azcık aksiyon fena olmaz la korkmayın :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
71. Bölüm Başkentten Gelen Kafile #1
Ertesi iki gün, Theodore Earl Bergen malikanesinde kalmaya devam edip Mitra’yla derinleşen bağlarını gözlemledi. Vekil element seviyesine terfisinden sonra çok fazla öğreneceği bilgi doğmuştu. Theo’yu aşmasa da yine de bilgileri öğrenmesi için zamana ihtiyaç vardı. Hem Mitra’yla zaman geçirmesi günlük işlerinin bir parçasıydı.
Theo’yu izleyen Vince söze girdi. ‘Elementçiler, vekil element gücünü bulabilmek için 10 yıl feda ettiler... Ulu Elf ile karşılaşman senin için bir nimet.’
Vince’in de dediği gibi vekil element seviyesi kolay kazanılan bir şey değildi.
4.halka ve üzeri büyüler için, vekil elemente sahip olmak ilk seviyenin ardından kazanılan en özel dereceydi. Vekil element ile bağı olan büyücü, kendine munhasır bir özelliğin güç ve direncini elinde tutarak istediği zaman kullanmış olurdu.
Tıpkı şu an Mitra ile oynayan Theo gibi.
(Midra?)
‘Evet, Mitra.’
Küçük kız şeklinde bir varlık, Theo adını söylediğinde yerden dışarı çıktı. Mitra’ya benzeyen bu başka varlık, gerçek Mitra’nın kafasını meraktan yana yatırmasına sebep oldu.
Mitra, gülüp karşısındaki yeni kıza sarılmadan önce şaşkın şaşkın bakakaldı. (Fwen!)
‘Yeni arkadaşı diye mi soruyor?’
Mitra bu yeni kız çocuğunu çok sevmiş kollarını etrafını kenetlemişti.
Theo, Mitra’ya yedek olarak toprak elementi eğitiminde kullanacağı bu kızı ortaya çıkarmıştı. Sanki doğanın gücü, kolu bacağı gibi ona bir uzuv olmuştu. Sıradan büyücülerin hissedemeyeceği bu duygu, onun zorlu yolunda ona yardımcı olacaktı.
Belki de 6.halka duvarını bu şekilde aşacaktı.
‘...Büyü hassasiyetim kesinlikle birkaç gün öncesinden daha yüksek. Acaba artık 5.halkayı mütemadiyen kullanabilir miyim?’
Genelde, büyücülerin anlık kullanabileceği büyü kendi büyü halkalarının yarısı seviyesindeydi. 4.halka büyücüleri 2.halka büyülerini becerilerine dayanarak durduraksız okur, 5.halka büyücüleri de 3.halka seviyesine erişirdi. Yalnızca yüksek hassasiyet ve doğru hesaplama becerisiyle doğan istisna kişiler çıtayı yukarı çıkartabilirdi.
Her ne kadar sınırlı olsa da Theo da o alana giriş yapmıştı.
Theo’nun büyüdüğünü gören Vince’in yüzü gülüyordu ama yüzü buruştu. Bunun sebebi geçen sefer çapıştığı yeniçerinin neden olduğu yaralarının ağrıya yol açmasıydı. Usta bir enerji savaşçısının açtığı yara, pahalı iyileştirme iksirleriyle bile çok yavaş geçiyordu.
‘Hocam, yaralarınız hala...?’
‘Ah, düşündüğümden daha uzun sürecek. Ama şimdi çok daha iyi.’
Theodore hüzünle gülümsedi. Onunla ilgisi olmamasına rağmen, Vince’in yaraları içini daraltmıştı. Ellenoa’dan Vince’i iyileştirmesini istese de yaraların şiddeti karşısında Ellenoa kabul etmemişti.
-Saldırganın iradesi çok kuvvetli. Benim gücüm yalnızca ciltteki yaraları iyileştirebilir. Yani önce iradesinin kaybolmasını beklememiz lazım.
-O zaman ne yapacak?
-Doğal bir şekilde zamanla geçecek. Yahut büyük bir keşişin duasını alacak.
Ancak Meltro Krallığı laik bir yer olduğundan burada büyük zatlara ulaşmak zordu.
Bir ayda ancak geçecek bir yara olduğundan, Vince de Bergen’de dinlenmeyi seçti. Öğrencisini kendi hatası yüzünden geride tutmak istemiyordu. Zaten bu tip yaralanmaları ilk kez tecrübe ediyor da sayılmazdı.
‘Büyü Cemiyeti, Ulu Elflerin değerini biliyor.Umarım etkin birini yollarlar.’
Şayet Blundell veya Veronica bizzat gelse yaralandığına değecekti. Vince sakince kendi durumunu tartıp bir karar verdi.
Sonrasında bahçede oturan bu iki kişinin yanına koşarak gelen biri göründü. ‘Haidel! Miller!’
Malikanede çalışanlardan biriydi. Koşmaktan yüzü kızaran adam bir an önce anlatmak için konuşmaya başladı. Nefesini düzenlemeye çalışırken anlatmaya başlaması, verilen mesajı ulaştırma önceliğinden kaynaklıydı. ‘E-Earl Bergen hemen ön kapıya gelmenizi söyledi. Başkentten gelenler var...!’
İkisi aniden yerinden kalktı.
Görevlerinden 3 gün sonra, kafile Earl Bergen bölgesine ulaşmıştı.
***
‘Hocam.’ Dedi Theo, Vince’i takip ederken. Kafile kelimesinin altında yatan anlamı çözeli daha çok olmamıştı.
Mekan büyüsüyle seyahat edebilen büyücüler varken neden bir kafile göndermişlerdi?
‘Mekan büyüsü kullanamadılar mı?’
Sorusu güzeldi, Vince başıyla redderek yanıtladı.
‘Elfler doğaları gereği büyülü varlıklar. Buna binaen, büyüye de dirençliler. Doğanın kutsallığını içerdiklerinden, aleyhlerine kullanılan büyüyü geçersiz kılabiliyorlar.’
‘...Mekan Büyüsü bile mi?’
‘Aslında, sıradan elfler ile böyle bir şey imkansız olur. Mekan büyüsü en az 6.halka istediğinden direnemeyecekleri bir şey sayılmaz.’
Gerçi Ulu Elfler biraz özeldi. Farkında olmadan çevrelerindeki büyüye el atıp durgunlaştırıyor ve büyünün etkinleştirilmesinde de rol oynuyorlardı. Büyücülerin onlara karşı mekan büyüsü kullanmaları ortaya çok daha büyük problemler açardı.
Bundan sebep, kara yolunu kullanarak Bergen bölgesine kafile halinde ulaşmak zorundalardı. Sonuca varan Theo ve Vince, malikanenin ana girişine yaklaştı.
‘Oh, geldiniz mi?’ güçlü bir ses kulakları doldurmuştu.
Yüzünü ekşiten Theo’nun aksine Vince’in gözleri tanıdık gelen sesle şaşkınlıkla açıldı. Böyle birinin kafileye eşlik edeceğini düşünmemişti. En az 10 yıl önce bacaklarını kaybetmiş bir kıdemli büyücüydü. Bir zamanların 1.sınıf Kırmızı Kule büyücüsüyken şimdilerde arka saflarda yer alıyordu.
‘Uzun zaman sonra seni görmek çok güzel, değerli büyüğüm Herman.’
‘Evet, uzun zaman oldu. 6.halkaya ulaştın ha? Sandığımdan hızlıymışsın.’
‘Teşekkür ederim.’
Herman tekerlekli sandalyesinden Vince’i tebrik etti. Pantolonun bacak boşlukları bolluk oluştursa da bu sorunu sıcak hava büyüsüyle halletmişti. Andras İmparatorluğuna karşı savaşırken bir büyü halkasından olmasına rağmen sahip olduğu güç, 6.halkanın üzerindeydi.
Theodore hayranlıkla onu seyrederken yutkundu. ‘Hayır, tek mükemmelliği bu değil...!’
Herman’a ek olarak,Beyaz Kule büyücüsü Shugel ve diğer büyücüler yorgun halleriyle ayakta duruyorlardı. Önlerinde duran topluluk gözünü kırpmadan bir belki de iki köyü yok edebilirdi. Ulu Elf’in hürmetine gelen kafile gerçekten güçlü bir kafileydi.
Herman, Theo’ya dönmeden önce Vince ile kısa bir muhabbet etti. ‘Hoh, Kule Üstadımızın gözlerini süsleyen öğrencin bu mu?’
‘G-gözlerini?’
‘Kkakakaka, utanmana gerek yok. Tersi kötüdür ama onun gibi bir kadın zor bulunur. Siz gençlerin enerjisini atacak bir yolu vardır.’
Theodor’un yüzü Kıdemlinin sözleriyle kızardı. Bunun diğer bir sebebi ise yapılan bariz şakanın ardından hayalinde Veronica’nın canlanmasıydı. Herman bu masum tavırlara gülüp geçerken bakışları yaklaşan elflere kaydı. Ortalarında Ellenoa’nın olduğunu hissediyordu.
Kudretli büyücüler ordusunu saran büyü hafifledi. ‘Hoh... Ortada duran Ulu Elf değil mi?’
Diğer büyücüler de Ellenoa’ya etkilenmiş gözlerle bakıyordu. Başarılan görevin içeriğini duyduklarında önce inanamadılar ama, şimdi gözleriyle Ulu Elf’e şahitlik ediyorlardı. Büyücüler için bu durum en pahalı hediyelerle eş değerdi. Bu yüzden, görevini tamamlayan büyücüler, dinlenmeden direk buraya yollanmalarına ses çıkarmamıştı.
Ellenoa kafileye yaklaşıp selamladı. ‘Sizinle tanışmaktan memnuniyet duydum. Ben, Mavi Yeşil Kabilesinin kızı ve 6.dansçısıyım. Adım Ellenoa.’
‘Ben kafile başkanı Herman Alphen. Sizinle tanışmanın bana ne kadar zevk verdiğini siz de tahmin edebilirsiniz.’
‘Memnun oldum, Herman.’
Ellenoa sıcak bir gülümsemeyle elini sıktı. Elleri birbirine değince yeniden hayat kazanan Herman yaşını o anda unutmuştu. Başını hayran hayran salladı. Ulu Elflerin gücü bildiğinden bu görevi ısrarla istemişti ve gerçekten de aldığı bu görev son derece harikaydı.
Yaşlı büyücü düşüncelerden kurtulup Ellenoa’nın elini tuttu. ‘Size eşlik edeyim. Beni takip edin.’
Herman birkaç hareketle sandalyesininin tekerleklerini döndürmeye başladı. Theodore ve Vince de Ellenoa ile kafilenin peşindeydi. Detayları bilmeyenlerin yadırgayacağı bir kafile görüntüsü çiziyorlardı.
Neyse ki, gidecekleri yer çok uzak değildi. Earl Bergen malikanesinin özel arka bahçesinin tam ortasında duruyordu.
‘İşte, sana hazırladığımız kafilemiz. Umarız beğenirsiniz.’
Theodore, Vince, Ellenoa ve diğer tüm elfler ortada duran 3 objeye bakakaldı. Dış görüntüsüyle at arabasını andıran bu objenin tekerlekleri metaldi. Ayrıca arabayı çekecek bir hayvan da yoktu.
Theo herkesten önce soruyu yapıştırdı. ‘Arabada neden yelkenler var...?’
Diğerleri de bu soruya kafa sallıyordu.
Geniş arabalar gayet hoştu da, üst taraf ve yanlarına büyük yelkenler sabitlenmişti. Bu arabalar sayesinde yelkenleri her an her yerde kullanılabilirdi. Yine de, denizi geçmek amacıyla üretilen şişme botlar gibi değillerdi. O zaman neden arabalara yüklenmişti?
Böyle engelli ve rampalı bir yolda bu aracın hızı ne olurdu? Bununla birlikte, kafiledekiler bu görüntüye zafer kazanmış bir edayla gülerken araçların arkalarında buldukları yerlere oturdular.
Herman o sırada açıklamaya başladı. ‘Bu araçlar rüzgar gücüyle çalışıyor ve adına da ‘Fırtına Arabası’ deniyor.’
Araçların hızı, yüklere hafifletme büyüsü yapılsa da kısıtlıydı.
Önceleri, hız delisi Beyaz Kule büyücüleri araçların rüzgar gücüyle daha çok hızlanması için büyü yapıp bin şoförün yaralanmasına neden olan bir kaza yaptıktan sonra bu yöntem fazla kullanılmadı. Yeni konsept olan ve eskisinden 2-3 kat daha hızlı olan bu araçlar üretildi. Teoride 5 kata kadar hızlanabiliyordu.
‘Hadi! Bin! Sana gerçek hız nasıl olurmuş göstereyim!’ diye bağırdı Herman.
Theo ve Ellenoa’nın yüzü, dağların arasında onlarla yapacakları yolculuğu düşününce bembeyaz kesilmişti.
Aslında, böyle bir araca binmek istemiyorlardı...
Magnec