuleleri yaklaşık 500 yıl önce kurulmuş ve kendi sistemini birkaç nesil atladıktan sonra oturtabilmişti. Meltor Krallığının hakimiyeti de Büyü Kuleleri işleve başladıktan sonra sağlanmıştı.
Sarı Kule Üstadı Meltor Krallığının ilk vatandaşlarındandı! Elfler 200 yıllık ömürleriyle böbürlene dursun, Eski soyu sürdüren Ulu Elflerin yaşı bile 300-400’ü aşmıyordu.
Şayet kendine onunla yaşamını sürdürecek bir öğrenci seçmeye kalksa, ya şeytanları, Tanrıları ya da en güçlü yaratık kabul edilen ejderhaları aday görürdü. Ancak tüm bunlar, doğru cevap olmak için çok fazlaydı.
Herşeyden öte, kendi türünü büyücü olarak nitelendiremezdi. Büyü insan soyuna verilen bir özellikti ve insanlar da bunu başka türlerden edinmişti. Doğuştan büyü gücü olanların böyle gereksiz çaba içine girmesine gerek yoktu. Büyü gücüyle toplumu yeniden yapılandırmak ve Kule Üstadlığı yapmak imkansızdı.
Büyü Cemiyeti Başkanı Theo’nun düşüncelerini okuyabildiğinden bir kahkaha patlattı. ‘Bunun bir yararı yok.’
‘Ha?’
‘Şu anda düşündüğün şeyler birçok büyücünün aklından da geçmiş şeyler. Kimliğini ifşa etmediği sürece varsayımlarda bulunmak boşa olacaktır. O yüzden, bilmediğin konular üzerine fazla endişelenme.’
Bu sözlerinden sonra, Veronica ve trol arasındaki mücadelenin bittiğini gördü. Ofisin köşesinden çıkan bir gürültüyle önünde bir şey belirdi. Veronica trolün kollarını, bacaklarını ve gövdesini tamamen parçalamış ve sadece kafası kalmıştı. Sarı renkte parlayan başı Theodore’un ayaklarına yuvarlandı.
Yuvarlandığı sırada ağzı bir şeyler mırıldanıyordu. ‘Büyük, tamir gerek, işlev, yok. O yüzden, baştan başlatın.’
‘Sızlanmayı kesecek misin?’ Veronica kafasının arkasından gelip avcunu yüzüne koydu. ‘Kırmızı Kule Üstadı zararını karşılayacak, sen çocuğa onu ver.’
(Hmm, sadece bu. Aslında, bu değil.)
‘Açıklamanı çocuğa yap, bana değil.’
Trol,Veronica’nın lafıyla Theodore’a döndü.
Bir anda suratı erimeye başlayan trolün gözleri, burnu ve kulakları eriyip yeniden şekil aldı. Bu, Theo’nun henüz bazı noktalarını anlayamadığı popüler bir büyüydü. Az önceki kesik konuşmalarından eser kalmamıştı. (Sana verilen ödül, ‘Hassasiyet Arttırıcı – No.37’
‘Hassiyet arttırıcı...’
(Evet. Hassasiyetin büyücüler için önemini biliyorsundur. Hiçbir egzersiz ya da iksir hassasiyeti arttırma gücüne sahip değildir.) Ancak, ses zafer kazanmış bir edayla açıkladı. (Bu arttırıcı ile sınırlarını aşabilirsin!)
Ardından ağzından bir mücevher kutusu çıkardı.
‘Ah.’ Theodore bu hareketiyle büyülenip kutuyu aldı.
Kutuyu alınca trol şaşkın bir sesle ekledi. (Ah, kusura bakma. Kaburgalarımın kırıldığını unutmuşum.)
‘Hayır, sorun değil.’ Theo gayet doğal bir şekilde sol eline kutuyu alırken yanıtladı. Bu kutu büyüden yapıldığına göre, Obur’a yemek olabilir miydi?
İnce bir dil boşluktan dışarı süzülüp, az sonra kutuya yaklaştı. Beklediği an gerçekleşiyordu.
(Hassasiyet arttırıcı No.37 (İlaç))
(Bu iksir Doğu, Batı simyası ve ezacılık ilminin karışımlarıyla ortaya çıktı. 36 yanılmanın ardından 37.de bulunduğundan adı 37 konuldu. İçeriğinde nadir malzemeler, eski simya ve üst düzey büyücülerin çalışmaları var. Hassasiyeti büyü gücü seviyesine yükseltecek bir ilaç mahiyetini taşıyan bir iksirdir.
*Bu ilacın seviyesi ‘Hazine’
*Tüketildiğinde, hassasiyet önemli ölçüde yükselir.
*Tüketildiğinde, sindirim süresi olmaz.
*Tüketildiğinde, simya anlayışı iki adım daha ileri taşınır.
*Obur’un yerine direk ağızdan alınması daha etkili sonuç verir. Tüketildiği anda, vücut bu ilaca direnç gösterecek, iki dozun ardından geçersiz sayılacaktır.)
‘Bu gerçek.’
Trolün açıklamasına inanmadığından değildi ama kafasında beliren bilgileri gördükten sonra tatmin olmuştu.
Geçmişte, hassasiyetinin azlığından dolayı kendine pek güvenemezdi. Herkesin bildiği gibi hassasiyeti yükseltmenin yolu yoktu. Bunu başarabilecek bir ilaç da bir hayli pahalı olacağından sadece kafası basmayanların değil, sıradan öğrencilerin de yaşayacağı bir sıkıntıydı. Bu ilaç büyük miktarda satılıyor olsaydı, Meltor Krallığının gücü de büyük ölçüde artış gösterirdi.
(Bu arada, iksirin tamamlanana kadar 350,000 altın harcandı. Ama maalesef bunu piyasada satamıyorum. Ne kötü.)
‘...?!’ Theodore, trolün söyledikleri karşısında kaskatı kesildi.
64 yıl süren ve 350,000 altına mal olan bu ilaç eline verilmişti. Hafif mücevher kutusu artık daha da ağır geliyordu. Aslında, toplu üretime geçseler bu iksiri saklı tutmak zorunda kalmayacaklardı.
Veronica duygularından bihaber aklından geçenleri söyledi. ‘Şimdi, çocuk. İç de sonucu görelim.’
‘Burada mı? Şimdi mi?’
‘Evet.’
‘...Ah, tamam. Bekletme ya da satma şansımız yoktu, değil mi?’
‘Bu çocuk süper ya.’ Diye gülüp Theo’nun omzuna vurdu.
Sonuçta üst makamdakiler ona bu iksiri içmek için vermişti, satmak ya da saklamak için değil. Devlet sırıı olduğundan Kırmızı Kule Üstadı, Sarı Kule Üstadı’nın trolü ve Cemiyet Başkanının şahitliğinde içmeliydi.
Tabi bu bir araya gelmelerinin tek sebebi değildi.
‘Seni izleyen Kule Üstadlarının olması harika değil mi? Sana yardımcı olamasak da güvenliğini garanti edebiliriz. Seni bu sebeple çağırdık.’
Veronica’nın da dediği gibi, kendisi 8.halka, Başkan da 7.halkaya ulaşmıştı. İkisinin korumasıyla Theo’ya hiçbir insan eli değemezdi.
Theodore sonunda kararını verip kutunun kapağını açtı.
Huuk!
Tatlı ekşi bir koku dışarı yayıldı. Sadece kokusunu almak bile nefesini serinletmişti. Kokunun kaynağı, kutunun ortasında duran mavi boncuktu. Theo ilacı büyük bir dikkatle aldı ve...
Yuttu.
(Hassasiyet Arttırıcı No.37. tüketildi. Güç bedeninize aktarılıyor.)
(Sahibin büyü hassasiyeti maksimum seviyeye yükseltiliyor.)
(Geçici süreliğine hassasiyetin delice cereyan ettiğini hissedebilirsin. Buna dayanmaya çalış.)
Bu ilaç her haliyle mükemmeldi. Diline değdiği anda eriyip boğazından aşağı kaydığını hissetmişti.
Tüketim tamamlandıktan sonra Theo’nun yüzünde meraklı bir ifade belirdi.
‘Acaba... bu kadar mı?’
Ancak, tam teşkilat bundan sonra başladı.
‘....................?!’ Theodore sandalyesinden kaydı ve yere yuvarlandı.
Yere çarptığında bir acı duymamış, aynı şekilde Veronica ile Başkanın ona seslendiğini de işitmemişti.
Theo acıya alışıktı ama bu hissi acı olarak nitelendirmek zordu.
Açıklamak güç olsa da görünüşte kolay bir durumdu. Eğer bir insan burnu bir anda kurt gibi hassaslaşırsa, kurt gibi koku almaları mümkün olur muydu? Ya da bir kişinin kulağı yarasanınki gibi keskinleşirse, karanlıkta rahat ilerleyebilir mi? Cevabı hayırdı.
Bazen, algı limitleri insana eziyet olabiliyordu. Karanlığa alışan gözlerin ışıkta acıması gibi, insan da beş duyu organını temel alarak yaşamını sürdüyordu. Bunun gibi, büyü gücü de aynısıydı. Kimisi sanki elleriyle yakalamışçasına güçlü hissederken, kimisi de tüm duygularını kaybedip bayılacak gibi oluyordu.
Bilinen Theodore etrafını saran ince bir su buharı gibi onu çevreleyen hassasiyetine alışmıştı, ama şimdi önünde koca bir buzdağı varmış gibi hissediyordu. Zorla yükselen hassasiyeti nefesini kesmişti.
‘Ne-Nefes alamıyorum...bu durum...!’ Onu aşağı bastıran görünmez bir basıncın altında boğulduğunu hissetti.
O sırada, kurtarıcı bir el uzandı.
‘Çocuk, uyan!’
Boynunu saran parmaklar sıcaktı. Veronica’nın artan sıcaklığı bilincini geri getirmeye yetmişti.
Beş duyusu geri döndüğünden vücuduna baskı yapan büyü hassasiyetine rağmen rahat nefes alabiliyordu. Ama az öncekilerin yanılsama olduğunu bile bile kaçamamıştı. Theo bir şekilde üstesinden gelmeye çalışırken, Veronica’nın sert sesiyle irkildi.
-Büyüye karşı koyma! İçeride seni ezen büyü hassasiyeti her zaman seninleydi. Ama sen şimdiye dek onu fark etmedin. Şimdiye kadar haberin olmadığından onu reddetmen için bir nedenin yok. Biraz büyü kullan!
Tavsiyeyi bilinçsizce kabul etmesi, yıllardır büyücü olan bedeninin verdiği bir tepkiydi.
‘Şim...şek...hı...zı.’ Obur ilk kez uyanana kadar asla başaramadığı büyüydü. Dağılan dikkati geçmişten gelen hatırasıyla parçalanmıştı. En iyi haliyle bir anda bir sürü şimşek yağdıran bir 2.halka büyüsüydü.
Ancak, şimdi sonuç beklediğinden çok farklıydı.
Pajijijijijik-!
100 bilemedin 200... Cemiyet ofisi önünde birkaç yüz şimşek saldırısı görüldü. Havalanan kağıtlar alev alıp kül halinde yere düşmüştü. Sebep olduğu tahribat eskisinden çok daha fazlaydı.
Hassasiyeti neredeyse bir felakete yol açacaktı.
‘İyi! Güzel gidiyorsun!’
Hiç kimse bu ataklardan yara almazdı. Veronica yakın mesafeden birkaç kez vurulmuş ama tek bir yara izi bile oluşmamıştı. Etrafındaki 4.halka savunma büyüsü saldırıyı geri tepmişti.
Theo’ya elini uzatıp daha fazla büyü kullanması için teşvik etti. Sonunda, ofisteki heykel parçalara ayrılan tek varlık oldu. Onun yüzünden miydi...?
Sise benzeyen büyü şimdi çamur gibiydi ve cildinde aşırı ağırlık yapıyordu.
‘Demek, büyüyü hissedince böyle oluyormuş.’
Öncekine nazaran nefesi kesilmemişti. Büyü var olmadığından, ağırlığı da sahteydi. Hissetiği yalnızca hassasiyetinin yükselmiş olmasıydı. Theo yavaşça kalktı ve ellerini havada salladı. Ancak havada hava direnci yerine başka bir şeyler vardı.
‘...Büyü.’
Kimisi su, kimisi toprak, kimisi ateş demişti.
Theo bunu daha önce hiç hissetmemişti. Bir abartı ya da hislerinin yanılgısı olarak düşünmüştü. Theodore Miller için, büyü her zaman uzaktan onunla alay eden bir serap veya büyüyle ulaşamadığı bir bulut gibiydi.
Yine de mesele bu değildi. Sylvia’nın daha önce ona gösterdiği meşakkatli yetenek... büyüye gerek bırakmayan hassasiyet seviyesi...
Sonunda, Theo bunca zaman elde edemediğine kavuşmuştu.
Magnec